Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Ocak, 2013 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Yayınevleri Okurun Oluşturduğu İçeriğin Kalitesini Neden Önemsesinler?

E-Kütüphanenin Sürekliliği  makalesinde anlatılan EPUB geliştirmelerine bir de yayınevleri açısından bakalım: Uluslararası Sayısal Yayıncılık Forumu üyesi yayınevleri e-kitabın tasarımının geliştirilmesinden hoşlanacaktır. Ama okurun oluşturduğu içeriğin kalitesini neden önemsesinler? Neden Forumdan bunun da iyileştirilmesini talep etsinler? Okur, oluşturduğu içerikle kitaptan daha çok yararlanır. Kitabı değerli kılan okurun sevdiği yerleridir. Sevdiği metinleri çizer. Kitabın daha çok yerini hatırlar. Böylece arkadaşlarına kitaptan uzun uzun bahsedebilir. Sık sık farklı yerlerini gündeme getirebilir. Elbette kitabın reklamını yapıyor olacaktır! Ne kadar çok şey hatırlarsa o kadar uzun süre gündemde tutar. Kitabın başka başka bölümlerinden bir şeyler bulacak insanların ilgisini çeker. Bazı arkadaşları kitaba sahip olmayı düşünmeye başlayacaktır. Sonra onlar da kendi arkadaşlarına reklam yapacaktır. Süreç işlemeye başlamıştır. Artık o kitabın satışlarının artmasını umabiliriz...

Alıntı: Steve Jobs :-)

(Steve Jobs) Küstahlığına karşın (veya belki de bu sayede) Atari’nin patronunun gözüne girmeyi başardı. “Çalıştığım diğer insanlardan daha felsefiydi,” diye anımsıyordu Bushnell. “Özgür iradeyle determinizmi tartışıyorduk. Ben her şeyin çok daha belirlenmiş olduğuna, programlanmış olduğumuza inanıyordum. Elimizde eksiksiz veriler olsa, insanların davranışlarını önceden bilebilirdik. Steve tam tersini düşünüyordu.” Bu yaklaşım, Jobs’ın irade gücünün gerçekliği bükebileceğine inanmasıyla uyumluydu.

Alıntı: Bill Gates Anlatıyor :-)

Gary Kasparov ilk bilgisayar satranç oyununu kazandıktan sonra Gates şöyle dedi: "Bir bilgisayarın satranç şampiyonu olduğu gün geldiğinde dönüm noktasının o kadar büyük önemi kalmayacaktı. Dürbünle bakan insan uzak bir şeyi elbette dürbünsüz insandan daha iyi görür ve bu olay da insanı bunu anlamaktan daha fazla rahatsız etmemelidir.” Ama günümüzde yine de beyin bilgisayardan daha üstün durumdadır: "Satranç oynamak insana diğer oyunlarda strateji uygulamasını, bazı durumlarda nasıl karar verileceğini ve hatta iş hayatında nasıl başarılı olunacağım öğretebilir ama satranç oynayan bilgisayar bundan bir ders alamaz, bir şey öğrenemez.” Fakat gelecekte bu durumun değişebileceği gün de gelebilir: "İnsan zekasının eşsiz olduğunu söyleyemem şu anda. Beyinde algılamaları ve duygulan oluşturan tüm sinirler çiftli sistem halinde çalışır.”

Alıntı: Kim Demiş Filler Dans Edemez... :-)

Genelde rekabetçi analizin yetersiz oluşu, hancıya hanın ne kadar iyi olduğunu sormak gibidir. çoğu yöneticinin şirkete işten el çektirecek bir stratejiye yönelmeyeceği varsayılmaktadır. Ama yöneticiler, patronlara denetimleri altında şirketin cilalanmamış, karamsar bir tablosunu sunmazlar. (Belki de en nesnel analizi bir bölüm yöneticisi ilk kez işe başladığı zaman alabilirsiniz. O anda eski hataların sorumluluğu taşınmaz; her şey bir önceki beceriksiz kişinin sorunudur!) (Louis V. Gerstner, genelde bölüm yöneticilerinin, bölüm işinin eksiksiz analizini yapmakta isteksiz olacağını anlatıyor. İşin sorunlarını, hatalarını itiraf etmek zordur. İşe yeni başlayan yöneticilerin daha kolay nesnel analiz yapabilmesinin nedenlerini vurguluyor.)