Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Mart 2026 Salı

Bitkilerimizi Güncellemeye Hazır mısınız! - Bilim

 

Telefonlarımızda onlarca uygulama yüklü. Hepsini keyifle kullanıyoruz. İşimizi kolaylaştırıyorlar. O uygulamalar bazen güncelleniyorlar; arka planda yeni kodlar ekleniyor ve bazı kodları değiştiriliyor. Kullanışlılıkları artıyor. İşlerimizi daha da kolaylaştırıyorlar. Bizi mutlu ediyorlar! Artık bitkilerin de güncellenmesi sağlanabiliyor! Bitkilerin genlerinin değiştirilmesinin anlamı budur. Bu yöntemle bitkiler daha verimli daha dayanıklı hale getiriliyor. Hatta daha yararlı ve daha lezzetli olması bile sağlanabiliyor! Telefondaki uygulamaların güncellenmelerinden korkmadığımız gibi bitkilerin genlerinin değiştirilerek güncellenmesinden de çekinmemize gerek yoktur!

Not: Paragraflara parantez içinde ön bilgiler ve açıklamalar iliştirilmiştir.

***

Bu son kısım önemlidir; tıpkı eşya bağımlılığımızı azaltmaya yardımcı olduğu gibi, teknoloji kesinlikle diğer tüketim problemlerimizin çözümünde de rol almalıdır. Çünkü gezegendeki birileri çok tüketirken dünyada tek taraflı olarak vatandaşlarını daha az tüketmeye zorlayabilecek özgür bir ülke yoktur. Her ne kadar çıkarılacak yasalarla, iş dünyası daha az tüketmeye cesaretlendirilebilirse de daha az tüketmeyi bireyler için çekici ve kolay hâle getirmeliyiz.
Bu nedenle, daha sağlıklı yiyecekler yetiştirmemize ve daha etkili bir şekilde nakletmemize olanak sağlayan araştırmalara yatırım yapmalıyız. Ve lütfen şu konuda hata yapmayalım; bu, doğal yapısında olmayan bir özelliğin bitkiye işlendiği, genetiği değiştirilmiş ürünleri de kabul etmeyi içerir. Bu özellikler böceklere direnç, kuraklığa tolerans, A vitamini üretimi veya güneşin daha verimli kullanılarak CO₂ şekere dönüştürülmesi olabilir. GDO'lu besinler kesinlikle geleceğimizin beslenmesinde önemli bir yer tutacak. Daha verimli bitkilerle, sadece ABD'nin orta batısında yetişen bitkilerle şimdikinden 200 milyon daha fazla insanı besleyebiliriz.

(Ön Açıklama: Genetiği değiştirilmiş bitkiler doğal değildir. Bu doğru. Peki doğal bitkiler gerçekten seviliyor mu! Örneğin yabani mısır doğaldır. Markette gördüğümüz o iştah açıcı koçanlardan epey farklıdır. Aslında mısırın orijinal hali olan teosinte, sert kabuklu ve tadı pek de iyi sayılmayan cılız bir bitkiydi. İnsanlar binlerce yıl önce bu yabani mısırları tarlalarına ekmeye başladılar. Sonraki yıllarda, içlerinden tadı biraz daha güzel olanların tohumlarını seçip tekrar ektiler. Bu döngü nesiller boyu, binlerce yıl devam etti. Her seferinde daha tatlı, daha yumuşak olanlar elenerek bugünkü mısırlar elde edildi. Aslında insanlar farkında değillerdi ama tohumları sürekli eleyerek mısır üzerinde devasa bir genetik seçilim uygulamış oldular. Mısırın genlerini kendi damak tatlarına göre yönlendirmiş oldular! Markette gördüğümüz mısırlar bunlardır. Elbette bu durum sadece mısırla sınırlı değil; sofranızdaki diğer pek çok bitkinin genleri de benzer şekilde binlerce yılda değiştirildi. Kısacası, insanlık farkında olmadan bitkilerin genetiğiyle zaten hep oynuyordu. Günümüz teknolojisi ise atalarımızın binlerce yılda yapabildiği bu köklü değişiklikleri, daha bilinçli olarak sadece birkaç günde yapabilmeyi sağlıyor!)
Bu ürünler "doğal olmayan" nitelikte oldukları için kötü bir şöhrete sahiplerdir ancak bu görüşe sahip olan birçok insan, doğal olduğunu düşündüğümüz gıdaların çoğunun zaten önemli bir genetik manipülasyona tabi tutulduğunun farkında değiller. Markette gördüğünüz mısır koçanları, modern mısırın köken aldığı yabani bitkiye hiç benzemez. 9.000 yıl boyunca, teosinte olarak bilinen parmak uzunluğundaki çim, bitkinin genomunda belirgin değişiklik oluşturup daha büyük koçanlar ve daha dolgun, yumuşak, şekerli tanelere sahip, daha çok sıra elde etmek için tarımsal olarak toprağa işlendi. Yemeye doyamadığımız elmalar, vahşi atalarına biraz daha fazla benzerlik gösterir. Ancak bu atalardan birini bulana aşk olsun, gezegenden neredeyse silindiler. Diyetlerimiz için büyük bir kayıp değil çünkü modern elmaların en büyük genetik akrabası olan Malus sylvestris, neredeyse yenmez durumda.

(Bitkilerin genleri değiştirilerek daha dayanıklı hale getiriliyor. Bu bitkiler özellikle küresel ısınmaya karşı daha dirençliler! Doğal olan bitkiler ise küresel ısınma sonucu yok olacaklar.)
2016'da ABD Ulusal Bilimler Akademisi, genetiği değiştirilmiş ürünlerle ilgili yayınladığı kapsamlı bir raporda, küresel ısınmanın geleneksel çiftlik ürünlerini tehdit ettiği bir durumda, laboratuvarda modifiye edilmiş bitkilerin gezegenin artan insan popülasyonunu beslemek için hayati önem taşıyabileceğini belirtti. Ve son yirmi-otuz yıldaki sayısız başka rapor kamuoyu endişelerini gidermek için yeterli olmadığından, raporun yazarları, Akademi'nin GDO'lu ürünler ile ilgili, hem insan tüketimi hem de çevre için güvenli olduğu konusunda görüşünü bir kez daha teyit ettiler.
Şüpheci olmak yanlış değil ancak binlerce çalışmanın sonucu olan kanıtlara kulak tıkayamazsınız. İklim değişikliğinin bir tehdit olduğuna inanıyorsanız, GDO'ların öyle olduğunu söyleyemezsiniz çünkü GDO'ların güvenli olduğuna dair kanıtlar, iklim değişikliğinin meydana geldiğine dair kanıtlardan daha güçlüdür.

(GDO’lar güvenlidir ve verimlidir. Daha çok insanı doyurabilir!)
Dünya Sağlık Örgütü, Amerikan Bilimde İlerleme Derneği ve Amerikan Tıp Derneği de DSÖ'nün belirttiği, "Bu tür gıdaların, genel nüfus tarafından tüketilmesi sonucunda insan sağlığı üzerinde hiçbir etki gözlenmemiştir", ibaresini teyit ettiler. Dahası bu yiyecekler, dünyamızda zaten açlık çeken milyarlarca insanı ve önümüzdeki yıllarda dünyamıza katılacak ilave milyarlarca insanı besleme zorluğunun üstesinden gelmek için hayati bir öneme sahip olabilirler.

(Çok sayıda fakir insan A vitaminine ulaşamadıkları için ölüyor. Bitkilerin genleri değiştirilerek daha yararlı olması sağlanabilir. A vitamini sağlayan GDO’lar artık üretilebiliyor! Adı - Golden Rice - Altın Pirinç! Rengi de altın gibi sarı.)
Dünyayı şimdi ve gelecekte beslemek istiyorsak güvenli yeni teknolojileri benimsememiz gerekiyor. UNICEF'e göre, fakir ailelerin tamamen güvenli mahsuller aracılığı ile diyetlerine daha fazla A vitamini almaları durumunda her yıl iki milyona yakın ölüm önlenebilir. A vitamini takviyeleri gerektiği kadar etkili değil. 2015 ve 2016 arasında, en yüksek çocuk ölüm oranlarına sahip beş ülkede, A vitamini takviye kapsamı yarıdan fazla düştü.
Yüzden fazla Nobel Ödülü sahibi tarafından imzalanan açık bir mektup, hükümetleri genetiği değiştirilmiş organizmaları onaylamaya davet etti. "Bunu bir 'insanlık suçu' kabul etmeden önce dünyada kaç fakir insan ölmeli?" diye yazdılar. Bir milyar insanı daha besleyici gıdalarla besleyebiliriz. İklim değişikliği nedeniyle başka seçeneğimiz kalmayabilir.

(Tarlada et yetiştirmeyi hayal edebiliyor musunuz! Bu çok garip geliyor değil mi. Ama bu başarıldı. Bir bitki mahsul olarak et verecek şekilde genleri yeniden düzenlenebildi! Bu bitkiler hayvanlardan çok daha verimli şekilde et sağlayabiliyorlar. Üstelik bu tasarlanmış bitkiler sayesinde hayvanların da canları kurtulmuş olacaktır!)
Kesim hayvanlarından elde ettiğimiz et ürünlerinin muazzam çevresel maliyetlerini çekmeyecek şekilde küresel protein talebini nasıl karşılayacağımızı bulmak zorundayız. Bize neredeyse ete yakın ürünler veren, "kanayan bitki leghemoglobin" %99 daha az suya ve %93 daha az toprağa ihtiyaç duyuyor ve %90 daha az sera gazı ile üretiliyor. Gezegenimizi daha fazla bozmadan, lezzetli proteine olan iştahımızı beslemek istiyorsak son zamanlarda çok yaygınlaşan bu yenilikleri desteklememiz gerekecek.

(Yeni CRISPR teknolojisi sayesinde, dışarıdan hiçbir yabancı DNA eklemeden, bitkinin kendi genleri üzerinde hatasız düzenlemeler yapılabiliyor. Bu yöntemle bitkileri daha dayanıklı ve verimli hale getirmek, artık sadece bir kod düzeltmesi kadar kolay bir işlem!)
Hiç şüphe yok ki bu yüzyılın en büyük teknolojik gelişmelerden biri, 2012'de hassas, programlanabilir "genom düzenlemesi"nin keşfi olmuştur. Diğer birçok buluşta olduğu gibi, düzinelerce parlak insan öncülüğünü yapsa da İsveç'teki Moleküler Enfeksiyon Tıbbı Laboratuvarı'nda çalışan Emmanuel Charpentier ve UC Berkeley'den Jennifer Doudna, RNA tabanlı "GPS" veya "kılavuz"a sahip bakteriyel Cas9 proteininin bir DNA kesme enzimi olduğu konusundaki olağanüstü keşifleriyle en büyük şöhreti hak ettiler. Ertesi yıl, her ikisi de Boston'da bulunan MIT'ten Feng Zhang ve Harvard'dan George Church, sistemin insan hücrelerini düzenlemek için kullanılabileceğini kanıtladı. Onlar da ünlüler kervanına katıldılar ve çok değerli bazı patentlerin sahibi oldular. Bu keşfin haberi, laboratuvarımda hızla yayıldı. Gerçek olamayacak kadar iyi görünüyordu ama gerçekti.
Bu teknoloji, Cas9'un doğal DNA hedefi olan, "Düzenli Aralıklarla Kümelenmiş Kısa Palindromik Tekrarlar" anlamına gelen kelimelerin baş harflerinden oluşmuş, konuşma dilinde CRISPR olarak bilinir. Cas9 ve şimdilerde diğer bakterilerden elde edilen düzinelerce diğer DNA düzenleme enzimi, herhangi bir yabancı DNA kullanmaksızın bitki genlerini hatasız bir şekilde değiştirebilir. Doğal şekilde meydana gelen değişikliklerin tam olarak aynılarını yaratabilir. CRISPR, yasaklanmamış bir işlem olan, tohumları radyasyonla bombalamaktan çok daha "doğaldır".

(Avrupa Birliği CRISPR yöntemiyle oluşturulan GDO’ları yasakladı. Amaçları kendi çiftçilerini korumaktı! ABD şirketlerinin patentli bitkilerinin Avrupa’da yayılmasından korktular; ABD’nin ticari üstünlük sağlamasını istemiyorlardı. Ama aslında çiftçilerini bu verimli, dayanıklı ve yararlı bitkilerden mahrum etmiş oldular!)
Bu nedenle, 2018'de Avrupa Birliği Adalet Divanı'nın aldığı karar ABD için çok beklenmedikti. Mahkeme, CRISPR yapımı gıdaların, küçük ölçekli çiftçiliğin çıkarlarını savunan Fransız tarım birliği Confédération Paysanne ve diğer sekiz grubun lehine yasaklanmasına karar verdi.
Bu karar, bilime meydan okuyor. Avrupa'nın küresel ısınmayla daha iyi başa çıkmasını sağlamak yolunda, çevresel yükü hafifletebilecek, yoksulların sağlık düzeylerini iyileştirebilecek sağlıklı yiyecekleri yasaklıyor. Karar ayrıca, gelişmekte olan ülkeleri, insanlarının yaşamları ve toprakları üzerinde son derece olumlu etkisi olabilecek CRISPR ile modifiye edilmiş mahsullerden uzak tutuyor.
Karar metni, bunun tüketicileri GDO'nun tehlikelerinden korumaya yönelik bir karar olmadığını açıkça ortaya koyuyor. Karar, ABD patentli ürünlerin AB'ye girmesini önlemeye yönelik küresel bir ticaret savaşının parçasıdır. ABD Tarım Bakanı Sonny Perdue'nun tepkisi, cevabında çok açık belli oluyordu: "Hükümet politikaları, gereksiz engeller yaratmadan veya yeni teknolojileri haksız yere damgalamadan bilimsel yeniliği teşvik etmelidir. Ne yazık ki, bu haftanın AAD kararı bu anlamda bir gerilemedir. Çünkü dar bir bakış açısıyla, yeni genom düzenleme yöntemlerinin, Avrupa Birliği'nin genetiği değiştirilmiş organizmaları yöneten geri kalmış ve güncelliğini yitirmiş düzenlemelerine uygun olmasını şart koşmaktadır."
Elbette uluslar geçim kaynakları tehdit altında olduğunda çiftçilerine destek olmalıdır ancak bunu yapmanın başka yolları da var. Ticaret kısıtlamalarını haklı çıkarmak için "tehlikeli bilim" örtüsünü kullanmak, başta buna en çok ihtiyaç duyanlar olmak üzere gezegendeki herkes için inciticidir.


Alıntı: Yaşam Döngüsü: Yaşlanmanın Sebepleri ve Nasıl Önlenebileceği Üzerine Devrim Yaratan Bir Teori - David A. Sinclair