10 Mart 2026 Salı

Bitkilerimizi Güncellemeye Hazır mısınız! - Bilim

 

Telefonlarımızda onlarca uygulama yüklü. Hepsini keyifle kullanıyoruz. İşimizi kolaylaştırıyorlar. O uygulamalar bazen güncelleniyorlar; arka planda yeni kodlar ekleniyor ve bazı kodları değiştiriliyor. Kullanışlılıkları artıyor. İşlerimizi daha da kolaylaştırıyorlar. Bizi mutlu ediyorlar! Artık bitkilerin de güncellenmesi sağlanabiliyor! Bitkilerin genlerinin değiştirilmesinin anlamı budur. Bu yöntemle bitkiler daha verimli daha dayanıklı hale getiriliyor. Hatta daha yararlı ve daha lezzetli olması bile sağlanabiliyor! Telefondaki uygulamaların güncellenmelerinden korkmadığımız gibi bitkilerin genlerinin değiştirilerek güncellenmesinden de çekinmemize gerek yoktur!

Not: Paragraflara parantez içinde ön bilgiler ve açıklamalar iliştirilmiştir.

***

Bu son kısım önemlidir; tıpkı eşya bağımlılığımızı azaltmaya yardımcı olduğu gibi, teknoloji kesinlikle diğer tüketim problemlerimizin çözümünde de rol almalıdır. Çünkü gezegendeki birileri çok tüketirken dünyada tek taraflı olarak vatandaşlarını daha az tüketmeye zorlayabilecek özgür bir ülke yoktur. Her ne kadar çıkarılacak yasalarla, iş dünyası daha az tüketmeye cesaretlendirilebilirse de daha az tüketmeyi bireyler için çekici ve kolay hâle getirmeliyiz.
Bu nedenle, daha sağlıklı yiyecekler yetiştirmemize ve daha etkili bir şekilde nakletmemize olanak sağlayan araştırmalara yatırım yapmalıyız. Ve lütfen şu konuda hata yapmayalım; bu, doğal yapısında olmayan bir özelliğin bitkiye işlendiği, genetiği değiştirilmiş ürünleri de kabul etmeyi içerir. Bu özellikler böceklere direnç, kuraklığa tolerans, A vitamini üretimi veya güneşin daha verimli kullanılarak CO₂ şekere dönüştürülmesi olabilir. GDO'lu besinler kesinlikle geleceğimizin beslenmesinde önemli bir yer tutacak. Daha verimli bitkilerle, sadece ABD'nin orta batısında yetişen bitkilerle şimdikinden 200 milyon daha fazla insanı besleyebiliriz.

(Ön Açıklama: Genetiği değiştirilmiş bitkiler doğal değildir. Bu doğru. Peki doğal bitkiler gerçekten seviliyor mu! Örneğin yabani mısır doğaldır. Markette gördüğümüz o iştah açıcı koçanlardan epey farklıdır. Aslında mısırın orijinal hali olan teosinte, sert kabuklu ve tadı pek de iyi sayılmayan cılız bir bitkiydi. İnsanlar binlerce yıl önce bu yabani mısırları tarlalarına ekmeye başladılar. Sonraki yıllarda, içlerinden tadı biraz daha güzel olanların tohumlarını seçip tekrar ektiler. Bu döngü nesiller boyu, binlerce yıl devam etti. Her seferinde daha tatlı, daha yumuşak olanlar elenerek bugünkü mısırlar elde edildi. Aslında insanlar farkında değillerdi ama tohumları sürekli eleyerek mısır üzerinde devasa bir genetik seçilim uygulamış oldular. Mısırın genlerini kendi damak tatlarına göre yönlendirmiş oldular! Markette gördüğümüz mısırlar bunlardır. Elbette bu durum sadece mısırla sınırlı değil; sofranızdaki diğer pek çok bitkinin genleri de benzer şekilde binlerce yılda değiştirildi. Kısacası, insanlık farkında olmadan bitkilerin genetiğiyle zaten hep oynuyordu. Günümüz teknolojisi ise atalarımızın binlerce yılda yapabildiği bu köklü değişiklikleri, daha bilinçli olarak sadece birkaç günde yapabilmeyi sağlıyor!)
Bu ürünler "doğal olmayan" nitelikte oldukları için kötü bir şöhrete sahiplerdir ancak bu görüşe sahip olan birçok insan, doğal olduğunu düşündüğümüz gıdaların çoğunun zaten önemli bir genetik manipülasyona tabi tutulduğunun farkında değiller. Markette gördüğünüz mısır koçanları, modern mısırın köken aldığı yabani bitkiye hiç benzemez. 9.000 yıl boyunca, teosinte olarak bilinen parmak uzunluğundaki çim, bitkinin genomunda belirgin değişiklik oluşturup daha büyük koçanlar ve daha dolgun, yumuşak, şekerli tanelere sahip, daha çok sıra elde etmek için tarımsal olarak toprağa işlendi. Yemeye doyamadığımız elmalar, vahşi atalarına biraz daha fazla benzerlik gösterir. Ancak bu atalardan birini bulana aşk olsun, gezegenden neredeyse silindiler. Diyetlerimiz için büyük bir kayıp değil çünkü modern elmaların en büyük genetik akrabası olan Malus sylvestris, neredeyse yenmez durumda.

(Bitkilerin genleri değiştirilerek daha dayanıklı hale getiriliyor. Bu bitkiler özellikle küresel ısınmaya karşı daha dirençliler! Doğal olan bitkiler ise küresel ısınma sonucu yok olacaklar.)
2016'da ABD Ulusal Bilimler Akademisi, genetiği değiştirilmiş ürünlerle ilgili yayınladığı kapsamlı bir raporda, küresel ısınmanın geleneksel çiftlik ürünlerini tehdit ettiği bir durumda, laboratuvarda modifiye edilmiş bitkilerin gezegenin artan insan popülasyonunu beslemek için hayati önem taşıyabileceğini belirtti. Ve son yirmi-otuz yıldaki sayısız başka rapor kamuoyu endişelerini gidermek için yeterli olmadığından, raporun yazarları, Akademi'nin GDO'lu ürünler ile ilgili, hem insan tüketimi hem de çevre için güvenli olduğu konusunda görüşünü bir kez daha teyit ettiler.
Şüpheci olmak yanlış değil ancak binlerce çalışmanın sonucu olan kanıtlara kulak tıkayamazsınız. İklim değişikliğinin bir tehdit olduğuna inanıyorsanız, GDO'ların öyle olduğunu söyleyemezsiniz çünkü GDO'ların güvenli olduğuna dair kanıtlar, iklim değişikliğinin meydana geldiğine dair kanıtlardan daha güçlüdür.

(GDO’lar güvenlidir ve verimlidir. Daha çok insanı doyurabilir!)
Dünya Sağlık Örgütü, Amerikan Bilimde İlerleme Derneği ve Amerikan Tıp Derneği de DSÖ'nün belirttiği, "Bu tür gıdaların, genel nüfus tarafından tüketilmesi sonucunda insan sağlığı üzerinde hiçbir etki gözlenmemiştir", ibaresini teyit ettiler. Dahası bu yiyecekler, dünyamızda zaten açlık çeken milyarlarca insanı ve önümüzdeki yıllarda dünyamıza katılacak ilave milyarlarca insanı besleme zorluğunun üstesinden gelmek için hayati bir öneme sahip olabilirler.

(Çok sayıda fakir insan A vitaminine ulaşamadıkları için ölüyor. Bitkilerin genleri değiştirilerek daha yararlı olması sağlanabilir. A vitamini sağlayan GDO’lar artık üretilebiliyor! Adı - Golden Rice - Altın Pirinç! Rengi de altın gibi sarı.)
Dünyayı şimdi ve gelecekte beslemek istiyorsak güvenli yeni teknolojileri benimsememiz gerekiyor. UNICEF'e göre, fakir ailelerin tamamen güvenli mahsuller aracılığı ile diyetlerine daha fazla A vitamini almaları durumunda her yıl iki milyona yakın ölüm önlenebilir. A vitamini takviyeleri gerektiği kadar etkili değil. 2015 ve 2016 arasında, en yüksek çocuk ölüm oranlarına sahip beş ülkede, A vitamini takviye kapsamı yarıdan fazla düştü.
Yüzden fazla Nobel Ödülü sahibi tarafından imzalanan açık bir mektup, hükümetleri genetiği değiştirilmiş organizmaları onaylamaya davet etti. "Bunu bir 'insanlık suçu' kabul etmeden önce dünyada kaç fakir insan ölmeli?" diye yazdılar. Bir milyar insanı daha besleyici gıdalarla besleyebiliriz. İklim değişikliği nedeniyle başka seçeneğimiz kalmayabilir.

(Tarlada et yetiştirmeyi hayal edebiliyor musunuz! Bu çok garip geliyor değil mi. Ama bu başarıldı. Bir bitki mahsul olarak et verecek şekilde genleri yeniden düzenlenebildi! Bu bitkiler hayvanlardan çok daha verimli şekilde et sağlayabiliyorlar. Üstelik bu tasarlanmış bitkiler sayesinde hayvanların da canları kurtulmuş olacaktır!)
Kesim hayvanlarından elde ettiğimiz et ürünlerinin muazzam çevresel maliyetlerini çekmeyecek şekilde küresel protein talebini nasıl karşılayacağımızı bulmak zorundayız. Bize neredeyse ete yakın ürünler veren, "kanayan bitki leghemoglobin" %99 daha az suya ve %93 daha az toprağa ihtiyaç duyuyor ve %90 daha az sera gazı ile üretiliyor. Gezegenimizi daha fazla bozmadan, lezzetli proteine olan iştahımızı beslemek istiyorsak son zamanlarda çok yaygınlaşan bu yenilikleri desteklememiz gerekecek.

(Yeni CRISPR teknolojisi sayesinde, dışarıdan hiçbir yabancı DNA eklemeden, bitkinin kendi genleri üzerinde hatasız düzenlemeler yapılabiliyor. Bu yöntemle bitkileri daha dayanıklı ve verimli hale getirmek, artık sadece bir kod düzeltmesi kadar kolay bir işlem!)
Hiç şüphe yok ki bu yüzyılın en büyük teknolojik gelişmelerden biri, 2012'de hassas, programlanabilir "genom düzenlemesi"nin keşfi olmuştur. Diğer birçok buluşta olduğu gibi, düzinelerce parlak insan öncülüğünü yapsa da İsveç'teki Moleküler Enfeksiyon Tıbbı Laboratuvarı'nda çalışan Emmanuel Charpentier ve UC Berkeley'den Jennifer Doudna, RNA tabanlı "GPS" veya "kılavuz"a sahip bakteriyel Cas9 proteininin bir DNA kesme enzimi olduğu konusundaki olağanüstü keşifleriyle en büyük şöhreti hak ettiler. Ertesi yıl, her ikisi de Boston'da bulunan MIT'ten Feng Zhang ve Harvard'dan George Church, sistemin insan hücrelerini düzenlemek için kullanılabileceğini kanıtladı. Onlar da ünlüler kervanına katıldılar ve çok değerli bazı patentlerin sahibi oldular. Bu keşfin haberi, laboratuvarımda hızla yayıldı. Gerçek olamayacak kadar iyi görünüyordu ama gerçekti.
Bu teknoloji, Cas9'un doğal DNA hedefi olan, "Düzenli Aralıklarla Kümelenmiş Kısa Palindromik Tekrarlar" anlamına gelen kelimelerin baş harflerinden oluşmuş, konuşma dilinde CRISPR olarak bilinir. Cas9 ve şimdilerde diğer bakterilerden elde edilen düzinelerce diğer DNA düzenleme enzimi, herhangi bir yabancı DNA kullanmaksızın bitki genlerini hatasız bir şekilde değiştirebilir. Doğal şekilde meydana gelen değişikliklerin tam olarak aynılarını yaratabilir. CRISPR, yasaklanmamış bir işlem olan, tohumları radyasyonla bombalamaktan çok daha "doğaldır".

(Avrupa Birliği CRISPR yöntemiyle oluşturulan GDO’ları yasakladı. Amaçları kendi çiftçilerini korumaktı! ABD şirketlerinin patentli bitkilerinin Avrupa’da yayılmasından korktular; ABD’nin ticari üstünlük sağlamasını istemiyorlardı. Ama aslında çiftçilerini bu verimli, dayanıklı ve yararlı bitkilerden mahrum etmiş oldular!)
Bu nedenle, 2018'de Avrupa Birliği Adalet Divanı'nın aldığı karar ABD için çok beklenmedikti. Mahkeme, CRISPR yapımı gıdaların, küçük ölçekli çiftçiliğin çıkarlarını savunan Fransız tarım birliği Confédération Paysanne ve diğer sekiz grubun lehine yasaklanmasına karar verdi.
Bu karar, bilime meydan okuyor. Avrupa'nın küresel ısınmayla daha iyi başa çıkmasını sağlamak yolunda, çevresel yükü hafifletebilecek, yoksulların sağlık düzeylerini iyileştirebilecek sağlıklı yiyecekleri yasaklıyor. Karar ayrıca, gelişmekte olan ülkeleri, insanlarının yaşamları ve toprakları üzerinde son derece olumlu etkisi olabilecek CRISPR ile modifiye edilmiş mahsullerden uzak tutuyor.
Karar metni, bunun tüketicileri GDO'nun tehlikelerinden korumaya yönelik bir karar olmadığını açıkça ortaya koyuyor. Karar, ABD patentli ürünlerin AB'ye girmesini önlemeye yönelik küresel bir ticaret savaşının parçasıdır. ABD Tarım Bakanı Sonny Perdue'nun tepkisi, cevabında çok açık belli oluyordu: "Hükümet politikaları, gereksiz engeller yaratmadan veya yeni teknolojileri haksız yere damgalamadan bilimsel yeniliği teşvik etmelidir. Ne yazık ki, bu haftanın AAD kararı bu anlamda bir gerilemedir. Çünkü dar bir bakış açısıyla, yeni genom düzenleme yöntemlerinin, Avrupa Birliği'nin genetiği değiştirilmiş organizmaları yöneten geri kalmış ve güncelliğini yitirmiş düzenlemelerine uygun olmasını şart koşmaktadır."
Elbette uluslar geçim kaynakları tehdit altında olduğunda çiftçilerine destek olmalıdır ancak bunu yapmanın başka yolları da var. Ticaret kısıtlamalarını haklı çıkarmak için "tehlikeli bilim" örtüsünü kullanmak, başta buna en çok ihtiyaç duyanlar olmak üzere gezegendeki herkes için inciticidir.


Alıntı: Yaşam Döngüsü: Yaşlanmanın Sebepleri ve Nasıl Önlenebileceği Üzerine Devrim Yaratan Bir Teori - David A. Sinclair


26 Şubat 2026 Perşembe

Bağışıklık Sistemimiz Kanseri Avlayabilir mi! – Biyoteknoloji

 

Bağışıklık sistemimiz bugün kanserli hücreleri tanıyamadığı için onları yok edemiyor. Ancak bu körlük sona ermek üzere olabilir. Yakın gelecekte bağışıklık sistemimiz kanserli hücreleri tanır hale getirilebilir. Kanser Aşısı devrimiyle, kanser eskisi kadar korkulan bir hastalık olmaktan çıkabilir!☺

***

Ne tür bir kanserle uğraştığımıza dair daha kesin bir fikrimiz olduğunda, bununla baş edebilmek için yeni ortaya çıkan teknikleri uygulayabiliriz. Hatta bir hastanın spesifik tümörüne karşı özel olarak tasarlanmış bir tedavi tasarlayabiliriz. Böylece, büyüme veya vücudun başka bir yerine atlama şansı gelişmeden önce onu yok edebiliriz. Hastalıkla mücadele için geliştirilen en heyecan verici yeniliklerden biri olan CAR T-hücre terapisinin ardındaki fikir budur.

Bu tedavide doktorlar, hastanın kanından çıkardıkları bağışıklık sistemi hücrelerine bir gen ilave ederek hücrelerin hastanın tümörü üzerindeki proteinlere bağlanmalarını sağlar. Laboratuvarda toplu hâlde üretilen ve daha sonra hastanın vücuduna yeniden zerk edilen CAR T-hücreleri, vücudun öz savunmasını kullanarak kanser hücrelerini avlar ve öldürür.

Daha önce tartıştığımız bir başka immüno-onkolojik yaklaşım olan kontrol noktası blokaj tedavisi, kanserli hücrelerin bağışıklık sistemimiz tarafından tespit edilmekten kaçma yeteneğini ortadan kaldırır. Bu teknikle ilgili erken çalışmaların çoğu, laboratuvarı Harvard Tıp Fakültesi'nin üst katında bulunan Arlene Sharpe tarafından yapıldı. Bu yaklaşımda, kanser hücrelerinin kendilerini normal hücreler gibi gösterme yeteneklerini ortadan kaldırmak, sahte pasaportlarına el koymak ve böylece T-hücrelerinin dost ve düşman arasında ayrım yapmasını kolaylaştırmak için ilaçlar kullanılır. Bu tedavi, eski ABD Başkanı Jimmy Carter'ın doktorları tarafından, radyoterapi ile birlikte beynindeki ve karaciğerindeki melanomla savaşmasına yardım etmek için kullanılan yaklaşımdı. Bu yenilikten önce, başkana konulan teşhis istisnasız ölümle sonlanıyordu.

CAR-T tedavisi ve kontrol noktası blokaj tedavisi en fazla on senelik uygulamalardır. Ve devam etmekte olan yüzlerce başka immüno-onkolojik klinik çalışma var. Şu ana kadar elde edilen sonuçlar, bazı çalışmalarda %80'in üzerinde remisyon oranları ile çok umut vericidir. Kariyerlerinin tamamını kanserle savaşa adamış doktorlar, bunun bekledikleri devrim olduğunu söylüyorlar.

Alıntı: Yaşam Döngüsü: Yaşlanmanın Sebepleri ve Nasıl Önlenebileceği Üzerine Devrim Yaratan Bir Teori - David A. Sinclair


24 Şubat 2026 Salı

Yeniden Gençleşmek Mümkün Olabilecek mi! (Bölüm 2) – Biyoteknoloji

Önce yaşlanmanın gerçek nedenini özetleyelim: Epigenetik, DNA’nın üzerinde yer alır ve hangi genlerin okunacağını belirleyen bir rehber görevi görür. Böylece kalpte oluşan bir hücre sadece kalple ilgili genleri okur ve kalp hücresine dönüşür; karaciğerdeki ise sadece karaciğer genlerini okuyarak karaciğer hücresine dönüşür. David Sinclair’e göre yaşlanma, tıpkı bir DVD’nin zamanla çizilmesi gibi bu okuma bilgisinin bozulmasıdır. Yıllar geçtikçe epigenetik bozulmaya başlar. Hücreler yanlış genleri okur ve hasarlı hücrelere dönüşerek yaşlılık belirtilerini başlatır.

Yaşlanmak hep kaçınılmaz olarak mı kalacaktır? Artık bu durumun mucizevi bir çözümü olabilir; çoğu insan buna şaşıracak ve hatta inanmakta isteksiz olacaktır! Hücrelere uygulanan OSK yeniden programlama genleri, hücreyi başlangıçtaki "temiz" epigenetiğine kavuşturur; yani DVD cilalanmış olur. Bu hücre bölündüğünde ortaya genç ve sağlam bir hücre çıkar. Dokular gençleşmeye başlar. David Sinclair, 2023 yılında bu "Yaşlanmanın Bilgi Teorisi"ni laboratuvar ortamında kesin olarak kanıtladı.

Yapılan deneyde farelerin DNA'sına zarar vermeden sadece epigenetik paketlemesini bozdular. Fareler hızla yaşlandı! Ardından OSK genlerini uygulayarak epigenetiğin onarılmasını sağladılar. Fare yeniden gençleşti. Evet, farenin tüm bedeni yeniden gençleşti! Bu deney, yaşlanmanın temel nedeninin DNA hasarı değil, epigenetik bozulma (bilgi kaybı) olduğunu kanıtladı. Üstelik OSK uygulanarak bu bozulmanın onarılabileceğini ve bedenin tekrar gençleştirilebileceğini kesin olarak gösterdi!

Burada David Sinclair teorisini oluştururken izlediği adımları anlatıyor. Bu teknoloji henüz deneme aşamasında, insanlara uygulanmaya hazır değil. Ama sonraki nesil şanslı görünüyor!☺ Acaba bebeklere uygulanan Hepatit B Aşısı gibi gelecekte Gençleştirme Aşısı da zorunlu mu uygulanmalı. David Sinclair bu konuda da ilginç örnekler veriyor.☺

Not: Paragraf başlarında parantez içinde ön bilgiler verilmiştir.

***

(Farelerde Yamanaka Faktörlerini kodlayan genler haftada 2 gün etkinleştirildi. O fareler kardeşlerine göre daha genç kaldılar ve %40 daha uzun yaşadılar.)
Barcelona'daki Biyotıp Araştırma Enstitüsü Hücresel Plastisite ve Hastalık Laboratuvarı'nın lideri Manuel Serrano ve San Diego'daki Salk Biyolojik Araştırma Enstitüsü'nden Juan Carlos Izpisua Belmonte, doksisilin enjeksiyonu ile çalışır hale getirilebilecek, doğuştan tüm Yamanaka faktörlerine sahip fareler tasarladılar. Şimdilerde çok bilinirlik kazanan 2016 tarihli bir çalışmada Belmonte, LMNA diye bilinen, normalden erken yaşlanan bir fare ırkının Yamanaka faktörlerini, ömürleri boyunca haftada sadece iki gün tetikledi. Fareler, tedavi uygulanmayan kardeşlerine kıyasla daha genç kaldılar ve %40 daha uzun yaşadılar. Aynı çalışmada, normal yaşlı farelerin cilt ve böbreklerinin de daha çabuk iyileştiğini gösterdi.

(OSK Yeniden Programlama uygulanan fareler yeniden görmeye başladı! OSK, Yamanaka Faktörlerininden c-Myc geninin çıkarılmasıyla sağlanır.)
Ksander'in bir önceki sabah gözlemlediği sonuç, araştırma hayatının en heyecan verici günüydü: OSK yeniden programlama virüsümüz, farenin görme yetisini geri kazandırmıştı.
Birkaç hafta sonra Meredith, yeniden programlamanın göz içi basıncının artışı sonucu oluşan glokomun neden olduğu görme kaybını da tersine çevirdiğini gösterdi.
"Ne keşfettiğimizin farkında mısınız?" diye sordu Bruce. "Diğer herkes glokomun ilerlemesini yavaşlatmak için çalışıyor. Bu tedavi, yeniden görmeyi sağlıyor!"

(OSK Yeniden Programlama uygulanan optik sinir hücrelerinde yaşlanma saati tersine işledi. Yaşlı fareler tekrar görmeye başladı!)
EPİGENETİK YENİDEN PROGRAMLAMA, OPTİK SİNİRLERİN YENİDEN GELİŞMESİNİ SAĞLAR VE YAŞLI FARELERİN GÖRME YETENEĞİNİ GERİ KAZANDIRIR. Yaşlanmanın Bilgi Teorisi, görme kaybının mutasyonlar sırasında oluşan, genetikten ziyade epigenetik bilgi kaybı olduğunu öngörür. Fareler, Oct4, Sox2 ve Klf4 adı verilen yeniden programlama genleri ile enfekte edilirler. Böylece, hücrelerin yaşlanması, DNA'daki doğru metil etiketlerini kaldıran TET enzimleri tarafından tersine çevrilir, yaşlanma saati tersine işlemeye başlar ve bu süreç hücrelerin yenidoğanlar gibi hayatta kalmalarını ve büyümelerini sağlar.

(OSK Yeniden Programlama uygulanan sinir hücreleri yaşlanmıyor ve ölmüyor! Hasarlı hücreler OSK uygulanmazsa ölüyor.)
Claude Shannon'ın söylemiyle düzeltme cihazı, OSK genleriyle hücreleri enfekte ettiğimizde çalışır hâle gelir. Hücre bir şekilde gözlemciyle nasıl iletişim kuracağını bilir ve düzeltme verilerini kullanarak orijinal sinyali genç bir hücreninkiymiş gibi eski hâline döndürür.
Yuancheng için yeni sinirler geliştirmek ve görme yetisini geri kazandırmak yeterli değildi. Hasarlı nöronların DNA'sı incelendiğinde, yeniden programlama faktörleri tarafından engellenmeye çalışılan çok hızlı bir yaşlanma programından geçiyor gibi görünüyorlardı. Yeniden programlama faktörlerini alan nöronlar yaşlanmadılar ve ölmediler. Radikal bir fikir olsa da çok mantıklı; şiddetli hücresel hasar, hayatta kalma devresini engelliyor ve saat bir şekilde tersine dönmedikçe yaşlanmayı hızlandırarak hücre ölümüne yol açıyor.

(Gelecekte omurilik yaralanmaları bile onarılabilir ve felç tedavi edilebilir. Çünkü sinir hücrelerinin tekrar büyümesi ve bağlantı kurması sağlanabildi.)
En azından, gelecek çok ilginç görünüyor. Vücudumuzdaki onarılması en zor alanları onarabilir ve yenilenmesi en zor hücreleri yeniden oluşturabilirsek vücudumuzun ihtiyaç duyduğu herhangi bir hücre türünü yeniden üretemememiz için hiçbir neden yok. Bu, yeni omurilik yaralanmalarını onarmak anlamına gelebileceği gibi, aynı zamanda vücudumuzda yaşlanma ile hasara uğrayan, karaciğerden böbreğe, kalpten beyne kadar diğer doku türlerinin yeniden oluşturulması anlamına da gelebilir. Bu durumda hiçbir şey olanaksız değil.

(Bebeklere uygulanan Hepatit B Aşısı gibi gelecekte Gençleştirme Aşısı da zorunlu mu uygulanmalı; yoksa isteyen insanların yaşlanma özgürlüğü olmalı mı.)
Yeniden programlama, hastalık önleme amaçlı kullanım için yeterince güvenli hale gelirse, teknolojiyi etik kurallara oturtmak çok daha zor hale gelir. Hangi yaşta verilmeli? Antibiyotik aktivatörü veya yeniden programlama reçete edilmeden önce bir hastalığın ortaya çıkmasını mı beklemeliyiz? Ana akım doktorlar yardım etmeyi reddederse, insanlar yurtdışına mı gitmeli? Teknoloji sağlık maliyetlerinde anlamlı bir tasarruf sağlarsa, kullanımı zorunlu kılmalı mıyız?
Ve çocukların daha uzun, daha sağlıklı hayatlar yaşamalarına yardımcı olabilirsek bunu yapmak için ahlaki bir yükümlülüğümüz var mı? Yeniden programlama teknolojisi, bir çocuğun gözünü onarmaya veya bir omurga hasarının iyileşmesine yardımcı olabilecekse, genler bir kaza meydana gelmeden önce kişiye uygulanmalı mı? Ambulansta bir damla antibiyotik ile başlayacak şekilde genler, anında aktif olacak halde hazır tutulmalı mı?
Çiçek hastalığı gezegenimize geri dönecek olsaydı, çocuklarını aşılamayı reddeden ebeveynler toplumdan dışlanırdı. Yaygın bir çocukluk hastalığının güvenli ve etkili tedavisi mevcutken, bunu çocuklarının hayatını kurtarmak için kullanmayan ebeveynler, parens patriae doktrini hükmünce çocukları üzerindeki velayetlerini kaybedebilirler.
Her insan özgürce yaşlanma hürriyetine sahip olmalı mı? Yoksa bu seçim, çoğu durumda aşı kararları verilirken olduğu gibi, hem bireylerin hem de insanlığın iyiliği için mi yapılmalıdır? Gençleştirilmeyi tercih edenler, etmeyenlerin yerine ödeme yapmaya devam etmek zorunda kalır mı? Vaktinden önce aile bireylerine yük olacağını bildiğin halde gençleştirilmeyi kabul etmemek ahlaki açıdan yanlış mı?

(Aslında ilk Genetiği Değiştirilmiş Bebekler 2018’de yaratılmıştı bile!☺ Gerçi OSK yöntemiyle hücreleri gençleştirmek, genetik kodu değiştirmek değildir. Hücrenin orijinal DNA dizilimine dokunulmaz. Ama genetiği değiştirilmiş organizmalar (GDO) üzerinde yıllardır süregelen "doğaya müdahale" tartışmaları, yakında gençleşme teknolojileri için de alevlenecektir.)
Çinli araştırmacı He Jiankui, 2018'in sonlarında, dünyanın ilk genetiği değiştirilmiş çocuklarının yaratılmasına yardımcı olduğunu bildirdi. Doğan ikiz kızlar, bilim çevrelerinde "tasarımlanmış bebek" yapmak için genlerle oynamanın etiği hakkında tartışmalara yol açtı. Embriyolarda DNA hasarına neden olmanın yan etkileri ve gen düzenlemenin hassasiyeti konuları henüz tam olarak anlaşılamadığı için bilim camiasının tepkisi oldukça olumsuzdur. Söze dökülmemiş başka bir neden ise biliminsanlarının, gen düzenleme teknolojilerinin gerçek potansiyeli anlaşılmadan, GDO'ların yolundan gideceği ve politik veya mantık dışı nedenlerle yasa dışı hâle geleceği ile ilgili endişeleridir.
Bu korkular temelsiz olabilir. İlk genetiği değiştirilmiş çocuk haberleri 2000'lerin başında çıksaydı, küresel tartışmalara yol açar ve aylarca haber gündemini işgal ederdi. Protestocular laboratuvarlara saldırır ve devlet başkanları bu teknolojinin embriyolar üzerinde kullanımını yasaklardı. Ama zaman değişti. İnternette saatler süren bir haber döngüsünden sonra hikâye dünyanın önceliklerinin değişmesi ile sadece birkaç gün manşette kalabildi.

Alıntılar: Yaşam Döngüsü: Yaşlanmanın Sebepleri ve Nasıl Önlenebileceği Üzerine Devrim Yaratan Bir Teori - David A. Sinclair