yapay et etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yapay et etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Nisan 2025 Çarşamba

Laboratuvarda Büyük Boyutta Et Üretmek Başarıldı - Teknoloji

İnsanların alıştığı boyut ve dokuda et üretme hedefine gittikçe yaklaşılıyor. Bu teknoloji geliştikçe, et sağlama yöntemi de gelecekte değişmeye başlayacaktır. Hayvanlardan et üretmek yerine kültürlü et üretmek daha ucuz hale gelebilir. Hayvan etini oluşturan hücrelerden bir miktar alınıyor. Rahim olanaklarını kısmen taklit eden bir ortama yerleştiriliyor. Bu hücreler orada bölünerek çoğalıyor, embriyo gibi. Böylece et parçasına dönüşüyor. Yani yapay etin doğal etten farkı yoktur.

***

Japonya liderliğindeki ekip 11 gramlık bir tavuk parçası yetiştirdi – ve ürünün beş ila on yıl içinde piyasada olabileceğini söylüyorlar.

Araştırmacılar, dolaşım sistemini oluşturan kan damarlarını taklit eden bir cihazda tavuk parçaları büyüklüğünde parçalar ürettikten sonra laboratuvarda et yetiştirmede çığır açacak bir gelişme kaydettiklerini iddia ediyorlar.

Bu yaklaşım, jel içinde süspanse edilmiş tavuk kas hücrelerine oksijen ve besin sağlamak için ince içi boş lifler kullanıyor; bu gelişme, bilim insanlarının 2 cm uzunluğa ve 1 cm kalınlığa kadar et parçaları yetiştirmesine olanak tanıyor.

Araştırmacılar, içi boş fiber biyoreaktörün laboratuvarda tavuk, sığır eti, domuz eti ve balık gibi bütün parçaların yetiştirilmesinin önünü açtığına inanıyor. Aynı teknolojinin işlevsel organlar üretme potansiyeli de var.

Dundee'deki James Hutton Enstitüsü'nden Prof. Derek Stewart, "Bu dönüştürücü bir adım gibi görünüyor, gerçekten zarif bir çözüm," dedi. "İnsanların yemeye programlandığı bir boyut ve ölçekte bir şey yarattılar: bu tavuk nugget modeli."

Laboratuvarda et yetiştirmenin önündeki en büyük engel, dokuların kalın bölümlerindeki kas hücrelerine yeterli besin ve oksijenin ulaştırılmasındaki zorluktur. Bunlar olmadan hücreler ölür. Bu nedenle, birçok proje kıymaya benzer minik et parçaları yetiştirmeye odaklanır.

Tokyo Üniversitesi'nden Prof. Shoji Takeuchi, boyut sorununu çözmek için canlı hücreleri bir jel içinde tutan ve onları malzemeden geçen ince, yarı geçirgen lifler yoluyla oksijen ve besinle besleyen bir biyoreaktör inşa etti.

Takeuchi, "Kalın doku yetiştirmedeki temel zorluklardan biri, merkezdeki hücrelerin yeterli oksijen ve besin almakta zorluk çekmesi ve bunun da hücre ölümüne yol açabilmesidir" dedi. "Sistemimiz, iç perfüzyon sağlayarak bu sorunu çözmeye yardımcı oldu ve bu da daha kalın, daha tutarlı dokuların büyümesini desteklememize olanak sağladı."

Trends in Biotechnology'de yazan Takeuchi ve ekibi, içinden 1.000'den fazla içi boş lif geçen bir jelden 11 g'lık bir tavuk parçasını nasıl yetiştirdiklerini açıklıyor. Hücreleri beslemek için liflere besin ve oksijen açısından zengin bir kültür ortamı pompalandı.

Takeuchi, etin daha büyük, daha yapılandırılmış parçalar halinde yetiştirilmesinin araştırmacıların tavuk göğsü veya uyluk gibi etin dokusunu ve görünümünü taklit etmesine yardımcı olabileceğini söyledi. "Küçük ölçekli veya kıyılmış kültürlü et üretmek daha kolay olsa da tüketicilerin geleneksel kesimlerle ilişkilendirdiği lifli yapıyı ve ağız hissini tam olarak yakalayamayabilir" diye ekledi.

Şimdilik, yapay dolaşım sisteminin içi boş lifleri et büyüdükten sonra elle çıkarılmalı. Ancak bilim insanları bunları, etin dokusunu değiştirmek için kullanılabilecek yenilebilir selüloz lifleriyle değiştirmeyi amaçlıyor.

Stewart, yenilebilir liflerin başka olasılıklara da kapı açabileceğini söyledi. Etlerin kültür ortamına çinko ve selenyum eklenerek güçlendirilebileceğini, yaşlı insanların bağışıklık sistemlerinin güçlendirilmesine yardımcı olabileceğini öne sürdü. Ayrıca masala sosunun tüplerden geçirilerek tavuk tikka masalasının nugget versiyonunun yaratılıp yaratılamayacağını merak etti. "Bir şans veririm," dedi.

Takeuchi, biyoreaktörün gelecekteki versiyonlarının, daha büyük et parçalarının büyümesine izin vermek için hücrelere daha fazla oksijen taşıyan yapay kana ihtiyaç duyabileceğini söyledi. Yeterli fonlamayla, bu yaklaşıma dayalı ürünlerin beş ila 10 yıl içinde mevcut olabileceğine inanıyor.

"İlk başta, esas olarak malzeme ve üretim maliyetleri nedeniyle geleneksel tavuktan muhtemelen daha pahalı olacak," dedi. "Ancak, aktif olarak gıda sınıfı, ölçeklenebilir sistemler geliştiriyoruz ve başarılı olursak, maliyetin zamanla önemli ölçüde azalmasını bekliyoruz."

Makale: Laboratuvarda üretilen tavuk ‘nugget’lar kültür eti için ‘dönüştürücü bir adım’ olarak nitelendirildi - The Guardian

9 Nisan 2024 Salı

İşlenmiş Etler Kansere Neden Olur mu! - Bilim

İşlenmiş etler kanser yapabilir. Dünya Sağlık Örgütü işlenmiş etleri tavsiye etmemektedir. Çünkü günlük 50 gram işlenmiş et tüketmenin kanser riskini %17 arttırdığı verisine ulaşmıştır. İşlenmiş etin zehir olarak düşünülmesinin nedeni budur.

Lezzet iyileştirici gıda katkı maddeleri ete eklenir. Sonra ete ısıl işlem uygulanır. Böylece etteki mikroorganizmaların ölmesi sağlanır. İşlenmiş et budur. Kanser riskini arttırdığının düşünülmesinin nedeni kullanılan gıda katkı maddelerinden birinin sodyum nitrit olmasıdır. Peki et endüstrisi ete neden sodyum nitrit katmaktadır. Taze et bekletildiğinde hemen bozulmaya başlayacaktır. Oysa sodyum nitrit katılarak işlenen et bozulmaz. Etin raf ömrü uzar. Aksi taktirde, tüketiciler kanser olmadan çok önce başka hastalıklara yakalanacaklardır. Sodyum nitrit başta Clostridium cinsine ait patojen bakteriler olmak üzere diğer bazı patojenlerin gelişimini engellemektedir; zira Clostridium öldürücü bir bakteridir! Yani tüketiciyi korumak için sodyum nitrit katılarak et işlenmektedir. Ayrıca ürüne özgü kür lezzetini ve rengini verir.

Çok eskiden beri etlerin bozulmasını önlemek için tuz kullanılırdı. Aslında o da pek sağlıklı sayılmazdı. Böbreğe zarar verebilir. Daha önemlisi tuz da kanser yapabilir. Et endüstrisi standartlar ölçüsünde çok az miktarda sodyum nitrit kullanmaktadır. Şuanda eti korumak için sodyum nitrit kullanmaktan daha iyi bir yöntem görünmüyor. Endüstri etleri korumak için sodyum nitrit kullanmayacak olsa başka ne kullanabilirki! Birileri etleri korumak için sodyum nitrit kullanmaktan daha iyi bir yöntem keşfederse, endüstri buna itiraz etmeyecektir. O birileri alacakları patentler sayesinde zengin olurdu. Çünkü endüstri onların yöntemlerini kullanmaya başlardı. Nitekim endüstri tuz kullanmayı çok azaltmıştı, sodyum nitrit kullanmak keşfedildiğinde. Dünya Sağlık Örgütü günlük tuz tüketimini 5 gramla sınırlamayı tavsiye etmektedir. Örneğin 100 gram sosiste genelde 2 gram ve altında tuz kullanılmaktadır. Yani bir porsiyon sosiste tavsiye edilen miktarın altında tuz girmektedir vücuda...

Ispanakta doğal olarak bolca nitrat vardır. Nitratların bir kısmı insan vücudunda nitrite dönüştürülür. Zaten ıspanak bekledikçe ya da ısıtıldıkça içeriğindeki nitratlar nitrite dönüşecektir. Hatta bu yüzden ıspanak zehirlenmesi diye bir hastalık vardır. Bu garip değil mi! Acaba ıspanak da mı kanserojendir! Aslında kanser riskine etkisi açısından ıspanak yemeğiyle, işlenmiş et arasında pek fark yoktur. Bedende aynı tepkimelere neden olurlar. İşlenmiş et ne kadar tehlikeliyse, ıspanak da o kadar tehlikelidir. Ama ıspanak afiyetle tüketilir.

Sodyum nitrit etteki proteinlerde bulunan aminlerle tepkimeye girebilir. Ortaya kanserojen olan nitrözaminlerin çıkma olasılığı vardır. Aslında tüm fırtına burada kopuyor. Oysa bu sadece bir olasılıktır! “Birçok çalışmanın sonucunu bir araya getirdiğimizde, günde 50 gram işlenmiş et tüketildiği zaman kolon ve rektum kanserinde yüzde 17 artış olduğunu görüyoruz. Bu risk artışı kırmızı ette de neredeyse aynı. 100 gramda 1.17 civarında.” şeklinde açıklama yapıyor Dünya Sağlık Örgütü’ne bağlı Uluslararası Kanser Araştırmaları Merkezi'nde bölüm şefi Dr. Kurt Straif. Kısaca kanser riskine etkisi açısından kırmızı et ile işlenmiş kırmızı et arasında pek fark görünmüyor. DSÖ işlenmiş kırmızı etin kanser riskini arttırdığını açıkladı. Bu doğru. Ama DSÖ kırmızı etin de kanser riskini arttırdığını açıkladı! Yani DSÖ kırmızı eti de tavsiye etmemektedir. Ama insanlar kırmızı etten kolay vazgeçmezler. İşlenmiş etin kanser riskini yüzde 17 arttırdığı verisi korkutucu görünebilir. Bir hesaplama yapalım. Bir insanın kanser olma riskinin %1 olduğunu varsayalım. Bu insan işlenmiş et de tüketmeye başlasın. Kanser riskine %17 eklendiğinde (yani %1'in %17'si eklendiğinde)  kanser riski %1,17'ye çıkıyor. Evet, kanser riski sadece %1,17 oluyor. Artık o kadar korkutucu görünmüyor, değil mi! Günde 10 veya daha az sigara içenlerde akciğer kanser riski 20 kat artıyor. Yani sigara içmek kanser riskini yüzde 2000 arttırır! Bu durumda insanların işlenmiş et endişesi biraz abartılı olabilir mi!

Aslında et endüstrisi sodyum nitritin olası yan etkilerini azaltmak için çeşitli yöntemler deniyor. Et işlemeye askorbat, sodyum eritorbat gibi antioksidanları da dahil ediyor. Örnek olarak E300, E301 verilebilir. Bunlar C vitaminidir. Kanserojen olan nitrözamin oluşumunu önleyeceklerdir. Bu antioksidanların kullanıldığına inanmayanlar güvenilir firmaların ürün içeriklerine bakabilirler! İnsanlar işlenmiş et tüketirken C vitamini de almış olurlar. Bu arada taze ette C vitamini yoktur!

Bazı insanlar için salam, sosis zehirdir. Çünkü onlar işlenmiş ettir. Bu insanlar afiyetle sucuklarını yerler. Sucuklar uzun süre bozulmadan kalabilir. Bu gerçekten harika. Sucuğun raf ömrünün uzun olmasını ve parlak kırmızı rengini korumasını sağlayan şey nedir dersiniz. Bu yine sodyum nitrit kullanılarak sağlanıyor. Sucuğa lezzet iyileştirici gıda katkı maddeleri eklenir ve ısıl işlem uygulanır. O insanlar farkında değildir ama sucuklar da işlenmiş etlerdir!

Laboratuvar ortamında hücrelerin bölünerek çoğalması sağlanabildi. Bir damla kas hücresinin çoğalarak ete dönüşmesi başarıldı! Bildiğimiz ete... Tadı ve protein yapısı gerçek etle aynı! Bu harika bir şey. Elbette bu yeni bir teknoloji. Dolayısıyla bu etin üretimi oldukça pahalı. Ama bu hep böyle kalmayacaktır. Teknoloji gelişim aşamasında. Gelecekte yapay eti üretmek ucuzlayacaktır. Öyle ki hayvan eti üretmekten daha ucuz olacaktır. Dolayısıyla et endüstrisi gelecekte yapay ete yönelmeye başlayacak. Hatta böylece hayvan öldürme zorunluluğu gündemden kalkmış olacaktır! Günümüzde işlenmiş ete bile karşı olan insanlar gelecekte yapay ete alışmakta epey zorlanacaktır!

İlgili Belgeler:
Gıdalarda Nitrat ve Nitrit
BESİNLER İLE NİTROZAMİNLERİN İNHİBİSYONU
DSÖ: Günde 50 gram kırmızı et kanser riskini yüzde 17 arttırıyor
WHO: Salam, sosis gibi işlenmiş etler kanser yapıyor
Sodyum nitrat – Vikipedi
İşlenmiş et - Vikipedi
Et Üretimini Yeniden Keşfetmek – Konferans

Bunlar da İlginizi Çekebilir:
Cep Telefonlarının Sağlığa Etkileri
Mikrodalga Fırınlar Kanser Yapar mı?
Nükleer Santraller



2 Kasım 2023 Perşembe

Üretimde Oluşacak Bolluk – Teknoloji

Robotların gelişiminden korkan insanlar vardır. “Gelecekte isyan çıkarırlar. Yönetimi ele geçirirler.” şeklinde düşünürler. Peki makinelerin yükselişinin insanlığa gerçekten olumsuz etkisi mi olacaktır. Yoksa beklenmedik katkıları mı olacaktır!

Yapay zekâ ve diğer teknolojiler dördüncü sanayi devrimini gerçekleştirirken temiz enerji devrimi de gerçekleşmek üzere. Bu, iklim değişikliği krizine çözüm getirirken, diğer yandan enerji maliyetlerini de ciddi ölçüde düşürecek. Güneş, rüzgâr ve pil teknolojilerinde sağlanan ilerlemelerle 2041 yılına kadar dünyanın enerji altyapısını tekrar inşa edecek duruma geliyoruz.
Enerji maliyetleri düşünce su, hammadde, üretim, bilgi işlem, lojistik ve büyük enerji girdisiyle üretilen her şeyin maliyeti de azalacaktır. Aynı zamanda üretimde arzı sınırlı veya zararlı maddeler (petrol, mineraller ve bazı kimyasallar) yerine doğada bolca bulunan düşük maliyetli yapıtaşları (foton, moleküller, silikon) kullanılacak.”

Halen Peter Diamandis’in “maddesizleşme” olarak adlandırdığı bir dönemde yaşıyoruz: pek çok fiziksel ürünün işini cep telefonları gibi yazılım ve platform ürünleri gördükçe bu fiziksel ürünler demode oluyor, tarihe karışıyor. En yakın örnekler, radyo, fotoğraf makinesi, harita ve bağımsız GPS sistemleri, kayıt cihazları ve ansiklopediler olarak sayılabilir. Maddesizleşme hızı arttıkça eskiden pahalı olan ürünler neredeyse bedava hale gelir.”
(Maddesizleşmeye bir örnek de şudur: Kitapların üretimi gittikçe ucuzlayacaktır. Çünkü kağıt yerine elektronik kitapları tercih edenler yavaş yavaş artacaktır.)

Dördüncü Bölümde “Temassız Aşk” adlı hikâyede sentetik biyolojinin ilaç keşfi ve gen tedavisi (CRISPR) alanındaki gücünden bahsetmiştik ve bunun sağlık hizmetlerinin maliyetini düşüreceğini, tedavi etkinliğini artıracağını ve insanların yaşam süresini uzatacağını ileri sürmüştük.”

Sentetik biyoloji gıda sektöründe devrim yaratabilir. Et, hayvan kaynaklı başlangıç hücreleri kullanılarak laboratuvarda aynı protein ve yağ profilini ve tadı içerecek şekilde üretilebilir. Bu dönüştürücü teknoloji hayvanlara ve gezegene zarar vermeden “gerçek” et üretilmesini sağlayacaktır. Gelecekte gıdalar geçmişte tattıklarımızla sınırlı olmayacak. Moleküler düzeyde çalışan bilim insanları, mevcut gıdaları bire bir taklit eden gıdaları üretirken aynı zamanda tamamen yeni gıda ürünleri de yaratacaklar. Bu yeni formüller veri tabanlarına yüklenerek gıda maddeleri artık yazılım veya emtia haline gelen donanım gibi çok düşük maliyetli olarak büyük miktarlarda üretilebilecektir.
Çoğu sebze ve meyve, aslında gerçek otomasyonla teçhiz edilmiş fabrikalar olan dikey çiftliklerde üretilecek ve ölçek ekonomisine ulaşılması sayesinde maliyetler de düşecektir. Sonunda bu çiftliklerin ana maliyet unsuru elektrik, su ve gübreden ibaret olacaktır. Yukarıda bahsettiğimiz gibi, elektrik ve su neredeyse bedava olacak. Sentetik biyoloji, bitkilerin ihtiyaç duyduğu nitrojenin bakteriler tarafından üretilmesini sağlayabilir ve böylece zehirli kimyasal gübre kullanımına son verilir.
Sentetik biyoloji aynı zamanda lastik, kozmetik, koku, moda, kumaş, plastik ve “yeşil” kimyasallar yaratabilir. Plastikleri eritebilir, çevreyi kirleticilerden temizleyebilir. Sentetik biyoloji pek çok sektörü daha sürdürülebilir hale getirerek dönüştürecek, toplam maliyetleri de ciddi ölçüde azaltacaktır.”

Önceki bölümlerde anlattığımız gibi, robotlarla yapay zekâ çoğu ürünün üretimini, dağıtımını, tasarımını ve pazarlamasını devralacak. Otonom araçlar bizi istediğimiz yere çok ucuza götürecek ve bizler de otomobil almak zorunda kalmayarak tasarruf etmiş olacağız (“Kutsal Sürücü”). Yapay zekâ hizmet robotları ev işlerini en iyi yardımcıdan daha iyi yapacak (“Temassız Aşk”). Yapay zekâ beyaz yakalı ve mavi yakalı bütün rutin iş ve görevleri devralacak (“İş Kurtarıcı”). Yapay zekâ 7/24 sürekli çalışır, şikâyet etmez ve kendisine herhangi bir ücret ödenmez. Yapay zekâ böylece ürün fiyatlarını hammadde ve malzeme maliyetinin biraz üzerine kadar indirebilecektir.”

Robotlar kendi kendilerini üretebilecek, tamir edebilecek, hatta bir ölçüde tasarlayabilecek. 3D baskı makineleri, Star Trek’teki çoğaltıcıya giderek daha çok benzeyecek ve takma diş ve protez gibi özel veya sofistike ürünleri minimum maliyetle üretebilecek.”

Evler ve apartmanlar yapay zekâ tarafından tasarlanacak ve robotlar tarafından prefabrike modüllerin Lego parçaları gibi bir araya getirilmesiyle inşa edilecek, böylece inşaat maliyetleri ciddi ölçüde düşecek. Robo-otobüs, robo-taksi ve robo-mobilet gibi otonom toplu taşıma araçları bizi ihtiyaç duyduğumuz anda gelip alacak ve istediğimiz yere götürecek. Böylece durakta beklememiz gerekmeyecek.”

Eğer bolluk konusunda şüpheciyseniz, bunun günümüzde bile ekonominin bazı kısımlarında gerçekleştiğini görebilirsiniz. Bugün ayda yaklaşık yirmi dolar ödeyerek her an istediğimiz cihazdan istediğimiz kadar müzik dinleyebiliyor, film seyredebiliyoruz. Zengin bir elektronik ve sesli kitap koleksiyonundan düşük bir maliyetle yararlanabiliyoruz. Haberleri bedava okuyabiliyor ve seyredebiliyoruz. Hisse senedi alım satım komisyonu neredeyse sıfır. Bir zamanlar yapay olarak kıt ve pahalı hale getirilen değerli bilgilere çevrimiçi olarak erişebiliyoruz.”

“Peki, gıda ve ev gibi “gerçek” şeyler için ne diyebiliriz? 2020 yılında ABD’de 218 milyar dolar değerinde gıda maddesi çöpe atıldı. Oysa ABD’de açlığı önlemenin maliyeti yılda 25 milyar dolar olarak hesaplanmıştı. ABD’de evsizlerin sayısının beş katı kadar oturulmayan boş ev var. Bu bakımdan ABD’de 2021 yılı itibariyle gıda ve barınma açısından bolluğa teorik olarak erişmiş durumdayız. Bu kazanımları ve dengesizliği beş yüz yıl önceki insanlara anlatmaya çalıştığınızı düşünün. William Gibson’un dediği gibi, “Gelecek geldi bile; yalnız henüz pek eşit dağıtılmış değil”.”

Bolluk konusunda Star Trek muhteşem bir vizyon ortaya koyar. Manu Saadia, Trekonomics adlı kitabında Star Trek ekonomi modelini tarif ediyor. Bu model en iyi Kaptan Picard’ın, “İnsanlar artık bir şeyleri biriktirme takıntısından kurtuldular. Açlığı, yokluğu ve mal mülke duyulan ihtiyacı ortadan kaldırdık” sözünde özetlenir. Star Trek: The Next Generation filmi ise yirmi dördüncü yüzyılda geçer. Burada çoğaltıcı sayesinde her şey üretilebiliyor ve çalışmaya ve ticarete gerek kalmıyor. Bu ihtiyaçlar ortadan kalktığı için para ve işgücü de gereksiz hale geliyor. Çalışma tercihe bağlı ve gönüllü oluyor; insanlar Maslow hiyerarşisinin basamaklarında yükseldikçe ve kendi potansiyellerine erişmek için yaşadıkça sosyal statü ve saygınlık yeni para birimi haline geliyor. Yeni dünyalar keşfederek ve bilgi birikimine katkıda bulunarak potansiyellerini gerçekleştiren Enterprise mürettebatı bu insanlardandır.
Bence Trekonomics kitabında bahsedilen ekonomik düzene benzer bir yapı çok uzun vadede gerçekleşebilir. Bunun için yeni bir toplumsal sözleşme ve iş, para, gaye, şirketlerin ve kurumların rolü gibi kavramların yeniden tanımlanması gerekecektir. Bu yeni sistem, Adam Smith’in teorisinde belirtilen dengeyi tutturacak şekilde tasarlanmalıdır: Eğer insanlar kendi çıkarlarının peşinde koşarlarsa erdemli bir döngü kurulacak ve herkes daha iyi duruma gelecektir.
Star Trek, erişilmesi üç yüz yıl süren muhteşem bir hedefi ortaya koyuyor ama buraya nasıl ulaşıldığını anlatmıyor. “Bolluk Hayali” adlı hikâye ise böyle bir evrim için makul bir yol çiziyor ve merkezine de para kavramını oturtuyor.”

Yuval Noah Harari, Yirmi Birinci Yüzyıl için 21 Ders adlı kitabında şöyle diyor: “İnsan toplumu binlerce yıldan beri birbirimize anlattığımız ‘hikâyeler’ üzerine kuruludur. Bizler pek çok yabancıyla işbirliği yapabilen tek memeli türüz çünkü sadece biz kurgu hikâyeler yaratabilir, bunu etrafa yayabilir ve milyonlarca kişinin bunlara inanmasını sağlayabiliriz.” Profesör Harari devam ediyor: “Para, insanlar tarafından keşfedilip anlatılan en başarılı hikâyedir çünkü bu herkesin inandığı tek hikâyedir.” Para, insan toplumunun M.Ö. 5000 yılından beri önemli bir unsurudur. Her şey bedava hale geldiği için para ortadan kalkarsa, toplumun pek çok temel dayanağı onunla birlikte çökecektir.
Para değer koruyucu, hesap birimi ve alışveriş aracıdır. Bundan daha da önemlisi, yüzyıllardan beri bize güvenliğimiz ve bekamız için para biriktirmenin gerekli olduğu öğretildi. Para, bize saygınlık kadar kibir ve gösteriş getiren bir statü sembolü haline geldi. Para kazanma arzumuz genellikle tatmin edilemez ve açgözlülüğe dönüşür ama aynı zamanda bize bir gaye duygusu verir. Diğer bir deyişle, para Maslow hiyerarşisinin kritik bir unsurudur ve binlerce yıldır anlatılan hikâye sonucunda duygusal etkisi de içimize derinlemesine işlemiştir. Para bir gecede ortadan kaldırılacak bir şey değildir; adım adım ilerleyen çok uzun vadeli bir planlama gereklidir.”

Bolluk durumuna doğru giden dünyamızda herkesin “gereksizler sınıfı”na katılacağını söyleyemeyeceğimiz gibi herkesin potansiyeline erişmeye çalışacağını da iddia edemeyiz. Ekonomik modeller kıtlık ve para kavramlarının ötesine geçtikçe insanların sevgi, aidiyet, itibar ve potansiyeline ulaşma gibi ihtiyaçlarını karşılayacak şekilde yeniden yaratılmalıdır. Abraham Maslow şöyle demişti: “Kişinin tek başarısızlığı, potansiyeline ulaşamamasıdır.” Gelecekteki ekonomik modelimizin kapsayıcı ve ilham verici olmasını ve böylece mümkün olduğunca çok sayıda insanı Maslow hiyerarşisinde üst basamaklara taşımasını umuyoruz.”

“Birincisi, bolluğa ulaşmak finansal düzenin toptan yenilenmesini gerektiriyor. Ülkelerin merkez bankaları ve borsaları gibi tüm finansal kurumlarının yeniden yaratılması veya değiştirilmesi gerekir. Kıtlığın ortadan kalkması, fiyatların düşmesine, piyasaların çökmesine neden olarak deflasyonist bir ortam yaratır. Yirmi birinci yüzyılda yaşadığımız iki büyük finansal krizin de ortaya koyduğu gibi finansal sistemimiz oldukça kırılgan. Felaket getiren bir finansal krizi önlemek için fiyatların düşmesinin yaratacağı deflasyonu idare etmek, bedava mal ve hizmetleri dağıtmak ve mevcut ekonomik modelden farklı bir modele geçmek gibi yapılması gerekenlerin boyutu ve derinliği muazzamdır.
İkinci sistemik problem şirketlerin kıtlığın bittiğini kabul etmemeleridir. Geçmişte üretim maliyetleri düştüğünde dev şirketler hemen ürün fiyatlarını düşürmezler ve yapay bir kıtlık yaratarak kârlarını artırmaya çalışırlardı. Bu, yüzyıllardan beri böyle süregelmiştir. Zengin elmas yataklarının keşfi fiyatları düşürmedi; tersine De Beers tekeli her yıl sınırlı miktarda üretim yaparak yapay bir kıtlık yarattı ve elmasın aşkı temsil ettiği fikriyle beyinlerimizi yıkadı. Moda sektörü eski tasarımların demode, hatta utanç verici olduğuna inanmamızı ister ki biz de giyebileceğimizden çok daha fazla kıyafet satın alalım. Moda şirketleri ellerinde kalan stokları da yok ederler. Sıradan bir Amerikalı 2017 yılında altmış sekiz parça kıyafet satın almış ve aynı yıl Burberry de 40 milyon dolarlık malını yok etmiş. Microsoft’un Windows programının aynı sürüm içindeki kopyaları üretmesinin maliyeti sıfır olduğu halde bu işletim sisteminin farklı edisyonları 139 dolarla 309 dolar arasında satılıyor. 139 dolarlık versiyon ile 309 dolarlık versiyon arasında pek fark yok ama bu şekilde 309 dolarlık ürün için yapay kıtlık yaratılıyor.”
(De Beers, 20. yüzyılın başlarından itibaren elmas ticaretinde hakimiyet kurmuş bir şirkettir. Ancak, son yıllarda sentetik elmasların üretimi ve satışı arttıkça, De Beers'in elmas pazarındaki hakimiyeti azalmıştır. Laboratuvarda üretilen elmasın yüksek kalite ve düşük maliyetiyle yarışamayan De Beers, elmas fiyatlarını %40'ın üzerinde düşürmek zorunda kalmıştır.)
(Windows Home, ev kullanıcıları veya oyun tutkunları için tasarlanmıştır ve 109 Dolar’dır. Diğer yandan, Windows Pro for Workstations sürümü, daha hızlı ve daha güçlü bir işletim sistemi gerektiren işletmeler veya kuruluşlar için tasarlanmıştır ve 309 Dolar’dır. Bu sürüm, daha hızlı dosya paylaşımı, daha büyük bellek kapasitesi ve daha yüksek işlemci sayısı gibi özellikler sunar.)

“Son olarak, bolluk durumuna geçiş, başarılı bir toplumsal revizyonu gerektiriyor. Bu kitapta bahsedilen tüm değişiklikler daha önce yaşanmamış düzeyde yıkıma neden olacak: yapay zekâ yüzünden işini kaybeden işçilerin mutsuzluğu, bolluk çağına geçişi yönetmeye çalışan hükümetlerin durumu, varlıklarının eridiğine şahit olan zenginlerin hali ve mallar artık kıt olmadığı halde fiyatları düşürmeye yanaşmayan şirketler. Eğer bu sarsıntılar sosyal rahatsızlık ve karmaşa, sınıflar arası kutuplaşma ve hatta devrimlere neden olursa, gelecek için tahmin yapmak iyice güçleşir.”

Bu durumda pes mi etmeliyiz?
Ben kesinlikle hayır diyorum! Bolluk çağına erişme fırsatı insanlığı ciddi bir sınava sokuyor: Sihirli gibi görünen teknolojilerin birleşmesiyle hemen her şeyi neredeyse bedavaya üretebileceksek, o zaman paramızı harcayacak bir şey olmayacağına göre servet biriktirmekte ısrarcı olmanın anlamı ne? Herkes için yeterli kaynaklar mevcut olduğu halde fakirliği niçin görmezden geliyoruz? Bu soruların cevapları açık. İnsanın açgözlülüğüne değil, insanın ihtiyaçlarına hizmet eden bir ekonomik model geliştirmeliyiz. Çok büyük zorluklar ve şanssızlıklar söz konusu ama aynı zamanda benzeri görülmemiş ödüller de var. İnsanlığın gelişim potansiyeli hiç bu kadar yüksek olmamıştı ama başarısızlığın bedeli de hiç bu kadar ağır olmamıştı.”
(Gelecekte çok daha fazla ürünü robotlar ve 3 boyutlu yazıcılar üretecektir. Dolayısıyla ürünlerin fiyatları ucuzlayacaktır. Fakirler daha fazla ürüne erişebilecektir. Daha kaliteli bir hayat süreceklerdir. Temel ihtiyaçları karşılamak sorun olmayacaktır. Ama gelecekte yeni pahalı ürünler piyasaya çıkmaya devam edecektir. Mesela uzaya çıkma hizmetleri verilmeye başlanabilir. Mars'ta oteller kurulmaya başlanabilir. Zenginler uzaya turistik gezi yapmak isteyebilir. Geçmişte nasıl Amerika'ya yerleşen insanlar olduysa, gelecekte Mars'a yerleşmeye başlayan insanlar olabilir. Orada teknoloji sayesinde yaşanabilir konforlu ortamlar kurulmaya başlanabilir. Orta sınıfın oraları görmek gibi hayalleri olmayacaktır. Ama zenginlerin ellerindeki parayla oraları da görme imkanları olacaktır. Yani para biriktirmek anlamını kaybetmeyecektir.)

Alıntılar: Yapay Zeka 2041 - Geleceğimiz İçin On Vizyon / Kai-Fu Lee

19 Ağustos 2023 Cumartesi

Et Üretimini Yeniden Keşfetmek - Konferans

Ön Açıklama: Bedende bir yer yaralandığında o bölgedeki hücreler bölünerek çoğalır. Yaralanan yeri yeniden oluşturmaya çalışırlar. Et böyle oluşur. Hücreler bölünerek çoğalırlar. Hücrelerin oluşturduğu yapı ettir. Laboratuvarda başarılan şey budur. Hücrelerin bölünerek çoğalmasını sağlayacak ortam oluşturdular. Laboratuvardaki hücreler çoğaldığında ortaya çıkardıkları yapı ettir. Şimdi bunu daha verimli yapmanın yöntemini icat etmeye çalışıyorlar. Geleneksel etten daha ucuza üretmenin yolunu arıyorlar.
Gelecekte bu teknolojinin gelişmesi bekleniyor. Oldukça verimli olması bekleniyor. O zaman geleneksel etten daha ucuza et üretilmesi sağlanmış olacak. Geleneksel et üreten şirketler iflas etmeyecek, sanılanın aksine. Bu yeni teknolojiyi satın alacaklar. Fabrikalarını yeniden uyarlayacaklar. Eti artık bu şekilde üretmeye başlayacaklar, hayvan yetiştirmekle uğraşmak yerine. Yani bu teknoloji, et şirketleri için de oldukça kârlı olacak.

Richard McGeown, Polperro adlı bir balıkçı köyünde Couch’s Great House Restaurant’ın baş aşçısıdır. 2013 yılında tarihte ilk kez laboratuvar et ürünü pişiren kişi olarak tanınmıştır. 2022'de yaptığı bu konuşmasındaki ilginç bölümler şöyledir:


“Gelecek burada. Onu gördüm. Pişirdim ve tadına baktım. Bununla birlikte, potansiyel henüz yerine getirilmedi. 2013 yılında laboratuvarda yetiştirilen eti ilk kez 264.000 € maliyetle pişirdiğimden bu yana, laboratuvarda yetiştirilen et üretimine 140 şirket katıldı.”

“Et üretimini artırma fikrini değerlendiriyorlar ve önemli miktarda fon topluyorlar. Daha geçen yıl, ekili et pazarına 1 milyar dolar kazandırıldı. Ancak et endüstrisinden pazar payı almak istiyorlarsa daha fazla paraya ihtiyaç olacak . Ve bazı en zengin bireylerden ve bazı durumlarda devlet destekli tüm bu finansmana rağmen, hala önemli miktarda daha fazlasına ihtiyaç var.”

“Ancak sürekli artan bir nüfusla, 2050 yılına kadar dünyadaki et üretiminin ikiye katlanması gerekiyor. Şu anda dünya çapında 300 milyon ton et tüketiyoruz. Şimdiye kadar Singapur, çiftlik etlerinin veya hücre kültürlü etlerin kullanımı ve tüketimi için onay verdi . Ve bu yılın ilerleyen zamanlarında, Amerika'daki FDA'nın - Gıda ve İlaç İdaresi'nin - bunu destekleyeceği ve geleneksel olarak yetiştirilen etlerin kök hücre etleriyle yan yana oturmasına ve genel halk tarafından satılmasına ve tüketilmesine izin vermesi umulmaktadır.”

“Ancak bunu 2013'te kişisel olarak pişirmiş biri olarak, nerede olduğumuza hâlâ şaşırıyorum ve idari onaylar için bekleyen tartışma benim için sadece sinir bozucu.”
(FDA, 2022'den itibaren Laboratuvar Eti'nin satışına izin verdi. Artık can sıkıcı değil görünüyor.)

Bu nedenle, konsept kanıtı biftek burgerini pişirirken ve yerken, tadı tamamen normal olmakla kalmadı, aynı zamanda mutfak açısından beni gerçekten cezbeden şey, ürüne koyabileceğimiz yağ miktarını kontrol edebiliyor olmamızdı.”
(Tadı normal etle aynı. Normal etin yağ oranını ayarlanamaz. Ama bu etin yağ oranı ayarlanabilir. Yani normal etten daha sağlıklı.)

“Bu nedenle, dünyadaki obeziteyle mücadele etmek için daha sağlıklı yemekler pişirebilme yeteneği, yağ eklememeye karar vermenin basit bir seçimiydi - tek başına konsept , dengeli bir diyet oluşturmada laboratuvarda yetiştirilen etlere geleneksel olarak yetiştirilen hayvanlara göre bir avantaj sağlıyor.”

Açıkçası, sık sık burgerin tadı ve oldukça yaygın olarak maliyeti soruluyor. Çok para. Ama gerçekten akılda kalan şey, burgerin tadı sığır eti gibi, tipik olarak çok yağsız, çok ince bir et parçasıydı. Bana göre tadındaki tek olumsuz şey, bence laboratuvarda yetiştirilen etin içinde üretildiği büyüme serumundan gelen artık bir tuz olmasıydı . Ancak tadına baktıktan sonra, önümüzdeki birkaç yıl içinde daha fazla etin üretileceğine gerçekten inandım.”

“Onay verildikten sonra, finansal riskler o kadar yükseldi ki in vitro et, NFT'lerin veya gıda üretim dünyasının kripto para birimlerinin eşdeğeri haline geldi ve ilk öncüler için büyük bir zenginlik yarattı. İndirilebilir müzik satışlarının, yeni bir ortama adapte olurken CD satışlarını ortadan kaldırdığı müzik endüstrisinde , plaklar değer kazandı ve değerleri yükseldikçe çok daha fazla takdir edildi. Belki de toplum , aynı bağlamdaki katkılarından dolayı çiftçileri takdir edecek ve geleneksel olarak yetiştirilen ürünleri için daha fazla ödemeye istekli olacaktır.”
(Müzikler CD yerine internetten indirilebilir olarak satın alınmaya başlandı artık. Ama geçiş döneminde insanlar plak almaya başladılar bir süre. Plakların değeri arttı. İnsanlar geleneksel çiftçileri takdir etmek istediklerinden ya da organik olduğunu düşündüklerinden geleneksel etleri almaya bir süre daha devam edeceklerdir. Bu da geleneksel etlerin fiyatlarının yükselmesine neden olacaktır.)

Örneğin, mikrodalga 1940'larda icat edildi ve başlangıçta ellili yılların ortalarında satıldı, ancak çok pahalıydı. Altmışlı yılların ortalarında maliyetler düştü ve yetmişli yılların ortalarında yılda bir milyon mikrodalga satılıyordu.”

Mikrodalga konseptini göz önünde bulundurursak , kendi etimizi kendi mutfağımızda başlatıcı hücrelerden yetiştirdiğimiz fikri bir gerçeklik olabilir. Daha da iyisi, hayal edebileceğimiz hemen hemen her şeyi büyütebiliriz. Ve bu heyecan verici.”
(Gelecekte, başlatıcı hücreler mağazadan satın alınacak. Evdeki makineye konacak. O hücreler çoğalmaya başlayacak. İstediğiniz şekilde et oluşuncaya kadar çoğalacak. İstediğiniz büyüklükte et oluşuncaya kadar çoğalacak. Laboratuvardaki makinelerin fiyatları mikrodalga fırınların fiyatları gibi düşerek erişilebilir olacak.)

Laboratuarda yetiştirilen et başarılı olursa, şeflere yalnızca tekerleği yeniden icat etme şansı vermekle kalmayacak, aynı zamanda tuğla büyüklüğünde bir deniz tarağı fikri gibi, onun yerini alacak. Son anketlerimize göre toplum, laboratuvarda yetiştirilen eti denemeye daha istekli görünüyor ve genel halkın üçte biri artık bunu denemeye istekli.”
(Et yeniden icat edilmiş olacak. Daha verimli bir icat olacak. İstenilen et tuğla büyüklüğünde üretilebilecek.)
(Halkın üçte biri laboratuvarda yetiştirilen eti denemeye artık daha istekli görünüyor.)

“Ancak önümüzdeki 12 ay boyunca, üretimin artması ve üretim maliyeti iddialarının önemli ölçüde azalması nedeniyle daha fazla kişinin laboratuvarda yetiştirilen eti deneme fırsatı bulacağını umuyorum. Artık denemek için çeyrek milyona ihtiyacımız yok.”
(Memphis Meats Şirketi, 2022 yılında 300 doların altında bir fiyata 1 kg Laboratuvar Eti üretmeyi başardı. Şirket, bu fiyatın önümüzdeki yıllarda daha da düşmesini ve geleneksel etle rekabet edebilir hale gelmesini bekliyor!)

“Önceki zaman çizelgesi tahminlerime rağmen, 2024'te bu konuşmayı tekrar yaptığımızda birçoğunuzun laboratuvarda yetiştirilen eti denemiş olacağını düşünmek isterim.”

“Neyse ki, en iyi bilim adamlarımız tekerleği nasıl yeniden icat edeceklerini araştırıyorlar. Bununla birlikte, çevresel açıdan daha sürdürülebilir bir gelecek için çarkların dönmesini sağlayacak olan tüketici satın almalarıdır . Laboratuarda yetiştirilen etin geleceği, eninde sonunda tat ve maliyetin yanı sıra, erken benimseyenlerin gezegen üzerindeki çevresel etkilerine göre değerlendirilecek.”
(Laboratuarda yetiştirilen etin yaygınlaşabilmesi, sonuçta onu benimseyen insanların artmasına bağlıdır.)

“Öyleyse önümüzdeki birkaç yıl içinde bilimin toplum için neler getirebileceğini görelim. Sadece insanlardan yeni şeyler denemeye istekli olmaları istenebilir , çünkü bu gidişle gezegenin yiyecek üretme şeklimizde yeni şeyler denememize ihtiyacı olacak.”


Bunlar da İlginizi Çekebilir:
Temiz Et: Gıda Sektörünün Temiz Enerjisi - Konferans
Yiyecekleri Fabrikalarda Üretmeye Başlamak
Biyoteknolojik Balık ve Yapay Et
Yapay Et - Haber

Temiz Et: Gıda Sektörünün Temiz Enerjisi - Konferans

Girişimci ve yazar Paul Shapiro konuşmasında; hayvansız üretilen gerçek et olan temiz etin, gıda sektöründe bir devrim yaratabileceğini anlatmaktadır. Temiz etin, çevresel, hayvan refahı ve insan sağlığı açısından geleneksel ete göre çok daha avantajlı olduğunu savunmaktadır. Ayrıca, temiz etin nasıl üretildiğini, hangi zorluklarla karşılaştığını ve gelecekteki potansiyelini de paylaşmaktadır. Konuşmasındaki ilginç bölümler şöyledir:


“Bu balinalar için birincil sorun, vücutlarının lambalarda yakmak ve devasa bir küresel balina avcılığı imparatorluğu oluşturmak için mükemmel olan çok miktarda yağ içermesiydi . Ve hiçbir ulus Amerika kadar balina avcılığına takıntılı değildi. New Bedford, MA, "Dünyayı aydınlatan şehir" olarak tanındı ve denizlerde balina avcılığından elde edilecek muazzam servetler vardı . Dünyanın her yerinde, bu tür zıpkınlar evlerimizi aydınlatmakla eşanlamlı hale geldi. Balina avcıları o kadar acımasızca verimliydiler ki, dünya çapındaki balina popülasyonlarına ciddi bir zarar verdiler ve sektörlerindeki pek çok kişinin çabalarının sürdürülebilirliği konusunda endişelenmesine neden oldu.”
(19. yüzyılda lambaları yakmak için balina yağı kullanılıyordu.)

Abraham Lincoln'ün Birliği kurtardığı sıralarda, Abraham Gesner'ın da balinaları kurtardığı ortaya çıktı. Gesner haçlı bir çevreci miydi? Hayır. O , gazyağının patentini almış ve ticarileştirme sürecinde olan ve evlerimizi aydınlatmak için daha temiz, daha verimli bir yol sunan Kanadalı bir jeologdu . Aslında gazyağı, balina yağına o kadar üstün bir alternatifti ki, Gesner'ın patentini almasının ardından 30 yıl içinde, Amerika'nın balina avcılığı filosunu yüzde 95 oranında küçülterek, bunun gibi zıpkınları sadece geçmiş bir dönemin kalıntıları haline getirerek yok etti.”
(Sonra icat edilen gazyağı enerji açısından balina yağından çok daha üstündü. Böylece balinalar kurtulmuştu!)

Görüyorsunuz, yemek için hayvan yetiştirmek, bugün dünyamızın başına bela olan pek çok çevre sorununun merkezinde yer alıyor . Birleşmiş Milletler, hayvan tarımının tüm arabalarımızın, kamyonlarımızın, teknelerimizin ve uçaklarımızın toplamından daha fazla sera gazı emisyonuna katkıda bulunduğunu bildiriyor. Aynı zamanda yağmur ormanlarının tahribinin, havanın, suyun ve toprağın bozulmasının önde gelen nedenlerinden biridir ; ve tüm bunların üzerine, bu sadece yiyeceğimizi üretmenin fena halde verimsiz bir yolu.”
(Yiyecek için hayvan beslemek aslında oldukça verimsizdir.)

Sorunu bir perspektife oturtmak için, yerel süpermarketinizin kümes hayvanları reyonunda yürüdüğünüzü hayal edin. Şimdi satın almayı düşündüğünüz bir tavuğu hayal edin ve hemen yanında bir galonluk plastik bir sürahi su var. O sürahiyi sökün ve tüm galonu yere boşaltın. Ve şimdi, bunu binlerce kez daha yap. Bu , tek bir tavuğu kabuktan rafa taşımak için ne kadar su gerektiğiyle ilgili , benzer miktarlarda bitki bazlı protein üretmek için gerekenden çok daha fazla . Diğer bir deyişle, aileniz için tek bir tavuk yemeğini atlayarak daha fazla su tasarrufu sağlarsınız , altı aylık duşları atlamaktansa.”
(Sadece tek bir tavuk yetiştirmek için bile çok fazla su harcanır.)

“Et tüketimi, küresel olarak artıyor; Çin, Hindistan ve Brezilya gibi ülkeler daha çok Amerikalılar gibi yemek yemeyi arzuluyor - bu, et, yumurta ve süt ürünleri ağırlıklı bir diyet. Nüfusumuzun 2050 yılına kadar milyarlarca artacağı tahmin edildiğinden, durum oldukça vahim görünüyor. Gezegenimiz yeterince büyük değil et merkezli bir diyetle milyarlarca daha fazla tüketiciyi sürdürmek. İklim değişikliği çok büyük olacak, ormansızlaşma çok şiddetli olacak, su kullanımı çok azalacak ve çiftlik hayvanlarının zarar görmesi de ciddi bir endişe kaynağı olacak.”

Ya tıpkı gazyağının balinaları kesmeden evlerimizi aydınlatmamızı sağlaması gibi , insanların canı çektiği eti hayvanları yetiştirip kesmeden yemelerini sağlayacak bir teknolojik yenilik olsaydı ? Bazı girişimcilerin şimdi tam olarak bunu yaptığı ortaya çıktı. Bugün inanılmaz bir devrimin başlangıcına tanık oluyoruz : temiz et devrimi. Sorun çok fazla çiftlik hayvanıysa, çözüm o hayvanların kendilerinde, hücrelerinde olabilir.”
(Lamba için balina yağına çok daha iyi alternatif bulunması gibi, et sağlamak için hayvan yetiştirmek yerine çok daha iyi bir alternatif gelişiyor!)

(Artık bir hayvanın hücresinin çoğalması sağlanarak et üretilebiliyor. Sahte değil gerçek bir et!)
“Büyüyen bir nüfusu beslemek için, hayvan tarımı ile büyümek yerine, şimdi bazıları küçülmeye başlıyor, hücresel tarım, gerçek hayvan etleri ve diğer hayvansal ürünler gibi gıdaların kesim yerine doğrudan hücrelerden yetiştirilmesi süreci. . Emin olmak için, bu ete bir alternatif veya ikame değildir. Hayvan olmadan basitçe yetiştirilen gerçek hayvan etlerinden bahsediyoruz. Bilim kurgu gibi gelebilir, ama gerçekten de artık bilim gerçeğidir.”

Bir tavuktan susam tanesi büyüklüğünde biyopsi alarak, bu hücrelerden gerçek tavuk nuggetları yetiştirebilir ve o tavuğun ayaklarınızın dibindeki çimleri canlı ve sağlıklı bir şekilde gagaladığı sırada onları onun önünde yiyebilirsiniz.” (Gülüşmeler)

(Yeni bir evcilleştirme keşfediliyor.)
“Binlerce yıl önceki ilk evcilleştirmede atalarımız , yiyeceklerimizi nasıl ürettiğimiz üzerinde daha fazla kontrol uygulayarak vahşi hayvanları yetiştirmeye ve tohum ekmeye başladılar. Bugün, bu kontrolü hücresel düzeye indiriyoruz. Atalarımız vahşi hayvanları evcilleştirip besi hayvanı haline getirirken, bugün biz bu hayvanların hücrelerini evcilleştirmeye başlıyoruz. Ve bir ineğin tek hücresinden bütün bir köyü beslemeye yetecek kadar sığır eti yetiştirebilirsin. Ve bu gelen ikinci evcilleştirmenin hikayesi uysal olmaktan başka her şeydir.”
(Tek bir hücrenin çoğalması sağlanarak, bir köyü besleyebilecek kadar çok ete dönüşebilir.)

1931'de Winston Churchill, bu yenilikçilerin ortaya çıkacağını kehanet etti. Geleceğin İngiltere Başbakanı , 50 yıl sonra dünyanın nasıl görünebileceğini tahmin eden bir denemede, gerçekten istediğimiz parçaları basitçe büyütebildiğimizde, bütün hayvanları yetiştirme saçmalığını terk edeceğimizi öne sürdü . Elbette, zamanlaması birkaç on yıl sonra olabilir, ancak öngördüğü devrim şimdi tüm hızıyla, girişimlerle - bazıları Bill Gates ve Richard Branson gibi milyarder yatırımcılar ve hatta Cargill gibi et devleri tarafından destekleniyor - şimdi Churchill'in vizyonunu gerçeğe dönüştürmek için yarışıyor.”

“Ve eğer başarılı olurlarsa, şaşırtıcı derecede daha az sera gazı emisyonu, daha az toprak ve daha az su ile gerçek hayvansal ürünler üreteceklerinden , sonuçlar şaşırtıcı olabilir.”

Bir düşünün: Şu anda mutfaklarımızda çiğ ete neredeyse zehirli atık gibi davranmamız konusunda uyarıldık. Neden? Çünkü dışkı, E.Coli, Salmonella, Campylobacter ile dolu. Bunlar, etimizin pisliğini tam anlamıyla pişirmezsek bizi hasta edebilecek bağırsak patojenleridir.” (Gülüşmeler)

Ama temiz et yetiştirirken bağırsaklara ihtiyacınız yok! Sadece gerçekten istediğin kasları geliştirirsin. Bu patojenik bakteri eksikliği, onu yemeyi daha güvenli hale getirmekle kalmaz, aynı zamanda temiz etin geleneksel etten çok daha yavaş bozulduğu anlamına gelir . Bu şirketler , pek çok gıda güvenliği uzmanının bu konuda çok hevesli olduğu bir gıda devrimi gerçekleştiriyor.”
(Geleneksel et aslında oldukça pistir. Bu yüzden pişirmek gerekiyor. Oysa laboratuvarda hücrenin çoğalması sağlanarak et oluştururken ortamda patojenik bakteri yoktur.)

“Elbette başka bir soru daha var, o da şu: İnsanlar bunu gerçekten yiyecek mi? Yani, tadı nasıl? Gezegendeki herhangi bir insandan daha fazla çeşitte temiz hayvan ürünü yemiş olabileceğimi söylemekten gurur duyuyorum.”

Ev sahibim, Modern Meadow girişiminden Andras Forgacs, o zamanlar biftek cipsi dediği şeyi yetiştiriyordu. Onları patates cipsi gibi düşünün ama sığır etinden yapılmış. O zamandan beri çabalarını yalnızca deriye odaklamaya devam etti. ama o zamanlar, Andras bir inekten tek tek hücreler alıyor ve bu biftek cipslerini laboratuvarında yetiştiriyor, mangalda pişiriyor ve kurutuyor, ince kurutulmuş et parçaları gibi görünmelerini sağlıyordu. Bana cömertçe biftek cipslerinden bir örnek sunarak beni şaşırttı ve tabii ki kabul ettim. Ne bekleyeceğimden pek emin değildim ama o biftek parçasını dilime koyduğumda ağzım sulanmaya başladı. Çiğnedim, beğendiğimi söyledim ve itiraf etmeliyim ki keşke daha fazla olsaydı.”

(Pek çok insan laboratuvarda oluşturulan ete itiraz edecektir; “Bu doğal değil” diyeceklerdir. Peki, alışık oldukları geleneksel etler nasıl üretilmektedir acaba!)
Bir hayvanın etini o hayvanın vücudunun dışında büyütmek, bu doğal değil mi? Pekala, şu anki et üretimi yöntemlerimizin ne kadar doğal olduğunu düşünmek için bir an durup hızlıca düşünmemiz için iyi bir zaman olabilir. Tek bir örnek olarak tavuğu ele alalım. Bugün Amerika'da yediğimiz tavuğun neredeyse tamamı fabrika çiftliklerinde çürüyen, kendi dışkılarında yaşayan, güneşi sırtlarında hiç hissetmeyen, çimenlere ayak basmamış, antibiyotikler gibi ilaçlarla dolup taşıyorlardı, genetik olarak o kadar büyük ve o kadar hızlı büyümek üzere seçilmişlerdi ki, birçoğu kendi doğal olmayan kütlelerinin altında çökmeden önce birkaç adımdan fazlasını atamıyordu . Ve nihayet kesime götürüldüklerinde, diyelim ki, bunu duymamayı tercih edersiniz. Dolayısıyla , mevcut et üretim yöntemlerimizin çoğunun ne kadar doğal, sürdürülemez ve insanlık dışı olduğunu düşündüğümüzde , temiz et birdenbire doğal olarak tercih edilen bir seçim gibi görünüyor.”

“Bazı açılardan eskilerin doğal buz endüstrisini akla getiriyor. 19. yüzyılda, balinalar zıpkınlardan kaçarken, kuzey göllerinden devasa doğal buz blokları sürükleniyordu. onları dünyanın her yerine, tüketicilerin buz olmadığı daha sıcak iklimlere göndermek . Pekala, endüstriyel soğutmanın ortaya çıkışına girin ve birdenbire, sadece önünüzdeki yerel suyu soğutarak buz üretmenin çok daha verimli bir yolunu buldunuz. Pekala, doğal buz endüstrisi bu teknolojik yeniliğe çok kızdı, sözde yapay buza karşı sövdü ve tüketicileri bu yapay buzu kullanmanın doğal olmadığı ve hatta belki de güvensiz olduğu konusunda uyardı. O zamanki ironi, yapay buzun aslında çok daha güvenli olmasıydı çünkü dondurulmadan önce kaynatılmış veya başka bir şekilde filtrelenmiş su kullanıyorlardı. oysa sanayi devriminden bu suyu aldıkları göllerde dışkılayan atlar tarafından kirletilen göllerden doğal buz toplanıyordu . Ve bugün, neredeyse her birimizin evinde yapay bir buz makinesi var - onlara dondurucu diyoruz. Bunda doğal olmayan bir şey olduğunu düşünmüyoruz; aslında, muhtemelen onsuz yaşamayı düşünmezsiniz bile.”

Bu temiz et girişimlerinin hazırlamakta olduğu devrim nedeniyle , yakında Winston Churchill'in tasavvur ettiği geleceğin tadına varabiliriz . O gelecekte mümkün mü, Bir fabrika çiftliği bize, günümüzde bir balina gemisinin göründüğü kadar arkaik görünebilir mi? Bir gün bir mezbaha bıçağı teknolojik olarak ilkel bir geçmişin kalıntısı gibi görünebilir mi ? Hayal etmesi o kadar da zor değil bence. Ve ben, öncelikle, her birinizle o temiz, daha yeşil, daha sürdürülebilir, daha insancıl geleceği tatmak için sabırsızlanıyorum.


Bunlar da İlginizi Çekebilir:
Et Üretimini Yeniden Keşfetmek - Konferans
Yiyecekleri Fabrikalarda Üretmeye Başlamak
Biyoteknolojik Balık ve Yapay Et
Yapay Et - Haber

8 Şubat 2023 Çarşamba

Yiyecekleri Fabrikalarda Üretmeye Başlamak

Gazeteci George Monbiot, çiftçiliğin insanlığın gezegene yaptığı en kötü şey olduğunu söylüyor. Dahası, küresel gıda sistemi çöküşe doğru gidiyor olabilir. Gıda üretimini kökten yeniden şekillendirmek için ihtiyaç duyduğumuz teknolojik çözümleri detaylandırarak - laboratuarda yetiştirilen, protein açısından zengin gıdalardan sürülmeyi gerektirmeyen ürünlere kadar - Monbiot, insanlığın gezegeni yok etmeden kendi kendini nasıl besleyebileceğine dair geleceğe odaklı bir vizyonu paylaşıyor.

Not: Konuşmaya Türkçe alt yazı henüz eklenmemiştir.

“Çiftçilik, habitat tahribatının en büyük nedeni, vahşi yaşam kaybının en büyük nedeni, dünyanın en büyük yok oluş nedenidir. Bu yüzyıldaki ormansızlaşmanın kabaca yüzde 80'ine neden oldu.”

“Evet, bakın, hepimizin yiyeceğe ve hepimizin tarıma ihtiyacı var. Ancak bu, aynı zamanda dünyanın iklim bozulmasının, su kirliliğinin, hava kirliliğinin en önde gelen nedenlerinden biri olduğu gerçeğini görmemizi engellememeli . Ancak, belki de en önemlisi, arazi kullanımının en önde gelen nedenidir.”

“Kendi amaçlarımız için kullandığımız her dönüm arazi , dünyadaki türlerin büyük çoğunluğunun bağlı olduğu ormanlar, sulak alanlar ve savanlar gibi vahşi ekosistemleri destekleyemeyen bir dönümdür . Her şeyden önce, türlerin altıncı büyük yok oluşuna neden olan şey, toprağı kullanma şeklimizdir.”

Şimdi, bazılarınızın bunu şok edici bir ifade olarak bulacağını biliyorum, ancak tüm çiftlik ürünleri arasında en zararlısı merada beslenen et ve bunun nedeni, neden olduğu tarımsal yayılma. Arazinin yüzde 38'inin çiftçilik tarafından kullanıldığını hatırlıyor musunuz? Arazinin sadece yüzde 12'si ekinlerle kaplı. Kalan yüzde 26'lık kısım ise çoğunlukla sığır, koyun ve keçiler için mera olarak kullanılmaktadır.”

“Şimdi uzun bir süre açlığı yendiğimizi düşündük. 1960'lar ve 2014 arasında açlık oldukça istikrarlı bir şekilde düşüyordu. Ancak 2015'te bu eğilim tersine dönmeye başladı ve kronik olarak yetersiz beslenen insanların sayısı artmaya başladı ve o zamandan beri de artmaya devam ediyor. Şaşırtıcı bir şekilde, bu artış tam dünya gıda fiyatları düşerken başladı.”

“Uluslar, süper ihracatçılar ve süper ithalatçılar olarak kutuplaştı ve bu ticaretin çoğu , Türk Boğazları gibi hassas geçit noktalarından geçiyor. Ve Süveyş ve Panama Kanalları'ndan. 2021'de Süveyş Kanalı'nın -- o dev konteyner gemisi tarafından bloke edilmesi, hatırlarsınız -- 2022'de Ukrayna'daki savaş nedeniyle Türk Boğazlarının kapatılmasıyla aynı zamana denk gelseydi, o zaman yüz milyonlarca insanın besin zinciri kopmuş olabilirdi.”

“Şimdi, biz zengin ülkelerde, spekülatif dalgalanmaların , ihracat yasaklarının ve darboğazların ve bunun gibi diğer sorunların neden olduğu şokları, COVID'in karşı karşıya olduğumuz bazı sorunlar hakkında bizi daha fazla bilinçlendirmeye başladığı 2020 yılına kadar neredeyse hiç fark etmedik. Ancak bu şoklar, yıllardır kuyruğun sonunda duran zayıf para birimlerine sahip yoksul ülkeleri vuruyor. Ve gördükleri şey, yerel gıda fiyatlarının, küresel fiyatlar düşük kalsa bile artabileceğidir. Şimdi, sistem daha az kararlı hale geldikçe ve muhtemelen kritik bir eşiğe yaklaştıkça bu sorunların daha da kötüleşmesi muhtemeldir. Hükümetler bankaların batmasını engelledi onları gelecekteki parayla kurtararak. Ancak gıda sistemini geleceğin gıdalarıyla kurtaramazsınız.”

“Yıldan yıla toprakta kalan bitkiler üzerinde tahıl yetiştirebilirsek, toprağı sürmenin neden olduğu zararı ve yeni mahsuller oluşturmak için gereken böcek ilacı, herbisit, gübre ve sulama miktarını büyük ölçüde azaltabiliriz.”

Çünkü belki de en acil görevimiz, şu anda hayvanlardan ve soya ve hurma yağı gibi mahsullerden elde ettiğimiz protein açısından zengin ve yağ açısından zengin gıdaları değiştirmek. Çiftçiliğin neden olduğu en büyük sorun kullandığı arazi miktarı ise, o zaman belki de en büyük çevresel çözüm gıda üretimini araziden fabrikaya kaydırmaktır.”

Şmdi, bunun başka bir şok edici ifade olduğunun farkındayım. Pek çok insan, yediğimiz yiyeceklerin neredeyse tamamının üretiminin bir noktasında bir fabrikadan geçtiğini unutarak, yiyeceklerin fabrikalarda üretilmesi fikrinden nefret eder. Aslında yediğimiz hayvanların büyük çoğunluğu fabrikada yetiştiriliyor.”

Finlandiya, Helsinki'de, hidrojen yiyen bir toprak bakterisinden protein açısından zengin bir un yaratmak için hassas fermantasyon adı verilen bir teknik kullanan Solar Foods adlı bir şirketi ziyaret ettim. Hiçbir çiftlik ürünü gerektirmez. Bu undan yapılmış bir pankeki laboratuvar dışında yiyen ilk kişi bendim.”

Şaşırtıcı bir şekilde, bu gözleme tadı tıpkı bir gözleme gibiydi. Zengin, yumuşak ve doyurucu. Ama bu sadece pankek yapmakla ilgili değil. Yaklaşık yüzde 65 protein içeriğine sahip olan bu unlar, hayvansal ürünlere ve soya, hindistancevizi ve hurma yağı gibi bazı bitkilere çok daha iyi alternatiflerin - daha ucuz alternatifler, daha sağlıklı alternatifler - temelini oluşturabilir.”

En önemlisi, ekinleri veya hayvanları yetiştirmek için gereken toprağın çok küçük bir kısmına ve çok az miktarda su ve gübreye ihtiyaç duyuyorlar. İşte bu yüzden hassas fermantasyonu belki de şimdiye kadar geliştirilmiş en önemli çevre teknolojisi olarak görüyorum. Çevresel çöküşle aramızda duran tek şey bu olabilir.”

“Hassas fermantasyon, ilk olarak 1960'larda NASA tarafından geliştirilen rafine bir demleme şeklidir. Ama roket bilimi değil. Aslında büyük bir teknolojik atılım gerektirmez. Solar Foods tarafından çoğaltılan bakteriler, hidrojeni bitkilerin güneş ışığını nasıl kullandıklarına benzer şekillerde kullanır. Ancak nihayetinde güneş enerjisiyle desteklenen bu süreç - elektriği hidrojen yapmak için kullanmak - fotosentezden çok daha verimli.”

Bakteri yeme fikri sizi korkutuyor mu?
(Gülüyor)
Eminim bazılarınız öyledir. Öyleyse, sana kötü haberlerim var. Onları her öğünde yersin. Aslında, peynir ve yoğurt gibi bazı yiyeceklerimiz kasıtlı olarak canlı bakterilerle aşılanır.”

Yani bu olağanüstü potansiyele sahibiz. Şu anda hayvanların etinden ve salgılarından elde ettiğimiz proteini tek hücreli organizmalardan elde ettiğimiz proteinle değiştirebilirsek, ormanları, tuzlu bataklıkları , tatlı su bataklıklarını, mangrovları ve bozkırları eski haline getirerek gezegenin geniş alanlarını etkilerimizden kurtarabiliriz. Ve savanlar ve yosun ormanları ve deniz tabanlarını. Bu büyük yeniden yabanıllaşma, altıncı büyük yok oluşu izlerinde durdurabilir. Dünya'nın sistemlerini kurtarabilir, atmosferden büyük miktarlarda karbondioksit çekebilir. Dahası, bazı ülkelerin uzak yerlerden ihracata olan tehlikeli bağımlılıklarını kırmaları için tek şansları olabilir. Kitlesel açlık riskiyle en fazla karşı karşıya olan birçok ülkede, tarımdan ihtiyaç duydukları gıdayı üretmek için yeterli verimli toprakları ve suları yok, ancak bol miktarda başka şeyleri var -- güneş ışığı, ihtiyacınız olan şey bu. Hidrojene dayalı gıda üretimini sürdürmek.”

Burada iki büyük varoluşsal krizimizi aynı stratejiyle çözme olanağına sahibiz. Protein yönünden zengin gıda üretimini çiftlikten fabrikaya kaydırarak, bu büyük açlık ve yok olma açmazlarını çözmeye yardımcı olabiliriz.”


Bunlar da İlginizi Çekebilir:
Biyoteknolojik Balık ve Yapay Et
Yapay Et - Haber

19 Mayıs 2022 Perşembe

Temiz Et - Teknoloji

Et faydalı bir yiyecektir. Üstelik insan beyninin gelişmesine katkısı olmuştur. Ancak durup düşününce can sıkıcı olabilmektedir. Hayvanlar kesilmektedir. Acı çekmektedirler. Sefalet çekmektedirler. Ama vahşi yaşamda da hayvanlar, diğer hayvanları avlarlar. Onlara acımazlar. Canlarını yakar, öldürürler. İnsanın etten vaz geçmesi haksızlık olurdu. Laboratuvarda hücreler çoğaltılmaktadır. Et yetiştirmek başarılmıştı. Bu etler, doğal etlerle benzer protein kaynağına sahipler. Şimdilik deney aşamasında. Ama gelecekte, hayvan beslemekten daha verimli olması beklenmektedir. Yani endüstriyel olarak üretilen et, hayvan büyütmekten daha ucuza mal olabilecek. İşte o zaman insanlara yeni bir seçenek sunulmuş olur. Hayvan eti ve yetiştirilmiş et seçeneği. Gerçi insanların hemen alışması beklenemez. Tadını beğenmeyebilirler filan. Bazı insanlar “organik et yemek istediklerini” söyleyerek, bu yapay etlere tepki göstermeyi sürdüreceklerdir. Sosis, sucuk, salam gibi işlenmiş etleri sorun etmeden yiyen insanların alışması daha kolay olacaktır. Çünkü yetiştirilen et işlendiğinde, işlenen doğal etlerin tadından pek farklı olmayacaktır. Bir kaç on yıl içinde, insanların çoğunun endüstriyel olarak üretilen etlere alışması umulabilir. Hayvanlara daha az zarar verilmeye başlanacaktır.


Teknolojik atılımlar enerji dışında pek çok alanda da yardım sağlayabilir. Örneğin “temiz et” üretebilme ihtimalini düşünün. Günümüzde et endüstrisi duygu sahibi milyarlarca canlıya akıl almaz acılar çektirmenin yanında küresel ısınmanın asli nedenlerinden biridir; en büyük antibiyotik ve zehir tüketicilerinden; hava, toprak ve su kirliliğinin önde gelen mümessillerinden.

Makine Mühendisleri Kurumu’nun 2013 tarihli bir raporuna göre bir kilo sığır eti üretmek için 15 bin litre temiz su tüketmek gerekiyor. Bir kilo patates üretmek için gereken su miktarıysa 287 litre.

Çevre üzerindeki baskı, Çin ve Brezilya gibi refah düzeyi artan ülkelerde daha fazla insanın patates yemeyi bırakıp düzenli olarak et tüketmeye başlamasıyla daha da artacak gibi görünüyor. Çinlileri ve Brezilyalıları biftek, hamburger ve sosis yemekten vazgeçirmek zor olacaktır; Amerikalılar ve Almanlar da cabası. Peki ya mühendisler hücrelerden et üretmenin bir yolunu bulursa? Hamburger mi istiyorsunuz? O zaman koca bir inek yetiştirip kesmekten ve bu hayvan leşini binlerce kilometre taşımaktansa hamburger yetiştirebilirsiniz.

Kulağa bilim kurgu gibi gelebilir ama dünyanın ilk temiz hamburgeri 2013 yılında üretilip yendi bile. Maliyeti 330 bin dolardı. Dört yıllık araştırma ve geliştirme sonucu bu miktar ünite başına 11 dolara indirildi ve on yıl kadar sonra endüstriyel olarak üretilmiş temiz etin fiyatının hayvan keserek elde edilen etten daha ucuza geleceği tahmin ediliyor. Bu teknolojik gelişme milyarlarca hayvanı sefalet içinde geçen bir hayattan kurtarıp milyarlarca eksik besin alan insanı doyurmaya hizmet etmenin yanı sıra ekolojinin iflas etmesini engellemeye de katkı sağlayabilir.

Alıntı: 21. Yüzyıl İçin 21 Ders - Konu: Küresel sorunlara küresel cevaplar gerek


Bunlar da İlginizi Çekebilir:
Biyoteknolojik Balık ve Yapay Et
Yapay Et – Haber
Yapay Et

2 Aralık 2020 Çarşamba

Hayvanlar Öldürülmeden Üretilen Et İlk Onayı Aldı - Haber

Sonunda ticari kullanıma hazır hale geliyor... Ama henüz seri üretimi yok. Dolaysıyla hayvansal etten oldukça pahalı. Bu yüzden şimdilik bir alternatif olabilecek durumda değil. Yakın gelecekte üretimi arttığında hayvansal etten ucuzlayacaktır. Beslenme alışkanlıklarının yavaş yavaş değişmeye başlayacağını bekleyebiliriz. Bu arada, bu ürün et tadı veren taklit bir ürün değil. İçinde kas hücrelerinin olduğu orijinal bir et. Zaten bu nedenle önemli bir ürün.


Biyoraktörlerde, hayvan öldürülmeden üretilen et, dünyadaki ilk satış onayını Singapur'dan aldı. Guardian gazetesinin haberine göre bu gelişme et endüstrisinde büyük bir dönüm noktası olarak kabul ediliyor.

ABD'li Eat Just adlı şirket tarafından üretilen "tavuk parçaları" Singapur Gıda Ajansı'nın güvenlik onayından geçti ve şirket bu onayın, etin hayvan öldürülmeden üretildiği bir geleceğin kapısını açabileceğini söyledi.

Dünya genelinde onlarca şirket, kültür tavuk, sığır ve domuz eti geliştiriyor. Amaç endüstriyel hayvan yetiştiriciliğinin iklim değişikliği ve doğa üzerinde etkisini azaltırken, daha temiz, ilaçsız ve hayvanların eziyet görmediği bir et üretimi.

Habere göre şu anda her gün 130 milyon tavuk ve 4 milyon domuz, eti için kesiliyor. Dünyadaki memelilerin yüzde 60'ı besi hayvanı, yüzde 36'sı insan ve sadece yüzde 4'ü vahşi hayvanlar.

Eat Just'ın ürünü 1200 litrelik bir biyoreaktörde üretiliyor ve daha sonra bitki bazlı muhtevayla birleştiriliyor. Ürün, normal tavuğa göre çok daha pahalı ve sadece Singapur'daki bir restoranda satılacak, ancak Eat Just üretim boyutları büyüdükçe, daha da ucuzlayacağını belirtiyor.

Hücre bankası kullanılıyor

Üretim sürecini başlatan hücreler, bir hücre bankasından geliyor ve bir tavuğun kesilmesini gerektirmiyor, çünkü bu hücreler canlı hayvanlardan biyopsilerle alınabiliyor. Büyüyen hücrelere verilen besleyici içeriğin tümüyse bitkilerden elde ediliyor.

Singapur'daki üretilen kültür etinde, büyüme ortamında sığır fetüsünden alınan kandan elde edilen serum da bulunuyor, ancak bu tüketimden önce, büyük ölçüde yok ediliyor.

Şirket bir sonraki üretim hattında bitki temelli serum kullanılacağını, onay sürecinin başladığı iki yıl önce Singapur'da bunun bulunamadığını belirtti.

Şimdiki kültür eti üretimi, görece yüksek düzeyde enerji tüketimi ve karbon salımını beraberinde getiriyor. Ancak üreticiler, işin boyutlarının büyümesiyle karbon salımının çok daha düşük olacağını ve normal ete göre çok daha az su ve toprak kullanılacağını vurguluyor.

Haber: Hayvan öldürülmeden üretilen kültür eti, dünyadaki ilk onayı Singapur'dan aldı


Bunlar da İlginizi Çekebilir:
Sürüyü Kurtarmak – Sahne
Klonlama - Alıntı
Konferans: Andras Forgacs Hayvanları öldürmeden deri ve et üretimi

6 Haziran 2020 Cumartesi

Biyoteknolojik Balık ve Yapay Et

Somon balığı nasıl ucuzlayabilir. Üretimi nasıl kolaylaşır ve artar. Bitmedi. Yapay hayvan ürünleri nelerdir. Yapay süt fabrikada üretildiğinde hayvanları zorlamak gerekmez! Peki yapay etlerin ne tür yararları vardır, hayvanları korumak dışında. İşte bu makale, bunları gayet güzel anlatıyor.


İlk çiftçinin, en şişman tavuğunu en yavaş horozuyla eşleyip daha lezzetli ve miskin tavuklar üretebileceğini fark ettiğinden beri insanlar, besinlerinin genetiğini değiştiriyorlar. Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi'nin (FDA) insan tüketimi için genetiği değiştirilen ilk hayvanı onaylaması, hayvan proteini tüketimimizde çok daha bilimsel ve belki de daha etik bir çağın habercisi durumunda.

"Frankeştayn balık" ismi takılan, AquaBounty Technologies şirketi tarafından geliştirilen ve geçtiğimiz günlerde FDA tarafından onaylanan genetiği değiştirilmiş somon balığı, muhtemelen en iyi şekilde, gelecekte karşımıza çıkacak olan şeylerin bir işareti olarak anlaşılabilir. Laboratuvarda üretilen tavuk göğüs eti ve genetiği değiştirilmiş maya hücreleri ile üretilen inek sütünün de dahil olduğu diğer melez proteinler ufukta görünüyor. AquaBounty'nin Panama dağlarının yükseklerinde bulunan özelleştirilmiş somon üretim tankları ile başlayarak, genetiği değiştirilmiş gıda maddelerinin esrarengiz ve heyecan verici yeni dünyasında bir gezintiye çıkalım.

Yemek için epey sağlıklı olmasına karşın, somonları çiftlikte yetiştirmek kolay değildir. Normal bir somon balığının piyasa ebadına ulaşması ortalama üç yıl alır. Bu, fabrika çiftçiliği hayvanlarının dünyasında neredeyse bin yıla eşdeğer. Karşılaştırmak için, eti yenen kuşlar arasında en hızlı büyüyen melez bir Kelt X tavuğu, sekiz hafta kadar kısa sürede kesilmek için hazır hale gelir. Bu durum, somon balığı için fiyatların yüksek tutulmasına yol açarak arz ve talepte dengesizlik oluşturur.

Son 20 yıldır şirket, piyasaya genetiği değiştirilmiş bir somon balığı getirmek için çalışıyordu ve bunu yapmak için Gıda ve İlaç Dairesi'nden uzun süredir beklediği onayı en nihayetinde aldı. Somona yapılan genetik değişimler aslında iki aşamalı. İlk olarak AquaBounty, melez türlerine göre Pasifik somon türlerinin en büyüğü olan Chinook (veya kral) somon balığından bir büyüme hormonu ekledi. Ardından, donma sıcaklığına yakın sularda büyüyebilen ve yılan balığı benzeri bir balıktan (İng. ocean pout) alınmış bir geni ekleyerek canlının büyümesini daha fazla hızlandırdı. Bunun sonucunda, rekor miktarda kısa bir zamanda özellikle iri olacak şekilde büyüyen bir somon balığı elde edildi.

Bunlar da İlginizi Çekebilir


Genetiği değiştirilmiş somon balığına ilişkin bir hayli endişe var; bunlar arasında, bu süper somonların kansere sebep olabileceklerine dair gerçek olmadığı ortaya çıkmış bir efsane ve ayrıca, vahşi doğaya kaçtıklarında neler olacağına dair devam eden bir endişe de var. Bu kuşkular, sonunda, FDA'nın tatmin olmasıyla yanıtlandıysa da, soruların kendisi, insanların kendi ihtiyaçlarına uyum sağlaması için doğayı yeniden tasarlama yeteneğinin artışına dair yükselen gerilimin altını çiziyor.

Genetiği değiştirilmiş somonun tüketim için aslında güvenli olduğunu temin ettikten sonra, FDA'nın en büyük endişesi canlının evrimsel anlamda uyumluluğuyla ilgiliydi. GD somon vahşi doğaya kaçarsa, sıradan somonun soyunun tükenmesine neden olabileceğinden korkuluyordu. Ancak FDA'daki bilim insanları, genetiği değiştirilmiş somonun doğal kuzenlerinden aslında daha hızlı ve boyut olarak daha büyük olacak şekilde büyürken, GD somonun doğal benzerlerinden daha yüksek stres seviyeleri geçirdiğine, bu yüzden de vahşi doğada hayatta kalma yeteneğinin daha az olduğuna karar verdiler. Aslında, balığın doğal olmayan şekilde hızlı bir oranda büyümesiyle sahip olabileceği herhangi bir hayatta kalma üstünlüğü, aynı büyümenin neden olduğu stres tarafından dengeleniyordu.

Fakat FDA'nın AquaBounty'e yeşil ışık vermesi için sadece bu yeterli değildi. GD balığın doğal akrabalarıyla eşleşerek şimdiye kadar test edilmemiş melez bir canlıya yol açabileceği endişesi de bulunuyordu. AquaBounty bunun üzerine Frankeştayn balığa başka bir genetik düzenleme ekledi ve ilave bir X kromozomu ile bütün GD somonlar kısır hale geldi. Bir diğer koruma katmanı olarak, bütün somonlara dişi olacakları şekilde mühendislik uygulandı ve doğal üreme olasılıkları daha fazla azaltıldı.

GD konusunda yaklaşık 20 yıllık mekik dokumadan sonra, elde edilen sonuç nihayet FDA'nın memnuniyetini kazandı ve bundan sonra bu yeni somon filetolarının artan bir sıklıkla tabaklara gelmesini umabiliriz. Fakat pek çok bakımdan Frankeştayn balık, gıda maddelerinin genetiği değiştirilmiş dünyasında işlenmekte olan değişimlerin olağan tarafında bulunuyor. Süt proteini üreten, genetik mühendisliği yapılmış maya hücrelerinden elde edilen peynirin gelişi, GD gıda ürünlerinin geleceğine doğru daha çarpıcı bir zirveye işaret ediyor.

Veganların ve diğer çevresel grupların et ve peynir gibi hayvan ürünlerine karşı sunduğu temel görüşlerden birisi de, çiftlik hayvanı yetiştirme işleminde meydana gelen büyük miktarda çevresel yıkım. Sera gazlarının büyük bir kısmının, et ve süt üretmek için sığır yetiştirmekten kaynaklandığı bir gerçek. Şimdi genetik mühendisliği sayesinde, peynirli keklerimizi elde etmenin ve de onları yemenin daha çevre dostu bir yolu olabilir.

Çözüm, maya hücrelerine mühendislik uygulayarak süt proteini üretmelerini sağlayan bir grup bilim insanından geliyor. Süt proteini elde edilerek, daha sonra suyla ve vegan yağ ile karıştırılarak sıvı bir süt ‘vekili’ elde edilebilir. Yapay süt daha sonra peynire veya diğer süt ürünlerine işlenmek için hazır olur. Buluşun ardındaki RealVeganCheese adlı grup, ürünü pazara getirmek için bir Indigogo (insanların sermaye topladığı internet sitesinin adı) kampanyası başlatıyor.

Yapay olarak mühendislik uygulanmış süt proteinin ardındaki bilim, GD somonun oluşturulması ile karşılaştırıldığı zaman önemli bir üstünlüğe sahip: Canlı bir hayvana fabrika çiftçiliği uygulamanın çok sayıdaki çevresel ve ahlâki sonuçlarından kaçınıyor. Eğer pek çok tarihçi, felsefeci ve çevreci ile konuşursanız, erken 21’inci yüzyılın en büyük ahlâki felâketinin terörizm değil, bunun yerine alışkanlık haline gelmiş ölçekteki fabrika çiftçiliğinin artışı olduğu görüşüyle karşılaşmanız muhtemeldir. Şimdi bildiğimiz üzere fabrika çiftçiliğine konu olan hayvanların pek çoğu karmaşık duygusal yaşamlara sahip ve kendi türümüze çok fazla benzeyen bir şekilde acı ile duygusal travma hissediyorlar.

Bu gerçek hakkındaki farkındalığın artması, çevre topluluklarının harekete geçmesine sebep oldu ve hayvan proteini elde etme aracı olarak fabrika çiftçiliğinin yerine başka bir seçenek bulunmasına dair baskıları artırdı. Zorluğu kabullenip bunun üstesinden gelen ilk bilim insanlarından biri, Hollandalı bir doku mühendisi olan Mark Post idi ve tamamen laboratuvarda üretilen inek kas dokusundan bir sığır eti sentezlediğini ilan ettiği zaman büyük bir ilgi çekmişti. Bu olaydan sonra gözler, laboratuvarda üretilmiş tavuk eti oluşturmak için bir proje başlatan İsrail'in Çağdaş Tarım Kuruluşu'na (MAF) çevrildi. Domuz etinin ardından gezegendeki ikinci en çok tüketilen et tavuktur ve pek çok yerde tavuklar çiftlik hayvanı olarak düşünülmediği için, diğer fabrika çiftçiliği hayvanlarına uygulanan temel sağlık önlemi ve refah seviyelerini sağlayan düzenleyici denetimin pek çoğundan faydalanmazlar. MAF eş kurucusu Shir Friedman şöyle açıklıyor:

"Bizler bir grup duyarlı bireyler olarak, hem çevreye hem de hayvanlara yardımcı olma konusunda dünyanın acilen ihtiyacı olan şeyin herkesin vegan olması olduğu sonucuna vardık fakat bu gerçekçi değil. Bu yüzden laboratuvar ortamında yetiştirilmiş et fikrini duyduğumuzda, bunun hayvanlara ve çevreye verilen zararı azaltmanın yanında insanlara yemek istedikleri eti vermenin bir yolu olduğunu fark ettik."

Şu anda MAF, ticari olarak laboratuvarda yetiştirilmiş tavuk göğsü üretmek için gereken fiyat, tarife ve kaynakları belirleyecek olan bir uygulanabilirlik çalışmasının ortasında bulunuyor. 2016 yılı itibariyle tasarının bu aşamasını tamamlamayı umuyorlar ve bundan kısa bir süre sonra da laboratuvarda yetiştirilmiş bu tavuk göğüslerinin süpermarketlerde ve fast food zincirlerinde ortaya çıkışını görmeye başlayabiliriz.

Laboratuvarda yetiştirilen ete böylesi bir geçişin faydaları çok büyük olacaktır. Uzmanlar, et üretiminin %7 ile %45 arasında daha az enerji, %90 daha az tatlı su ve %99 daha az arazi gerektireceğine ve atmosfere %80'den %90'a kadar daha az sera gazı yayılmasıyla sonuçlanacağına inanıyorlar. Özellikle Hindistan ve Çin gibi ülkelerin, çoğu batılı ülkede beğenilen etçil beslenme düzenlerine kaymaya başlamasıyla, insanların yakın zamanda et istememe olasılığı çok düşük. Bu yüzden, eğer insanlık hayvan proteini arzusu yüzünden kaynaklanan alabildiğine geniş çevresel yıkımdan kurtulacaksa, laboratuvarda üretilen et gibi yenilikler kaçınılmaz olacaktır.



Bunlar da İlginizi Çekebilir


29 Nisan 2019 Pazartesi

Yapay Et - Haber


Bruce Friedrich 30 yıldır vejetaryen olsa da tekrardan et yemeye başladı.

Ama yediği et için hayvan öldürülmedi. Midesine indirdiği, Microsoft'un kurucusu ve CEO'su Bill Gates'in "gıdanın geleceği" olarak adlandırdığı, laboratuvarda hayvan hücrelerinden yapılan bir etti.

Friedrich katıldığı TED konferansında laboratuvarlarda üretilen etlerin artan insan nüfusunu beslerken aynı zamanda doğaya dair sorunları nasıl çözebileceğini anlattı.

Kanada'nın Vancouver kentinde düzenlenen konferansa katılan bir diğer şirket olan Beyond Meat (Etin Ötesi) de katılımcılara bitkiden üretilen et benzeri ürünlerini tattırdı.

Beyond Meat ve merkezi ABD'nin Silikon Vadisi'nde bulunan Impossible Foods şirketleri halihazırda ürünlerini piyasaya sürdü. Onlarca başka şirket de hayvan hücrelerinden et üretimi üzerine çalışıyor.

Bruce Friedrich, halkın laboratuvarda üretilen etle 2020'de tanışacağını fakat başlangıçta fiyatların 50 dolar (yaklaşık 294 TL) olacağını söylüyor.

Friedrich aynı zamanda bitki ve hücreden üretilen etlerin üretimini destekleyen Good Food Institute'ün (İyi Gıda Enstitüsü) de kurucusu.

Enstitü bugüne kadar bu tür etleri kitlesel boyutta üretmeyi hedefleyen 14 projeye 2,8 milyon dolar (yaklaşık 16,5 milyon TL) aktardı.

BBC'ye konuşan Friedrich, çevreyi daha ez etkilemeleri nedeniyle "temiz et" de denen laboratuvar etlerinin hayvancılığın yanı sıra çiftçiliği de değiştirebileceğini düşünüyor:

"Hayvanlara yedirmek için çok fazla yem yetiştiriyoruz. Tavuklara verilen her dokuz kalorinin birini et olarak alabiliyoruz. Bu, yemek yaratmak için son derece verimsiz bir uygulama.

"Ve 2050 yılına kadar günümüzdeki et miktarının yüzde 70 veya yüzde 100 daha fazlasını üretmemiz gerekecek."

Friedrich, artan nüfus ve yoğun bir şekilde yapılan tarımın doğaya etkisi nedeniyle insanların et üretimi için yeni yöntemler bulması gerektiğini düşünüyor:

"İnsan doğasını değiştiremeyeceğimiz için et üretimini değiştirmek yeterli."
(Artan nüfusu besleyebilmek için bu iyi bir yöntem olabilir. Yine de -muhtemelen bakamayacağı halde- fazla çocuk yapmaya kalkanlar nüfusu arttırmama konusunda asıl sorumlu davranması gerekenlerdir.)

'Sıradan bir vejetaryen hamburger değil'
Bu sentetik etin vejetaryenlikle pek bir ilişkisi yok.

Friedrich "Vejetaryenlerin bu eti de yemek istemediklerini duyuyoruz ve onlara, şakayla karışık olarak, vejetaryenlerin ne düşündüğünün umurumuzda olmadığını söylüyoruz. Bu sıradan bir vejetaryen hamburger değil" diyor.

Hücrelerden et yetiştirilen laboratuvarların görünümü hayvan çiftliklerinden çok farklı olacak.

Friedrich "Çiftliklere kıyasla yüzde 99 daha küçük olacaklar. Böylece hayvancıların ve çiftçilerin 'büyü ya da sektörden silin' baskısına maruz kalmayacaklar" diyor ve ekliyor:

"Hayvanların hücreleri hücre bankalarında tutularak sonsuza kadar çoğaltılacak. Hayvanlar ise barınaklarda yaşamlarına devam edecek."

Çiftçilerin hayvan yemi için üretim yapmasına gerek kalmayınca doğaya daha uyumlu ve daha çok çeşitli ürün yetiştirmesi de mümkün olacak.

Bütün bunlar kulağa geleceğin ideal bir versiyonu gibi gelebilir ama aslında, halihazırda çok sayıda et alternatifi piyasada bulunuyor.

İngiltere'deki unlu mamuller zinciri Gregg, Ocak ayından bu yana vegan sosis satıyor.

Burger King ise ABD'de 59 şubesinde Impossible Foods'un etlerinden yaptığı hamburger satışını deniyor. Satışı ülke geneline yaymak da planlar arasında.

Etin hem dokusunu hem tadını taklit eden bu hamburgerlerin sırrı, üretiminde kullanılan "hem" adlı bir molekülde. Demir içeren bu molekül bazılarına göre bu yiyeceğe et tadını veren şley.
(Elbette bunlar, hayvan hücrelerinin çoğaltılmasıyla üretilen etler değil. Dolayısıyla et kadar besleyici değildir. Sadece tadı taklit edilmeye çalışılmış.)

Vancouver'daki TED konferansına gitmeden önce Meet adlı bir restorana gittim. Burası Beyond Meat hamburgerlerini satan zincirlerden biri.

20 yıllık bir pesketaryen (balık yiyen vejetaryen) olarak "etin" dokusunun gerçek ete benzediğini söyleyebilirim ama tadının benzerliği konusunda bir şey söylemem zor: Üzerinde çok fazla çeşni vardı.

Restoran, bitkiden yapılan bu gıdadan yiyen çok sayıda kişiyle doluydu.

TED konferansında bu hamburgeri üreten şirketten temsilcilerle tanıştım ve Beyond Meat'in sossuz ve baharatsız halini yedim.

Tadı, en fazla aşina olduğum et alternatifi olan Quorn gibi değildi ama hafızamdaki et tadıyla da birebir uyuşmuyordu.

Sonuç olarak bu "eti" sevdiğimi söyleyebilirim. Fakat Friedrich'in de söylediği gibi hedef kitle ben değilim. Et severler bu ürünü ne kadar sevecek, emin değilim.

Impossible Foods ve Beyond Meat'in dışında Avrupa, ABD, Çin, Japonya ve İsrail'de yapay etler üzerinde araştırma yapan onlarca şirket var.

Friedrich, düzenleyici kurumların da bu alanda çalışmaya başlamaları gerektiğini fark ettiğini söylüyor.

ABD Gıda ve İlaç Dairesi, oluşmaya başlayan bu yeni endüstriyi Tarım Bakanlığı ile birlikte nasıl düzenleyeceğine dair bir niyet metni yayınladı.

Friedrich, gıda güvenliği konusunda sorunlar yaşayan veya Hindistan ile Çin gibi devasa nüfusları beslemesi gereken ülkelerdeki düzenleyici kurumların, laboratuvarlarda et üreten şirketlerin önüne kırmızı halı sereceğini düşündüğünü söylüyor.

Bill ve Melinda Gates Vakfı, hücre temelli et üretimini, gelişmekte olan ülkelere gerçek değişim getirebilecek 5 gıda teknolojisinden biri olarak görüyor.

Fakat herkes bu "gıda devrimine" katılmıyor.

BBC'ye konuşan İngiltere Vegan Topluluğu, "Hayvanların acı çekmesinin önüne geçecek ve hayvancılığın çevreye etkisini azaltacak temiz et girişimlerine sempatiyle bakıyoruz" diyor ve ekliyor:

"Hayvanların çektiği acıyı azaltabilecek her girişimi mutlulukla karşılasak da temiz et üretimini destekleyemeyiz, çünkü üretiminde hayvanlar kullanılıyor.

"Hayvanlardan alınan hücrelerden üretilen bu etler vegan değildir."
(Veganlığın varlık nedeni hayvanlara zarar verilmesinin istenmemesidir. Hücre bankasında biriken hücrelerin sürekli çoğaltılmasının hayvanlarla bir ilgisi yoktur. Dolayısıyla gayet vegandır. :-) Yani ilk hücre bir hayvandan alınmış olabilir. Ama o geçmişte kalmıştır. Artık bir hayvanla ilgisi yoktur. Vegan birinin annesi kendisine hamileyken kim bilir ne kadar et yemiştir. Bu durumda, kendisi de pek vegan sayılmaz, o halde.)



Bunlar da İlginizi Çekebilir:

26 Nisan 2019 Cuma

Klonlama - Alıntı

Daha da heyecan verici olan ise, insanın organ ve dokularının ameliyata gerek olmadan, “gençleriyle” değiştirilebilmesi olasılığıdır. Klonlanmış, telomer açısından geliştirilmiş, DNA'ları düzeltilmiş hücrelerin bir organa yerleştirilmesiyle, bu hücreler eski hücrelerle birleşebilecektir. Böyle bir sağaltımın belli bir dönemde üst üste yinelenmesiyle, söz konusu organ genç hücrelerin etkisine girecektir. Normal olarak hücrelerimiz zaten düzenli olarak yenilenmektedir. Bu yenilenme, kısaltılmış telomerli hatalı hücreler yerine neden dinç, gençleştirilmiş hücrelerle olamaz mı?

Dünyada Açlığın Çözümü: Klonlama teknolojileri dünyadaki açlığa bile olası bir çözüm getirmektedir. Hayvan kullanmadan, hayvanın kas dokusu klonlanarak et ve diğer protein kaynaklarının fabrikada üretilmesi. Bu, çok düşük maliyet, doğal ette bulunan böcek zehri ve hormonlardan arınma, çevreye etkilerin (fabrika çiftçiliğine kıyasla) büyük ölçüde azaltılması, geliştirilmiş besin profili ve hayvanlara acı çektirilmemesi gibi yararlar sağlayacaktır. Sağaltıcı klonlamada olduğu gibi bu yöntemde de hayvanın tamamı yaratılmayacak, hayvanın yalnızca istenen bölümleri ya da eti üretilecektir. Sonuçta, bir hayvandan milyarlarca kilo et elde edilebilecektir.

Bu işlemin açlığa çözüm getirmek dışında başka yararları da vardır. İvmelenen getiriler yasası -bilgi tabanlı teknolojilerin fiyat performansının zaman içinde üstel olarak gelişmesi- bu yöntemle et üretiminde de geçerli olur, et giderek ucuzlar. Bugün dünyada yaşanan açlığın böylesine ağır duruma gelmesinin asıl nedeni siyasi konular ve anlaşmazlıklar olmakla birlikte, yine de et satın alma gücüne büyük etkisi olacak kadar ucuzlayabilir.

Hayvansız etin ortaya çıkmasıyla birlikte, hayvanların acı çekmesini de ortadan kaldıracaktır. Fabrika çiftçiliği ekonomisi, bir makinenin dişlileri olarak gördüğü hayvanların rahatlığına pek fazla öncelik vermez. Bu yöntemle üretilen et, tüm diğer yönleriyle normal olmakla birlikte (en azından biyolojik bir hayvanda acıyı gerektirdiği kabul edilen) sinir sistemli bir hayvanın bir parçası olmayacaktır. Aynı yöntemi, deri ve kürk gibi, hayvanlardan elde edilen yan ürünler için de kullanabiliriz. Diğer başlıca avantajlar, fabrika çiftçiliğinin neden olduğu büyük ekolojik ve çevresel zararları yok etmenin yanı sıra, deli dana hastalığı ile insandaki karşılığı vCJD gibi prion kaynaklı hastalıkların riskinin de ortadan kaldırılması olacaktır.

İnsanın Klonlanmasının Yeniden Ele Alınması: Bu bizi yine insanın klonlanması konusuna getirir. Bu teknoloji mükemmelleştirildiğinde, ne etikçilerin şiddetli ikilemlerinin ne de heveslilerinin müjdeledikleri derin vaatlerin ağır basacağını sanıyorum. Peki, ya genetik ikizleri birbirlerinden bir ya da iki kuşak süresince ayırsak ne olur? Büyük olasılıkla klonlama da bir süre tartışmalı olacak, kısa zamanda kabullenilen diğer üreme teknolojileri gibi hızla benimsenecektir. Fiziksel klonlama, sonuçta, bir insanın tüm kişiliğinin, belleğinin, becerilerinin, geçmişinin farklı, büyük olasılıkla da daha güçlü bir düşünme ortamına yükleneceği zihinsel klonlamadan çok daha farklıdır. Genetik klonlamayla ilgili felsefi bir kimlik sorunu söz konusu değildir; çünkü bunlar farklı kişilerdir, hatta bugünün geleneksel ikizlerinden de farklıdırlar. Hücrelerden organizmalara klonlama kavramına bütün olarak baktığımızda, klonlamanın biyolojide, aynı zamanda bilgisayar teknolojisinde yaşanan diğer devrimlerle büyük bir sinerji oluşturduğunu görürüz. İnsanların ve hayvanların genom ile proteomunu (genomun protein olarak ifadesi) anlamayı öğrendikçe ve genetik bilgiyi kullanmak için yeni güçlü araçlar geliştirdikçe, klonlama bize hayvanları, organları ve hücreleri kopyalayabilmemiz için gerekli aracı sağlayacaktır. Bunun, kendi sağlık ve esenliğimize olduğu kadar hayvanlar dünyasındaki evrimsel kuzenlerimizin sağlık ve esenliği üzerinde de önemli yansımaları olacaktır.


İnsanlık 2.0 - Ray Kurzweil


Yapay etlerin bir beyni olmayacak. Ortada acı çeken bir canlı olmayacak. Hayvanlar kurtulacak. Vejetaryen takılanlar da et yiyebilecek. :-) Elbette bu konuda da organik takılmak isteyenler olacak. Peptisit ve hormon kullanılmayan meyve, sebzeleri isteyenler gibi, illa hayvandan üretilen etleri yemek isteyenler olacaktır. Hatta klonlanmış eti etik bulmayacaklardır. Ama bu etik anlayış da zamanla değişecektir. Alternatifi varken hayvan eti yemek etik olmayacaktır bir süre sonra. :-)

Tüp bebek yöntemi de ilk çıktığında etik bulunmuyordu. Şimdi normal karşılanıyor. İnsan da klonlanacaktır gelecekte. Birey, tıpatıp kendi DNA'sını taşıyan bebek sahibi olabilecektir. Toplum alışacaktır. Etik, teknolojiye ayak uyduracaktır. Ama bundan daha nitelikli bir yöntem de gelişecektir. Biyoteknolojik bebek tasarımı. İnsanlar istedikleri genleri seçip ona göre bebek sahibi olacaklar. Böylece mesela hastalıklara karşı daha savunmalı, güçlü ve zeki çocukları olabilir. Zaten insanlar eş seçerken aslında genleri de seçmiş oluyorlar. Böylece eşindeki sevdiği özelliklerin çocuğunda da olma olasılığını arttırmış oluyorlar. Yani zaten hep var olan gen seçme işi, biyoteknoloji sayesinde daha bilinçli yapılacaktır sadece.

Gerçi önümüzdeki yüzyılda biyoteknolojik bebek tasarlamak daha başlamadan anlamını yitirebilir. :-) Çünkü muhtemelen önümüzdeki yüzyılda zihinler bilgisayarlara yüklenecek. Biyolojik bedenlerin değeri azalacak. Çünkü sağlam çelik vücutlar yapılacak. Buluttaki zihinler bunları kendi bedeni gibi yönetecektir. Biyolojik bedenlerin aksine bu bedenler istenildiği zaman yenisiyle değiştirilebilecektir. İnsanlar, geleceğe kendisinden bir şey bırakma içgüdüsü nedeniyle artık biyolojik bebek yapmakla ilgilenmeyecektir. Çünkü zihinler zaten bilgisayarda gerçekten çok uzun süre var olacaklar. :-) Ama zihninin klonunu yapıp Bulutta çoğalmayı hâlâ isteyebilir. Gerçi zihnin Buluta yüklenmesinin 2040'larda gerçekleşeceği konusunda Ray Kurzweil kadar emin değilim. Örneğin yıllar önce İnsan Beyni Projesi'nde, 2019'a kadar bilgisayarda beyin oluşturulabileceği hedeflenmişti. Ama henüz duyurulacak bir gelişme olmuş görünmüyor. Ayrıca bundan tüm insanların yararlanabilmesini sağlayacak kadar hemen ucuzlayacağı konusunda da Ray Kurzweil kadar emin değilim. Epey bir süre zenginler faydalanacaktır. Diğer insanlar, biyolojik yaşamaya, daha epey bir süre katlanmak zorunda kalacaktır. :-)