steve jobs etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
steve jobs etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

23 Kasım 2025 Pazar

Ürün Sunumu Böyle Yapılır! - Sahne

Gavin Belson yeni ürünlerini tanıtmakta çok başarılıdır! Tam bir Gösteri Ustasıdır. İnsanları, sunduğu ürünlerin çok değerli olduğuna inandırabilmektedir! Jack Barker, Gavin Belson karşısında afallamaktadır. Onun kadar yetenekli olmadığından endişelenmektedir!

Kadın Çalışan: Anlaşılan Acton'daki mikroişlemci fabrikamızın yükleme rampası buz tutmuş.
Jack Barker: Evet, dışarısı soğuk tamam. Neden bu eyaletteki herkes soğuktan bu kadar korkuyor ki?
Erkek Çalışan: Şey... Bir tır kayarak kapıdan geçmiş ve ana kesici panele çarpmış efendim.
Bütün fabrika küle dönmüş. Sürücü de o anda buhar olmuş.
JB: Anladım, dualarımız onunla tabii, ama Hooli-Conn'a yine de hazır olacağız değil mi?
Çocuklar bakın, ben Gavin Belson değilim, bana dürüst olun.
Bu olay bizi kaç gün geri atacak?
EÇ: Ürün teslimi yaklaşık altı ay...gecikecek.
JB: Hooli-conn'a bir hafta var, farkındasınız değil mi!
Yani bu CEO olarak ilk Hooli-conn'um.
Benim o sahneye çıkıp binlerce seyircinin önünde Kutu 2’nin üzerine kurulmuş bir açılış konuşması yapmam gerekiyor, bilmiyor musunuz!
Benim sahneye koca bir kutunun üzerinde inmem gerekiyor.☺
Bum, Jack'in kutusu!
Sonra Mike Tyson ve Floyd Mayweather çıkıp ilk kutuyu almak için boks yapacaklardı. Hayallerim vardı benim!☺
Şimdi hepsi hiç oldu!☺

Jack Barker: İşte 2009. Hoolipad'in dokunmatik ekranı Gavin Belson'ın Hooli-conn konuşmasından beş gün önce geri çağrılmış.
O beş günde işi çözebildiyse ben de çözebilirim.
Hoover: Efendim, kendinizi Gavin Belson'la karşılaştırmanızın bir faydasını göremiyorum.☺
JB: Ne demek istiyorsun!
H: Hiçbir şey.
Sadece o bu sektördeki en iyi şovmenlerden biri olarak görülüyor!☺
Yani baksanıza şuna...

GB (Videoda): Güvenlik için FIPS 140-2 standardını delip geçtik. NIST CSE de bunu belgeledi.
İşte gördüğünüz gibi.
JB: Vay be, baksana...
Şu özgüvene bak, şu duruşa bak, sahne hakimiyetine bak!☺

Gavin Belson (Videoda): Şuradan ulaşıyoruz...
Geliyor... Açılan menüden... İşte!
JB: Bunu nasıl aşabilirim!☺
H: Bence kimse aşamaz.
O size baktığında dünyada ikinizden başkası yok sanırdınız.☺

JB: Hoover.
H: Evet efendim.
JB: Derhal ofisimden siktir olup gider misin!
H: Özür dilerim.
GB (Videoda): Evet, burada kurumsal sunucumuzu kullanan var mı?
JB: Jack Barker, sana bir mucize gerek!...☺

Ama sanki sonunda, ona biraz yaklaşmayı başarmış gibidir!☺

Bu sahnede Steve Jobs’ın ürün sunumları hicvedilmektedir.☺

Sahne: Silikon Vadisi


30 Mart 2025 Pazar

Apple Ürünü Kullanmak Özgürlük müdür - Teknoloji

“Her zaman, yaptığımız her üründeki temel teknolojiye sahip olmak ve onu kontrol etmek istemişimdir.”
Steve Jobs

1984’te Steve’in bebeği, –yani ilk Macintosh bilgisayarı– içinde bir soğutma fanı olmadan gönderilmeye başlandı. Fan sesi Jobs’ı deli ediyordu ve bu yüzden mühendislerin ateşli bir şekilde karşı çıkmalarına (ve hatta sonraki modellere onun bilgisi dışında, gizlice fan takmış olmalarına) karşın Mac’te fan olmaması konusunda ısrar etmişti. Müşteriler makinelerinin aşırı ısınmasını önlemek için “Mac bacası” –makinenin tepesine yerleştirilip ısı döngüsü sayesinde makinenin ısısını dışarı vermek üzere tasarlanmış karton soba boruları– satın alıyordu. Baca çok komik görünüyordu –deli şapkası gibiydi– ama makinelerin eriyip gitmesini önlüyordu.
...
Jobs tam bir mükemmeliyetçidir ve bu özelliği onun ve kurduğu şirketlerin aynı olağandışı çalışma yöntemini izlemesine yol açmıştır. Bu yöntem, donanım, yazılım ve aldıkları hizmetler üzerinde sıkı bir kontrolü elinde tutma şeklindeydi. Jobs en başından başlayarak her zaman makinelerini sıkıca kapatmıştır. Müşterilerin karışıp değişiklik yapmasını önlemek için Jobs’ın sistemleri, ilk çıkan Mac’ten en son çıkan iPod’a kadar hep mühürlü bir şekilde kapalı kalmıştır. Jobs’ın yazılımına bile uyarlama yapmak zordur.
Bu yaklaşım, teknolojilerini kişiselleştirmek isteyen mühendis ve hacker’ların egemen olduğu bir endüstride çok olağandışı bir durumdur. Aslında bu, fiyatların aşağı çekildiği tüketiciye yönelik donanım pazarındaki Microsoft’un egemen olduğu bir çağda büyük bir kesim tarafından felç edici bir eğilim olarak kabul edilmiştir.
Ama şimdi müşteriler dijital müzik, fotoğrafçılık ve video için kaliteli ve kullanımı kolay aletler istiyor. Jobs’ın widget’lar üzerinde kontrolü ele alma yönündeki ısrarı teknoloji endüstrisindeki yeni mantra haline gelmiştir. Microsoft’un ticari ürün yaklaşımının öncülüğünü yapmış olan patronu Bill Gates bile taktik değiştirip Jobs’ın hamle çizgisine öykünmektedir. Gates yazılım kadar donanım da üretiyor –Microsoft’un Zune ve Xbox adlı ürünleri Microsoft’un kendi “dijital merkez” anlayışının tam merkezindedir. Bütün parçaları kontrol etmek son otuz yıldır yanlış model olabilir ama önümüzdeki otuz yıl –dijital eğlence çağı– için doğru model budur.
...
Jobs sıradışı bir kontrol delisidir. Apple’ın yazılım, donanım ve tasarım işlerini kontrolü altında tutar. Apple’ın pazarlama ve online hizmetleri onun kontrolündedir. Çalışanların yediği yemekten ailelerine, yaptıkları iş konusunda verebilecekleri bilgilere kadar organizasyonun işleyişinin bütün yönlerini kontrol eder.
...
Kökenleri ne olursa olsun Jobs’ın kontrol delisi eğilimleri efsane malzemesidir. Apple’ın kurulduğu ilk günlerde Jobs, ateşli bir şekilde açık, erişilebilir makineler yapmayı savunan arkadaşı ve kurucu ortağı Steve Wozniak ile kavga etti. Hackerların hackerı Wozniak bilgisayarların kolayca açılıp uyarlama yapılabilir olmasını istiyordu. Jobs ise tam tersini: kapalı ve değiştirilmesi olanaksız makineler. Jobs’ın çoğunlukla Wozniak’ın yardımı olmadan üretimini yönettiği ilk Mac’ler sadece uzun özel tornavidalarla açılabilen özel vidalarla sıkı sıkıya kapalı olarak çıkarıldı.
Jobs, son olarak, yazılım geliştiricilerini neredeyse hemen başlangıçta iPhone’dan dışladı.
Jobs’ın iPhone’u sunuşunu izleyen haftalarda iPhone’un kapalı bir platform olacağı yönünde büyük bir yaygara koparan blogcu ve uzmanlardan büyük bir protesto sağanağı geldi. iPhone Apple’dan başka bir yazılımı çalıştırmayacaktı. iPod son zamanların en gözde tüketici elektroniği platformlarından biri olarak konumlanmıştı ama yazılım endüstrisi için tam bir yasak meyveydi. Telefonun web tarayıcısında çalışan web uygulamaları dışında üçüncü taraf uygulamaları yasaktı. Pek çok eleştirmene göre geliştiricileri bu şekilde dışlamak Jobs’ın kontrol etme eğilimlerinin tipik bir özelliğiydi. Jobs, dışarıdaki programcıların aletinin mükemmel Zen’ine zarar vermesini istemiyordu.
ZDNet’in başyazarı Dan Farber şöyle diyor: “Jobs yarattıklarının değersiz programcılar tarafından talihsizce mutasyona uğratıldığını görmek istemeyen güçlü iradeli, elitist bir sanatçıdır. Böyle bir durum, sokaktaki bir insanın bir Picasso tablosuna birkaç fırça vurması ya da bir Bob Dylan şarkısının sözlerini değiştirmesi gibi bir şeydir.”
...
iPod ve iTunes ekosistemini ortaklara kapalı tutma stratejisi, uzmanlar tarafından Jobs’ın bütün kontrolü elinde tutma arzusunun başka bir örneği olarak da değerlendirilmektedir. Eleştirmenler Jobs’ın, rakiplerine iTunes online müzik mağazasından satın alınan şarkıların diğer üreticiler tarafından üretilen MP3-çalarlarda da çalınabilmesine izin verecek şekilde bir lisans vermesi gerektiğini ileri sürmektedir. Şu anda iTunes online müzik mağazasından satın alınan şarkılar, şarkı dosyalarına ekli Digital Rights Management olarak bilinen kopya koruma kodu nedeniyle sadece iPod’larda çalınabilmektedir.
Başkaları Jobs’ın tam tersini yapması gerektiğini savunuyor; iPod’u Microsoft’un rakip Windows Media Player formatına açmasını. Windows bilgisayarlarında müzik dosyaları için varsayılan dosya formatı WMA’dır. Windows bilgisayarlarında açılan ya da Napster ve Virgin Digital gibi bir online mağazadan alınan CD’ler genellikle WMA dosyası olarak kodlanır. (iPod ve iTunes şu anda WMA dosyalarını alıp onları iPod’un seçili formatına –AAC– dönüştürebilmektedir.)
Tahmin edilebileceği üzere, bazı eleştirmenler Jobs’ın bütün kontrolü elinde tutma yönündeki kökleşmiş gereksinimi nedeniyle iPod ya da iTunes’u Microsoft’un formatlarına ya da diğer dış ortaklara açmayı reddettiğini ileri sürüyordu. Rekabet halindeki Rhapsody müzik hizmetini işleten RealNetworks şirketinin kurucu CEO’su Rob Glacer New York Times gazetesine Jobs’ın “ideoloji” adına ticari mantığı kurban ettiğini söylemişti. 2003’te konuşan Glacer şöyle diyordu: “Artık Apple’ın neden şu andan itibaren beş yıl ortam yürütücüsü pazarının yüzde 3 ila 5’ini elinde tutacağı kesinlikle açıktır... Dünya tarihinde melezleştirme daha iyi sonuçlar vermiştir.”
Glacer ve diğer karşı çıkanlar eski zamanların Windows-Mac savaşıyla açık bir benzerlik görebiliyordu: Apple’ın Mac’in kullanım lisansını kimseye vermek istememesi şirketin bilgisayar pazarında ilk başlardaki ezici liderliğini yitirmesiyle sonuçlanmıştı. Microsoft, kendi işletim sisteminin kullanım lisansını her isteyene vererek hızla baskın bir konuma yükselirken Apple oyuncaklarını kendine saklamıştı. Sonuçta Mac Windows’tan çok daha ileri olmasına karşın pazarın çok ince bir dilimine mahkum oldu.
Bazı eleştirmenler aynı şeyin iPod ve iTunes konusunda da olacağını, Jobs’ın bu oyunu diğerleriyle birlikte oynamak istememesinin Apple’ın PC alanında uğradığı bozguna dijital müzikte de uğraması ile sonuçlanacağını ileri sürmüştür. Gözlemciler en sonunda Microsoft’un PlaysForSure sertifikası gibi her gelene lisans veren açık bir sistemin düzinelerce online müzik mağazası ve MP3-çalar üreticisi tarafından kabul edilip Apple’ın tek başına yapma yaklaşımına baskın geleceğini savunmuştur. Eleştirmenler Apple’ın açık bir pazardan doğal bir biçimde yükselen sert bir rekabetle karşılaşacağını söylüyorlardı. Fiyat ve ürün özellikleri konusunda birbirini geçmek isteyen rakip üreticiler bir yandan aletlerini geliştirirken diğer yandan da fiyatları sürekli aşağı çekeceklerdi.
Apple ise sadece kendi mağazalarında satılan şarkıları çalabilen pahalı ortam yürütücülerinin bulunduğu ütopik dünyasına sıkışıp kalacaktı. Eleştirmenlere göre bu bir Steve Jobs klasiğiydi: iPod’u kendine saklama arzusu aletin sonunu getirecekti. Microsoft ise ortaklarından oluşacak lejyonlarla Mac’e yaptığının aynısını iPod’a da yapacaktı.
...
Yazılım geliştiriciler de Apple’ı smartphone pazarında Microsoft, Google, Nokia ve Symbian gibi rakiplerin önüne geçme fırsatını tepmekle suçlayarak bir şok ve öfke içinde tepki gösteriyordu. Apple bu öfkeyi dindirmek için 2008 Şubat’ında bir yazılım geliştirme kiti ile iPhone’u üçüncü tarafların yazılımlarına açma planını duyurdu.

Alıntılar: Nasıl Steve Jobs Olunur (Inside Steve's Brain)


iPhone ilk piyasaya çıktığında şöyle bir durum vardı: Sadece Apple’in sunduğu uygulamalar kullanılmak zorunda kalınırdı. Örneğin video seyretmek için sadece Apple’in kendi Medya Oynatıcısı kullanılabilirdi. Apple başka seçeneğe izin vermezdi. Yani kullanıcının imkanları sınırlı kalırdı. Her şey Apple’in kontrolünde olurdu. Ama bir yıl sonra olanakları arttırdı. App Store üzerinden farklı uygulamaların yüklenmesine izin veriyor. Ama Apple’in onaylamadığı hiçbir uygulama yüklenemez. App Store dışında bir uygulama yüklenmesine izin vermiyor. Bu durumda, kullanıcı ne kadar özgür olabilir. Sadece Avrupa Birliği'nde Dijital Pazarlar Yasası (DMA) zorunluluğuyla, kullanıcıya App Store dışında uygulama yükleme hakkını verdi. Ama kullanıcıya bu hakkı huzurlu şekilde vermiş gibi görünmüyor. Peki Android Telefonlarda durum nedir. Telefona Google Play Store dışında uygulama yüklenebiliyor. Amazon Appstore gibi farklı mağazalardan seçim yapılabiliyor. Mağazaların dışında başka uygulamalar yüklenebiliyor. Google Pixel markalı Android Telefon vardır. Ama başka şirketler de Android Telefon üretebilmektedir. Böylece Android Telefonlar yaygınlaşabilmiştir. Birbiriyle uyumlu başka markalarda telefonlar var olmuştur böylece. Ama telefon üreticilerinin iPhone’la uyumlu telefon üretmeleri yasaktır. Gerçi tüm bunlara rağmen iPhone’in küresel pazar payı %15’den yüksektir; ABD pazar payı %50’den yüksektir. Bilgisayar üretiminde durum şudur. Windows’u tek bir PC üreticisi değil, her PC üreticisi kullanabilmektedir. Böylece Windows yaygınlaşmıştır. Daha çok kullanıcı tarafından bilinir olmuştur. Andrid Telefonlar gibi farklı PC’ler arasında uyum vardır.

Bunlar da İlginizi Çekebilir:
Apple’in Başarısının Sırrı - Teknoloji

19 Şubat 2025 Çarşamba

Apple’in Başarısının Sırrı - Teknoloji

Macworld konuşması, bir generali bile etkileyecek bir dakiklik ve kusursuzlukla yürütülen çok daha büyük, koordine kampanyaların sadece bir parçasıdır. Kampanyalar söylenti ve sürprizi geleneksel pazarlama ile birleştirir ve etkili olmaları için cansiperane bir gizliliğe dayanır. Dışarıdan bakıldığında biraz kaotik ve kontrolsüz görünebilir ama sıkı bir şekilde planlanmış ve koordine edilmişlerdir. Süreç şöyle işler.
(Steve Jobs’tan bahsediliyor.)

Gizli bir ürün duyurusunun haftalarca öncesinde Apple’ın PR bölümü basın ve VIP davetiyelerini gönderir. Bu davetiye “özel bir olay” için yer ve zamanı belirtir ama bu olayın doğası ya da tanıtımı yapılabilecek herhangi bir yeni ürün hakkında pek bilgi vermez. Bu bir tür ortalığı kızıştırmadır. Jobs aslında “Bir sırrım var ne olduğunu siz tahmin edin” demektedir.

Birdenbire herkes konuşmaya başlar. Jobs’ın ne duyuracağı konusunda tahminler yürüten bir blog gönderileri ve basın makaleleri patlaması yaşanır. Önceki yıllarda, bu tür tahminler sadece özel Apple siteleri ve hayran forumları ile sınırlıydı ama son zamanlarda yaygın medya da söylentileri haber yapmaya başlamıştır. Wall Street Journal, New York Times, CNN ve International Herald Tribune Jobs’ın ürün sunumlarını dört gözle bekleyen soluk soluğa makaleler yazmıştır. Jobs’ın iPhone’u tanıttığı Macworld 2007 öncesinde oluşan “söylenti tüccarlığı” o kadar ileri boyutlara varmıştı ki olay bütün kablolu ve normal televizyon kanallarının gece haberlerinde yer aldı; bu hiçbir endüstrideki hiçbir şirket için olmamış bir durumdur. Hollywood bile film prömiyerlerinde böyle bir ilgi yaratamaz.

Dünya çapındaki bu tür bir tanıtım, yüz milyonlarca dolarlık ücretsiz gösterim değerindedir. iPhone’un Ocak 2007’de pazara sürülmesi o zamana dek yapılmış olan en büyük tanıtım oldu. San Francisco’da sahnede duran Jobs, aynı zamanda Las Vegas’ta çok daha büyük bir kalabalıkla gerçekleştirilmekte olan Consumer Electronics Show’u (CES) tek başına gölgede bıraktı. CES ekonomik açıdan Macworld’den çok daha önemli ama Jobs ve iPhone onun gürültüsünü kolayca bastırdı. Jobs’ın iPhone sunumu, Microsoft Vista’nın tüketici sürümü dahil çok daha büyük şirketlerin duyurularını da gölgede bırakarak yılın en büyük teknoloji olayı haline geldi. Harvard İşletme Fakültesi profesörü David Yoffie, iPhone söylentileri ile ilgili haberlerin ve ardından gelen hikayelerin 400 milyon dolarlık ücretsiz reklam değerinde olduğunu tahmin etmektedir. Yoffie, “Şimdiye dek başka hiçbir şirket bir ürünün pazara sürülmesi sırasında böyle bir ilgi görmedi” diyor ve ekliyor: “Bu, eşi benzeri görülmüş bir olay değildir.”

Bu o kadar başarılıydı ki iPhone piyasaya çıkmadan önce Apple reklama bir kuruş bile harcamadı. Jobs şirket çalışanlarına hitaben yaptığı bir konuşmada şöyle diyordu: “iPhone için gizli bir pazarlama programımız yoktu. Hiçbir şey yapmadık.”

Eğer ürün planları önceden biliniyor olmasaydı elbette böyle bir ilgi olmazdı. Bütün hüner sıkı bir şekilde uygulanan gizlilikte yatıyor. San Francisco Mascon Center’daki Apple standı 6 metre yüksekliğinde siyah bir perde ile örtülür. Perdenin tek girişi olur ve burası da içeri girmeye çalışanları dikkatli bir şekilde kontrol eden bir güvenlik görevlisi tarafından korunur. Dikdörtgen biçimindeki standın çapraz köşelerinde iki güvenlik görevlisi daha olur ve bunlar da yanları kontrol eder. Perdenin içindeki sergileme stantlarının üstündekiler dahil içerideki her şey sarılıp sarmalanır. Standın orta kısmında bulunan ana sunum sahnesi bile her yandan kumaşlarla tamamen kapatılır. Tavandan sarkan bütün reklam afişleri her tarafından kapatılır. Bu afişlerin örtüleri son derece özenli bir makara sistemi ile donatılmış ve Jobs duyurusunu yaptıktan sonra hepsi birden açılabilecek şekilde hazırlanmıştır. Üst katta giriş kısmında da yine kalın siyah bezlerle kaplanmış büyük reklam afişleri vardır. Afişler de 7/24 güvenlik görevlileri ile korunur. Bir keresinde, güvenlik görevlileri fotoğraf çeken birkaç blog yazarı yakalamış ve onları hafıza kartlarını silmeye zorlamıştı. Tom McNichol Wired dergisinde şöyle yazmıştı: “Bilgi sınırlaması getirme arzusu, bazen paranoyaya kadar uzanıyor.”

Apple’ın PR bölümü, tanıtımdan birkaç hafta önce katı açıklama yapmama anlaşmaları altında, yeni aygıtı en etkili teknolojik ürün eleştirmenlerinden üçüne, Wall Street Journal’dan Walt Mossberg, New York Times’dan David Pogue ve USA Today’den Edward Baig’e gönderir. Her zaman bu üç eleştirmene gönderir çünkü üçünün de ürünleri yerin dibine batırma ve göğe çıkarma konusunda kanıtlanmış sicilleri vardır. Kötü bir eleştiri bir aleti bitirebilir ama iyi bir eleştiri de onun rekorlar kırmasını sağlayabilir. Mossberg, Pogue ve Baig ürünün tanıtım tarihinde yayınlanmak üzere değerlendirme yazılarını hazırlarlar.

Bu arada Apple’ın PR bölümü ulusal haber ve iş dergileri ile bağlantı kurarak onlara ürünün “yapım aşaması”nın sahne arkası görüntülerine gizli bir bakış önerisi sunar. Bu “yapım aşaması” genellikle hiçbir şey açıklamaz –çoğu ayrıntı gizlenir– ancak hiç yoktan iyidir ve dergiler Jobs’ın bu teklifini kabul eder. Kapağa Jobs’ın resmini koymak dergilerin satışlarını artırır. Jobs eski rakipleri birbirine düşürür. Time dergisini Newsweek ile ve Fortune dergisini de Forbes ile yarıştırır. En kapsamlı haberi yapma sözünü veren özel haberi kapar. Jobs bu oyunu defalarca oynamıştır ama her defasında sonuç almıştır. Jobs bunu uygulamaya ilk Mac ile başlamıştı ve bunlara gizlice bakma anlamında “dikizleme” diyordu. Bir gazeteciye yeni bir ürün hakkında önceden bilgi vermek genellikle daha olumlu bir değerlendirme yapmasını garanti altına alıyordu. Jobs 2002’de pazara yeni bir iMac sürdüğünde özel sahne arkası öyküsünü Time elde etmiş ve karşılığında Jobs ön kapağı elde etmiş ve içeride de ürün yedi sayfalık gösterişli bir habere konu olmuştu. Ayrıca makinenin Macworld’deki tanıtım zamanıyla mükemmel paralellik gösteren bir zamanlama ile yayınlanmıştı.

Jobs konuşma sırasında her zaman en büyük haberi en sona saklar. En sonunda sanki sonradan aklına gelmiş gibi “bir şey daha var” der.

Jobs ürünü açıklar açıklamaz Apple’ın pazarlama makinesi reklam parıltılarını yaymaya başlar. Macworld’deki örtülü reklam flamaları açılır ve birdenbire Apple internet sitesinin ana sayfası yeni ürünü gösterir. Daha sonra dergilerde, gazetelerde, radyo ve televizyonlarda planlı bir kampanya başlar. Birkaç saat içinde bütün ülkedeki bilboardlara ve otobüs duraklarına yeni posterler asılır. Reklamların tümü tutarlı bir mesaj ve stil yansıtır. Mesaj basit ve doğrudandır: iPod hakkında bilmeniz gereken tek şey “cebinizde bin şarkı” olacağıdır. “Çok zayıf olamazsınız ya da fazla güçlü” sloganı ise Apple’ın MacBook dizüstü bilgisayarları ile ilgili açık bir mesaj vermektedir.

Alıntı: Nasıl Steve Jobs Olunur (Inside Steve's Brain)

***

Apple’in başarısının sırrı nedir. Ürünlerinin tanınmasını nasıl başardı. Stratejisine göz atalım: Yeni tasarladığı bir aygıtın özel olduğunu hissettiriyor. Kullanıcılar üstün bir aygıtla karşılaştıklarına inanıyorlar. Böylece o değerli ürünü satın alabilmek için daha fazla para vermeye ikna oluyorlar. Aslında benzer aygıtlardan çok farklı olmuyor. Hatta bazı özellikleri benzer aygıtlardan daha kısıtlı bile olabiliyor. Basit bir örnek: Mac'in süslü faresinde sadece bir düğme vardı.

Apple’in başarısı; üstün bir ürün yapmakta değil, pazarlamayı iyi yapabilmesinden kaynaklanıyor. Yeni ürünleri konusunda gizem oluşturuyor! Merak uyandırma stratejisi uyguluyor. Böylece aygıttan bahsedilmesini sağlıyor. Bedava reklamının yapılmasını sağlamış oluyor. ☺ Gerçekten de pazarlamaya çok önem veriyor. Ürün geliştirme stratejisini pazarlamaya göre oluşturuyor.

Aygıtın nasıl göründüğü de pazarlamanın önemli bir parçasıdır. 2000’li yıllar örnek verilebilir. iMac’in ekranındaki butonları jelibon gibi tasarlamışlar. Bilgisayarın kasasını rengarenk ve göz yaşı biçiminde tasarlamışlar. Ayrıca yarı şeffaflık vermişler. Yani bilgisayar bir oyuncak gibi görünüyor. Bu rengarenk farklı görünüm insanlara çocuksu bir mutluluk veriyor olsa gerek. ☺ Oysa diğer bilgisayarlar genellikle düz standart biçimlere sahip. Steve Jobs ürünlerin tasarımının ayrıntılarına çok dikkat ediyordu. Bu tasarım farklılığı ürünleri daha pahalıya satmasını sağlamış görünüyor. “Ekrandaki butonları o kadar güzel yaptık ki onları yalamak isteyeceksiniz.” demiştir Steve Jobs. ☺ iPhone’daki strateji de böyledir. Ama işletim sistemindeki o butonlar, animasyonlar bellekte daha çok yer kaplamasına neden oluyordu, o yıllarda. Ve bilgisayarın performansını düşürüyordu.

iMac
Butonlar




3 Eylül 2023 Pazar

Kan Nakilcisi - Sahne

 


Steve Jobs genç ve sağlıklı bir kişi tutmuştu. Bu kişi belirli zamanlarda kendi kanını Steve Jobs'a nakledecekti. Bu sayede Steve Jobs da genç ve sağlıklı kalabilecekti!

Elbette bu gencin yediklerine içtiklerine özen göstermesi gerekiyordu, kaliteli kanını koruyabilmesi için. Sonuçta Steve Jobs'la anlaşması böyleydi. Ama Richard, gencin böyle yapmadığını keşfetti. Bu sahne o anlaşmayı hicvetmektedir.

Richard: Seni adi yalancı. Haha...
BM'den mezun olduğunu söylemiştinya hani.
Palavra, araştırdım.
Bilgisayar Mühendisliği değilmiş.
Aslında Beden Muayenesi'ymiş.
Haha, nasıl yani...
Nasıl!
Şimdi beni dinle seni kaslı, yakışıklı adonist!
Teknoloji bizim gibi insanlara mahsustur, tamam mı.
Ucubelere, tuhaflara, uyumsuzlara, eblehlere, embesillere ve ahmaklara özgü!  :-)
Sana değil!
Ha bide aa, Gavin Belson'un kanını emdiğin günler bitti artık!  :-)
Oyun bitti kan nakilcisi.  :-)
Bryce: Lanet olası ucube!

Bu iddia, 2013 yılında The Wall Street Journal'da yayınlanan bir makalede ortaya atılmıştı. Makalede, Jobs'un genç ve sağlıklı kanın yaşlanmayı yavaşlatabileceğine inandığı ve bu nedenle genç bir kişiden kan almanın yollarını araştırdığı iddia ediliyordu. Ama aslında, bu iddianın herhangi bir kanıtı yoktu ve Jobs'un ailesinden veya yakın çevresinden herhangi biri tarafından doğrulanmadı.

21 Ocak 2020 Salı

Karşımda gördüğüm adamı, senin uydurduğunu bilen tek kişiyim - Sahne


Apple, Lisa'yı geliştirmiştir 1983'te. Tamamen kapalı ve özellikle diğer bilgisayarla uyumsuz olacak şekilde üretilmiştir. Çünkü Steve Jobs özellikle böyle olsun istemiştir, baş mühendis Steve Woznaik'in uyarılarına rağmen. İnsanlar, hem kapalı sistem olduğundan, hem de pahalı olduğundan pek ilgi göstermemiştir. Sonuçta Steve Jobs'ın hayal ettiği satış rakamlarına ulaşamamıştır. Hal böyle olunca, yönetim kurulu Steve Jobs'u oy çokluğuyla yönetim kurulundan çıkarır. Steve Jobs Next adında yeni bir şirket kurar. Okullara bilgisayar satmak niyetindir.

Steve Jobs: Katılım iyi.
Steve Woznaik: Katılım çok iyi.
SJ: Evet.
SW: Delicesine iyi.
SJ: Delicesine iyi.
(Ürün tanıtımı için hazırladığı gösteriden bahsediyorlar)
...
SJ: ...Dedi ki, “müzisyenler enstrümanlarını çalar...
Ben orkestrayı çalarım.”
SW: Kulağa hoş gelen bir şeye benziyor ama bir anlamı yok bence.
...
SJ: Çok açık konuşalım. Apple 2 ya da Lisa'yı aslında hiç önemsemedim.
...
SW: Kod yazamıyorsun. Mühendis değilsin. Tasarımcı değilsin.
Çekiçle çivi bile çakamazsın.
Devre kartını ben yaptım. Grafik arayüzü Xerox PARC'dan çalındı.
Adamı her projesinde kovmadan önce Jef Raskin Mac takımının lideriydi.
Kutuyu başka biri tasarladı.
O halde neden günde on kere “Steve Jobs bir dahi” yazısını okuyorum! Ha.
Ne yapıyorsun sen!
SJ: Ben orkestrayı çalıyorum.
Ve sen iyi bir müzisyensin. Orada oturuyorsun ve sıranın en iyisisin.
...
SW: ...Optik disk hiç bir şey yapamayacak kadar zayıf.
Ve 2500 Dolar'lık lazer yazıcı toplam tutarı 12 000 Dolar'a getiriyor.
Ve bütün dünyada kusursuz küp içerisine konulmuş olmasını önemseyen tek kişisin.
Mahvolacaksın...
...
SW: Karşımda gördüğüm adamı, senin uydurduğunu bilen tek kişiyim!
Ve senin yanında duruyorum.
Çünkü o kusursuz küp hiçbir şey yapamıyor.
Ve kişisel bilgisayarların tarihindeki en büyük fiyasko olacak!
SJ: Bana bilmediğim bir şey söyle!

(*Not: Bazı insanlar hatta Steve Jobs da Microsoft'un grafik arayüzü Apple'dan çaldığına inanır. Ama burada baş mühendisin de hatırlattığı gibi Apple, Xerox PARC'dan çalmış görünmektedir. Belki bu yüzden Apple'in işletim sisteminin adı Xerox'a benzemektedir, adı Xenix'tir. :-) Aslında grafik arayüzü kullanışlı bir şeydir. Dolayısıyla kimsenin tekelinde kalamazdı. Birbirlerinden esinlenmeleri normaldir. Grafik arayüzünün kodlarını kopyala-yapıştır yapmak, asıl çalmak olurdu. :-)*)


Son kullanıcı ilişkileri böyledir. İnsanlara özel bir şey yaptığına inandırmaktır mesele. Aslında özel bir şey olması da gerekmez. Sunumu iyi yaparsın. İnsanları anladığını hissettirirsin. İhtiyaçlarının farkında olduğuna inandırırsın. Üründen kendi beklentinin de zaten onlarla aynı olduğunu hissettirirsin. Bu, seninle bağ kurmalarını kolaylaştırır. Mutlu bir an yaşamalarını sağlayacak şekilde heyecanlı bir gösteri yaparsın. Ürün, kendilerini mutlu eden şeyleri çağrıştırır. Elbette bunun için karizmatik bir kişilikte görünmeye de gerek vardır. İnsanlar heyecanlı bir gösteriyle karşılaştıklarında, sunulan şeyin de özel olduğuna daha kolay ikna olurlar. Bağ kurdukları kişiye kolay inanırlar üstelik. Böylece kapalı bir sistem çok kullanışlı görünür. Steve Jobs heyecanlı gösteri yapmaktan iyi anlıyordu. Bunun için gerçekten çabalıyordu. Yani aynı ürünler, sıkıcı bir basın açıklamasıyla duyurulsa ne olurdu dersiniz! Çoğu insan dikkatini vermezdi. O ürün, çok daha az insana özel gelirdi. İnsanlar gösterileri sever. Dolayısıyla bunu kullanabilenler başarır. :-) Örneğin siyaset de böyledir. Projesinden heyecanlı bir gösteri eşliğinde bahseden siyasetçi, insanları daha kolay ikna eder. Olumlu ya da olumsuz aynı projeden bahseden, ama sadece uzun sıkıcı bir konuşma yapabilen siyasetçi dinlenilmez. Karizmatik bir kişilikte görünmek de iyi olur. Ayrıca önceden bağ kurmuş olmak da gerekir. Yani onlarla ortak yanlarının olduğuna önceden inandırmış olmak gerekir. Bir konu hakkında bir davranışı, bağ kurmadıkları siyasetçi yapıyorsa genelde kızdırır. Ama bağ kurdukları bir siyasetçi, aynı o davranışı yaptığında ise daha rahat doğru bulurlar. :-)


Bunlar da İlginizi Çekebilir:

20 Nisan 2016 Çarşamba

Sahne: Atari


Sahne: Atari paylaşan: okanozcelik
Steve Jobs Atari'de teknisyen olarak çalışmaktadır. Yeni bir oyun tasarımı projesi alır. Kendisi yapamaz. Projeyi Steve Wozniak'e yaptırır. O'na verecekleri parayı yarı yarıya bölüşecekleri sözünü verir.

Atari, Oyunu beğenir. Parayı alan Steve Jobs, Steve Wozniak'e 700$ verdiklerini söyler. 350$ alan Steve Wozniak gayet mutludur.

Ama Atari Steve Jobs'a aslında 5000$ vermiştir! :-)

Bir belgesel için verdiği röportajda Steve Wozniak şöyle konuşur: “Biri böyle bir şeyi yüzüme karşı bile yapsa kin tutmayan biriyim. Kesinlikle kin tutmam.” Ve ekler: “Ama doğrusunu istersen ağladım, kitapta bu konuyu okuduğum zaman çok ağladım.”

Not: Takılıyoruz sadece, severiz Steve Jobs'ı. :-) Hayatından uyarlanan film; Bazı sahneleri alıntılanarak arada bir atıf yapılmayı hak eden filmlerden biridir. :-)

12 Nisan 2016 Salı

Sahne: Büyüdüm Woz


Sahne: Büyüdüm Woz paylaşan: okanozcelik
Steve Wozniak: ...Steve bunu neden yaptın?!
Steve Jobs: Şirket onları aştı.
Yönetici olamazlar, proje lideri olamazlar...
Benim işim insanlara iyi davranmak değil;
Onları daha iyi hale getirmek!
Onlar bunu hak etmiyor.
Steve Wozniak: Peki kim ediyor?...
Steve Jobs: Bu şirketin nasıl işlediğini biliyor musun?
Bilmek istiyor musun!
Bilmek istersen sana öğretirim!

Steve Wozniak: ...Sevdiğim işi yapmak için bu büyük bir fırsattı.
Eğlence olsun diye...
Aslında tek istediğim buydu;
Senin de isteğinin bu olduğunu sanıyordum.
Sana bir şeyler oldu Steve!
Steve Jobs: Büyüdüm Woz.
Steve Wozniak: Hayır.
Steve Wozniak: Hayır büyümedin!

Apple halka açılmak üzeredir. Hisseler kurucular arasında bölüştürülmüştür. Burada Steve Jobs'ın tespitleri enteresandır. Kimse bir şirkette, içerideki dostluklara göre iyilik yapılmasını bekleyemez. :-) Elbette biri şirkete gerektiği kadar katkı yapamıyorsa yollar ayrılabilir. Ya da hisse alamayabilir. :-) Steve Wozniak'in teknik bilgisi gerçekten iyiydi. Steve Jobs'ın teknik bilgisini şimdilik konu dışı tutalım; Ama iyi bir pazarlamacı olduğu ortadadır. Bireyin ürünle bağ kurmasını hep başarmıştır. Ama Apple'i birlikte kurduğu yakın arkadaşı Steve Wozniak bile kurucu mühendislerin bazılarına yapılanların haksızlık olduğunu düşünmektedir. :-)

Meraklısına Filmin DVD'si Hakkında Bir Not Eklemeden Geçmeyelim:

Steve Wozniak eğlenceli olduğundan bilgisayarla ilgilendiğinden bahseder. Büyük beklentileri yoktur. Steve Jobs da çocukça bir eğlence için başlamıştır bilgisayarlarla uğraşmaya. Ama bunların eskide kaldığını, işin ciddileştiğini vurgulamak için “Büyüdüm Woz” der. Yani filmin orijinal dilinde böyledir; Nitekim altyazıda da böyle geçer. Ama DVD dublajında sadece “Ben yetişkinim Woz” diye çevrilmiştir. Ne var ki bu ifade, eskiden kendisinin de çocukça bir eğlenceyle bilgisayara merak sardığını ama bunların çocuklukta kaldığı duygusunu yansıtamaz. İş büyümüştür, sadece eğlence olmayı aşmıştır yani. Belli ki aynı fikirde olan dublaj diyaloğu yazarları var ki TV Seslendirmesinde yeniden “Büyüdüm Woz” diye çevrilmiş. Başka örnekler de vardır. İşin ilginci DVD Dublajında Steve Jobs'u seslendiren sanatçıyla TV seslendirmesini yapan sanatçı aynı kişi. :-) Ve Steve Jobs'a da gayet yakışmış. Ama TV seslendirmesinde önüne verilen dublaj diyaloğu metni, duyguları daha doğru yansıtıyor, sadece. Neden para verip alınan DVD'lerin dublajları, filmin TV dublajından daha özensiz olur bazen! :-)

21 Eylül 2012 Cuma

Özgür İradeye Bilişimcilerden Örnekler

İlk çalıştığı yerdeki patronu Steve Jobs'ı şöyle anımsıyormuş: “Çalıştığım diğer insanlardan daha felsefiydi,” devam ediyor: “Özgür iradeyle determinizmi tartışıyorduk. Ben her şeyin çok daha belirlenmiş olduğuna, programlanmış olduğumuza inanıyordum. Elimizde eksiksiz veriler olsa, insanların davranışlarını önceden bilebilirdik. Steve tam tersini düşünüyordu.”

Steve Jobs'ın özgür irade hakkındaki düşüncesi olağan dışı sayılmaz, çoğu insan böyle düşünür. Ancak patronu yani Atari'nin kurucusu Nolan Bushnell'in beyne yaklaşımının beklenmedik olduğunu vurgulayayım.

Söz Steve Jobs'dan filan açılmışken özgür iradenin şekillenmesi konusunda şu örneği de vermek istiyorum:

İki popüler bilişimcinin içinde bulundukları kültürün etkisiyle bir konuya çok farklı şekilde yaklaşabileceklerini gösteren ilginç bir örnek olduğunu düşünüyorum.

Steve Jobs doğal takılan biri. Organik gıda yiyor. Vejetaryen. Hatta karısı organik gıda şirketi bile kurmuştur.

Gençken Hindistan'a yolculuk yapmıştır. Hinduizmle, Budizmle 19 yaşından beri ilgilenmektedir. Doğu dinlerinin ilkeleriyle yetişmiştir. Meditasyon yapıp Zen çalışırdı. Aslında organik, vejetaryen takılması normal.

Bazı çalışanları, Jobs'un yazılım işinin ayrıntılarının ilgisini çekmediğini ve yazılım isteklerinin yerine getirilmesinin neden uzun sürdüğünü anlayamadığını hatırlıyor. Atari'deyken yazılım projelerini Steve Wozniak'a yaptırırdı.

Bill Gates ise hep yazılımlarla haşır neşir olmuştur. Bu yüzden DNA'nın da yazılım olduğunu kavraması daha kolaydır. DNA'ya da bir yazılıma davranıldığı gibi davranılabilir. Evet, bir yazılım daha çok geliştirilebilir. Biyoteknolojinin potansiyelinin farkındadır. Darwin Molecular Corp. gibi şirketlerin yönetim kurulundadır.

"İstediğim her şeyi yapma özgürlüğüne sahibim. Bilgi çağında liderlik rolüne soyunmak gibi bir meydan okumayla karşı karşıyayım. Bu işe erken başladık. Biyoteknolojiden daha ilginç olan tek endüstri bu sanıyorum. Belki yıllar sonra çok daha iyi durumda olacağız ve işte o başımı kaldırıp rahatça çevreme bakabileceğim."

Bu sözleriyle bilgisayar yazılımı programlamayacak olsaydı canlı programlamayı seçeceğini açıklıyor.

Organik gıdaya talep gittikçe yükseliyor. Bill Gates'in çok çıkarcı olduğunu varsayalım. Geniş kesimlerin tepkisini çeken biyoteknolojiyi desteklemek iyi bir fikir olmayacaktır. Organik gıda marketler zinciri açtığında insanları ikna etmesi çok daha kolay olur, paralarını alırdı. Hâlâ en zenginlerden olduğuna göre istese bunu hemen yapabilir.

Steve Jobs'un örneğin GDO'lara tepkiyle yaklaşması beklenirken, Bill Gates'in ise biyoteknoloji işinin içinde olmak istemesi şaşırtmayacaktır. Maruz kaldıkları memler (ve Steve Jobs'un maruz kalmadığı programcılık memleri) onları farklı seçimler yaptıracaktır. Gates Vakfı, Monsanto'nun 500 bin hissesini almıştı 2006'da.

Özgür irade genelde ruhun varlığıyla özdeşleştirilir. Bill Gates'le ilgili umulmadık bir anekdotla bitireyim.

Gazetecilerden biri Gates'in üzerine gitti ve insan ruhuyla ilgili özel, hatta kutsal bir şey olup olmadığını sordu ona. Gates çocukluğundan beri yaptığı gibi, yine ayaklan üzerinde öne arkaya hafifçe sallanmaya başladı:

"Bununla ilgili bir kanıt yok elimde. Bunu kanıtlayacak bir şey bulamadım doğrusu.”