Covid-19 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Covid-19 etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Ekim 2024 Cumartesi

Pfizer İnsan Nüfusunu Yüzde 50 Azaltmayı Planlıyor

COVID-19 Pandemisinde gündeme gelmişti. Pfizer insan nüfusunu yüzde 50 azaltmayı planlıyor. Aşıları bu amaçla kullandı. Sağlık şirketlerinin dünya nüfusunu azaltmaya çalışmaları aslında pandemiyle başlamadı. Uzun süredir bunu planlıyorlar. İşte prezervatif üretmelerinin asıl amacı budur. Hamilelik engellenir. Doğabilecek bebeklerin hiç var olmaması sağlanır. Sonra daha şeytanca bir fikir akıllarına geldi. Hamilelik Kontrol Hapını geliştirdiler. Bu ilaç ile dünya nüfusunu düşürmek daha kolay hale geldi. Pfizer yıllar önce Viagra’yı keşfetmişti. Bu ilaç ilişki sayısının artmasına neden olur. Dolayısıyla hamile kalma potansiyelini de yükseltmiş olur! Bu da insan nüfusuna katkı demektir. Yani Viagra’yı keşfetmek büyük bir hataydı! Belki de sağlık şirketlerinin kafası karışıktır. İnsan nüfusunu ne yönde etkileyecekleri konusunda kararsızlar. ☻

Ama ama, acaba başka bir durum söz konusu olabilir mi. İnsan nüfusunun azalması ya da artması Pfizer’in neden umurunda olsun! O sadece talep edilen ilacı keşfetmeye çalışır. Seçeneklerden birini seçmek zorunda bırakıldığını varsayalım. Pfizer “nüfusun artmasını” seçecektir. En azından böylece devletlere daha çok ilaç satabilir. Evet iddia sanki biraz tutarsız görünmüyor mu.☻ Bu arada nüfus artışı doğal kaynakların daha hızlı tüketilmesine ve çevresel sorunların daha da büyümesine neden olabilir. Covid-19 Pandemisiyle ilgili iddialar hâlâ tartışılmaktadır. “Pfizer’in insan nüfusunu yüzde 50 azaltmayı planladığı” iddiası eğlencelidir.☻ Bakalım iddianın ayrıntısı neymiş.


Pfizer CEO'sunun insan nüfusunu yüzde 50 azaltacaklarını söylediği iddiası

Sosyal medyada yaygın bazı paylaşımlarda Pfizer CEO’su Albert Bourla’nın katıldığı bir oturumda, dünya nüfusunu yüzde 50 azaltmayı hedeflediklerini açıkladığı söyleniyordu. Paylaşımlarda bir video yer alıyordu.



"...dünyadaki insan sayısını %50 azaltacağız."

Videoda arka planda World Economic Forum yazısı seçiliyor. Yani Pfizer CEO’su bu konuşmayı Dünya Ekonomik Forumu’nda yapmış olmalı. Videonun orijinal kaydına ve tam metnine erişerek, bağlamı ve Albert Bourla’nın gerçekten ne anlattığını kolayca teyit edebiliriz.

Google “Albert Bourla World Economic Forum” yazdığımızda ilk sırada forumun 22 Haziran tarihli ilgili içeriği çıkıyor. Bu orijinal kaynakta konuşmanın tam bir ses kaydı ve deşifresi de yer alıyor.

Deşifre metninde biraz gezince, iddiaya konu olan kısmı bulabiliyoruz. Burada Albert Bourla’nın, moderatör Klaus Schwab’ın “Bu sabah önemli, çığır açan bir açıklama yaptınız. Bize bu açıklama hakkında biraz daha bilgi verir misiniz?” sorusuna verdiği yanıtın bir kısmı şöyle:

“We met in January of 2019 in California to set up the goals for the next five years, and one of them was that by 2023, we would reduce the number of people in the world that cannot afford our medicines by 50%. I think today this dream is becoming reality.”

Önümüzdeki beş yıl için hedefler belirlemek üzere 2019 yılının Ocak ayında Kaliforniya'da bir araya geldik ve bunlardan biri de şuydu: 2023 itibariyle dünyada ilaçlarımıza erişemeyen insan sayısını yüzde 50 azaltacağız. Sanırım bugün bu rüya gerçek oluyor.”

Dünya Ekonomik Forumu’nun resmi YouTube kanalında yer alan video kaydından da içerik teyit edilebiliyor.



İddia konusu paylaşımda, Bourla’nın konuşmasında yer alan “insan nüfusu” ifadesini niteleyen “ilaçlarımıza maddi gücü yetmeyen” (that cannot afford our medicine) ortacı kasten kesilmiş.

Zaten 25 Mayıs 2022’de Davos’ta düzenlenen Dünya Ekonomik Forumu’nun ilgili oturumunun konusu da “daha sağlıklı bir dünya için uzlaşı”. Oturumun merkezinde de patent korumalı ilaçların düşük gelirli ülkelere nasıl sağlanabileceği yer alıyor. Yani Albert Bourla’nın böyle bir oturumda dünya nüfusundan bahsetmesi yerinde de olmazdı.

Analiz: Pfizer CEO'sunun insan nüfusunu yüzde 50 azaltacaklarını söylediği iddiası - Teyit


25 Kasım 2021 Perşembe

Bir mRNA aşı devrimi gerçekleştiren çiftle tanışın - Söyleşi

Zayıflatılmış, etkisizleştirilmiş virüs, bakteri vücuda verilir. Bağışıklık sistemi bunları tanıyıp, onlara karşı savunmayı öğrenir. Bildiğimiz “aşılamak” budur. Vücut, gerçek virüsle, bakteriyle karşılaştığında artık savunmayı biliyordur. Hep geçerli olan bu aşılama tekniğini Uğur Şahin ve Özlem Türeci değiştiriyorlar. Vücudun, virüse karşı savaşacak en ilgili antikorları üretmesini sağlıyorlar. Aşı, bu teknikle daha hızlı oluşturulabiliyor. Vücudun bağışıklık sistemi daha hızlı hazır hale gelebiliyor. Yani sadece Covid-19'a karşı değil, her türlü virüse, bakteriye karşı kullanılabilecek yeni bir aşılama tekniği oluşuyor. Hatta, bağışıklık sisteminin kanserli hücrelerle bile savaşmasını sağlayabilecek aşıları geliştirdiklerini yakın gelecekte duyabiliriz.


Chris Anderson: Sanırım bundan 20 yıl önce kurduğunuz ilk şirketin amacı, kanseri yenmek için insanın bağışıklık sisteminin gücünü kullanmaktı.
Uğur Şahin: Kanser ve diğer hastalıklarla savaşmak için hastanın bağışıklık sistemini kullanmak bizim için hep önemliydi. İmmunolog olarak bağışıklık sisteminin ne kadar güçlü olduğunu biliyoruz. Ancak şunu da gördük ki insan bağışıklık sistemi, kanser vakalarında, kanser hücreleriyle savaşmıyordu. Savaşabilirdi ama savaşmıyordu. Bu yüzden immüno terapiler geliştirmek istiyorduk. Yani bağışıklık sisteminin gücünü kullanan ve bu gücün, kanserli hücrelerle savaşmasını sağlayan tedaviler. Üniversite ortamında, monoklonal antikor geliştirmeye devam edemeyeceğimizi anladık, çünkü monoklonal antikor geliştirmenin maliyeti, klinik bir teste başlamadan bile 20-30 milyon avro arasındaydı. Biz de finansman alacak bir şirket kurmaya karar verdik.

CA: Pekâlâ, bu olağanüstü RNA molekülünden konuşalım, bu konu nasıl ilginizi çekti ve nasıl işinizin odağı oldu. Ve tabii, BioNTech’in kuruluşuna nasıl yön verdi. Bundan bahseder misiniz?
UŞ: mRNA doğal bir molekül, yaşamın ilk moleküllerinden biri. Genetik bilgi taşıyan bir kurye. Ancak DNA’ya kıyasla stabil değil. İnsan hücrelerine bilgi transferi için kullanılıyor. İnsan hücreleri de bu bilgiyle proteinler yapabiliyor, bunlar da tıbbi tedaviler için kullanılabiliyor. Örneğin bir aşı proteini yapmak için veya antikor olan bir protein yapmak için veya başka bir ilaç olan bir protein yapmak için. Bu molekül sınıfı bizi büyülemişti çünkü şu çok açıktı ki mRNA çok hızlı üretilebiliyordu, birkaç gün içinde. Biz de doktorlar olarak kişiselleştirilmiş ilaç konusuna çok ilgiliydik. Yani bir kanser hastası için özel olarak tasarlanmış tedavi ve immüno terapi çünkü kanser tedavisindeki zorluklardan biri her hastanın farklı bir tümörü olması. Aynı tip tümöre sahip iki hastaya ait iki tümörü karşılaştırdığınızda benzerliğin yüzde 3′ten az olduğunu, tümörün yüzde 97 benzersiz olduğunu görürsünüz. Bir hastanın tümörünü tanımlayabilmek bugün hâlâ mümkün değil. İşte bu yüzden, immüno terapi olarak kullanılabilecek bir teknoloji arayışındaydık, ayrıca mümkün olan en kısa zamanda bir tedavi geliştirmede kullanılabilecek bir teknoloji. Tümörün genetik dizilimini alabileceğimiz ve buna göre birkaç haftada kişiselleştirilmiş aşı yapabileceğimiz bir fikir doğdu.

Özlem Türeci: mRNA’nın büyük bir avantajı çok yönlü olması. Uğur’un söylediği gibi çok sayıda mesaj iletebilirsiniz. Bir yandan, o hücrede üretilmesini istediğiniz proteinin bir taslağını iletebilirsiniz. Ama aynı molekül içinde, bu proteinin nasıl oluşması gerektiğini de mRNA içine tasarlayabiliyorsunuz, hücrenin protein yapı taşlarına talimat vererek. Yani bu proteinin, yüksek miktarda veya uzun süreli oluşturulması kararını verebiliyorsunuz, hücre içinde bu proteinin farmakokinetiğinin nasıl olacağını.

CA: T-hücresinin, aşınıza nasıl yanıt verdiğine dair bir slaytınız var. Bunu gördüğünüzde, süreçte hangi aşamadaydınız? Ve böylesi muhteşem bir tepkime gördüğünüzde çok şaşırdınız mı?
ÖT: Bunu zaten hayvan modellerinde görmüştük çünkü aynı zamanda bağışıklık tepkimesini ölçmek için varlar. Bu slaytta görünen, sol tarafta bir lenf nodülü, hiçbir RNA tedavisi veya aşısı olmamış bir model. Sağ tarafta ise, tedavi alan bir organizmanın lenf nodülü. Örnek bir hayvana ait. Lokalizasyonun da önemi var. RNA nano partikülleri, lipit kapsülleri içinde bir araya getirdik, böylelikle mRNA lenf nodüllerine taşınabildi, herhangi bir yer değil, lenf nodüllerine taşınıyor ve lenf nodüllerinde dendritik hücreler dediğimiz çok özel bir hücreye ulaşıyorlar. Bu hücreler bağışıklık sisteminin koçları. Tüm diğer özel kuvvetleri göreve çağıran ve suçluyu yakalamak için onları eğiten bir komutan gibi. Bu hücrelere ulaşabilmek çok önemli. Sağ tarafta, bu hücrelere ulaşmanın etkilerini görüyorsunuz. Çok sayıda kırmızı nokta var. Bunlar, antijeni tanımak için eğitilmiş T hücreleri, yani mRNA’nın getirdiği protein. Klonlardan oluşan bir orduya dönüştüler. Bu kırmızı noktalar, tek bir amacı olan bir ordu, mRNA tarafından kodlanmış bu spesifik proteine saldırmak.

CA: Son 100 yıl içinde insanlığı etkileyen en tehlikeli patojenin dizilimini yalnızca birkaç gün inceleyerek birkaç aşı adayı ortaya çıkarabildiniz. Ve sanıyorum ki sonraki haftalarda ve aylarda bunun işe yarayacağına dair duyduğunuz güven arttı. İnsan denemelerinin sonuçları gelene kadar da -- sanırım geçen yıl Kasım ayıydı -- tam emin olamadınız. O andan bahseder misiniz?
ÖT: Bir Pazar günü bu sonuçları bekliyorduk, bağımsız bir komite tarafından yapılan bu denemelerin değerlendirmesi. Uğur dedi ki, ″Bu verilerin ne yönde çıkacağına bir bakalım.″ Olumlu mu olumsuz mu olacağı belli değildi. Sonuç çıkınca da rahatladık. Aşının etkili olduğunu hatta yüzde 90 üzeri bir oranla oldukça etkili olduğunu duymak çok güzel bir histi.

CA: Bu sefer olanlardan yola çıkarak ve tabii daha önceki aşı çalışmalarına kıyasla inanılmaz bir hızla olduğunu da eklersek, Başka bir virüsün tehdidi altına girersek, eğer gerekirse aşı için gereken zamanı hızlandırabilir miyiz?
UŞ: Evet, Chris, bu harika bir soru. Aslında dünya bir pandemiyle yüzleşmeye hazır değildi. Bilim ve aşı geliştiriciler mükemmel bir edayla yanıt verdi. Pandemi hâlâ sürerken 12 aydan kısa bir süre içinde etkili bir aşı bulmak inanılmaz. Ancak şu an karşı karşıya olduğumuz zorluk, yeterli üretim kapasitemizin olmaması. Teoride bir sonraki pandemi için hazır olmamız gerek, sadece ışık hızında bir aşı geliştirmek için değil ayrıca ışık hızında aşı geliştirip dağıtabilmek için. Şu an ihtiyacımız olan şey elimizde olmayan ek bir element: Üretim kapasitesi. Ve hazır bekleyecek bir üretim kapasitesi. Kendimizi öyle bir pozisyona getirebilmeliyim ki 12 milyar doz aşıyı üretebilelim, ardışık iki doz stratejisini düşünürseniz, altı aydan kısa süre içinde. Bu teknik olarak mümkün. Hükûmetler ve uluslararası organizasyonlar üretim kapasitesine, hazır beklemede kapasiteye yatırım yaparsa bunu başarmakla kalmayıp aşı çalışmalarını daha da hızlandıracak standart bir süre ve süreç bilgisine de sahip oluruz. Yani teoride, sekiz aydan bile daha kısa süre içinde bir aşı yapıp bunu dağıtmayı başarabiliriz.

CA: mRNA teknolojisini kanser ve diğer hastalıkların tedavisinde kullanmak konusunda geçen yıl yaşananlar size ne tür bilgiler veriyor? Bu nasıl bir yol izliyor?
UŞ: Şu an sahip olduğumuz şey, onaylanmış bir teknoloji ve onaylanmış bir ürün. Koronavirüs mRNA aşısı, mRNA’nın gücünü ve bu yaklaşımın güvenli olduğunu gösteriyor. Ek olarak, yeni bir teknolojiye ve yeni tedavi yöntemlerine kapı açıyor. Şu an kanser için kullandığımız mRNA molekülleri -- klinik geliştirmede şu an 10′dan fazla ürünümüz var -- kanserin farklı türlerine karşı çeşitliler. Bulaşıcı hastalık aşıları konusunda sahip olduğumuz başarının kanser immünoterapisinde de kullanılacağına güveniyorum.

UŞ: Düşündüğünüz zaman, hastalık denen durum, hücreler arası iletişimin bozulmasıdır. Örneğin oto immün hastalık, bağışıklık hücrelerinin normal hücrelere saldırması durumu. Ve gerçekten de bağışıklık sistemine bunu durdurmasını öğretecek haberci RNA terapileri tasarlayabiliriz. Üstelik tüm bağışıklık sistemini kısıtlamadan ve yalnızca saldırı yapan bağışıklık hücreleriyle iletişim kurarak. Daha fazla hassasiyet oranıyla daha spesifik olabiliriz.

CA: Son iki yıl içinde BioNTech’in başarısı, yaşanan harika gelişmeler neticesinde sanırım şirketin değeri tavan yaptı. Bu ikinizi de inanılmaz varlıklı yaptı, sanırım şu an ikiniz de milyardersiniz. Bunu deneyimlemek sizin için nasıl oldu? Bazen çok fazla para beraberinde çok sorun getiriyor. Bu bir dikkat dağınıklığı yaratıyor mu?
ÖT: İnovasyonu, temel görevi edinmiş bir şirket için çok fazla para hiçbir zaman sorun olmaz. Çünkü inovasyon demek yatırım demektir. Yoksa yalnızca iki tür ürün veya yüksek tıbbi ihtiyaçların çözümü için kademeli gelişim olurdu.
UŞ: Bu bize şirketimizi dönüştürmek için bir fırsat veriyor. Bu işe atıldığımızda -- 2020′nin başında içinde bulunduğumuz durumla kendimizi kıyasladığımızda klinik denemelerde bir grup ürün adayımız vardı fakat şirket her yıl veya iki yılda bir finansmana ihtiyaç duyuyordu. Şimdi ise şirketin tam vizyonunu gerçekleştirebileceği bir durumdayız. BioNTech’i karşılanmayan aşırı tıbbi ihtiyaç olduğu zaman yeni tür tedaviler sunmak için kurduk. Ama şimdi bunu daha geniş ölçekte yapabiliyor ve inovasyonları hastalara daha hızlı getirebiliyoruz.

17 Kasım 2020 Salı

COVID-19 Aşısı Hakkında

Pfizer’in ortak olarak neden BioNTech’i seçtiği insanların genelde pek dikkatini çekmemiş olabilir. Neden başka firma değil de BioNTech. Bunu açıklayayım. Önce bu aşının nasıl çalışacağını açıklamalıyım.

Virüsün mesajcı RNA’sı vücuda verilecek. Bu RNA’lar hücrelere girecek. Dolaysıyla hücreler virüsün protein yapısını –yani virüsün vücudunu- sentezlemeye başlayacak. Böylece virüs vücutta yayılacak. “Ee, virüsü vücudumuz oluşturacak o zaman!” şeklinde düşünülebilir. Elbette virüste bazı değişiklikler yapıldı. Aslında mRNA’sı oldukça kısaltıldı. Sadece virüsün dış yüzeyi de denebilecek diken proteinlerinin bir kısmını kodlayan bölümü vücuda verilecek. Yani hücreler, virüsün dış yüzeyinin bir kısmını oluşturacak. Tamamen işlevsiz virüs parçaları. İnsanın bağışıklık sistemi, bu parçalardan virüsü tanımış olacak. O vücut gerçek virüsle karşılaştığında artık hazırdır. Oysa geleneksel aşı yöntemlerinde, virüsün kendisi vücuda veriliyordu, etkisiz hale getirilmiş olarak. Bu da beklenmedik başka yan etkilere neden olabiliyordu.

İşte BioNTech’in seçilmesinin nedeni budur. Virüs genlerine müdahale edilmesi gerekiyordu. Bunun için bir biyoteknoloji şirketi gerekiyordu. BioNTech de başarılı şirket görünüyor. Çeşitli mesajcı RNA’lar tasarlıyordu zaten. Bağışıklık siteminin, bu yolla kanseri tanıyıp savunma geliştirmesini sağlamaya çalışıyordu! Euronews aşının mülkiyet hakkının BioNTech'e ait olacağını fakat ortaklık gereği Pfizer'a bazı imtiyazlar verileceğini aktarıyor.

Biyoteknoloji geliştikçe, hayatın içinde daha çok yer alıyor. Yapay genler, gittikçe daha fazla soruna pratik çözüm oluyor. İnsanlar genlere müdahale ederek bu konuda deneyim kazanıyorlar. Gelecekte, sebze meyveler başta çok çeşitli alanlarda kullanacaklardır. Belki organ oluşturarak, organ naklini kolaylaştıracaklar. Belki et klonlamak başarılarak zarar gören hayvan sayısını azaltacaklar, etin oluşturulmasını sağlayan şey içindeki genleridir sonuçta. Genler organiğin yazılımıdır. İhtiyaca göre değiştirilir, güncellenir.


Bunlar da İlginizi Çekebilir:
Domatesin Covid-19 Aşısı Olabilmesi
Genetiği Değiştirilmiş Organizmalar
Klonlama - Alıntı

6 Ağustos 2020 Perşembe

Domatesin Covid-19 Aşısı Olabilmesi

Aşıların seri üretiminin, bitki yetiştirme kolaylığında sağlanabildiğini düşünün. Üretimi ucuzlayacaktır. Aşılar daha çok insana yetebilecektir. Aslında Covid-19 gibi pandemilere önlem alabilmenin en verimli yolu, aşıyı bitkiye dahil edebilmektir. Böylece o bitki yetiştirildikçe, aşı da üretilmiş olacaktır.



Aşı üretiminde az bilinir yöntemlerden birisi, bitkileri antijen üretmek üzere bir “biyofabrika” olarak kullanmaya dayanır. Bitkilerin genetiği, örneğin virüs benzeri parçacıkları (VBP) üretebilmesi için değiştirilebilir. Virüs benzeri parçacık dediğimiz şeyler, virüslerin yapısal proteinleri ya da antijenlere birden fazla bölgeden bağlanarak insanlarda bağışıklık tepkisi oluşturan “multi-epitop” proteinleridir.”

“Nicotiana benthamiana, hızla üreyen, laboratuvarda kolaylık sağlayan ve yüksek biyokütle oluşturan tütün benzeri bir bitkidir ve bu yüzden aşı çalışmalarında yaygın olarak kullanılmaktadır. Fakat bilim insanları aynı zamanda marul, havuç, patates, pirinç, domates ve mısır gibi birçok farklı bitki ile de çalışmalar yapmakta.

2020’nin başından beri HIV, çocuk felci, hepatit-B, kuduz, HPV, kolera ve diğer birçok patojene ait 97 deneysel aşı, bu bitkilerde çoğaltılan antijenler ile üretildi. Çalışmalar MS gibi otoimmün hastalıklar ve kansere karşı bileşen üretiminde bile kullanıldı.

Söz konusu “bitki temelli aşılar”ın bir kısmı, klinik çalışmalara kadar ilerletildi. Medicago tarafından geliştirilen grip aşısı, Fraunhofer malarya aşısı ve Kentucky Biyoprocess tarafından bir antikor serumu olarak üretilen ZMapp adlı ilaç, genetik ile değiştirilmiş (GD) tütünler aracılığıyla üretilmişti. Zmapp, Afrika’da gerçekleşen 2014-2015 ve 2018-2019 tarihli Ebola salgınlarında hastalar üzerinde de uygulandı.

Günümüzde bitki temelli aşılar sadece bir hayal değil. Öyle kibir tanesi piyasaya dahi sürüldü: Gaucher hastalığının replasman tedavisinde kullanılan “taliglucerase alfa” enzimi, GD havuçlarda çoğaltılıyor ve biyoreaktörler yoluyla elde ediliyor.”

Bitkilerde üretilen aşıların kolay taşınması, depolama için soğuk zincir sistemine gerek duymaması ve dolayısıyla düşük maliyetli olması gibi birçok avantajı var. Ek olarak, klasik aşı üretimi yöntemlerinin aksine bitki temelli aşı üretiminde patojen ve toksinlerin çalışanlara bulaşma riski de bulunmuyor ki bu risk memeliler veya mikroorganizmalar üzerinde aşı üretimi sırasında endişe duyulan bir risk.”

“Süregelen COVID-19 aşı yarışında, “biyo-tarım” veya “moleküler tarım” olarak da bilinen bitkilerden yararlanma stratejisi de ihmal edilmiş değil. Yukarda bahsi geçen iki şirket, tütün bitkisini genetik ile değiştirerek virüs benzeri parçacıkları bitkiden elde etmek ve dolayısıyla antijen üretmek için çalışıyor. Bunlardan biri olan Kanada şirketi Medicago, eğer bu yenilikçi metot ve klinik testler Amerikan Gıda ve İlaç Dairesi’nin onayını alırsa, şirketin ayda 10 milyon doz aşı üretebileceğini belirtiyor. Öte yandan Amerikan şirketi Kentucky Biyoprocessing, kendi ürettikleri hızlı büyüyen GD tütünleri kullandığını, aşı için klinik öncesi testlere başladığını ve haftada 3 milyon doza kadar aşı üretebileceğini duyurdu.”

Yukarıda bahsettiğimiz bitki bazlı aşıların geleneksel aşılara göre bazı avantajları olmasına karşın uygulama yöntemleri hala enjeksiyonu -çocukların korkulu rüyası iğneleri- içeriyor. Peki ya aşı vurulmak yerine direkt olarak bağışıklık kazandıran genetik ile değiştirilmiş besinler -yani bir nevi yenilebilir aşı- tüketebilseydik?”

“Meksika’da UANL (Institute of the Autonomous University of Nuevo León) üniversitesinden genç bir biyoteknolog ve girişimci olan Garza, Cornell Alliance for Science ile yaptığı röportaj’da şunları söylüyor:

Avantajları apaçık ortada olmasına rağmen SARS-CoV-2’ye karşı ‘yenilebilir aşı’ üretim yöntemi, çok az araştırılmış bir alternatif. COVİD-19 sorunu, aşı niteliğinde olacak virüs proteinlerinin domateslerde üretilmesine odaklanarak çözülebilir.”

“Garza, şöyle anlatıyor:

Aşıların geleneksel olarak üretilmesi uzun zaman alan ve oldukça masraflı bir sürü biyokimyasal, immünolojik ve mikrobiyolojik metod gerektiriyor. Kullandığımız “tersine aşı” stratejisi, her bir patojen veya organizma için çok sayıda protein bulmamıza ve içlerinden en iyi antijen aşı adaylarını seçmemize yarıyor. Bu yöntem, klasik yöntemlerle üretilmesi çok karmaşık ve neredeyse imkânsız olan aşıları üretebilmemizi sağlıyor.”

Kısacası, Üretimden önce yapılan biyoenformatik modellemeler, işten tasarruf etmeyi ve patojenlere karşı en etkili antijenlerle çalışmayı; dolayısıyla en etkili aşıyı bulmayı sağlıyor.”

Buna benzer nitelikte literatürde bulunabilen tek çalışma, SARS-CoV antijenleri bulunduran bir domatesin geliştirilmesiydi. SARS-CoV,2002-2003 yılları arasında Güneydoğu Asya’da SARS epidemisine sebep oldu ve günümüzde COVID-19’a sebep olan virüs ile %70 genomik benzerliğe sahipti. Ancak geliştirilen transgenik domatesin farelerde SARS-CoV-1’e karşı yüksek değerlerde antijen üretmesine sebep olduğu kaydedilmesine rağmen klinik çalışmalara devam edilmedi.”

“Garza’nın da açıkladığı üzere, çalışma şu anda aşı üretebilmek amacıyla potansiyel epitopları belirleme ve analizini yapma aşamasında. Proje ilerledikçe şirketler ve araştırma merkezleri yardımıyla aday aşının klinik çalışmaları yapılmaya başlanacak.”

İğnelerin can yakıcılığından kurtulmanın dışında meyve ve yenilebilir bitkilerin insanların hastalıklara karşı bağışıklık kazanmasında aşı olarak kullanılmasının, aşının saflaştırılmadan ve işlemden geçirilmeden direkt olarak yenebilmesi gibi birçok yararı var.

Ham maddenin ek işlemden geçirilmeden doğrudan tüketilmesi (meyvenin direkt olarak yenmesi ya da biyokütle liyofilizasyonu ile sıvılaştırılmış jelatin hap veya tabletler yoluyla alınması), antijeni işlemden geçirme ve saflaştırma maliyetlerinden kurtardığı gibi bitki hücrelerinin midedeki koruyucu rollerinden dolayı antijenlerin mide-bağırsak yolunda bozulmasını da engelliyor.”

Yenilebilir aşıların antijen saflaştırma işleminden geçmemesi, muhtemelen düşük bütçe ile üretilebilmesini sağlayan ana faktör. Masrafın az olması ise düşük gelirli ülkelerde de aşının ulaşılabilir olması demek.

İstatistiklere göre, örneğin Çin’deki tüm insanlara yetecek hepatit-B aşısı için sadece 0.16km2 araziye ihtiyaç var; dünyadaki tüm çocuklar için ise bu rakam 0,8 km2 oluyor.”

“Her kıtadan birçok ülke GDO’ları deneysel olarak geliştiriyor ya da geliştirmiş olsa da, günümüzde sadece 26 ulus GDO’ların ticari kullanımıyla ilgili yasal düzenlemeleri hayata geçirdi. Avrupa Birliği’nde olduğu gibi, diğer birçok ülkede gerekli yasaların bulunmaması veya geri kalmış, işlevsiz çerçeve yasalar, yenebilir aşıların laboratuvardan piyasaya sürülmesinin nihai maliyetini arttırabilir ve böylelikle küçük-orta çaplı şirketlerin veya kamu kuruluşlarının bu teknolojiyi geliştirmesini zorlaştırabilir.”

“Hâlihazırda domates bitkileriyle COVID-19’a karşı aşı geliştirme çalışmalarının yapıldığı Meksika’da ise, GDO lara karşı olduğunu sık sık belirten bir başkanın rejimi altında yerel bilim insanları zor zamanlar yaşıyorlar. Dahası aynı başkan, genetik ile değiştirilmiş ürün karşıtlığıyla bilinen bir bilim insanını, ulusal bilim harcamalarından sorumlu devlet kuruluşu CONACYT’nin yöneticisi olarak atamıştı.”

“Yine de eğer bu umut vadeden yenebilir aşı çalışması – Meksikalı kamu sektöründe başlatılanlar- başarılı bir şekilde ilerlerse, klinik aşamalara ve üretimin hızlanmasına yönelik gelişmelerin kuzeye, ABD ya da Kanada’ya doğru, şirketlerin zaten COVID-19 moleküler ilaç tarımı yaptığı ve dünyanın en uyarlanabilir GDO hukuki çerçevelerinin olduğu yerlere kayması oldukça muhtemel. Bu durum, Meksika’daki biyolojik ilaç tarımı imkânlarına sahip yerel üniversitelerin yanında, yine Meksika’da bulunan CIMMYT, CINVESTAV ve INIFAP gibi tüm yüksek düzeyli araştırma merkezlerine ve tarımsal biyoteknoloji alanında çalışan dünyanın üst düzey bilim insanlarına rağmen gerçekleşebilir.”

Yenilebilir aşılar için temel problem, insanların GDO’lara karşı yanlış kanılarda bulunmasından ve GDO’nun çevreye ve sağlığa zararlı olduğuna dair keskin yargılarından kaynaklanıyor. Binlerce bilimsel araştırma ve 250’den fazla bilimsel kuruluşun açıklaması, GDO’nun güvenli olduğunu kanıtlarla destekliyor; ayrıca GDO’nun 20 yıllık geçmişi boyunca aksini kanıtlayan hiçbir etki görülmemesine rağmen önyargılar devam ediyor.Bizlere düşen nokta ise, GDO’ya dair doğru bilgileri, özellikle gelişmekte olan ülkelerde kamuya ve kanun yapıcılara bu gibi önemli anlarda yaymak oluyor.”

Belki COVID-19’a karşı başlattığımız aşı yarışında GD yiyecekler, milyonlarca insanı kurtarmakla beraber, yıllardır korkular ve yanlış bilgiler sonucu oluşan önyargıları da kırabilirler.”



Alıntılanan Makale: Genetiği Değiştirilmiş Domatesler, Yenilebilir COVID-19 Aşısı Olarak Kullanılabilir!