(Not: Konuşmaya henüz Türkçe alt yazı eklenmemiş.)
Kendini özel sanma.
Bizden daha fazla bildiğini düşünme. Bunlar Jante Yasası’ndan
bazı ifadelerdir. Ve bence bu tehlikelidir. Çünkü bu, ortak bir
düşünme biçimini teşvik eder ve bu da bizi tehlikeli sonuçlara
sürükleyebilir.
Bugün sizlerle, az önce
duyduklarımızdan biraz daha kuru sayılabilecek bir konudan
bahsetmek istiyorum: Bitcoin, kripto paralar, balonlar ve finansal
balonlar.
“Bitcoin cinsel yolla bulaşan bir
hastalıktır.”
“Bitcoin, sıçan zehrinin
karesidir.”
Bunlar benim sözlerim değil. Bunlar
Charlie Munger ve Warren Buffett’ın sözleri. Dünyanın gelmiş
geçmiş en önemli ve en başarılı yatırımcılarından ikisi.
Yatırım kariyerleri boyunca yaklaşık beş milyon yüzde getiri
elde etmiş olmaları her şeyi anlatıyor. Bu yüzden bu insanlar
konuştuğunda, ya da konuştuklarında — ve maalesef Bay Munger
artık hayatta değil — onları dinlememiz gerekir. Ben kesinlikle
dinliyorum.
Bitcoin’in elbette inanılmaz bir yolculuğu
oldu ve yıllar içinde sağladığı muazzam getiriler takdiri hak
ediyor. Ancak bunu duyduğumuzda şu soruyu sormamız gerekir:
Dünyanın en başarılı iki yatırımcısı neden Bitcoin’den
sıçan zehri gibi bahsediyor?
Kişisel bir hikâye
anlatayım. 2016 yılında Bitcoin’e yatırım yapmaya çok
yaklaşmıştım. Yaklaşık 150 bin dolarlık Bitcoin almayı
düşünüyordum. Bugün bu yatırımın değeri yaklaşık 20 ila 25
milyon dolar olurdu. Yapmadım, çünkü o dönemde bankadan kripto
cüzdanına para aktarmak oldukça zordu. Ama arkadaşlarımdan biri
bu adımı attı. Ethereum’a, fiyatı 50 cent iken girdi ve
yaklaşık 1.400 dolara ulaştığında sattı. Yaklaşık 2.800 kat
kazanç elde etti. Ve kripto konusunda iyi kazanan tek kişi o değil.
Hepimiz bu “Lambo alan” insanları duyduk; saçma gibi görünen
bir şeye girip sonra fiyatın 100 kat arttığını görenleri.
Açıkçası bilmiyorum siz ne hissediyorsunuz ama ben kesinlikle
FOMO hissediyorum.
FOMO nedir? FOMO, “fear of missing
out”, yani kaçırma korkusu demektir. Bu duygu insan zihninde çok
derinlere dayanır. Avcı-toplayıcı olarak yaşadığımız
zamanlara kadar uzanır. Grubun bir parçası olmak; yiyecek,
güvenlik ve eşleşme demekti. Grubun dışında kalmak ise
tehlikeliydi. Bu içgüdüyü bugün de taşıyoruz. Eğer grubun
parçası değilsek, eğer aynı şekilde düşünmüyorsak — Jante
Yasası’nın da telkin ettiği gibi — bu tehlikeli hissediliyor.
Bu yüzden FOMO, içimizde çok derin bir yerde yer alır ve bizi
normalde tek başımıza olsak yapmayacağımız şeylere
yöneltebilir.
Bu sadece benim gibi “aptal”
insanların ya da konuları anlamayan kişilerin başına gelen bir
şey değil. Sir Isaac Newton, muhtemelen yaşamış en zeki
insanlardan biriydi. Ama 1700’lerde o da FOMO’nun kurbanı oldu.
Bu, South Sea Balonu dönemiydi. Newton yatırım yaptı, hisseler
yükseldi, güzel bir kâr elde etti ve çıktı. Ama arkadaşlarının
içeride kalıp daha da zengin olduklarını görünce tekrar girdi,
hem de büyük bir yatırımla. Ardından balon patladı. Sonrasında
meşhur şu sözü söyledi: “Gök cisimlerinin hareketini
hesaplayabilirim ama insanların deliliğini hesaplayamam.”
FOMO,
bize zarar verecek şeyleri yapmamıza neden olabilir. Bu durum,
kalabalık dinamikleriyle de çok net bir şekilde görülür.
1968’de yapılan “dumanlı oda deneyi” buna güzel bir
örnektir. Bir grup iş başvurusu yapan insan bir odaya alınır.
Dokuz kişiden sekizi aktördür. Onlara, ne olursa olsun oturup
görevlerine devam etmeleri söylenir. Bir kişi ise gerçek
başvurandır. Bir süre sonra odanın içine duman dolmaya başlar.
Eğer odada diğer insanlar varsa ve onlar tepki vermiyorsa,
vakaların yüzde 90’ında gerçek katılımcı da yerinden kalkmaz
ve bu potansiyel tehlikeyi bildirmez. Ama kişi odada yalnızsa,
yüzde 75’i ayağa kalkıp durumu bildirir.
Sürü
davranışı düşünme biçimimizi değiştirir. Ve finansal
balonların oluşmasının sebeplerinden biri de budur.
Finansal
balonlara baktığımızda, en büyüklerinden birini 1630’larda
görürüz: Lale Çılgınlığı. Lale Osmanlı
İmparatorluğu’ndan gelmişti ve bir şekilde ilgi odağı hâline
geldi. İnsanlar laleleri kullanım değeri için değil, ertesi gün
daha pahalıya satabileceklerini düşündükleri için almaya
başladılar. Balon, bu çılgınlığın zirvesinde patladı. O
dönemde bir lale soğanının fiyatı bir evle
eşdeğerdi.
1840’ların Britanya’sına hızlıca
ilerleyelim. Buhar makinesi ve lokomotif gibi inanılmaz bir
teknoloji ortaya çıkmıştı ve gerçekten dünyayı değiştirdi.
Ama herkes bunun kesin kazanç anlamına geldiğini düşündü.
Herkes FOMO ile yatırım yaptı. Binlerce şirket kuruldu. İnsanlar
bunun kaybedilemeyecek bir fırsat olduğunu düşündü. Balon yine
patladı ve birçok kişi parasını kaybetti. Teknoloji harikaydı
ama bu, garantili kazanç anlamına gelmiyordu.
1920’lere,
“kükreyen yirmiler” dönemine gelelim. Birinci Dünya Savaşı
sona ermişti. Elektrifikasyon vardı, otomobiller vardı, radyo
vardı. Sessiz bir evde otururken bir anda radyoyu açıp birinin
size konuştuğunu duymak inanılmazdı. Işığı yakmak, ata binmek
yerine arabaya binmek… Bugün teknoloji sıçraması gördüğümüzü
düşünüyoruz ama o dönem gerçekten özeldi.
Ne oldu?
İnsanlar yine FOMO ile yatırım yaptı. “Bu yeni bir dünya, eski
kuralları unutun” denildi. Devasa bir balon oluştu ve patladı.
Hisse senetleri çöktü, Büyük Buhran yaşandı.
Sonra,
bazılarımızın hatırlayabileceği dot-com balonuna geldik.
İnternet ortaya çıkmıştı. Buhar makinesi ve radyo gibi, dünyayı
değiştiren yeni bir teknolojiydi. Herkes yine FOMO ile yatırım
yaptı. “Yeni ekonomi” denildi. Artık ne kadar kazandığınız
değil, pazarlamaya ne kadar harcadığınız önemliydi. Wall Street
ve medya bu balonun arkasındaydı. Webvan ve Pets.com gibi medya
gözdesi şirketler vardı. İnternet dünyayı değiştirdi mi?
Evet. Ama bu, piyasanın çökmesinin imkânsız olduğu anlamına
gelmiyordu.
Şimdi Bitcoin’e gelmek istiyorum. Çünkü
bence Bitcoin, şu anda içinde bulunduğumuz finansal balonun en net
tanımıdır. Yapay zekâ ve kripto balonu. Danimarkalıyım ve bizde
Hans Christian Andersen’in “İmparatorun Yeni Elbiseleri” adlı
ünlü masalı vardır. Hikâye, iki dolandırıcının imparatora
görünmez elbiseler diktiğini iddia etmesiyle ilgilidir. Elbiseleri
sadece aptal olanların göremeyeceğini söylerler. Kimse aptal
görünmemek için gerçeği söylemez. Ta ki bir çocuk “Ama
imparatorun üzerinde hiç kıyafet yok” diyene kadar. Bazen apaçık
olanı söylemek için masum bir zihin gerekir.
Şu
anda tarihte gördüğümüz en büyük finansal balonun içinde
olduğumuzu düşünüyorum. Buffett ve Munger buna piyasa değeri /
GSYH oranıyla bakar. Oran ne kadar yüksekse balon o kadar büyüktür.
1929’da bu oran yüzde 89’du. 2000’de yüzde 136’ydı.
2007’de yüzde 107’ydi. Bugün ise yüzde 226. Nvidia, Palantir,
Nasdaq, Bitcoin… Bitcoin 2012’den bu yana yüzde 1,2 milyon
yükseldi.
İnsanlar “Ama daha da yükselebilir”
diyor. Ancak Nasdaq ile Bitcoin’in çok yakından birlikte hareket
ettiğini görüyoruz. 2001’de Nasdaq yüzde 85 düştü. Bugünkü
balon ondan çok daha büyük. Benim öngörüm Bitcoin’in yüzde
95 düşeceği yönünde. Ama bunu medyada, akademide ya da
kalabalıkta duymazsınız.
Ekonomide belirgin bir
yavaşlama görüyoruz. İşsizlik yükseldiğinde her seferinde
resesyon gelir. Resesyonlar, balonların patladığı anlardır. Eğer
ben haklıysam ve resesyon gelirse, Nasdaq çökerse, bu yapay zekâ
balonunda Bitcoin ve kripto da çökecektir. Teknoloji gerçek
olabilir, tıpkı buhar makinesi ve radyo gibi. Ama bu, garantili
getiri demek değildir. Bu balonun çok uzak olmayan bir gelecekte
patlayacağını düşünüyorum. Buffett ve Munger’ın haklı
olduğunu düşünüyorum. Bitcoin ve kripto, cinsel yolla bulaşan
bir hastalık gibidir.
Teşekkür ederim.
Ek
Yorum
YZ internetteki
bağlantıları takip ederek verileri birbiriyle ilişkilendiriyor.
İnternette çok büyük veri yığını var. Bu kadar veri üzerinde
işlem yaptığı için her şeyin uzmanı oluyor. Turing Testini artık geçebiliyor gibi görünüyor. İnsan
düşünmeye başladığında fikirler içeride yankılanmaya başlar.
Kişi kendi kendisiyle tartışmaya başlar. Hatta bu yüzden bazen
kararsız kaldığı olur; ne yapacağını bilemez. Oysa YZ kendi
kendisiyle tartışmaz, iç sesi yoktur. Sadece ilişkilendirdiği
verilerden istatistiksel bir sonuç üretir. Bazı verileri aynen
kopyalar; gerçi insanların da öğrendikleri verileri aynen
kopyaladıkları oluyor.
Aslında Turing Testini de tam
geçmiş sayılmaz. Bazen uzun konuşmalar yapıyoruz; o zaman
sohbette kopmalar başlayabiliyor. Bir anda farklı konuya
geçtiğimizde veya sıra dışı, nadir bir konudan bahsettiğimizde
bir kırılma noktası yaşanıyor ve YZ saçmalamaya (halüsinasyon
görmeye) başlıyor. Neden? Çünkü internette bu konuyla ilgili
veri ya hiç yok ya da çok az var. İlişkilendirebildiği veri
olmadığı için mantıklı sonuçlar üretemiyor. İşte o zaman
aslında hiçbir şeyi anlamadığını, sadece kelimeleri birbiri
ardına dizdiğini fark ediyoruz. Gerçi insanlar da az bildiği
konuyu konuşmaya zorlandığında saçmalar ama bu durum YZ’de çok
daha keskin bir 'boşluk' olarak beliriyor. Örneğin, bir videodaki konuşmaları metne dönüştürmesini
istemiştim. İşlemi tamamladı. Ancak sonuç garipti. Metin, videoda
hiç olmayan diyaloglardan oluşuyordu. YZ resmen uydurmuştu. Elbette
bunun farkında değildi.
YZ’nin
henüz bir bilinci yok. Şimdilik sadece insan bilincinin yardımcısı,
bir asistan veya 'copilot' olabilir. Ama henüz sürücü koltuğuna
geçebilecek durumda değil. Son kararı veremez. Her şeyi yapabileceği yanılgısına
düşmemek gerekir; çünkü her araç her işe yaramaz. Dolayısıyla,
abartılı beklentilere kapılıp tüm yatırımı ona bağlamak,
büyük bir hayal kırıklığına neden olabilir. Hesap makineleri
nasıl işlemleri hızlandırdıysa, YZ da ilişkili verileri fark
etmemizi ve verimliliğimizi artıracaktır. Mesela Google’da
kaybolmak yerine, YZ’nin süzgecinden geçmiş bir içeriğe göz
atacağız. İç sesi olan, gerçekten 'düşünen' bir YZ
yaratılabilmesini merakla bekliyorum. Ama açıkçası bunun yakın gelecekte
olacağından emin değilim. Bakın, önceki cümlemde de bir
kararsızlık var; acaba YZ bir gün böyle bir tereddüt
yaşayabilecek mi!