Voltaire etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Voltaire etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Nisan 2025 Cumartesi

Mutlu İnsanlar - Felsefe

...Bu önemli konuyu tartışırken ve Cunégonde’u beklerken, Candide, San Marco Meydanı'nda kolunda genç bir kızla dolaşmakta olan genç bir Theatines keşişi gördü. Keşiş körpe, tombul ve güçlü kuvvetli görünüyordu; gözleri parlak, tavrı kendinden emin, burnu havada, yürüyüşü gururluydu. Genç kız çok güzeldi ve şarkı söylüyordu; keşişine âşık gözlerle bakıyor, ara sıra tombul yanaklarını çimdikliyordu. “Bari şu ikisinin mutlu olduğunu kabul edin,” dedi Candide, Martin’e. “Şimdiye dek, El Dorado hariç, meskûn dünyanın hiçbir yerinde mutlu insana rastlamadım. Ama bahse varım, şu genç kız ile şu keşiş son derece mutlu varlıklar.” “Ben de öyle olmadıklarına bahse varım,” dedi Martin. “O halde yapılması gereken tek şey onları akşam yemeğine davet etmek. O zaman yanılıp yanılmadığımı görürsünüz.”

Candide derhal çifte yanaştı, saygılarını sundu ve onları kaldığı hana macaroni, Lombardiya kekliği, mersinbalığı yumurtası yemeye, Montepulciano, Lacryma Christi, Kıbrıs ve Samos şarapları içmeye davet etti. Küçükhanım kızardı, keşiş daveti kabul etti. Kız, Candide’e birkaç damla gözyaşının gölge düşürdüğü hayret ve mahcubiyet dolu gözlerle bakarak keşişin peşinden gitti ve Candide’in odasına girer girmez ona şöyle dedi: “Nasıl olur da Mösyö Candide, Paquette’i tanımaz?” Bu cümleyi duyana kadar aklı sadece Cunégonde’da olduğu için kıza dikkatle bakmayan Candide de ona şöyle dedi: “Heyhat! Zavallı çocuk, demek Doktor Pangloss’u o hale getiren sizdiniz ha?”

Ne yazık ki beyefendi! Ta kendisiyim,” dedi Paquette. “Görüyorum ki her şeyi duymuşsunuz. Madam barones ile güzel Cunégonde’un bütün hanesinin başına gelen korkunç olayları öğrendim. Size yemin ederim, benim kaderim de onlarınkinden iyi olmadı. Beni son gördüğünüzde pek saftım. Günah çıkarmaya gittiğim Cordelier rahibi beni kolayca baştan çıkardı. Bunun feci sonuçları oldu. Mösyö baronun sizi kıçınızı tekmeleye tekmeleye kapı dışarı etmesinden bir süre sonra ben de şatodan ayrılmak zorunda kaldım. Eğer ünlü bir hekim bana acımasaydı ölmüştüm. Bir süre sırf minnetten o hekimin metresi oldum. Delilik derecesinde kıskanç olan karısı beni her gün acımasızca dövüyordu, şirret kadının tekiydi. Hekim çirkin mi çirkin, bense sevmediğim bir adam uğruna sürekli dayak yediğim için mutsuz mu mutsuzdum. Hırçın bir kadın için hekim karısı olmak ne tehlikelidir bilirsiniz beyefendi. Karısının davranışlarından usanan hekim bir gün ona, nezlesi geçsin diye öyle etkili bir ilaç verdi ki kadın korkunç çırpınışlarla iki saat içinde öldü gitti. Hanımefendinin ailesi beyefendiyi dava etti; adam kaçtı, ben hapse atıldım. Biraz güzel olmasam masumiyetim beni kurtaramaya yetmezdi. Yargıç hekimin yerini almak şartıyla beni serbest bıraktı. Kısa süre sonra yerimi başka bir kadın aldı, hiçbir mükâfat alamadan kovuldum, siz erkeklerin gözüne o denli hoş görünen, oysa bizler için bir sefalet çukurundan başka bir şey olmayan bu iğrenç mesleği sürdürmek zorunda kaldım ve çalışmak üzere Venedik’e geldim. Ah beyefendi! Şayet hiçbir ayrım gözetmeden arka arkaya yaşlı bir tüccarı, bir avukatı, bir keşişi, bir gondolcuyu, bir başrahibi okşamak zorunda kalmanın, her türden hakarete, her türden yuhalamaya maruz kalmanın, çoğu zaman sırf iğrenç adamın teki çekip çıkarsın diye ondan bundan etek ödünç almak zorunda kalacak kadar düşmenin, birinden kazandığını diğerine kaptırmanın, adli görevlilere rüşvet vermenin ve ufukta sizi sadece korkunç bir ihtiyarlılığın, bir hastanenin ve bir çöplüğün beklediğini bilmenin ne demek olduğunu bilseydiniz, benim dünya üzerindeki en bedbaht varlıklardan biri olduğumu anlardınız.”

Paquette odalardan birinde, Martin’in önünde iyi yürekli Candide’e bu sözlerle içini dökerken, Martin, Candide’e şunları söyledi: “Gördüğünüz gibi, bahsin yarısını kazandım bile.”

Peder Giroflée salonda kalmıştı, bir yandan akşam yemeğini bekliyor, bir yandan kadehindeki şarabı yuvarlıyordu. “Ama,” dedi Candide, Paquette’e, “size rastladığımda ne kadar şendiniz, ne kadar mutluydunuz. Şarkı söylüyordunuz, keşişi doğal bir şevkle okşuyordunuz. Şimdi iddia ettiğiniz talihsizlik nispetinde mutlu görünmüştünüz gözüme.” “Ah beyefendi!” diye cevap verdi Paquette. “Bu da mesleğin sefil yönlerinden biri işte. Dün bir subay beni dövüp paramı çaldı ama bugün bir keşişe hoş görünmek için neşeli numarası yapmam gerekti.”

Candide daha fazla duymak istemedi ve Martin’in haklı olduğunu itiraf etti. Paquette ve Theatines keşişiyle birlikte sofraya oturdular. Yemek hayli eğlenceli geçti. Sonlara doğru artık belli bir samimiyetle sohbet edilmeye başlandı. “Peder,” dedi Candide keşişe, “bana öyle geliyor ki siz herkesin gıpta ettiği bir hayatı yaşıyorsunuz. Yanağınızdan kan damlıyor, yüzünüzden mutluluk fışkırıyor. Keyfiniz için kolunuza çok güzel bir kız takmışsınız, Theatines keşişi olmaktan da pek memnun görünüyorsunuz.”

Ne yalan söyleyeyim beyefendi,” dedi Peder Girof­lée, “bütün Theatines’ler denizin dibini boylasa yüreğim yağ bağlar. Belki yüz kere manastırı ateşe vermeyi, sonra da gidip Türk olmayı düşündüm. Ailem beni on beş yaşındayken bu nefretlik cüppeyi giymeye zorladı, lanet abimin önü açılsın diye, Tanrı onun belasını versin! Manastırda kıskançlıktan, geçimsizlikten, hiddetten başka bir şey yok. Verdiğim birkaç kötü vaazla elime biraz para geçtiği doğrudur. Gerçi paranın yarısına başrahip el koyuyor, geri kalanını da kızlara yediyorum. Ama akşam­ları manastıra döndüğümde kafamı yatakhanenin duvarlarına çarpacak gibi oluyorum. Bütün kardeşlerim de benimle aynı durumdalar.”

Martin her zamanki soğukkanlılığıyla Candide’e dön­dü ve, “Söyleyin bakalım,” dedi ona, “bütün bahsi ben kazanmadım mı?” Candide, Paquette’e iki bin, Peder Giroflée’ye bin piaster verdi. “Bu paralarla mutlu olacaklarına eminim,” dedi Candide. “Hiç sanmam,” dedi Martin. “Belki de bu paralarla onları daha bile mutsuz etmiş olabilirsiniz.” “Her şey olacağına varır,” dedi Candide. “Tek tesellim, hayatta bir daha asla kavuşamam dediğin insanlara çoğu zaman kavuşulduğunu görmem. Kızıl koyunumla Paquette’e rastladıysam, Cunégonde’a da pe­kâ­lâ rastlayabilirim.” “Umarım Cunégonde bir gün sizi mesut eder,” dedi Martin. “Ama benim bu konuda ciddi şüphelerim var.” “Pek acımasızsınız,” dedi Candide. “Yaşadım ve gördüm de ondan,” dedi Martin.

Ama şu gondolculara bir bakın,” dedi Candide. “Sürekli şarkı söylemiyorlar mı?” “Siz onları evlerinde, karılarıyla ve veletleriyle görmediniz ki hiç,” dedi Martin. “Dòge’nin kendine göre dertleri varsa, gondolcuların da kendilerine göre dertleri var. Her şey hesaba katıldığında bir gondolcunun kaderinin bir dòge’ninkine yeğ olduğu doğrudur. Ama aradaki fark incelemeye değmeyecek kadar cüzi bence.”

Her yerde Brenta kıyısındaki o güzel sarayda oturan ve yabancıları pek güzel ağırlayan Senatör Pococu­ranté’den söz edip duruyorlar,” dedi Candide. “Dediklerine göre, hayatında hiç keder nedir bilmemiş bir adammış.” “Böylesine nadir bir türü görmeyi çok isterim doğrusu,” dedi Martin. Candide hemen Senyör Pococuran­té’ye haber gönderip ertesi gün kendisini ziyarete gelmek için izin istedi.

Alıntı: Candide ya da İyimserlik – Voltaire

***

Çevremizde bazen mutlu insanlara rastlarız. Onlar her zaman göründükleri kadar mutlu mudur! İlginç bir çıkarsama yapılmış.

29 Mart 2025 Cumartesi

Hayata Anlam Vermek - Felsefe

Bu sohbet sırasında etrafa Constantinopolis’te iki kubbealtı veziri ile müftünün boğulduğu, pek çok yandaşlarının da kazığa oturtulduğu haberi yayılmıştı. Bu felaket her yerde birkaç saat için büyük bir gürültü kopardı. Pangloss, Candide ve Martin küçük çiftliklerine dönerken, kapısının önündeki portakal ağaçlarının gölgesinde serinleyen iyi kalpli bir ihtiyara rastladılar. Münakaşacı olduğu kadar araştırmacı da olan Pangloss ihtiyara boğulan müftünün adını sordu. “Hiç bilmiyorum,” diye cevap verdi yaşlı adam. “Ben hiçbir müftünün, hiçbir vezirin adını bilmem. Bahsettiğiniz olay hakkında da en ufak bir fikrim yok. Genel kanaatim, kamu işlerine burnunu sokanların kimi zaman sefil bir şekilde can verdikleri ve bu sonucu hak ettikleri yönünde. Ama Constantinopolis’te neler olup bittiğini hiç merak etmem. Ben oraya bahçemde yetiştirdiğim meyveleri gönderip satmakla yetiniyorum.” Bu sözleri söyleyen ihtiyar yabancıları evine davet etti. İki kızı ve iki oğlu onlara ev yapımı çeşit çeşit şerbet, ağaç kavunu şekerlemesi katılmış kaymak, portakallar, iki çeşit limon, turunçlar, ananaslar, Şam fıstıkları, Batavya’nın ve adaların o kötü kahvesiyle karıştırılmamış Moka kahvesi181 ikram etti. Ardından bu iyi kalpli Müslüman’ın iki kızı Candide’in, Pangloss’un ve Martin’in sakallarına güzel kokular sürdüler.

Çok geniş ve muhteşem topraklarınız olsa gerek?” dedi Candide, Türk’e. “Topu topu yirmi arpent,” diye cevap verdi Türk. “Çocuklarımla ekip biçiyorum. İş bizi üç büyük kötülükten uzak tutuyor: can sıkıntısı, ahlaksızlık ve yokluk.”

Çiftliğine dönen Candide, Türk’ün söylediklerini uzun uzun düşündü. Sonra Pangloss’a ve Martin’e şöyle de­di: “O iyi kalpli ihtiyar kendine birlikte akşam yemeği yeme şerefine nail olduğumuz o altı kraldan çok daha imrenilecek bir hayat kurmuş gibi geliyor bana.” “Yücelik çok tehlikeli bir şey,” dedi Pangloss, bütün filozoflar bu noktada hemfikir. Zira en nihayetinde Moav Kralı Eglon, Ehut tarafından öldürülmüş; Avşalom ağaca takılıp üç ok­la deşilmiş; Yarovam’ın oğlu Kral Nadav, Baaşa tarafından, Kral Ela Zimri tarafından, Ahazya Yehu tarafından, Atalya Jehoiada tarafından öldürülmüş; Kral Yehoyakim, Kral Yehoyakin, Kral Sidkiya ise esir düşmüş.182 Kroisos’un, Ast­yages’in, Darius’un, Siracusa’lı Dionysius’un, Pyrrhus’un, Perseus’un, Hannibal’in, Jugurtha’nın, Ariovistus’un, Cea­ser’ın, Pompeius’un, Neron’un, Otho’nun, Vitel­lius’un, Do­mitianus’un, İngiltere Kralı II. Richard’ın, II. Ed­ward’ ın, VI. Henry’nin, III. Richard’ın, Mary Stuart’ın, I. Char­les’ın, Fransa’nın üç Henri’sinin, İmparator IV. Hein­rich’ in nasıl can verdiklerini biliyorsunuz. Yine biliyorsunuz ki...” “Ben de bahçemizi ekip biçmemiz gerektiğini bili­yorum,” dedi Candide. “Haklısınız,” dedi Pangloss. “Zi­ra insan Aden Bahçesi’ne konduğunda, oraya ut operaretur eum, yani çalışsın diye konmuş. Bu da insanın istirahat için yaratılmadığını kanıtlıyor. “Akıl yürütmeden çalışalım,” dedi Martin. “Hayatı dayanılır kılmanın tek çaresi bu.”

Böylece küçük topluluğumuz bu takdire şayan projeye girişti, herkes kendi yetenekleri doğrultusunda işe koyuldu. Küçük toprak parçası çok meyve verdi. Cuné­gonde gerçekten pek çirkindi, fakat mükemmel bir pastacı oldu çıktı; Paquette nakış işledi; yaşlı kadın çamaşırlarla ilgilendi. Peder Giroflée’ye varıncaya dek iş yapmayan kimse kalmadı. O da çok iyi bir marangoz, hatta namuslu bir adam oldu. Pangloss ara sıra Candide’e şöyle diyordu: “Olası dünyaların en iyisinde bütün olaylar birbirine bağlı; zira sonuç itibarıyla şayet güzel bir şatodan Matmazel Cunégonde’un aşkı uğruna kaba etinize tekme yiye yiye kovulmamış, engizisyonun karşısına çıkartılmamış, bütün Amerika’yı yaya geçmemiş, baronun vücudunda kılıcınızla şöyle güzel bir delik açmamış, El Dorada ülkesinin bütün koyunlarını kaybetmemiş olsaydınız, bugün burada ağaç kavunu şekerlemesi ve şamfıstığı yiyor olmazdınız.” “Çok doğru söylediniz,” diye cevap verdi Candide. Ama şimdi bahçemizi ekmemiz gerek.”

Alıntı: Candide ya da İyimserlik - Voltaire


Candide umut ettiği mutluluğun hiçbir zaman olmayacağını artık anlamıştır. Kendisini işe vermiştir, can sıkıntısından kurtulmak için. Pangloss ise hep şuna inanmıştır: Dünya çok hassas bir dengeyle mükemmel şekilde işlemektedir. Bu dünyanın, olası dünyaların zaten en iyisi olduğuna inanmıştır. Ve hâlâ, bu dünyanın olabilecek dünyaların zaten en iyisi olduğunu umut etmeye çalışmaktadır; başlarına gelen onca felaketten sonra bile... İyimserliğini korumaya çalışmaktadır.