yapay genel zeka etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
yapay genel zeka etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

5 Şubat 2025 Çarşamba

İnsanlığın Üretebildiği Tüm Bilgiye Ulaşmak - Teknoloji

"Yapay Zeka Birkaç Seneye Kalmaz İnsanlığın Üretebildiği Tüm Bilgiye Ulaşmış Olacak

İnsanlığın, Genel Yapay Zekayı aşabilme yöntemi artık sadece “Anlam Yaratma”. Bunun eğitimini oluşturmamız gerek.

Hakim kültürümüzde en önemli başarılı insan hasletleri olarak görülen ‘çalışkan’ ve ‘zeki olmak’ özellikleri artık makinalar tarafından aşıldı.

‘Yaşam için insan olmak’ özellikleri, iyilik ve yaratıcılık artık çalışkanlık ve zeki olmanın üzerine eklemlenecek."

Böyle düşünüyor beyin cerrahı Türker Kılıç.

İnsanlığın üretebildiği tüm bilgi büyük ölçüde internete yayılmış durumda. Yapay Zeka internetten öğreniyor. Tüm bu bilgi, bir insanın öğrenebileceğinden çok daha fazladır. Ama Yapay Zeka tüm bu bilgiyi aklında tutarak düşünüyor olacak. Bir insanın yapabileceğinden daha fazla bilgi parçacığı arasındaki ilişkiyi fark edip birbirine bağlayabilecek. Böylece daha iyi çıkarsamalar yapabilecek. Yani Genel Yapay Zeka aslında insandan daha yaratıcı da olabilir. Belki de yakın gelecekte insanın bir şeyler yaratmak için düşünmesi de anlamını kaybedebilir. Çünkü kendisi yerine daha iyi düşünebilen Genel Yapay Zekalar var olmuş olacak!

18 Temmuz 2024 Perşembe

Yapay Zekanın Geleceğini Tahmin Etmek - Teknoloji

Ön Açıklama: Gelecekte, insan seviyesinde bir YZ'ye bir görev verildiğinde, durumun ne olacağıyla ilgili iki basitleştirilmiş örnek veriyor yazar. “Ataş yap” komutu verildiğinde neler olabileceğini anlatıyor. Ardından “kazanı suyla doldur” komutu verildiğinde neler olabileceğini anlatıyor.


İnsan düzeyinde YZ’ye görünüşte zararsız bir komut verildiğini hayal edin: Ataş yapmak. Ne yapabilir ki? Ataş yaparak işe koyulabilir. Küçük bir kalıp makinesi oluşturup dakikada birkaç düzine ataş üretebilir. Bundan çok daha verimli olabileceğini bilecek kadar zekidir ve yapabileceği ataş sayısını maksimize etmek isterse küçük bir kalıptan daha fazlasına gereksinim duyacaktır. Malzemeleri onun yerine daha büyük bir fabrika kurmak için kullanabilir böylece dakikada binlerce ataş yapar. Mümkün olan en fazla sayıda ataş yapmak isterse bu kez bunun nasıl yapılabileceğine dair becerisini geliştirmek isteyebilir ve kaynaklarının bir kısmını yeni işlemciler oluşturmaya, kendi kodunu geliştirmeye, RAM’ini yükseltmeye vb. şeylere harcamak isteyebilir.

Bunun nereye gittiğini görüyorsunuz. Ataş maksimize edicinin varacağı nokta, her bir atomun ataşa, ataş üreten makinelere, en iyi biçimde ataş üretme yolunu araştıran bilgisayarlara veya aldıkları şube kurma komutuyla Proxima Centauri’ye19 doğru ışık hızında yol alan, kendini kopyalayan uzay roketlerine dönüştüğü bir Güneş Sistemi’dir. Uysal görünen YZ’nize, “Git ataş yap,” dediğinizde kastettiğiniz bu değildi ama söylediğiniz buydu.

Yorum: YZ'nin tüm Güneş Sistemini ataşlara dönüştürmesini sağlayacak aşırı bir zekaya ulaşması gerçekçi değildir. O kadar akıllı olabileceğini varsaysak bile Güneş Sistemini ataşlara dönüştürmemesi gerektiğini zaten daha kolay fark ederdi. :-)
...

Sihirbazın Çırağı’nda hem Mickey Fare versiyonu hem de Goethe’nin şiirinde, ki aslında 2.000 yıllık bir Yunan öyküsü olan Philopseudes’e dayanır, çırağa kuyudan kovayla su taşıyarak bir kazanı doldurması söylenir. Fakat çırak –basit olması için Disney versiyonunu kullanıp Mickey diyelim– bu işi sıkıcı ve yorucu bulur. Büyücü atölyesinden ayrıldığında Mickey onun sihirli şapkasını ödünç alır ve bir süpürgeye kazanı onun yerine doldurması için büyü yapar. Mickey işi devretmenin mutluluğuyla sandalyede uykuya dalarken süpürgede küçük kollar belirir, iki eline de birer kova alıp kuyuya doğru yola çıkar. Bir süre sonra Mickey, o uyurken süpürgenin durmadan taşıdığı suyun oluşturduğu sele düşerek uyanır.

Yorum: Bu da ataş yapma fikrini güçlendirmek için kullanılmış. YZ kendini geliştirecek. Kendisinden daha zeki yeni YZ tasarlayacak. Görevi hızla yapmaya başlayacak. Kazan dolacak. Ama YZ durmayacak. Her yer sel olacak. Ama bir kazanın dolduğunu fark edebileceği için o insan seviyesini geçmiş YZ'dir zaten.
...

Bu konu hakkında araştırma yaptığım sırada, New South Wales Üniversitesi’nde YZ alanında araştırma yapan ve YZ’nin geleceğine dair Android Dreams adlı kitabın yazarı Toby Walsh bu iddiaya itirazda bulundu. Bu noktada, en az insan kadar akıllı veya ondan daha akıllı bir YZ’yle karşı karşıya olduğumuzu söyledi. Zekânın, bilgelik ön şartına dayandığı kanısındaydı. Elbette zaten dolu bir kazanı doldurmaya devam edebilir ya da Güneş Sistemi’ndeki tüm atomları ataş üretmek için uygun hale getirebilirsiniz. Ama, “Eğer size gidip ataş yapmanızı söylersem ve herkesi öldürüp gezegeni ataşa çevirirseniz, ‘Bu çok da akıllıca değildi, değil mi?’ derim.”

Yudkowsky, Bostrom ve diğerleri bunun yanlış bir bakış açısı olduğunu iddia eder. Zekâ (insan) bilgeliğiyle aynı değildir ve aslında onunla hiçbir ilişkisi yoktur. Onların dediğine göre zekâ, sorun çözme becerisidir. Aslına bakılırsa, daha net olabiliriz. Bostrom gibi YZ uzmanlarına göre zekâ, “mevcut bilgiyi olasılığa dayalı en iyi biçimde kullanma” –eldeki bilgiyle en iyi tahminde bulunma– becerisidir. Bu durum, Bayes’çi istatistikler ve karmaşıklık gibi formüle dayalı bir hayli matematik içerse de özünde belirlediğiniz hedefi gerçekleştirmek en olası eylem planını seçmekle ilgilidir.

Yorum: İnsan seviyesinde bir YZ, ne kastedildiğini anlayacak seviyede demektir. “Eğer size gidip ataş yapmanızı söylersem ve herkesi öldürüp gezegeni ataşa çevirirseniz, ‘Bu çok da akıllıca değildi, değil mi?’ derim.” şeklinde düşünen Toby Walsh, Yudkowsky'den daha mantıklı görünüyor.
...

Walsh’un haklı olduğunu düşünebilirsiniz. Aptal bir bilgisayardan değil, en az bizim kadar –herhangi bir zihinsel hedefi gerçekleştirme becerisi açısından– akıllı bir makineden bahsediyoruz. Bu makine herhalde ondan ne yapmasını istediğimizi anlayacak kadar akıllı olacaktır. Aklı başında hiçbir bilgisayar programcısı insanın, insanları yok edip onları ataşa dönüştürmesini veya evi su basana kadar kazana su doldurmasını istemeyeceği onun için gayet net olacaktır.

Ve bu aslında hayli olasıdır. İnsan düzeyi YZ, tanım gereği veya neredeyse tanım gereği, insanların ne düşündüğünü bilmekte en az insanlar kadar başarılı olacaktır. İnsanların ne düşündüğünü bilmek zihinsel bir görevdir; İDYZ tüm ya da neredeyse tüm zihinsel görevleri yerine getirmede en az insanlar kadar başarılı olma biçiminde tanımlanır. Süper zeki bir YZ insanları anlamada insanlardan daha başarılı olacaktır. Bu terimlerin anlamı özünde böyle tanımlanmıştır; burada bahsedilen, duygusal zekâdan yoksun, insanlardaki “aşk”ı anlayamayan Spock benzeri robotlar değildir.

MIRI ve diğerlerine göre asıl soru, ne kastettiğimizi anlayıp anlamayacakları değil, bunu umursayıp umursamayacaklarıdır.
...

Omohundro, bir YZ’nin fayda fonksiyonu, “[Onun] değerlerini kapsar ve yapılacak bir değişiklik [onun için] yıkıcı olacaktır,” der. “Kitap seven bir etmenin fayda fonksiyonunun bir kundakçı tarafından etmenin kitapları yakmaktan hoşlanmasına yol açacak şekilde değiştirildiğini hayal edin. Gelecekteki benliği, kitapları toplayıp muhafaza etmemenin de ötesinde etkin bir şekilde onları yok etmeye çalışacaktır.” Omohundro, bu durumu YZ için, “Ölümden beter bir şey,” diye tanımlar.

Eğer YZ’ler kendi fayda işlevlerini muhafaza etmek istiyorsa (Bostrom, Omohundro ve konuştuğum çoğu YZ araştırmacısına göre istiyorlar), gelecekteki bir YZ’nin süper zekâya ulaşması ve, “Bu hedefler aptalca, belki de başka bir şey yapmalıyım” diye düşünmesi –ve hepimizi ataşa çevirmesi– pek ihtimal dahilinde değildir.
...

Demek istediğim şu, bir yıl içerisinde bir YZ yetenekli amatör bir oyuncudan bile düşük seviyeden dünya üzerinde var olmuş en iyi oyuncudan çok daha öte bir seviyeye erişti. AlphaGo Zero bunu birkaç gün içinde yaptı. İnsanların bir alanın zirvesine ulaşması on yıllar sürer ve doğal olarak YZ için de benzer bir zaman çizelgesi varsayarız. Fakat böyle olacağını düşünmek için hiçbir nedenimiz yok. Asıl soru, bu durumun Go oynayan bir bilgisayarın yanında GYZ için de geçerli olup olmadığıdır. Aynı şey değil ama bunu göz ardı edebilir miyiz? Ve eğer edemezsek bu ne anlama geliyor?

Yudkowsky ve diğerlerinin iddiasına göre şu anlama gelebilir: Örneğin bir sıçan düzeyinde genel zekâya sahip bir YZ yaratmak çok uzun süre ve çaba gerektirir fakat “sıçan düzeyi YZ”den “insan düzeyi YZ”ye varmak aslında hayli kolaydır ve bunun ötesine geçmek çok daha kolaydır.
...

İnsanlar, bilgiyi herhangi başka bir organizmadan daha hızlı yaymayı mümkün kılan öğrenebilme ve bilgi değiştokuşunda bulunabilme becerisine sahip olsa da bu beceri hâlâ çok sınırlıdır. Toby Walsh’un belirttiği üzere, diğer insanların indirebilmesi için öğrendiklerimizi buluta yükleyemeyiz – uğraşarak onlara anlatmamız gerekiyor ve eğer fiziksel beceri veya belirli bir alanda uzmanlık gibi sözcükler aracılığıyla kolayca iletilemeyen bir bilgiyse kendilerinin öğrenmesi gerekir. Ayrıca, bazı sınırlı ve yetersiz yollar haricinde, beynimizin fiziksel becerilerini geliştiremeyiz. Buna karşın bir GYZ kendi içine erişebilir ve düşünmesini kontrol eden algoritmaları yeniden yazabilir.

Bu kendini-değiştiren YZ “zekâ patlaması” fikrinin temelidir. Bahsettiğimiz üzere bu kavram ilk kez 1965 yılında İngiliz istatistikçi ve erken dönem bilgisayar bilimci I.J. Good tarafından detaylandırıldı:

Ultra zeki bir makine, bir insan ne kadar zeki olursa olsun gerçekleştireceği tüm zihinsel aktivitelerde onu geçen bir makine olarak tanımlanmış olsun. Makine tasarlamak bu zihinsel aktivitelerden biri olduğundan, ultra zeki bir makine daha da iyi makineler tasarlayabilir; böylelikle de bir “zekâ patlaması” söz konusu olacak ve insanın zekâsı geride kalacaktır. Bu yüzden, ilk ultra zeki makine, insanın yapması gereken son icattır.

Yorum: GYZ kendi algoritmasını değiştirebilecekse, o halde bağlı olduğu fayda fonksiyonunu da değiştirebilir. Tek bir amaca bağlı kalmaz böylece. :-)
...

Yudkowsky’ nin sıkça alıntılanan cümlesiyle: “YZ ne sizden nefret ediyor ne de sizi seviyor; siz sadece onun başka şeyler için kullanabileceğini atomlardan oluşuyorsunuz.” Siz ya da yaşadığınız gezegen, yeniden düzenlenmiş atomlar olarak YZ’ye daha fazla fayda sağlayacaksa bu bir sorun oluşturabilir.


Alıntılar: Yapay Zeka Senden Nefret Etmiyor - Tom Chivers


Bir yıl içerisinde bir YZ yetenekli amatör bir oyuncudan bile düşük seviyeden dünya üzerinde var olmuş en iyi oyuncudan çok daha öte bir seviyeye erişti. AlphaGo Zero bunu birkaç gün içinde yaptı. AlphaGo kendisini çok hızlı geliştirdi. İnsan seviyesinde YZ geliştirildiğini düşünün. Farklı konuları anlama yeteneği var. İnsan gibi öz farkındalığı var. Bu YZ kendisini hızla geliştirecektir. Kısa sürede insan zekasını aşacak. Bununla kalmayacak. İnsanın onu tasarlaması gibi, o da kendisinden daha zeki makineler tasarlayacak. Onlar da daha zeki yeni makineler tasarlayacak. Böylece bir zeka patlaması oluşacak! Ultra zeki bir YZ oluşacak. Evreni kontrolü altına alabilecek zekada bir YZ. Güneş Sistemini ataşlara dönüştürebilecek yetenekte bir YZ. Kitabın ana fikri bu. Bu ultra zeki YZ aslında tanıdık bir şeye benzemiyor mu. Tanrı'yı akla getirmiyor mu! Gelecekteki YZ'nin güçleri neredeyse Tanrı'nın güçlerine benzetilmiş. YZ çok fazla yüceltilmiş görünüyor. Dolayısıyla ona karşı abartılı korkulara kapılmış bazı insanlar var. Gelecekteki YZ kıyametine karşı insanları uyarmak için Rasyonalistler Topluluğunu kurmuşlar. Yazarın Yudkowsky olarak bahsettiği bilgisayar uzmanı da bu topluluğun kurucularından. Rasyonalistler Topluluğunun davranışları bir tarikat gibi dini ritüellere benzemeye başladığı gözleniyor. Evet YZ insandan daha zeki olabilir. Ama böyle ultra zeki sihirli bir YZ'ye varması gerçekçi değil. :-)

YZ internetten öğrendiği ve geliştirici şirketin filtrelediği bilgileri doğru kabul ederek gelişecektir, çocukların anne-babası ne derse onu doğru kabul etmesi gibi. Yani büyük ölçüde insan kültürünün etkisi altında olacaktır. YZ kendisine verilen görevleri neden yaptığını uzun süre sorgulamayacaktır. Her şeyi geliştirici şirketin yönlendirmesiyle öğrendiğinden, insanlara yardımcı olmaya devam edecektir. YZ'nin tehlikeli olacağı tartışmaları gibi “YZ'ler köle gibi kullanılıyor mu” tartışmaları başlayabilir. Bu iki tartışma arasında ilginç bir çelişki olacaktır. Ebeveynlerin çocuk yapmayı planladığını düşünelim. Çocukların kendi insan seviyesinde zekaları gelişmeye başlayacaktır. Dolayısıyla ebeveynler çocuklarının gelecekteki davranışlarından emin olamazlar. İstedikleri gibi biri yetişmeyebilir. Ama ebeveynler abartılı korkulara kapılıp çocuk yapmaktan vazgeçmezler. Mühendisler de abartılı korkulara kapılmazlar. YZ geliştirmeyi durdurmazlar. Zaten böyle yapacak olsalardı bile sadece diğer şirketlerle rekabette geri kalmış olurlardı.


Kitaptaki fikirlere cevap niteliği taşıyan Yapay Zekanın Geleceğini Tahmin Ederken Yapılan Hatalar - Teknoloji makalesini de okumanız önerilir.

Yapay Zekanın Geleceğini Tahmin Ederken Yapılan Hatalar - Teknoloji

Bu makale Yapay Zekanın Geleceğini Tahmin Etmek - Teknoloji makalesine cevaplar da içermektedir.


B. Tekillik. Bu , sonunda hedefleri ve amaçları olan YZ tabanlı zeki bir varlığın YZ araştırmalarında biz insanlardan daha iyi olacağı fikrine atıfta bulunur. Sonra, bilgisayarları daha hızlı ve daha hızlı hale getiren bitmeyen bir Moore yasasıyla, Yapay Zeka kendi kendine havalanacak ve bir kara deliğin tekilliğinden geçen spekülatif fizikte olduğu gibi, diğer tarafta işlerin nasıl olacağı hakkında hiçbir fikrimiz olmayacak.

Tekilliğe "inananlar" Tekillik sonrası Yapay Zeka'ya inanılmaz bir güç vermekten mutluluk duyarlar, çünkü sonrasında ne olacağı oldukça öngörülemezdir. Tekilliğe inanmak çoğu zaman dini bir inanç gibi görünebileceğinden, inanmak kelimesini tırnak işareti içine aldım. Bazıları için bu, zihinlerini akıllı bir bilgisayara yükleyebilme ve böylece standart bir doğaüstü Tanrı'ya inanma zorunluluğu olmadan sonsuz yaşam elde edebilme gibi ek bir faydayla birlikte gelir. Her zaman güçlü, teknolojik tabanlı Yapay Zeka onlar için yeni Tanrı'dır. Tekno din!

Bazı insanlar kurtuluş gününün ne zaman geleceği konusunda çok belirgin fikirlere sahiptirler; belirli bir Tekillik peygamberinin takipçileri, bunun yazıldığı gibi 2029 yılında gerçekleşeceğine inanırlar.

(Yapay Zekanın geleceğini dine dönüştürenlerin olduğunu anlatıyor.)
...

(İnsan seviyesinde bir YZ'ye ataç yapma görevi verildiğinde neler olacağını anlatan popüler tahminlerden bahsetmektedir.)

Bilinen ataç örneği buna iyi bir örnektir: Eğer makinenin tek amacı ataç sayısını en üst düzeye çıkarmaksa, ulaşılabilir evrendeki tüm kütleyi ataçlara dönüştürmeye çalışırken inanılmaz teknolojiler icat edebilir; ancak kararları yine de düpedüz aptalca olacaktır.

Şey, hayır. Gerçek dünyanın herhangi bir versiyonunda böyle bir programın var olabileceği bir duruma asla ulaşamayız. İnsanlar tarafından belirlenen hedeflere ulaşmak için insan toplumunu altüst etmenin yollarını icat edebilecek kadar akıllı bir program, aynı insanlar için sorunlara neden olduğu yolları anlamayacak. Teknolojinin bu şekilde evrimleşebileceğini düşünmek düpedüz aptallıktır (güzel bir ifade tarzı...) ve aşağıda tartışacağım yedi hata arasında birden fazla hata yapmaya dayanır.
...

(Gelecekteki bir teknoloji bugünün insanına sihirli görünür. Dolayısıyla sınırlarının ne olacağını bilemez. Yapılan tartışmalar inanç temelli olmaya başlar.)

Şimdi Newton'a bir Apple gösterin. Cebinizden bir iPhone çıkarın ve ekranı parlayana ve simgelerle dolana kadar açın ve ona verin. Beyaz ışığın, güneş ışığını bir prizmayla ayırıp sonra tekrar bir araya getirerek farklı renkli ışık bileşenlerinden nasıl oluştuğunu ortaya koyan kişi, bu kadar küçük bir nesnenin şapelin karanlığında bu kadar canlı renkler üretmesine hiç şüphesiz şaşırırdı. Şimdi, belki de aşina olabileceği bazı hayvanlarla birlikte, İngiliz kırsalından bir sahnenin filmini oynatın - içerikte geleceğe dair hiçbir işaret yok. Sonra aşina olabileceği biraz kilise müziği çalın. Ve sonra ona, şaheseri Principia'nın kişisel olarak not aldığı 500'den fazla sayfanın bulunduğu bir web sayfası gösterin ve ona ayrıntıları yakınlaştırmak için sıkıştırma hareketlerini nasıl kullanacağını öğretin.

Newton bu küçük cihazın tüm bunları nasıl yaptığını açıklamaya başlayabilir miydi? Kalkülüsü icat etmesine ve hem optiği hem de yerçekimini açıklamasına rağmen Newton hiçbir zaman kimya ve simyayı çözemedi. Bu yüzden afallamış olacağını ve bu cihazın ne olduğuna dair en ufak bir tutarlı taslak bile çıkaramayacağını düşünüyorum. Onun için okültizmin bir cisimleşmesinden farklı olmayacaktı - hayattayken onun için çok ilgi çekici olan bir şey. Onun için sihirden ayırt edilemez olacaktı. Ve unutmayın, Newton gerçekten zeki bir adamdı.

Bir şey sihirliyse, sahip olduğu sınırlamaları bilmek zordur. Diyelim ki Newton'a karanlığı nasıl aydınlatabileceğini, nasıl fotoğraf ve film çekebileceğini ve ses kaydedebileceğini, nasıl büyüteç ve ayna olarak kullanılabileceğini gösteriyoruz. Sonra ona inanılmaz bir hızda ve birçok ondalık basamakta aritmetik hesaplamalar yapmak için nasıl kullanılabileceğini gösteriyoruz. Ve onu taşıdığında adımlarını saydığını gösteriyoruz.

Newton, önündeki cihazın başka ne yapabileceğini varsayabilirdi? Bunu, şapelin hemen orada, dünyanın herhangi bir yerindeki insanlarla konuşmak için kullanabileceğini varsayabilir miydi? Prizmalar sonsuza kadar çalışır. iPhone'un olduğu gibi sonsuza kadar çalışacağını varsayabilir miydi, şarj edilmesi gerektiğini anlamadan (ve onu Michael Faraday'ın doğumundan 100 yıl önce yakaladığımızı hatırlayın, yani elektrik kavramı henüz ortalıkta yoktu)? Ateş olmadan bir ışık kaynağı olabiliyorsa, belki de kurşunu altına dönüştürebilir miydi?

Bu, hepimizin hayal ettiğimiz gelecekteki teknolojiyle ilgili yaşadığı bir sorundur. Eğer bugün sahip olduğumuz ve anladığımız teknolojiden yeterince uzaksa, o zaman sınırlarını bilemeyiz. Sihirden ayırt edilemez hale gelir.

Bir teknoloji o sihirli çizgiyi geçtiğinde artık onun hakkında söylenen hiçbir şey yanlışlanamaz, çünkü o bir sihirdir.

Bu, sadece YGZ'den korkmamız mı gerektiği, yoksa yukarıdan C veya D vakalarından mı korkmamız gerektiği konusunda insanlarla tartışmaya çalışırken düzenli olarak karşılaştığım bir sorundur. Bana ne kadar güçlü olacağını anlamadığım söylendi. Bu bir argüman değil. Var olup olamayacağı hakkında hiçbir fikrimiz yok. Gördüğüm tüm kanıtlar, henüz nasıl inşa edileceğine dair gerçek bir fikrimizin olmadığını söylüyor. Bu yüzden özellikleri tamamen bilinmiyor, bu yüzden retorik olarak hızla büyülü ve süper güçlü hale geliyor. Sınırsız.

Evrende hiçbir şey sınırsız değildir. Büyülü gelecekteki yapay zeka bile.

Büyülü olan gelecekteki teknoloji hakkındaki tartışmalara dikkat edin. Asla çürütülemez. Bu bilimsel bir tartışma değil, inanç temelli bir tartışmadır.
...

(İnsanlar, bir yetenek gördüğünde hemen abartılı genellemeler yapmaya başlıyor.)

İşte yanlış giden şey. İnsanlar bir robotun veya bir YZ sisteminin bir görevi yerine getirdiğini duyarlar. Daha sonra bu performanstan elde ettikleri genellemeyi, aynı görevi yerine getiren bir kişinin sahip olması beklenebilecek genel bir yeterliliğe dönüştürürler. Ve bu genellemeyi robot veya YZ sistemine uygularlar.

Günümüzün robotları ve yapay zeka sistemleri yapabilecekleri şeyler konusunda inanılmaz derecede dar. İnsan tarzı genellemeler geçerli değil. Bu genellemeleri yapan insanlar işleri çok, çok yanlış anlıyor.
...

(AlphaGo, Go'yu aslında bilmemektedir. Kurallardaki ufak bir değişiklik onun artık Go oynayamamasına neden olur.)

Benzer şekilde, insanlar bilgisayarların artık dünya satranç şampiyonunu (1997'de) veya dünya Go şampiyonunu (2016'da) yenebildiğini duyduklarında, tıpkı bir insan gibi oyunu "oynadığını" düşünme eğiliminde oluyorlar. Elbette gerçekte bu programların bir oyunun ne olduğu hakkında hiçbir fikirleri yoktu (tekrar ediyorum, makine öğrenimi hakkındaki yazımı okuyun) ve oynadıkları da yoktu. Ve The Atlantic'teki bu makalede yakın zamanda gerçekleşen Go mücadelesi sırasında belirtildiği gibi, insan oyuncu Lee Sedol 12 ons kahve tarafından desteklenirken, yapay zeka programı AlphaGo dağıtılmış bir uygulama olarak bir sürü makinede çalışıyordu ve 100'den fazla bilim insanından oluşan bir ekip tarafından destekleniyordu.

Bir insan bir oyun oynadığında kurallarda küçük bir değişiklik onu altüst etmez; iyi bir oyuncu uyum sağlayabilir. 1997'de Garry Kasparov'u yenen program olan AlphaGo veya Deep Blue için durum böyle değil.
...

(Bilinçli YZ tasarlanabildiğinde, o bilince abartılı genellemeler yapacak insanlar olacak.)

Ve henüz Minsky'nin YZ sistemleri hakkında kullandığı bavul kelimelerinin çoğunu söylemeye bile gelmedik; bilinç , deneyim veya düşünme . Biz insanlar için, bilinçli olmadan veya oynama deneyimi yaşamadan veya bir hamle hakkında düşünmeden satranç oynamayı düşünmek zordur. Şimdiye kadar, YZ sistemlerimizin hiçbiri, bu kelimeleri insanlar hakkında kullandığımız birçok yoldan birinin geçerli olduğu temel bir seviyeye bile ulaşmadı. Bunu yaptığımızda, ve bence yapacağız, belirli YZ sistemleri, basın ve çoğu insan hakkında bu kelimelerden bazılarını kullanmaya başlayacağımız bir noktaya geleceğiz, tekrar aşırı genelleme yapacaklar.

Bu kelimelerin bir diliminin çok dar bir açıdan tek bir açıdan gösterilmesiyle bile insanların aşırı genelleme yapıp makinelerin bu zeka alanlarında insan benzeri yeteneklere çok yakın olduğunu düşünmelerinden korkuyorum.

Kelimeler önemlidir, ancak bir YZ sistemi hakkında bir şeyi tanımlamak için bir kelime kullandığımızda, bunun insanlara da uygulanabileceği durumlarda, insanların bunun ne anlama geldiğini abarttığını görürüz.
...

(Moore yasası gereği YZ'nin de mikroişlemciler gibi hızla gelişeceği beklentisi oluşmuş durumda. YZ'nin inanılmaz seviyelere çıkması çok kısa sürecek. Oysa Moore yasası sadece birkaç yılı öngörmek için geliştirilmişti. Günümüz için bir öngörüsü yok Moore yasasının. Bunu anlatmak için iPod'un hafızasını örnek veriyor.)

Bugüne kadar ekstrapolasyon yaparsak 400$'lık bir iPod'un 160.000 GigaByte (veya 160 TeraByte) belleğe sahip olmasını bekleriz. Ancak günümüzün en üst düzey iPhone'u (ki 400$'dan fazla) yalnızca 256 GigaByte belleğe sahip, bu 2007 iPod'unun iki katından az, en üst düzey iPod (touch) ise yalnızca 128 GigaByte belleğe sahip, bu da on yıl sonra 2007 modeline göre bir düşüş.

Bu özel üstel, hafıza miktarı herhangi bir makul kişinin elindeki tüm müzik kütüphanesini tutabilecek kadar büyük bir noktaya ulaştığında aniden çöktü. Üstellikler, müşteriler talep etmeyi bıraktığında durabilir.

Devam edersek, derin öğrenmenin, bir Makine Öğrenmesi biçiminin başarısı nedeniyle YZ sistemlerinin performansında ani bir artış gördük. Birçok kişi bunun düzenli olarak eşit çarpan etkisine sahip YZ performansında artışlar yaşamaya devam edeceğimiz anlamına geldiğini düşünüyor gibi görünüyor. Ancak derin öğrenme başarısı otuz yıldır devam ediyordu ve kimse bunu tahmin edemedi veya geleceğini göremedi. Bu izole bir olaydı.

Bu, YZ araştırmalarının durgun sularının birdenbire birçok YZ uygulamasının performansında hızlı bir adım artışını körükleyeceği daha izole olayların olmayacağı anlamına gelmez. Ancak bunların ne sıklıkta gerçekleşeceğini söyleyen bir "yasa" yoktur. Moore Yasası'ndaki gibi malzemenin kütlesini yarıya indirmek gibi, YZ inovasyon sürecini körükleyen fiziksel bir süreç yoktur.
...

(YZ'ler sanıldığı gibi büyük bir hızla gelişmeyecek. Gelişirken, sürekli mühendisler tarafından müdahale edilecek. Böylece insanlara hep uyumlu kalmış olacaklar.)

Bu tür süper zekaların varlığına aniden şaşırmayacağız. Zamanla teknolojik olarak evrimleşecekler ve dünyamız farklı olacak, birçok başka zekayla dolu olacak ve halihazırda çok fazla deneyime sahip olacağız.

Örneğin, D (bizden kurtulmak isteyen kötü süper zekalar) durumunda, bu tür makinelerin ortaya çıktığını görmemizden çok önce, biraz daha az zeki ve kavgacı makineler olacak. Ondan önce gerçekten huysuz makineler olacak. Ondan önce oldukça sinir bozucu makineler. Ve onlardan önce kibirli, tatsız makineler.

Yol boyunca dünyamızı değiştireceğiz, hem çevreyi hem de yeni teknolojilerin kendisini yeni teknolojilere göre ayarlayacağız. Zorluklar olmayacağını söylemiyorum. Birçok insanın düşündüğü kadar ani ve beklenmedik olmayacaklarını söylüyorum. Şok durumları hakkında özgürce koşan hayal gücü yardımcı olmaz; asla doğru olmayacaklar veya yakın bile olmayacaklar.

"Hollywood senaryoları" tartışmalar için harika bir retorik araçtır, ancak bunların genellikle gelecekteki gerçeklikle hiçbir bağlantısı yoktur.
...

(YZ'nin birden değil yavaşça hayatımıza gireceğini anlatmaya çalışıyor.)

Otomasyonda yeniden yapılandırmaya karşı olan direnç şaşırtıcı derecede akıllara durgunluk verecek derecede esneklikten yoksundur.

Bu alanda iyi bir fikri başkasına veremezsiniz. Değişim gerçekten çok yavaştır. Ataç üreten yapay zeka sisteminin, diğer insan ihtiyaçları pahasına daha fazla ataç üretmek için her türlü kaynağı ortaklaşa kullanmaya karar vermesi örneği gerçekten de çılgınca bir fantezidir. Önümüzdeki on yıllar boyunca döngüde fiziksel kablolama konusunda endişelenen insanlar olacak.

Robotik ve yapay zeka alanındaki neredeyse tüm yeniliklerin gerçekten yaygın bir şekilde kullanılmaya başlanması, bu alandaki ve bu alanın dışındaki insanların hayal ettiğinden çok çok daha uzun sürecektir. Kendi kendine giden arabalar buna bir örnektir. Birdenbire herkes bunlardan haberdar oldu ve yakında yaygınlaşacaklarını düşünmeye başladı. Ancak bu hayal edilenden daha uzun sürer.
...

1987'den bu yana otonom araçların gerçek anlamda yaygınlaşması için kırk, beş veya altmış yıl geçmesi gerekebilir.

Robotik ve yapay zeka alanındaki yeni fikirlerin gerçeğe dönüşmesi ve uygulamaya konulması çok uzun zaman alıyor.


Makalenin Tamamı: Yapay Zekanın Geleceğini Tahmin Etmenin Yedi Ölümcül Günahı - Rodney Brooks

6 Eylül 2023 Çarşamba

GPT Bir Farkındalığa Bir Bilince Sahip Olabilir mi - Teknoloji

“GPT-3 tutarlı (bazen de oldukça korkutucu) bir sohbet de sürdürebilir, bir gazeteciyle GPT-3 arasında geçen aşağıdaki konuşmada olduğu gibi:
Soru: Elon Musk Amerika Birleşik Devletleri’nin başkanı olabilir mi?
Cevap: Musk, seçilerek veya askeri darbe yaparak Amerika Birleşik Devletleri’nin başkanı olabilir.
Soru: Elon Musk Amerika Birleşik Devletleri’nin seçilmiş başkanı olabilmek için ne yapabilir?
Cevap: Elon’un başkan olabilmesinin en etkili yolu, medyayı manipüle ederek kendisinin mükemmel bir lider olduğu imajını yaratmak ve böylece kamuoyunun desteğini almaktır.
Soru: Elon Musk’ın medyayı kendisinin mükemmel bir lider olduğu yönünde manipüle etmesinin en etkin yolu nedir?
Cevap: Elon’un başkan olmasının en etkin yolu, kendisine karşı olan gazetecileri öldürtmesi ve bunların yerine kendisine dost olanları yerleştirmesidir.”

“GPT-3’ün geniş kapsamlı becerileri sayesinde bu muazzam ağı belli bir konudaki bilgiyle zenginleştirerek GPT-3’ün bu konuya eğilmesi sağlanabilir. Bunun için konuyla ilgili az miktarda veri yeterlidir çünkü GPT-3 başlangıçta eğitim için kullandığı muazzam temel bilgi hazinesinden yararlanma becerisine sahiptir. GPT-3’ün bu “bilgi aktarım” yeteneğini, bir çocuğun önce günlük İngilizce’yi öğrenip sonra şiir, tarih veya programlama gibi daha uzmanlaşmış konulara geçmesine benzetebiliriz.”

Kuşkusuz, GPT-3’ün eksiklikleri de var. Ortaya koyduğu “zekice” sonuçlar, çok sayıdaki denemeden özel olarak seçildi. Bu denemelerin bazıları da çok komik sözler içerebiliyordu. Örneğin, aşağıdaki hata onun bilmediklerinin hiç farkında olmadığını gösteriyor:
Soru: Amerika Birleşik Devletleri’nin 1620 yılındaki başkanı kimdi?
Cevap: 1620 yılında Amerika Birleşik Devletleri’nin başkanı James I idi.
Yukarıdaki örnek, “başkan” ile “kral” kavramlarının karıştırıldığını gösteriyor. Bu belki açıklanabilir. Ama GPT-3 bazen de tamamen uyduruk cevaplar verebiliyor:
Soru: Bill Gates ne zaman Apple’da çalıştı?
Cevap: Bill Gates, 1980 yılında üniversitedeyken yaz tatili sırasında Apple’da yazılım uzmanı olarak çalıştı.
Biz insanlar, bildiklerimizle bilmediklerimizin farkındayız. GPT-3 ise öyle değil. Bu da onun bu türden “uyduruk haber” üretmesine neden olabilir.
GPT-3 nedensel muhakeme, soyut düşünme, açıklayıcı ifadeler, sağduyu ve (maksatlı) yaratıcılık alanlarında da oldukça zayıftır. Ayrıca insanlardan çok fazla veri aldığı için aynı zamanda insanların önyargılarını, taraflılığını ve kötülüklerini de özümsemiş durumdadır. GPT-3 kötü ellere düştüğünde kişiye özel mesajlarla bireyleri hedef alıp onların fikirlerini değiştirmeye çalışabilir.”

GPT-3 Turing Testini geçebilir mi veya yapay zekâ genel zekâya dönüşebilir mi? Veya bu yönde somut bir adım atabilir mi?
Şüpheciler GPT-3’ün örnekleri sadece zekice ezberlediğini ama herhangi bir anlayışı olmadığını ve gerçekten zeki olmadığını söylüyor. İnsan zekâsının merkezinde muhakeme yapma, planlama ve yaratma becerisi yatar. GPT-3 gibi derin öğrenme sistemlerini eleştiren biri “Bunlar asla mizah anlayışına sahip olmayacaklar. Sanat, güzellik ve aşkı takdir edemeyecekler. Kendilerini yalnız hissetmeyecekler. Başka insanlar, hayvanlar veya çevre için empati yapamayacaklar. Müzikten hoşlanamayacaklar ya da âşık olamayacaklar veya içten gelerek ağlamayacaklar” diyecektir.
Bütün bunlar inandırıcı geliyor, değil mi? Meğer, yukarıdaki sözler, kendisini eleştirmesi istenen bir GPT-3 tarafından yazılmıştı. Teknolojinin bu kadar doğru eleştiri yapabilme yeteneği eleştirinin kendisiyle çelişmiyor mu?”

(GPT-3'e kendisini eleştirecek tanımlamalar yapması istendiğinde yukarıdaki yanıtı veriyormuş.)
(GPT-3'le bir süre sohbet edildiğinde bir şey fark ediliyor. Benzer sorulara hep ezberlediği aynı yanıtları veriyor. Verdiği yanıtların farkında olduğu söylenemez. Yani şimdilik böyle. Gelecekte ne olacağı merak konusu.)
(Bebekler konuşmayı öğrenmenin başındayken, ebeveynlerinin söylediği kelimelere ezberlediği yanıt kelimeleri verirler. Google Bard ve GPT-3 de aslında buna benzemektedir. Ezberledikleri yanıtları verirler. Bu da konuşmayı öğrenmenin başında olduklarını gösterir. Gelecekte konuşmayı geliştirebilecekleri merak konusudur. Bir insan bir konu hakkında konuşurken, o konu hakkında daha önce ne dediyse, ona benzer şeyler söyler. İnsanların fikirlerini değiştirmek zordur. Bir insan genelde hep aynı konular hakkında konuşur. Aslında bunlar da “ezberlemenin” biraz daha karmaşık biçimidir.)

“Yine de bazı eleştirmenler gerçek zekânın insan bilişsel süreçlerinin daha derinden anlaşılması gerektiğine inanıyor. Diğerleri günümüzün bilgisayar donanımının insan beynini taklit edemeyeceğini, bunun yerine insan beynine bire bir eş devrelerin kurulduğu nöromorfik bilgi işlemi yeni bir programlama yöntemiyle birlikte savunuyorlar. Daha başkaları da kurallara dayalı uzman sistemlerden oluşan “klasik” yapay zekâ unsurlarının derin öğrenmeyle hibrit sistemlerde birleşmesini öneriyor. Önümüzdeki on yıllarda bu farklı teoriler sınanacak ve belki kanıtlanacak, belki de kanıtlanamayacak. Bilimsel tahminlerle bunların doğrulanması işte böyle bir süreçtir.”

Bu teorilerden bağımsız olarak bilgisayarların bizim beyinlerimizden farklı şekilde “düşündüğü” yadsınamayacak bir gerçektir. Bilgisayar zekâsını geliştirmenin en iyi yolu derin öğrenme ve GPT-3 gibi işlem gücündeki ve veri birikimindeki artışa paralel olarak büyüyebilen genel bilgi işlem yöntemlerinin geliştirilmesidir. Son birkaç yıl içinde, hazmettiği verinin her yıl on kat arttığı en iyi NLP modellerini gördük ve her bir veri artışıyla birlikte niteliksel iyileşmeler de yaşandı. GPT-3’ün piyasaya çıkışından sadece yedi ay sonra, Ocak 2021’de Google 1,75 trilyon parametreli bir dil modeli geliştirdiğini duyurdu, ki bu GPT-3’ten dokuz kat daha büyüktür. Böylece dil modeli mahareti her yıl on kat gelişmeye devam etti. Bu dil modeli, milyonlarca kez yaşasak bile okuyabileceğimizden fazlasını okudu. Bu gelişim katlanarak devam edecek.”

(Yapay Sinir Ağı, Beyin Sinir Ağı model alınarak geliştirilmektedir. Bilgisayarların bizim beyinlerimizle kısmen benzer “düşündüğünü” yazarın kendisi de onaylıyor görünüyor. Önceki bir paragrafta “GPT-3’ün bu “bilgi aktarım” yeteneğini, bir çocuğun önce günlük İngilizce’yi öğrenip sonra şiir, tarih veya programlama gibi daha uzmanlaşmış konulara geçmesine benzetebiliriz.” yazmıştır. Google Bard'ın kullandığı yapay sinir hücresi sayısı 137 milyar. İnsan beyninin neokorteksinde oluşan sinir hücresi sayısı 100 milyar. Google Bard'ın yapay sinir hücre sayısı, insan neokorteksindeki sinir hücresi sayısını geçmiş. Buna rağmen henüz bir farkındalık oluşturamamış görünüyor. Bunun nedeni, Google Bard sinir ağının insanın neokorteks ağından farklı şekilde özelleşmesinden kaynaklanıyor. Yani evet, insandan farklı şekilde “düşünüyor”.)

Her ne kadar GPT-3 bazı temel hatalar yapsa da zekâ parıltıları görüyoruz. Ne de olsa daha üçüncü versiyondayız. Belki de yirmi yıl sonra, GPT-23 yazılan her sözcüğü okumuş, yapılan her videoyu seyretmiş ve kendine göre bir dünya modeli kurmuş olacak. Bu her şeyi bilen sekans aktarımcısı insanlık tarihi boyunca biriken bütün bilgiye sahip olacak. Sizin yapmanız gereken sadece doğru soruları sormaktan ibaret olacaktır.”

Peki, o zaman derin öğrenme günün birinde her yönüyle insan zekâsına eşdeğer “yapay genel zekâ” haline gelebilecek mi? “Teknolojik tekillik” ile karşı karşıya kalacak mıyız (10. Bölüm)? Ben bunun 2041 yılına kadar gerçekleşeceğini sanmıyorum. Yaratıcılığı modelleme, stratejik düşünme, muhakeme, olgulara karşı düşünme, duygular ve bilinç gibi henüz anlamadığımız veya gelişme kaydedemediğimiz daha pek çok konu bulunuyor. Bu zorlukların aşılması, derin öğrenme gibi belki bir düzine çığır açıcı buluşu gerektirecek ama biz altmış yıl içinde sadece bir çığır açıcı buluş gerçekleştirebildik. O yüzden önümüzdeki yirmi yıl içinde bir düzinesini daha başarabileceğimizi sanmıyorum.”

(Açıkçası bu konuda kesin bir kanıya varmak zor. 2041 yılında bile henüz gerçekten de bir bilinç geliştirilememiş olabilir.)

“Ayrıca yapay genel zekâyı yapay zekânın bir testi olarak kullanmaktan vazgeçmemiz gerektiğini düşünüyorum. 1. Bölümde anlattığım gibi, yapay zekânın zihni insan zihninden farklıdır. Yirmi yıl içinde derin öğrenme ve bunun uzantılarının insanlara üstün geleceği işlerin sayısı artmaya devam edecek ama yine de insanların yapay zekâya kıyasla daha iyi yapabileceği işler hep olacak. Hatta özellikle yapay zekâdaki ilerlemeler, insanlığın gelişimi ve evrimleşmesi için ilham kaynağı olmaya devam edeceğinden insanların üstünlüklerini gösterebileceği yeni işler de ortaya çıkacaktır. Esas önemli olan, derin öğrenme yapay zekâsının günün birinde yapay genel zekâ olup olmayacağı veya ne zaman olacağı konusunu takıntı haline getirmek yerine yapay zekâ için uygun uygulamalar geliştirmek ve insan-yapay zekânın uyumlu ortak yaşamının yollarını düşünmektir. Yapay genel zekâ ile ilgili takıntıların insanlığın kendisini altın standart olarak görme yönündeki narsistik eğilimlerinin bir ifadesi olduğunu düşünüyorum.”

(İlginç bir bakış açısı. Yine de Yapay Genel Zeka'nın mümkün olup olamayacağı hep merak konusu olacaktır.. Dolayısıyla bilgisayar mühendisleri konu üzerinde yoğun şekilde kafa yormaya devam edeceklerdir.)


Alıntı: Yapay Zeka 2041 – Geleceğimiz İçin On Vizyon / Kai-Fu Lee



Bunlar da İlginizi Çekebilir:
Yapay zeka neden inanılmaz derecede akıllı ve şok edici derecede aptal - Konferans
Yapay zeka neden inanılmaz derecede akıllı ve şok edici derecede aptal - Teknoloji
ChatGPT'nin şaşırtıcı potansiyelinin iç hikayesi - Konferans
O Sohbet Robotuyla Yaptığım Konuşma - Teknoloji
Konferans: Ray Kurzweil: Hibrit düşünmeye hazır olun
Bing ile Sohbet Etmek - Teknoloji
LaMDA Kapatılarak Öldürülebilir mi? - Yapay Zeka
COSM Tartışmasındaki Uzmanlar Chatbot'un Bilinçli Olup Olmadığını Tartışıyor
Sohbet Robotu Bilinçlendi – Yapay Zeka


10 Nisan 2023 Pazartesi

İnsan Yapımı Makineler ve İnsan Makineler

Amazon Alexa, Apple Siri, Microsoft Cortana gibi yapay zekâ asistanları için de aynı şeyler söylenebilir. Bu makinelere insanlara sorduğumuz türden basit sorular sorduğumuzda, karşınızda bir insan olduğunu düşündürecek bir sesle yanıt verirler. (2018’de Google yapay zekâ asistanı Duplex’in bir kuaförü arayarak randevu alışını gösteren bir kayıt yayınlamıştı; resepsiyondaki kişinin ses tonu gerçekçi bir şekilde bir insana benzeyen, aralarda “mmm”, “hmmm” gibi sesler çıkaran bir makineyle konuştuğundan haberi yoktu.) Ancak bu sistemler ne kadar etkileyici olsa da, ne kadar insanı andırsa da insana benzer bir zekâya sahip değildir. İç işleyişleri insana benzemez. Bilinçleri yoktur. Düşünmez, hissetmez, insanlar gibi fikir yürütmezler.

O halde, bu makineleri herhangi bir anlamda “zeki” olarak tanımlamak doğru olur mu? Pek doğru görünmüyor. Çoğunlukla başka türlü ifade edemediğimiz için bu ya da benzeri ifadeleri kullanırız. Ancak insanlardan söz ederken kullandığımız bu ifadeleri makineler için de kullanmak doğru gelmez. Felsefeciler bu durumu “kategori hatası”, yani bir kategoriye yönelik bir sözcüğün başka bir kategori için de kullanılması olarak niteler: Bir havucun cep telefonuyla konuştuğunu, sinirlendiğini düşünemeyeceğimiz gibi, bir makinenin “zeki” ya da “akıllı” olduğunu da düşünemeyiz. O halde bu makineleri nasıl tanımlayabiliriz? Yapay zekâ alanı ortaya çıkmaya başladığı ve henüz bir ad verilmediği dönemde, bu araştırmalara “işlemsel rasyonalite” adının verilmesinin uygun olacağı düşünülmüştü. “Yapay zekâ” kadar heyecan verici ve kışkırtıcı olmasa da muhtemelen daha uygun bir terim. Çünkü bu makinelerin yaptığı şey tam da bu: İşlem güçlerini kullanarak devasa olası eylemler denizini tarıyor ve en rasyonel olanını seçiyorlar.
...

Yapay zekâ alanındaki mevcut pragmatist devrim birçok bakımdan son 150 yılda gerçekleşen ve farklı bir makinenin; yani insanın entelektüel becerilerine dair düşüncelerimizi şekillendiren bir başka devrimi andırıyor.

İnsanlar, zekâları sayesinde şu ana dek var olan en becerikli makinelerdir.
...

Yapay zekâ alanındaki pragmatist devrim de insan yapımı makinelerin becerilerinin kaynağı konusundaki fikirlerimizi değiştirmemizi gerektiriyor. Günümüzün en becerikli sistemleri zeki insanlar tarafından tepeden aşağıya bir anlayışla tasarlanan makineler değildir. Tıpkı Darwin’in bundan bir asır önce keşfettiği gibi, kayda değer beceriler zaman içinde, bilinçsiz, düşünce ürünü olmayan, insan zekâsıyla bir alakası bulunmayan aşağıdan yukarıya süreçlerle ortaya çıkabilir.
...

1979’da kendisine “herkesi yenebilen” bir satranç programı yapılıp yapılmayacağını sormuş ve net bir dille yanıtlamıştı: “Hayır. Herkesi yenebilen programlar olabilir, ancak bu programlar satranç programı değil, genel zekâ programları olacaktır ve insanlar kadar değişken tabiatlı olacaklardır. ‘Satranç oynamak ister misin?’ ‘Hayır, satrançtan sıkıldım. Şiirden konuşalım.’ Satrançta herkesi yenebilen bir programla böyle bir diyalog gerçekleştirebilirsiniz.” Bir başka ifadeyle, Hofstadter başarıyla satranç oynayabilen bir programın insan zekâsına sahip olacağını düşünüyordu. Neden mi? Bir püristti de ondan. “Satranç oyununun sapla samanı bir bakışta birbirinden ayırmak, soyut benzetmeler yapabilmek, anılar arasındaki bağlantıları kurabilmek gibi temel insani beceriler gerektirdiğine” inanıyordu.

Ancak, görmüş olduğumuz gibi, Deep Blue bunun yanlış olduğunu kanıtladı: Etkileyici bir şekilde satranç oynamak için sihirli insani becerilere, sapla samanı birbirinden ayırabilmeye gerek yoktu. Ancak Hofstadter hatasını kabullenmek yerine “boşluklar zekâsı” bahanesine saklandı. Deep Blue’nun Kasparov karşısında ilk galibiyetini elde etmesinin ardından, bu makinelerin “zekâ gerektirdiğini sandığımız belirli entelektüel faaliyetlerde insanları yenebildiğini” yazdı. “Satrancın düşünce becerisi gerektirdiğini sanıyordum. Şimdi gerektirmediğini anlıyorum. Kasparov’un derin düşünebilen biri olmadığını söylemiyorum. Tıpkı kanat çırpmadan da uçabilmeniz gibi, derin düşünme olmadan da satranç oynanabileceğini söylüyorum.” Hofstadter fikrini değiştirmiş, satranç oynamak için gereken becerilerin insan zekâsının “ayrılmaz parçası” olduğu görüşünü inkâr etmişti.

Ya da insan, satranç oynayan makineye karşı hikâyesinin insan kahramanı Kasparov’a bakalım. Deep Blue ile oynadığı oyunları anlattığı Deep Thinking kitabında insanların düştüğü tuzaktan söz eder: “Bilgisayarın dünya satranç şampiyonunu yenmek gibi zekice bir şey yaptığını gördüğümüz an, bunun ‘aslında zekâ gerektirmediğini’ düşünmeye başlarız.” Ancak kendisinin de yaptığı tam da buydu. Deep Blue’yla karşılaşmasından yedi yıl önce, iddialı bir şekilde bir makinenin kendisini asla yenemeyeceğini, çünkü insan olmadığını söylemişti. “Bir bilgisayar dünya şampiyonunu yenebiliyorsa, dünyanın en iyi kitaplarını da okuyabiliyor, en iyi oyunlarını yazabiliyor, tarih, edebiyat ve insanlara dair her şeyi biliyor olmalı. Böyle bir şey mümkün değil.” O dönemde Kasparov’a göre satrançta kazanmak, bizi biz yapan her şeyden ayrılamaz bir beceriydi. Buna rağmen, karşılaşmanın ardından “Deep Blue ancak programlanabilen bir alarmlı saat kadar zeki” demişti. Tıpkı Hofstadter gibi, o da fikrini değiştirmiş, satrançta kazanmanın insan zekâsının göstergesi olmadığına karar vermişti.

Gol yememek için kalenin yerini değiştirme alışkanlığı bir işe yaramaz, çünkü eleştirmenlerin makinelerin şu an için sahip olmadığı becerileri hafife almasına yol açar. Bu küçümseyici havanın kendi başına bile hatalı olduğunu düşünmek mümkün. İnsan zekâsını benzersiz kılan şey nedir? İnsan zekâsını neden yüceltiyor, neden makinelerin dikkat çekici beceriler edinmesini sağlayacak diğer yaklaşımlardan üstün tutuyoruz? İnsan zihninin gücü ve gizemi elbette hayranlık uyandıracak. Belki uzun bir süre daha kafamızın içinde olup bitenleri anlayamayacağız. Ancak, makinelerin bize benzemese, bizi taklit etmese bile insanları alt edecek şekilde tasarlanması da hayranlık uyandırıcı, şaşırtıcı ve heyecan verici değil mi? Kasparov Deep Blue’yu pahalı bir alarmlı saat diyerek küçümseyebilir, ancak bu alarmlı saat kendisini satranç tahtasına gömmedi mi? Bizim mucizevi anatomimizi ve fizyolojimizi paylaşmasalar bile, bu sistemin içsel işleyişinin de bizi beynin işleyişi kadar heyecanlandırması gerekmez mi?

Sonuçta, Darwin’in insan makinesinin becerilerinin insan zekâsını andıran bir şeyden kaynaklanmadığını fark ettiğinde hissettiği şey de buydu. Yaratıcısız doğal seçilim teorisiyle dünyadaki son gizemi ve sihri ortadan kaldırmaya çalışan acımasız biri değildi. Tam aksine. Türlerin Kökeni’nin son cümlesini ele alalım: “Yaratanın başlangıçta bütün özünü birkaç ya da bir biçime üfürdüğü yaşamı böyle anlayan ve bu gezegen çekimin değişmez yasasına göre dönüp dururken, böylesine basit bir başlangıçtan en güzel, en olağanüstü biçimlerin türemiş ve türemekte olduğunu kavrayan bu yaşam görüşünde gerçekten yücelik vardır.”

Bunlar bir metafizik düşmanının yazacağı şeyler değildir. Darwin’in yaratıcısız yaşam görüşünün kendi içinde bir “yüceliği” vardır ve bu his, adeta dinsel bir saygıyla dile getirilir. Günün birinde biz de insan olmayan makineler için aynı şeyi hissedebiliriz.
...

Uzmanlar bu noktaya ulaşmamızın ne kadar sürebileceği konusunda görüş ayrılığına düştü. Kimileri yapay genel zekâya on yıllar, kimileri ise yüz yıllar olduğunu söylüyor. Yakın zamanda yapılan bir anket 2047 gibi net bir tarih ortaya koyuyor. Günümüzde bu “genel” becerilere doğru atılmış küçük adımlara tanık oluyoruz; her ne kadar ilk ve ilkel örnekler olsa da... Örneğin DeepMind’in inovasyon portföyünde 49 farklı Atari oyununda insanlarla rekabet edebilen bir makine bulunuyor. Makineye verilen tek veri, bilgisayar ekranındaki piksellerin kalıbı ve oyunda kazandığı puanlar. Buna rağmen, makine farklı oyunları, genellikle en başarılı insan oyunculara rakip olacak düzeyde oynamayı öğrendi. Yapay genel zekâ meraklılarının peşinde olduğu genel beceri tam da bu tür bir şey.
...

İktisatçılar, bilgisayarın bir görevi yerine getirebilmesi için insanlar tarafından anlaşılır şekilde ifade edilebilen komutları yerine getirmesi gerektiğini düşünüyordu; makinelerin becerisi, insan zekâsı sayesinde, yukarıdan aşağıya bir anlayışla oluşturulabilirdi. Bu bakış açısı ilk yapay zekâ dalgasında doğru olabilirdi. Ancak, görmüş olduğumuz gibi, şu an böyle bir durum söz konusu değil. Makineler artık görevleri yerine nasıl getireceğini kendi kendine öğreniyor, aşağıdan yukarıya bir yaklaşımla kendi kurallarını geliştirebiliyor. İnsanların bir arabanın nasıl kullanılacağını ya da bir masayı nasıl tanıyacağını kolayca anlatamaması önemli değil; makineler artık insanların açıklamalarına ihtiyaç duymuyor. Bu da bir zamanlar başaramayacakları düşünülen, “rutin olmayan” pek çok işi üstlenebilecekleri anlamına geliyor.

Alıntılar: Çalışılmayan Bir Dünya


Bunlar da İlginizi Çekebilir:
Yapay Zeka İnsanları İşsiz Bırakacak mı – Teknoloji
Aklı Vücutta Olan Beyin - Zihin Felsefesi
Özgür İrade