Aşıların seri üretiminin, bitki
yetiştirme kolaylığında sağlanabildiğini düşünün. Üretimi
ucuzlayacaktır. Aşılar daha çok insana yetebilecektir. Aslında
Covid-19 gibi pandemilere önlem alabilmenin en verimli yolu, aşıyı
bitkiye dahil edebilmektir. Böylece o bitki yetiştirildikçe, aşı
da üretilmiş olacaktır.
“
Aşı üretiminde az bilinir
yöntemlerden birisi, bitkileri antijen üretmek üzere bir
“biyofabrika” olarak kullanmaya dayanır. Bitkilerin genetiği,
örneğin virüs benzeri parçacıkları (VBP) üretebilmesi için
değiştirilebilir. Virüs benzeri parçacık dediğimiz şeyler,
virüslerin yapısal proteinleri ya da antijenlere birden fazla
bölgeden bağlanarak insanlarda bağışıklık tepkisi oluşturan
“multi-epitop” proteinleridir.”
“Nicotiana benthamiana, hızla
üreyen, laboratuvarda kolaylık sağlayan ve yüksek biyokütle
oluşturan tütün benzeri bir bitkidir ve bu yüzden aşı
çalışmalarında yaygın olarak kullanılmaktadır. Fakat bilim
insanları aynı zamanda marul, havuç, patates, pirinç, domates ve
mısır gibi birçok farklı bitki ile de çalışmalar yapmakta.
2020’nin başından beri HIV, çocuk
felci, hepatit-B, kuduz, HPV, kolera ve diğer birçok patojene ait
97 deneysel aşı, bu bitkilerde çoğaltılan antijenler ile
üretildi. Çalışmalar MS gibi otoimmün hastalıklar ve kansere
karşı bileşen üretiminde bile kullanıldı.
Söz konusu “bitki temelli
aşılar”ın bir kısmı, klinik çalışmalara kadar ilerletildi.
Medicago tarafından geliştirilen grip aşısı, Fraunhofer malarya
aşısı ve Kentucky Biyoprocess tarafından bir antikor serumu
olarak üretilen ZMapp adlı ilaç, genetik ile değiştirilmiş (GD)
tütünler aracılığıyla üretilmişti. Zmapp, Afrika’da
gerçekleşen 2014-2015 ve 2018-2019 tarihli Ebola salgınlarında
hastalar üzerinde de uygulandı.
Günümüzde bitki temelli aşılar
sadece bir hayal değil. Öyle kibir tanesi piyasaya dahi sürüldü:
Gaucher hastalığının replasman tedavisinde kullanılan
“taliglucerase alfa” enzimi, GD havuçlarda çoğaltılıyor ve
biyoreaktörler yoluyla elde ediliyor.”
“Bitkilerde üretilen aşıların
kolay taşınması, depolama için soğuk zincir sistemine gerek
duymaması ve dolayısıyla düşük maliyetli olması gibi birçok
avantajı var. Ek olarak, klasik aşı üretimi yöntemlerinin aksine
bitki temelli aşı üretiminde patojen ve toksinlerin çalışanlara
bulaşma riski de bulunmuyor ki bu risk memeliler veya
mikroorganizmalar üzerinde aşı üretimi sırasında endişe
duyulan bir risk.”
“Süregelen COVID-19 aşı yarışında,
“biyo-tarım” veya “moleküler tarım” olarak da bilinen
bitkilerden yararlanma stratejisi de ihmal edilmiş değil. Yukarda
bahsi geçen iki şirket, tütün bitkisini genetik ile değiştirerek
virüs benzeri parçacıkları bitkiden elde etmek ve dolayısıyla
antijen üretmek için çalışıyor. Bunlardan biri olan Kanada
şirketi Medicago, eğer bu yenilikçi metot ve klinik testler
Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi’nin onayını alırsa, şirketin
ayda 10 milyon doz aşı üretebileceğini belirtiyor. Öte yandan
Amerikan şirketi Kentucky Biyoprocessing, kendi ürettikleri hızlı
büyüyen GD tütünleri kullandığını, aşı için klinik öncesi
testlere başladığını ve haftada 3 milyon doza kadar aşı
üretebileceğini duyurdu.”
“Yukarıda bahsettiğimiz bitki
bazlı aşıların geleneksel aşılara göre bazı avantajları
olmasına karşın uygulama yöntemleri hala enjeksiyonu -çocukların
korkulu rüyası iğneleri- içeriyor. Peki ya aşı vurulmak yerine
direkt olarak bağışıklık kazandıran genetik ile değiştirilmiş
besinler -yani bir nevi yenilebilir aşı- tüketebilseydik?”
“Meksika’da UANL (Institute of the
Autonomous University of Nuevo León) üniversitesinden genç bir
biyoteknolog ve girişimci olan Garza, Cornell Alliance for Science
ile yaptığı röportaj’da şunları söylüyor:
Avantajları apaçık ortada
olmasına rağmen SARS-CoV-2’ye karşı ‘yenilebilir aşı’
üretim yöntemi, çok az araştırılmış bir alternatif. COVİD-19
sorunu, aşı niteliğinde olacak virüs proteinlerinin domateslerde
üretilmesine odaklanarak çözülebilir.”
“Garza, şöyle anlatıyor:
Aşıların geleneksel olarak
üretilmesi uzun zaman alan ve oldukça masraflı bir sürü
biyokimyasal, immünolojik ve mikrobiyolojik metod gerektiriyor.
Kullandığımız “tersine aşı” stratejisi, her bir patojen
veya organizma için çok sayıda protein bulmamıza ve içlerinden
en iyi antijen aşı adaylarını seçmemize yarıyor. Bu yöntem,
klasik yöntemlerle üretilmesi çok karmaşık ve neredeyse imkânsız
olan aşıları üretebilmemizi sağlıyor.”
“Kısacası, Üretimden önce
yapılan biyoenformatik modellemeler, işten tasarruf etmeyi ve
patojenlere karşı en etkili antijenlerle çalışmayı; dolayısıyla
en etkili aşıyı bulmayı sağlıyor.”
“Buna benzer nitelikte literatürde
bulunabilen tek çalışma, SARS-CoV antijenleri bulunduran bir
domatesin geliştirilmesiydi. SARS-CoV,2002-2003 yılları arasında
Güneydoğu Asya’da SARS epidemisine sebep oldu ve günümüzde
COVID-19’a sebep olan virüs ile %70 genomik benzerliğe sahipti.
Ancak geliştirilen transgenik domatesin farelerde SARS-CoV-1’e
karşı yüksek değerlerde antijen üretmesine sebep olduğu
kaydedilmesine rağmen klinik çalışmalara devam edilmedi.”
“Garza’nın da açıkladığı
üzere, çalışma şu anda aşı üretebilmek amacıyla potansiyel
epitopları belirleme ve analizini yapma aşamasında. Proje
ilerledikçe şirketler ve araştırma merkezleri yardımıyla aday
aşının klinik çalışmaları yapılmaya başlanacak.”
“İğnelerin can yakıcılığından
kurtulmanın dışında meyve ve yenilebilir bitkilerin insanların
hastalıklara karşı bağışıklık kazanmasında aşı olarak
kullanılmasının, aşının saflaştırılmadan ve işlemden
geçirilmeden direkt olarak yenebilmesi gibi birçok yararı var.
Ham maddenin ek işlemden
geçirilmeden doğrudan tüketilmesi (meyvenin direkt olarak yenmesi
ya da biyokütle liyofilizasyonu ile sıvılaştırılmış jelatin
hap veya tabletler yoluyla alınması), antijeni işlemden geçirme
ve saflaştırma maliyetlerinden kurtardığı gibi bitki
hücrelerinin midedeki koruyucu rollerinden dolayı antijenlerin
mide-bağırsak yolunda bozulmasını da engelliyor.”
“Yenilebilir aşıların antijen
saflaştırma işleminden geçmemesi, muhtemelen düşük bütçe ile
üretilebilmesini sağlayan ana faktör. Masrafın az olması ise
düşük gelirli ülkelerde de aşının ulaşılabilir olması
demek.
İstatistiklere göre, örneğin
Çin’deki tüm insanlara yetecek hepatit-B aşısı için sadece
0.16km2 araziye ihtiyaç var; dünyadaki tüm çocuklar
için ise bu rakam 0,8 km2 oluyor.”
“Her kıtadan birçok ülke GDO’ları
deneysel olarak geliştiriyor ya da geliştirmiş olsa da, günümüzde
sadece 26 ulus GDO’ların ticari kullanımıyla ilgili yasal
düzenlemeleri hayata geçirdi. Avrupa Birliği’nde olduğu gibi,
diğer birçok ülkede gerekli yasaların bulunmaması veya geri
kalmış, işlevsiz çerçeve yasalar, yenebilir aşıların
laboratuvardan piyasaya sürülmesinin nihai maliyetini arttırabilir
ve böylelikle küçük-orta çaplı şirketlerin veya kamu
kuruluşlarının bu teknolojiyi geliştirmesini zorlaştırabilir.”
“Hâlihazırda domates bitkileriyle
COVID-19’a karşı aşı geliştirme çalışmalarının yapıldığı
Meksika’da ise, GDO lara karşı olduğunu sık sık belirten bir
başkanın rejimi altında yerel bilim insanları zor zamanlar
yaşıyorlar. Dahası aynı başkan, genetik ile değiştirilmiş
ürün karşıtlığıyla bilinen bir bilim insanını, ulusal bilim
harcamalarından sorumlu devlet kuruluşu CONACYT’nin yöneticisi
olarak atamıştı.”
“Yine de eğer bu umut vadeden
yenebilir aşı çalışması – Meksikalı kamu sektöründe
başlatılanlar- başarılı bir şekilde ilerlerse, klinik aşamalara
ve üretimin hızlanmasına yönelik gelişmelerin kuzeye, ABD ya da
Kanada’ya doğru, şirketlerin zaten COVID-19 moleküler ilaç
tarımı yaptığı ve dünyanın en uyarlanabilir GDO hukuki
çerçevelerinin olduğu yerlere kayması oldukça muhtemel. Bu
durum, Meksika’daki biyolojik ilaç tarımı imkânlarına sahip
yerel üniversitelerin yanında, yine Meksika’da bulunan CIMMYT,
CINVESTAV ve INIFAP gibi tüm yüksek düzeyli araştırma
merkezlerine ve tarımsal biyoteknoloji alanında çalışan dünyanın
üst düzey bilim insanlarına rağmen gerçekleşebilir.”
“Yenilebilir aşılar için temel
problem, insanların GDO’lara karşı yanlış kanılarda
bulunmasından ve GDO’nun çevreye ve sağlığa zararlı olduğuna
dair keskin yargılarından kaynaklanıyor. Binlerce bilimsel
araştırma ve 250’den fazla bilimsel kuruluşun açıklaması,
GDO’nun güvenli olduğunu kanıtlarla destekliyor; ayrıca GDO’nun
20 yıllık geçmişi boyunca aksini kanıtlayan hiçbir etki
görülmemesine rağmen önyargılar devam ediyor.Bizlere düşen
nokta ise, GDO’ya dair doğru bilgileri, özellikle gelişmekte
olan ülkelerde kamuya ve kanun yapıcılara bu gibi önemli anlarda
yaymak oluyor.”
“Belki COVID-19’a karşı
başlattığımız aşı yarışında GD yiyecekler, milyonlarca
insanı kurtarmakla beraber, yıllardır korkular ve yanlış
bilgiler sonucu oluşan önyargıları da kırabilirler.”
Alıntılanan Makale:
Genetiği
Değiştirilmiş Domatesler, Yenilebilir COVID-19 Aşısı Olarak
Kullanılabilir!