ölümsüzlük etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
ölümsüzlük etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

24 Şubat 2026 Salı

Yeniden Gençleşmek Mümkün Olabilecek mi! (Bölüm 2) – Biyoteknoloji

Önce yaşlanmanın gerçek nedenini özetleyelim: Epigenetik, DNA’nın üzerinde yer alır ve hangi genlerin okunacağını belirleyen bir rehber görevi görür. Böylece kalpte oluşan bir hücre sadece kalple ilgili genleri okur ve kalp hücresine dönüşür; karaciğerdeki ise sadece karaciğer genlerini okuyarak karaciğer hücresine dönüşür. David Sinclair’e göre yaşlanma, tıpkı bir DVD’nin zamanla çizilmesi gibi bu okuma bilgisinin bozulmasıdır. Yıllar geçtikçe epigenetik bozulmaya başlar. Hücreler yanlış genleri okur ve hasarlı hücrelere dönüşerek yaşlılık belirtilerini başlatır.

Yaşlanmak hep kaçınılmaz olarak mı kalacaktır? Artık bu durumun mucizevi bir çözümü olabilir; çoğu insan buna şaşıracak ve hatta inanmakta isteksiz olacaktır! Hücrelere uygulanan OSK yeniden programlama genleri, hücreyi başlangıçtaki "temiz" epigenetiğine kavuşturur; yani DVD cilalanmış olur. Bu hücre bölündüğünde ortaya genç ve sağlam bir hücre çıkar. Dokular gençleşmeye başlar. David Sinclair, 2023 yılında bu "Yaşlanmanın Bilgi Teorisi"ni laboratuvar ortamında kesin olarak kanıtladı.

Yapılan deneyde farelerin DNA'sına zarar vermeden sadece epigenetik paketlemesini bozdular. Fareler hızla yaşlandı! Ardından OSK genlerini uygulayarak epigenetiğin onarılmasını sağladılar. Fare yeniden gençleşti. Evet, farenin tüm bedeni yeniden gençleşti! Bu deney, yaşlanmanın temel nedeninin DNA hasarı değil, epigenetik bozulma (bilgi kaybı) olduğunu kanıtladı. Üstelik OSK uygulanarak bu bozulmanın onarılabileceğini ve bedenin tekrar gençleştirilebileceğini kesin olarak gösterdi!

Burada David Sinclair teorisini oluştururken izlediği adımları anlatıyor. Bu teknoloji henüz deneme aşamasında, insanlara uygulanmaya hazır değil. Ama sonraki nesil şanslı görünüyor!☺ Acaba bebeklere uygulanan Hepatit B Aşısı gibi gelecekte Gençleştirme Aşısı da zorunlu mu uygulanmalı. David Sinclair bu konuda da ilginç örnekler veriyor.☺

Not: Paragraf başlarında parantez içinde ön bilgiler verilmiştir.

***

(Farelerde Yamanaka Faktörlerini kodlayan genler haftada 2 gün etkinleştirildi. O fareler kardeşlerine göre daha genç kaldılar ve %40 daha uzun yaşadılar.)
Barcelona'daki Biyotıp Araştırma Enstitüsü Hücresel Plastisite ve Hastalık Laboratuvarı'nın lideri Manuel Serrano ve San Diego'daki Salk Biyolojik Araştırma Enstitüsü'nden Juan Carlos Izpisua Belmonte, doksisilin enjeksiyonu ile çalışır hale getirilebilecek, doğuştan tüm Yamanaka faktörlerine sahip fareler tasarladılar. Şimdilerde çok bilinirlik kazanan 2016 tarihli bir çalışmada Belmonte, LMNA diye bilinen, normalden erken yaşlanan bir fare ırkının Yamanaka faktörlerini, ömürleri boyunca haftada sadece iki gün tetikledi. Fareler, tedavi uygulanmayan kardeşlerine kıyasla daha genç kaldılar ve %40 daha uzun yaşadılar. Aynı çalışmada, normal yaşlı farelerin cilt ve böbreklerinin de daha çabuk iyileştiğini gösterdi.

(OSK Yeniden Programlama uygulanan fareler yeniden görmeye başladı! OSK, Yamanaka Faktörlerininden c-Myc geninin çıkarılmasıyla sağlanır.)
Ksander'in bir önceki sabah gözlemlediği sonuç, araştırma hayatının en heyecan verici günüydü: OSK yeniden programlama virüsümüz, farenin görme yetisini geri kazandırmıştı.
Birkaç hafta sonra Meredith, yeniden programlamanın göz içi basıncının artışı sonucu oluşan glokomun neden olduğu görme kaybını da tersine çevirdiğini gösterdi.
"Ne keşfettiğimizin farkında mısınız?" diye sordu Bruce. "Diğer herkes glokomun ilerlemesini yavaşlatmak için çalışıyor. Bu tedavi, yeniden görmeyi sağlıyor!"

(OSK Yeniden Programlama uygulanan optik sinir hücrelerinde yaşlanma saati tersine işledi. Yaşlı fareler tekrar görmeye başladı!)
EPİGENETİK YENİDEN PROGRAMLAMA, OPTİK SİNİRLERİN YENİDEN GELİŞMESİNİ SAĞLAR VE YAŞLI FARELERİN GÖRME YETENEĞİNİ GERİ KAZANDIRIR. Yaşlanmanın Bilgi Teorisi, görme kaybının mutasyonlar sırasında oluşan, genetikten ziyade epigenetik bilgi kaybı olduğunu öngörür. Fareler, Oct4, Sox2 ve Klf4 adı verilen yeniden programlama genleri ile enfekte edilirler. Böylece, hücrelerin yaşlanması, DNA'daki doğru metil etiketlerini kaldıran TET enzimleri tarafından tersine çevrilir, yaşlanma saati tersine işlemeye başlar ve bu süreç hücrelerin yenidoğanlar gibi hayatta kalmalarını ve büyümelerini sağlar.

(OSK Yeniden Programlama uygulanan sinir hücreleri yaşlanmıyor ve ölmüyor! Hasarlı hücreler OSK uygulanmazsa ölüyor.)
Claude Shannon'ın söylemiyle düzeltme cihazı, OSK genleriyle hücreleri enfekte ettiğimizde çalışır hâle gelir. Hücre bir şekilde gözlemciyle nasıl iletişim kuracağını bilir ve düzeltme verilerini kullanarak orijinal sinyali genç bir hücreninkiymiş gibi eski hâline döndürür.
Yuancheng için yeni sinirler geliştirmek ve görme yetisini geri kazandırmak yeterli değildi. Hasarlı nöronların DNA'sı incelendiğinde, yeniden programlama faktörleri tarafından engellenmeye çalışılan çok hızlı bir yaşlanma programından geçiyor gibi görünüyorlardı. Yeniden programlama faktörlerini alan nöronlar yaşlanmadılar ve ölmediler. Radikal bir fikir olsa da çok mantıklı; şiddetli hücresel hasar, hayatta kalma devresini engelliyor ve saat bir şekilde tersine dönmedikçe yaşlanmayı hızlandırarak hücre ölümüne yol açıyor.

(Gelecekte omurilik yaralanmaları bile onarılabilir ve felç tedavi edilebilir. Çünkü sinir hücrelerinin tekrar büyümesi ve bağlantı kurması sağlanabildi.)
En azından, gelecek çok ilginç görünüyor. Vücudumuzdaki onarılması en zor alanları onarabilir ve yenilenmesi en zor hücreleri yeniden oluşturabilirsek vücudumuzun ihtiyaç duyduğu herhangi bir hücre türünü yeniden üretemememiz için hiçbir neden yok. Bu, yeni omurilik yaralanmalarını onarmak anlamına gelebileceği gibi, aynı zamanda vücudumuzda yaşlanma ile hasara uğrayan, karaciğerden böbreğe, kalpten beyne kadar diğer doku türlerinin yeniden oluşturulması anlamına da gelebilir. Bu durumda hiçbir şey olanaksız değil.

(Bebeklere uygulanan Hepatit B Aşısı gibi gelecekte Gençleştirme Aşısı da zorunlu mu uygulanmalı; yoksa isteyen insanların yaşlanma özgürlüğü olmalı mı.)
Yeniden programlama, hastalık önleme amaçlı kullanım için yeterince güvenli hale gelirse, teknolojiyi etik kurallara oturtmak çok daha zor hale gelir. Hangi yaşta verilmeli? Antibiyotik aktivatörü veya yeniden programlama reçete edilmeden önce bir hastalığın ortaya çıkmasını mı beklemeliyiz? Ana akım doktorlar yardım etmeyi reddederse, insanlar yurtdışına mı gitmeli? Teknoloji sağlık maliyetlerinde anlamlı bir tasarruf sağlarsa, kullanımı zorunlu kılmalı mıyız?
Ve çocukların daha uzun, daha sağlıklı hayatlar yaşamalarına yardımcı olabilirsek bunu yapmak için ahlaki bir yükümlülüğümüz var mı? Yeniden programlama teknolojisi, bir çocuğun gözünü onarmaya veya bir omurga hasarının iyileşmesine yardımcı olabilecekse, genler bir kaza meydana gelmeden önce kişiye uygulanmalı mı? Ambulansta bir damla antibiyotik ile başlayacak şekilde genler, anında aktif olacak halde hazır tutulmalı mı?
Çiçek hastalığı gezegenimize geri dönecek olsaydı, çocuklarını aşılamayı reddeden ebeveynler toplumdan dışlanırdı. Yaygın bir çocukluk hastalığının güvenli ve etkili tedavisi mevcutken, bunu çocuklarının hayatını kurtarmak için kullanmayan ebeveynler, parens patriae doktrini hükmünce çocukları üzerindeki velayetlerini kaybedebilirler.
Her insan özgürce yaşlanma hürriyetine sahip olmalı mı? Yoksa bu seçim, çoğu durumda aşı kararları verilirken olduğu gibi, hem bireylerin hem de insanlığın iyiliği için mi yapılmalıdır? Gençleştirilmeyi tercih edenler, etmeyenlerin yerine ödeme yapmaya devam etmek zorunda kalır mı? Vaktinden önce aile bireylerine yük olacağını bildiğin halde gençleştirilmeyi kabul etmemek ahlaki açıdan yanlış mı?

(Aslında ilk Genetiği Değiştirilmiş Bebekler 2018’de yaratılmıştı bile!☺ Gerçi OSK yöntemiyle hücreleri gençleştirmek, genetik kodu değiştirmek değildir. Hücrenin orijinal DNA dizilimine dokunulmaz. Ama genetiği değiştirilmiş organizmalar (GDO) üzerinde yıllardır süregelen "doğaya müdahale" tartışmaları, yakında gençleşme teknolojileri için de alevlenecektir.)
Çinli araştırmacı He Jiankui, 2018'in sonlarında, dünyanın ilk genetiği değiştirilmiş çocuklarının yaratılmasına yardımcı olduğunu bildirdi. Doğan ikiz kızlar, bilim çevrelerinde "tasarımlanmış bebek" yapmak için genlerle oynamanın etiği hakkında tartışmalara yol açtı. Embriyolarda DNA hasarına neden olmanın yan etkileri ve gen düzenlemenin hassasiyeti konuları henüz tam olarak anlaşılamadığı için bilim camiasının tepkisi oldukça olumsuzdur. Söze dökülmemiş başka bir neden ise biliminsanlarının, gen düzenleme teknolojilerinin gerçek potansiyeli anlaşılmadan, GDO'ların yolundan gideceği ve politik veya mantık dışı nedenlerle yasa dışı hâle geleceği ile ilgili endişeleridir.
Bu korkular temelsiz olabilir. İlk genetiği değiştirilmiş çocuk haberleri 2000'lerin başında çıksaydı, küresel tartışmalara yol açar ve aylarca haber gündemini işgal ederdi. Protestocular laboratuvarlara saldırır ve devlet başkanları bu teknolojinin embriyolar üzerinde kullanımını yasaklardı. Ama zaman değişti. İnternette saatler süren bir haber döngüsünden sonra hikâye dünyanın önceliklerinin değişmesi ile sadece birkaç gün manşette kalabildi.

Alıntılar: Yaşam Döngüsü: Yaşlanmanın Sebepleri ve Nasıl Önlenebileceği Üzerine Devrim Yaratan Bir Teori - David A. Sinclair

21 Şubat 2026 Cumartesi

Yeniden Gençleşmek Mümkün Olabilecek mi! – Biyoteknoloji

 

Gençlik pınarı artık antik bir efsane değil, modern biyoteknoloji laboratuvarlarında şekillenen biyokimyasal bir gerçeklik olabilir mi? Yaşlanmayı kaçınılmaz bir son değil, tamir edilebilir bir 'DNA Okuma Hatası' olarak gören bu yeni bilimsel yaklaşım, insan ömrüne dair tüm bildiklerimizi sarsıyor!

Not: Paragraf başlarında parantez içinde ön bilgiler verilmiştir.

***

(Sirtuinler DNA'mızın onarımını kontrol ederler. Sağlığımızı, zindeliğimizi ve hayata tutunmamızı kontrol ederler. Bu genler “uzun ömür genleri” olarak da adlandırılır. Ancak yıllar geçtikçe etkinlikleri azalır. Bu yüzden yaşlılık belirtileri başlar. Acaba sirtuinleri tekrar etkinleştirebilmenin bir çözümü var mı!)
Yaşlanmanın bilgi teorisi, uzak atalarımızdan miras aldığımız "ilkel hayatta kalma devresi" ile başlar. Tahmin edebileceğiniz gibi, zamanla devre gelişti. Örnek olarak, memelilerdeki hayatta kalma devresi, ilk kez M. superstes'te ortaya çıkanlar gibi birkaç genden oluşmamıştır.
Biliminsanları, genomumuz içinde iki düzineden fazlasını buldular. Meslektaşlarımın çoğu, birçok organizmada hem ortalama hem de maksimum yaşam sürelerini uzatma yeteneği gösterdikleri için bunları "uzun ömür genleri" olarak adlandırıyorlar. Ancak bu genler sadece hayatı uzatmakla kalmaz, aynı zamanda daha sağlıklı hâle getirir, bu yüzden "canlılık genleri" olarak da düşünülebilirler.
Bu genler, birlikte hareket ederek vücudumuzda bir gözetim ağı oluşturur. Kan dolaşımına aktardıkları proteinler ve kimyasallarla farklı hücrelerde ve organlarda bulunan bu genler birbiriyle iletişim kurar, ne yediğimizi, ne kadar egzersiz yaptığımızı ve günün hangi saati olduğunu izleyerek gerekli müdahaleleri yaparlar. İşler zorlaştığında bize yavaşlamamızı, kolaylaştığında ise hızla büyümemizi ve çoğalmamızı söylerler.
Artık bu genlerin var olduğunu ve çoğunun ne yaptığını bildiğimize göre, bilimsel keşif bize onları inceleme, potansiyellerini hayal etme ve bizim için farklı şekillerde çalışmaya zorlamak gibi işler için kullanma fırsatı verdi. Hem doğal veya sentetik molekülleri kullanarak, hem basit veya karmaşık teknolojileri kullanarak hem de yeni ve eski bilgilerimizi kullanarak onları okuyabilir, başaşağı çevirebilir ve hatta tamamen değiştirebiliriz.
Üzerinde çalıştığım uzun ömür genleri, ilk olarak maya SIR2 geninde keşfedilen genler olup "sirtuin" olarak adlandırılıyor. Memelilerde SIRT1'den SIRT7'ye kadar yedi değişik sirtuin vardır ve bunlar vücuttaki hemen her hücrede bulunur. Araştırmama başladığımda, sirtuinler henüz bilimsel olarak gerçeklik kazanmamıştı. Şimdilerde, bu gen ailesi, tıbbi araştırma ve ilaç geliştirme çalışmalarının ön saflarında yer alıyor.
M. superstes organizmasındaki B geninin soyundan gelen histonlardan ve diğer proteinlerden asetil etiketlerini ayırarak DNA'nın paketlenmesini değiştiren, gerektiğinde genleri kapatıp açabilen enzimlerdir. Bu kritik epigenetik düzenleyiciler, hücresel kontrol sistemlerinin en tepesinde yer alıp ürememizi ve DNA'mızın onarımını kontrol ederler. Maya üzerinde yaşadıkları günlerden bu yana geçen birkaç milyar yıllık gelişimin ardından, sağlığımızı, zindeliğimizi ve hayata tutunmamızı kontrol etmek için evrimleştiler.
Ayrıca nikotinamid adenin dinükleotid veya NAD adı verilen bir moleküle ihtiyaç duyacak şekilde geliştiler. İlerleyen bölümlerde göreceğimiz gibi, yaşlandıkça karşımıza çıkan NAD kaybı ve bunun sonucunda ortaya çıkan sirtuin aktivitesindeki düşüşün, gençlikte değil ama yaşlılıkta vücudumuzun hastalık geliştirmesinin birincil nedeni olduğu düşünülüyor.
Onarım zamanlarında üremeyi durduran sirtuinler, stres zamanlarında vücudumuza "sıkı çalışmasını" emreder ve bizi diyabet ve kalp hastalığı, Alzaymır ve osteoporoz (kemik erimesi) hatta kanser gibi yaşlanmanın sebep olduğu belli başlı hastalıklara karşı korurlar. Ateroskleroz, metabolik bozukluklar, ülseratif kolit, artrit ve astım gibi hastalıkları tetikleyen kronik, hiperaktif inflamasyonu bastırırlar. Hücre ölümünü önledikleri gibi, hücrenin enerji kaynağı olan mitokondriyi güçlendirirler. Kas kaybı, kemik erimesi ve sarı nokta hastalığı ile savaşırlar.
Fareler üzerinde yapılan çalışmalar, sirtuinleri etkinleştirmenin DNA onarımını hızlandırmada, hafızayı iyileştirmede, egzersiz dayanıklılığını artırmada ve yediklerine bakılmaksızın farelerin zayıf kalmasında etkisi olabileceğini göstermiştir. Araştırmacılar, bu sonuçları Nature, Cell ve Science gibi hakemli bilim dergilerinde yayınlanan makalelerde ortaya koydular.

(NAD sirtuinlerin yakıtıdır.)
Shin-ichiro Imai ve Lenny Guarente, NAD'ın sirtuinler için yakıt işlevi olduğunu gösterdi. Yeterli NAD olmadan sirtuinler etkin çalışmaz. Yeterince yakıt olmadan, asetil gruplarını histonlardan ayıramazlar, genleri susturamazlar ve yaşam süresini uzatamazlar. Ve kesinlikle aktivatör resveratrolün ömrü uzatan etkisini göremezdik.

(Mayanın genleri değiştirilerek daha fazla NAD üretmesi sağlandı. Böylece maya hücrelerinin %50 daha uzun yaşadığı gözlemlendi!)
Mayada NAD'ı artırmanın yollarını araştırmanın riski çok az olduğu için ben ve laboratuvar çalışanlarım bunu tercih ettik. En kolay yol, mayada NAD üreten genleri belirlemekti. İlk önce B3 vitaminini NAD'a dönüştüren PNC1 adını verdiğimiz bir gen keşfettik. Bu keşif, bizi hücrenin içine dört kopya daha yerleştirerek PNC1 genini toplam beş taneye artırmaya yönlendirdi. Bu maya hücreleri %50 daha uzun yaşadılar. Ancak SIR2 genini çıkardığımızda bu etkiyi göstermediler. Hücreler fazladan NAD yapıyordu ve sirtuin hayatta kalma devresi devreye giriyordu!
Bunu insanlarda yapabilir miyiz? Teorik olarak, evet! Laboratuvarımda bunu yapacak teknolojiye sahibiz. PNC1 geninin insan eşdeğeri olan NAMPT'yi yerleştirmek için virüsleri kullanabiliyoruz. Fakat insanları genetik yapısı değiştirilmiş organizmalara dönüştürmek çok daha fazla bürokratik iş ve güvenlik ile ilgili önemli bilgi gerektirir çünkü riskler bir maya katliamından daha ciddidir. Bu nedenle, bir kez daha, aynı sonucu elde edecek daha güvenli molekülleri aramaya başladık.

(Sirtuinler etkinleşebilmek için NAD’a ihtiyaç duyar. NMN molekülü NAD sağlayabilir. Dolayısıyla canlıya daha fazla NMN molekülü verilerek sirtuinleri etkinleştirilebilir.)
Brenner'la aynı zamanlarda, bizim de dahil olduğumuz bir grup araştırmacı, hücrelerimiz tarafından üretilen ve avokado, brokoli ve lahana gibi yiyeceklerde bulunan bir bileşik olan nikotinamid mononükleotid veya NMN adlı bir kimyasal üzerinde çalışıyorduk. NR, vücutta önce NMN'ye, bu da daha sonra NAD'a dönüştürülür. Bir hayvana içinde NR veya NMN bulunan bir içecek verildiğinde, takip eden birkaç saatte vücudundaki NAD seviyeleri yaklaşık %25 artar, ki bu da yaklaşık olarak oruç tutmakla veya çokça egzersiz yapmakla eşdeğerdir.

(NMN molekülü yaşlı farelere veriliyor. O fareler yeniden canlanıyorlar!)
Bu molekül, sadece yaşlı fareleri ultra maratonculara dönüştürmekle kalmıyor. NMN tatbik edilen fareleri denge, koordinasyon, hız, güç ve hafızalarını da test eden çalışmalarda kullandık. Molekül uygulanan fareler ile uygulanmayanlar arasındaki fark şaşırtıcıydı. İnsan olsalardı, bu kemirgenler çoktan yaşlı vatandaş indirimlerinden yararlanabileceklerdi. Nikotinamid mononükleotid, onları Amerikan Ninja Savaşçısı programındaki yarışmacılara denk hâle getirmişti.

Diğer laboratuvarlar çalışmaları, NMN'nin böbrek hasarına, nörodejenerasyona, mitokondriyal hastalıklara ve yirmi yaşındaki çocukları tekerlekli sandalyeye mahkûm eden Friedreich Ataksisi adı verilen kalıtsal bir hastalığa karşı koruyucu olabileceğini göstermiştir.

(NMN molekülü farelerin ömürlerini uzatıyor!)
NMN'nin farelerde çok çeşitli rahatsızlıklar için etkili bir tedavi olduğunu ve yaşamın sonlarında verilse bile ömürlerini uzattığını biliyoruz. İlerleyen araştırmaların, birebir aynısı olmasa bile insan sağlığı üzerinde benzer bir etkiye sahip olabileceğini gösterdiğini biliyoruz.
Epigenetik görünüm açısından bunu nasıl yaptığına gelirsek NMN, gençlik programını devam ettirmek için epigenetik değişiklikleri baskılayacak uzun yaşam genlerimizi harekete geçirmeye yetecek kadar stres yüklemesi yapar.

(NMN verilen yaşlı fareler yeniden doğurganlıklarına kavuşuyorlar.)
NMN'nin, kemoterapi ile tüm yumurtaları yok olmuş veya "fare menopozuna" giren yaşlı farelerde doğurganlığı geri getirebildiğini görüyoruz. Bu sonuçlar, birçok kez yapıldığı ve farklı kişiler tarafından iki farklı laboratuvarda yeniden üretildiği hâlde, o kadar tartışmalı ki ekipten hiç kimse onları yayınlamak için oy kullanmadı. Ben hariç. Şimdilik yayınlanmamış hâlde bekletiliyorlar.

(NMN molekülü yumurtalıkların yeniden gençleşmesini sağlıyor! Yumurtalıklar sağlıklı çalışmaya başlıyor. Bu, diğer dokuların da yeniden gençleşmesini sağlayabileceğinin bir göstergesi olabilir!)
NMN'nin fonksiyonunu da hatırlamak gerekirse, aslen NAD'ı artırır ve bu da SIRT2 enziminin (sitoplasmada bulunan maya Sir2 enziminin insan versiyonu) aktivitesini artırır. Bulgularımıza göre SIRT2, olgunlaşmamış bir yumurtanın bölünme sürecini kontrol ederek babanın kromozomlarına yer açmak amacıyla olgun yumurtada anne kromozomlarının sadece bir kopyasının kalmasını sağlar. NMN veya ilave SIRT2 olmayan yaşlı farelerde, yumurtalar harap olur ve kromozomlar iki yerine çok sayıda parçaya ayrılır. Ancak yaşlı fareye birkaç hafta NMN uygulanırsa, yumurtaları aynı genç farelerinki gibi bozulmamış şekilde üretilir hâle gelir.
Bütün bunlar, insanlarda yumurtalık fonksiyonunun eski hâline getirilmesi ile ilgili ilk bulguların bu kadar büyüleyici olmasının nedenidir. Şayet doğruysa, yumurtalıklarda ömrü uzatmak, gençleştirmek ve yaşlanmayı tersine çevirmek için çalışan mekanizmalar, aynı şeyleri diğer organlarda yapmak için kullanabileceğimiz yollardır.

(David Sinclair NMN molekülünü babasında deniyor. Sonuç mucize oluyor. Babasının yaşlılık belirtileri yok oluyor; sanki yeniden gençleşmiş gibidir!)
Babam değişmez şüphecilerdendir. Yine de doymaz bir merakı vardır ve laboratuvarımdaki farelerle ilgili benden duyduklarına hayran kaldı. NMN mevzuata tabi bir madde değildir, takviye olarak kullanılmaktadır. Bunu bilerek, küçük dozlarda başlayarak denedi.
Farelerle insanlar arasında çok büyük farklar olduğunun farkındaydı. Başta bana ve soran herkese, "Hiçbir şey değişmedi. Nerden bileyim?" gibi cevaplar veriyordu.
NMN denemeye başlamasından yaklaşık altı ay sonra gelen açıklama ise çok şey anlatıyordu.
"Kendimi kaptırmak istemiyorum," dedi, "ama bir şeyler oluyor."
Bana, daha az yorgun hissettiğini söyledi. Daha az ağrı hissettiğini. Zihinsel olarak daha bilinçli olduğunu. "Arkadaşlarımı geride bırakıyorum," dedi. "Kendilerini yaşlı hissetmekten şikâyet ediyorlar, benimle yürüyüşe bile gelemiyorlar. Artık onlar gibi hissetmiyorum. Ağrım veya sancım yok. Artık spor salonunda kürek çekmede çok daha genç insanları yeniyorum." Bu arada doktoru, karaciğer enzimlerinin yirmi yıllık anormallikten sonra normale döndüğünü görünce şaşkına döndü.

ABD'ye bir sonraki ziyaretinde çok ince bir detayda başka bir şeyin değiştiğini fark ettim. Bunu bir anda fark ettim; annemin ölümünden bu yana ilk kez yüzüne gülümseme gelmişti.
Bugünlerde bir ergen gibi takılıyor. Tazmanya'nın en yüksek dağının zirvesine rüzgâr ve kar altında altı günlük bir yürüyüş. Aussie çalılıklarında üç tekerlekli bisiklet sürüşleri.

(Yine de, David Sinclair'in babasının eski canlılığına yeniden kavuşmasının nedeni bir plasebo etkisi de olabilir.)
Babamın yeniden canlanma hikayesi tamamen anekdotaldir, bilimsel araştırma sonucu olduğu söylenemez. Bu hikayeyi yakın zamanda bilimsel bir dergide yayınlamayacağım. Sonuçta plasebo, güçlü bir ilaç etkisi gösterebilir. Daha iyi hissetmesinin nedeni, aldığı NMN ve metformin kombinasyonu olabileceği gibi, sadece hayata yaklaşımında büyük bir değişikliğin zamanı olduğuna karar verdikten sonra edindiği kazanımlar da olabilir. Bunu kesin olarak bilebilmenin bir yolu yok.

Alıntılar: Yaşam Döngüsü: Yaşlanmanın Sebepleri ve Nasıl Önlenebileceği Üzerine Devrim Yaratan Bir Teori - David A. Sinclair


10 Şubat 2026 Salı

Yaşlanma Tersine Çevrilebilir mi? - Konferans

İnsanlar gelecekte yaşlanmaktan kaynaklı ölümü yenmeyi başarabilecek mi! Gerçekten kışkırtıcı bir konu! Yaşlanmak aslında bir “hastalık” olabilir mi. David Sinclair böyle olduğunu düşünüyor. Hem de tedavi edilebilir bir hastalık olduğunu düşünüyor! Bir zamanlar uçmanın imkansız olduğuna inanılırdı. 1903’te Wright Kardeşlerin başardığı o ilk uçuş haberi, dönemin insanları için epey sarsıcı oldu. Yakın gelecekte, “yaşlanmayı geri almanın başarıldığı” haberi daha sarsıcı olacaktır! İnsanlar buna inanmakta zorlanacaklardır.☺

İlginç bir şekilde Dr. Sinclair, yaşlanmayı tersine çevirebilen hapların 2035 yılına kadar kullanıma girebileceğine dair iddialı bir tahminde bulundu ve bilim insanlarının bir gün insan yaşam süresini neredeyse iki katına çıkaracak bir yol bulabileceğine inandığını söyledi. (NAD)

2020’de Dr. Sinclair, Yamanaka faktörleri adlı proteinleri kodlayan genleri aktive eden bir gen terapisinin farelerde görme kaybı gibi yaşlanma belirtilerini tersine çevirebildiğini gösteren bir çalışma yayımladı. Dr. Sinclair’e göre bu çığır açan çalışma, Yamanaka faktörlerini kodlayan genlerin aktif hâle getirilmesinin vücutta dokuları gençleştirmeye ve potansiyel olarak yaşlanmayı tersine çevirmeye yardımcı olabileceğini gösterdi. (NAD)

David Sinclair, Harvard Üniversitesi Tıp Fakültesi'nde Genetik Profesörüdür. 2023 yılında Cell dergisinde yayınladığı makaleyle "Yaşlanmanın Bilgi Teorisi"ni kanıtlamıştır. Teorisinin ayrıntılarını “Yaşam Döngüsü - Yaşlanmanın Sebepleri ve Nasıl Önlenebileceği Üzerine Devrim Yaratan Bir Teori” adlı kitapta anlatmıştır.


(Not: Konferansa henüz Türkçe alt yazı eklenmemiş.)


Kayıtlara geçmiş bir sözüm var: 150 yaşına kadar yaşayacak ilk insanın çoktan doğmuş olduğunu söylüyorum.
...

Kanserle savaştık, kalp hastalıklarıyla savaştık, Alzheimer’la savaşıyoruz. Peki ya yaşlanma? Sırf doğal ve yaygın diye yaşlanmayı bir hastalıktan farklı bir şey olarak görmeyi reddediyorum. Benim dünyamda yaşlanma tıbbi bir durumdur
...

Eskiden antioksidanların yaşlanmanın çaresi olduğunu düşünürdük ve süpermarkete giderseniz hâlâ bu saçmalıklarla karşılaşırsınız. Bu doğru değil. Antioksidanlar, solucanlar dâhil hiçbir canlının yaşam süresini anlamlı şekilde uzatamadı. Çünkü mesele yalnızca serbest radikal hasarı değil. Yapmamız gereken şey, vücudumuzun yaşlanmaya karşı doğal savunmalarını harekete geçirmek.
...

Benim çalıştığım gen grubu ise sirtuinler olarak adlandırılır; zorluklara, egzersize ve oruca yanıt verirler. Bu gen grubu ve bu genlerin ürettiği proteinler çevreyi algılar. Zor zamanlar olduğunu ve bunun bizi tehdit edebileceğini düşündüklerinde, vücudumuzu korumak için daha çok çalışırlar ve nihayetinde bizi ileri yaşlarda bile daha sağlıklı ve uzun ömürlü kılarlar. Sirtuinlerin yaptığı pek çok şey var, ancak beni uzun yaşamamızı sağladığına inandıran ana şey, epigenom dediğimiz yapıyı kontrol etmeleridir.

Epigenomu duymadıysanız şöyle düşünün: DNA’mız var. Mavi bir iplik olarak gösteriyorum. Dijital bilgidir; ATCG. Dört bazdan oluşur. İkili değil, dörtlü bir sistemdir. Epigenom dijital değildir; çoğunlukla analogdur. Analog bir cihaza sahip olacak kadar yaşlı olanlar bilir: kasetçalar, plakçalar, plaklar. Bunlar bozulur, çizilir ve bilgiyi kopyalamakta çok kötüdür. Epigenom için de durum aynıdır. Epigenetik bilgiyi kopyalamak pek iyi çalışmaz. Epigenom nedir? DNA’yı saran ve bir genin bir beyin hücresinde açık olması, karaciğer hücresinde kapalı olması gerektiğini söyleyen yapılardır. Başka bir genin bir deri hücresinde kapalı, böbrekte açık olması gibi. Epigenom budur. Büyük ölçüde DNA’nın üç boyutlu katlanma yapısından kaynaklanır ve bizi savunan bu sirtuinlere sessiz bilgi düzenleyicileri denir. Zaten sirtuin kelimesi buradan gelir: SIR. “tu” ise, 1990’larda MIT’de Lenny Guarente’nin laboratuvarında ömrü uzattığını gösterdiğimiz ilk maya geninin numarası olan ikiye karşılık gelir.

Şöyle bir benzetme yapayım: DNA, bir kompakt disk üzerindeki dijital bilgidir. Yeterince yaşlı olanlar bunun ne olduğunu bilir. Gençler için söyleyeyim, eskiden 20 şarkıyı bunun içine koyardık. Harika bir teknolojiydi. Bu sizin genomunuzdur, dijital bilgi. Epigenom ise okuyucudur. Vücudun farklı bölgelerinde, farklı hücre tiplerinde farklı şarkıları çalabilir. Benim yaşlanmaya neden olduğuna inandığım şey, bu şarkıların atlamasıdır; okuyucunun atlamasıdır. Peki şarkılar neden atlar? Çizikler yüzünden. Dolayısıyla yaşlanma, esasen bir kompakt diskteki çiziklerin müziği atlattığı ve sonunda hücrelerin yanlış genleri okuyarak hastalıklarla savaşma yeteneklerini kaybettiği bir süreçtir. İşlevlerini kaybederler. Bunama olur, kalp hastalığı olur, kanser olur, güçsüzlük olur. Yaşlanma budur. Ben buna Yaşlanmanın Bilgi Teorisi diyorum.

Bu teoriyle, epigenetik değişikliklerin yaşlanmaya neden olup olmadığını test edebiliriz. Eğer bu doğruysa, bu yapıları tekrar genç hâline döndürmek mümkün mü? Epigenomun bir yedek kopyası var mı? Başka bir deyişle, o CD’yi parlatıp gençliğimizin orijinal müziğini geri getirebilir miyiz?
...

Şimdi soru şu: Eğer epigenomu değiştirirsek, eğer CD’yi çizersek, eğer yaşlanmanın bilgi teorisi doğruysa, ne olur? Hızlandırılmış yaşlanma görürüz. Bu bir fare. Bu, laboratuvarımdaki kontrol faresi. Bu fareyi her açıdan aynı tuttuk, tek fark CD’sini çizmedik. Aynı anda, aynı anne babadan doğmuş kardeşini aldık ve üç hafta boyunca CD’deki çizikleri hızlandırdık. Epigenomunu bozduk ve hücreler kimliklerini kaybetmeye başladı. Fare bunu hissetmedi; röntgen çekilmesi gibi, onu hissetmezsiniz. Ama 10 ay sonra olan şey şuydu: yaşlı bir fare elde ettik. Bu sadece yaşlı görünen bir fare değil. Bu fare, genetik olarak birebir aynı olmasına rağmen kardeşinden yüzde 50 daha yaşlıydı. Bunlar aynı anda doğmuş ikizler. Biri yaşlı, biri değil.
...

Öncelikle yaşlanmanın küçük ölçekte geri çevrilmesine bakalım. Bu sirtuinlerin yaşlanmaya karşı savunma sağlayabildiğini biliyoruz, ama aynı zamanda onları aktive edersek bazı yönlerden tersine çevirebildiklerini de biliyoruz. Bunu, bitki dünyasından gelen moleküllerle yapabiliyoruz; bitkiler bu molekülleri yaşlanmalarını yavaşlatmak ve hayatta kalmak için üretirler. Bunlara xenohormetinler diyoruz. Geliştirilmekte olan ilaçlarımız var ve daha fazlası yolda. Özellikle ilgimizi çeken bir tanesi var ve buna NAD artırıcı deniyor. NAD, sirtuinler için bir yakıttır; resveratrol ise gaz pedalına benzer.

Bu yakıtı farelere verdiğimizde ne olduğuna bakalım. Bu farelerden biri, NMN adı verilen sirtuin aktive edici bir molekül alıyor: Nikotinamid Mononükleotid. Hangisinin yaşlı hâlinden gençleştiğini tahmin edebilirsiniz. Bunlar gerçekten çok yaşlı fareler; neredeyse iki yaşındalar ve sadece biri suyla birlikte NMN alıyor. Sağdaki fareyi seçerseniz yanılırsınız. Soldaki fare. 2018 yılında Cell dergisinde yayımladık ki sirtuinler aracılığıyla farelerin kalp-damar sistemini gençleştirmek mümkündür. Bunun gerçekten sirtuinler sayesinde olduğunu biliyoruz; çünkü bu genleri sildiğimizde bu etkiyi bu farelerde görmüyoruz.
...

Biz şunu bulduk: Eğer bu genlerin tamamını değil de sadece üçünü — Oct4, Sox2 ve Klf4, kısaca OSK — eklersek, bir farenin vücudunun yaşını geri alabiliyoruz; ama onu kök hücreye ya da tümöre dönüştürecek kadar geri götürmeden. Bu çalışma Aralık 2020’de yayımlandı. Nature dergisinin kapağı oldu ve derginin kapağında “Zamanı Geri Almak” yazıyordu.

Bu, o makaleden alınmış verilerden biri. Üç şey yaptık. Birincisi, bir farenin optik sinirini zedeledik. Üstteki görüntüde, ezilmiş sinirin öldüğünü görüyorsunuz. Turuncu boyanın soldaki beyne kadar uzanması gerekirken uzanmıyor. Ancak üç geni enjekte edip üç hafta boyunca aktive ettiğimiz yeniden programlanmış gözde, bu nöronların yeniden büyüdüğünü gördük. Bu nöronları ölçtük ve kelimenin tam anlamıyla üç hafta öncesine göre yaşlarının yarısına indiğini gördük. Genç sinirler, bildiğiniz gibi, yeniden büyür. Yetişkin sinirler büyümez. Bu, doğru yolda olduğumuza dair ilk göstergelerden biriydi.

Ayrıca o yapıları, yani epigenomu, CD’deki çizikleri inceledik ve bunların ortadan kalktığını gördük. İnsan dokusunu da laboratuvarda büyütebiliyoruz. Bunun insanlarda işe yarayıp yaramadığını henüz bilmiyoruz ama bunu laboratuvarda modelleyebiliyoruz. Bunlar, küçük mini beyinlere dönüştürülmüş insan pluripotent kök hücreleridir. Bunlar organoidlerdir. İnsan beyinlerine oldukça benzerler. Elektriksel aktiviteleri vardır. Sağ tarafta bu beyinleri yerleştirdiğimiz elektrotları görüyorsunuz. Bunu ölçebiliyoruz. Rüya gördüklerini düşünüyoruz. Düşünceleri var. Epigenomu bozarak onları yaşlandırabiliyoruz. Ve şimdi şunu gösterdik: Bu küçük beyinlerin yaşını sıfırladığımızda, düşünme yetilerini geri kazanıyorlar. Elektriksel aktivite geri geliyor.

Bu, bir gün beynin yaşını geri çevirdiğimizde hafızanızı geri kazanacağınız anlamına mı geliyor? Muhtemelen. Bunu artık yaşlı farelerde de yaptık. Beyinlerini gençleştirebiliyoruz, yaşlarını yarıya indirebiliyoruz ve öğrenme yetilerini geri kazanıyorlar.

Şöyle diyebilirsiniz: Kulağa harika geliyor ama bu ne zaman olacak? Benim umudum şu: İnsanlık tarihinde, uçuşun, Silikon Vadisi’nin, enerjinin ve kriptonun ortaya çıkışı kadar önemli bir dönüm noktasındayız. 22. yüzyıl biyoloji yüzyılı olacak. Yaşınızı ve yaşlanma hızınızı kontrol edebileceğiz. Sadece vücudun yaşlanmasını değil, kalbin yaşlanmasını ve hatta beynin yaşlanmasını da yavaşlatabileceğiz.

Bu yeni yaş geri çevirme araçları, hayatlarımızın gidişatını hayal bile edemeyeceğimiz şekilde kökten değiştirecek. Artık yaşımızı birkaç yıl geri alabildiğini gösteren çalışmalar yayımlanıyor; bunu Greg Fahy ve meslektaşları yaptı. Eğer bunu her yıl yaparsak, yani her yıl yaşınızı sadece bir yıl geri alırsak, ne olur? O zaman işler gerçekten ilginç hâle gelir. Ve bu, tanık olabilmek için hayatta kalmamız gereken dünyadır. Hepimiz doğru şeyleri yaparsak, buna tanık olacağız.

25 Ekim 2025 Cumartesi

Kan Satın Almak - Sahne

 

Richard: Bryce, asistanın mı?
Gavin: Hayır, elbette değil. O aktarım arkadaşım.
R: Yani?
G: Cidden parabiyozu bilmiyor musun sen?
R: Biliyorum diyemem.
G: Aslında bilimsel olarak ilgi çekici.
Fiziksel olarak fit, genç bir donörün kanını almak yaşlanma sürecini epey geciktiriyor!
Ve Bryce da bir sağlık timsali.
Şuna baksana. Nazi propaganda modellerine benziyor diğ mi!
R: Vaav!...

Gavin, Hooli’u kurmuştur ve çok zengin olabilmiştir. Kendisine genç, sağlıklı bir kan tedarikçisi tutar; böylece kendi bedenini de genç ve dinç tutabileceğine inanır. Bu sahnede Sergey Brin hicvedilmektedir.☺

Google'ın kurucularından olan Sergey Brin "ölüme çare bulmaktan" başka hiçbir şey ummuyor. Brin tarafından yönetilen Calico ise bu sorunu çözmek için bir ilaç şirketi olan AbbVie'ye ortak oldu. Bu uğurda milyarlarca dolar yatırım yapmış durumda!


Sahne: Silikon Vadisi

Sahnede aslında Clive M. McCoy’in deneyine hoş bir gönderme yapılıyor.
1956'da Cornell Üniversitesi'nden Clive M. McCoy, iki sıçanın kan damarlarını birbirine dikmişti. Bunlardan biri yaşlı ve bitkin, diğeriyse genç ve zindeydi. McCoy, yaşlı sıçanın gittikçe gençleştiğini, genç içinse durumun tam tersi olduğunu fark ettiğinde büyük bir şaşkınlık yaşamıştı.

Bunlar da İlginizi Çekebilir:
Ölümsüzlük Arayışı - Bilim
Google: Dijital ölümsüzlük 2045’te
Ölümsüz İnsan - Teknoloji
Dergi: Ölümsüzlük
Sayısal Beyin Üzerine Hayaller ve Düşünceler - Zihin Felsefesi


5 Ekim 2025 Pazar

Ölümsüzlük Arayışı - Bilim


Bu çok eski bir arayış ancak yeni olan şey, gezegendeki en zengin insanlardan bazılarının ilgisini çekmiş olması. Aslına bakarsanız Silikon Vadisi'nden girişimciler yaşlanma sürecini alt etmek için milyonlar harcıyorlar. Tüm dünyayı kablolarla donatmak yetmedi, bir sonraki amaçları sonsuza kadar yaşamak. Örneğin Google'ın kurucularından Sergey Brin "ölüme çare bulmaktan" başka hiçbir şey ummuyor. Brin tarafından yönetilen Calico ise bu sorunu çözmek için bir ilaç şirketi olan AbbVie'yle olan ortaklığına nihayetinde milyonlar aktarabilir. Oracle'ın kurucularından Larry Ellison faniliği kabullenmenin "anlaşılmaz" olduğunu düşünüyor. İnternet alanında çalışan Rus iş insanı Dmitry Itskov 10 bin yıl yaşamayı düşünürken, PayPal'in kurucularından Peter Thiel daha mütevazı bir şekilde 120 yıl kadar yaşamak istiyor. Brin gibi insanların desteği ve teknolojik gelişmeler sayesinde nihayet bu tarihi gizemi çözmek için modern bilimin tüm gücünü kullanabilir ve yaşam süremizi uzatabiliriz.

Son zamanlarda bilim insanları yaşlanma sürecinin en derin sırlarından bazılarını su yüzüne çıkardı. Yanlış başlangıçlarla süren yüzyılların ardından artık umut verici görünen, birkaç güvenilir ve sınanabilir kuram mevcut. Bunlar arasında kalori kısıtlaması [caloric restriction], telomeraz ve yaş genleri var.

Kalori kısıtlaması, bir hayvanın beslenme düzeninde kalori alımını ciddi bir biçimde sınırlama olarak adlandırılır. Ortalama olarak, yüzde 30 daha az kalori tüketen hayvanlar yüzde 30 oranında daha uzun yaşar. Bu; maya hücreleri, solucanlar, böcekler, fareler ve sıçanlar, kediler ve köpekler ile şimdi de primatlar üzerinde kanıtlanmıştır. Aslına bakarsanız bu yöntem, bilim insanları tarafından hayvanların tamamının yaşam süresini değiştirmek üzere şimdiye kadar sınanmış ve evrensel olarak kabul görmüş tek yöntemdir. (Henüz sınanmamış tek önemli hayvan insandır.)

Kuram, hayvanların vahşi yaşamda doğal olarak açlık sınırında yaşadığı yönündedir. Bu hayvanlar bolluk zamanında sahip oldukları sınırlı kaynakları üremeye ayırırken zor zamanlardaysa kaynaklarını korumak için kış uykusuna yakın bir duruma girerek kritik sürecini geçirirler. Hayvanları daha az beslemek ikinci biyolojik tepkiyi tetikler ve daha uzun yaşarlar.

Ne var ki kalori kısıtlamasının bu hayvanların halsizleşmesine, ağırkanlı hale gelmelerine ve cinselliğe olan ilgilerini yitirmelerine neden olmak gibi bir sorunu vardır. Böylelikle birçok insan yüzde 30 oranında daha az kalori alma görüşüne ayak direr. Bu nedenle ilaç endüstrisi bu süreci yöneten kimyasalları bulmayı ve göze batan yan etkileri olmadan kalori kısıtlamasının gücünden yararlanmayı arzuluyor.

Yakın zamanda resveratrol adında gelecek vadeden bir kimyasal ayrıştırılmıştır. Kırmızı şarapta bulunan resveratrol, yaşlanmanın temel bir bileşeni olan oksitlenme sürecini yavaşlattığı ortaya konmuş olan sirtuin molekülünün etkinleştirilmesine destek olur. Bu da bedenin yaşlanmaya bağlı moleküler hasardan korunmasına yardımcı olabilir.

Bir keresinde bu kimyasallarla yaşlanma süreci arasında bağlantı olduğunu gösteren ilk araştırmacılardan olan MIT'den Leonard P. Guarente'yle bir söyleşi yapmıştım. Bunu bir gençlik pınarı gibi benimseyen, beslenme alışkanlıklarına karşı aşırı hevesli insanların sayısından dolayı şaşkınlık içindeydi. Mesele ve resveratrol ile bu kimyasalların bunda payı olabilirdi. Bu olasılıkları araştırmak için Elysium Sağlık adında bir şirketin kurucuları arasında bile yerini aldı.

(Ön Not: Hücreler bölünerek vücudu sürekli yeniler. Yıllar geçer. Hücreler artık bölünemediğinde vücudu yenileyemez. O vücut artık yaşlılık belirtileri göstermeye başlar. Bir hücre her bölündüğünde telomer adı verilen kromozomların uçları bir parça kısalır. Nihayetinde telomerler öylesine kısalır ki kaybolur ve kromozomlar çökmeye başlar. O hücre artık bölünemez. Dolayısıyla vücudu yenilemekte bir etkisi kalmaz!)
Yaşlanmanın nedenini ortaya çıkaran bir diğer ipucu da biyolojik saatinizin düzenlenmesinde etkili olan telomerazdır. Bir hücre her bölündüğünde telomer adı verilen kromozomların uçları bir parça kısalır. Nihayetinde telomerler ortalama elli, altmış bölünmenin ardından öylesine kısalır ki kaybolur ve kromozomlar çökmeye başlar. Böylelikle hücre bir yaşlılık durumuna geçerek artık doğru bir biçimde işlev gösteremez. Yani bir hücrenin kaç kez bölünebileceğine ilişkin Hayflick sınırı adı verilen bir sınır söz konusudur. (Dr. Leonard Hayflick'e, ölümün çaresi için Hayflick sınırının bir şekilde tersine döndürülüp döndürülemeyeceğini sorduğumda bana gülmüştü. Son derece kuşkucu bir insandı ve bu biyolojik sınırın yaşlanma sürecinde temel bir gereklilik olduğunun farkındaydı. Yine de sonuçları üzerine çalışmalar halen sürüyor ve yaşlanma, farklı birçok yol içeren, karmaşık bir biyokimyasal süreç olduğundan bizler insanlardaki o sınırı değiştirmekten çok uzağız.)

Nobel ödüllü Elizabeth Blackburn bu konu hakkında daha iyimserdir ve "Genetik dahil olmak üzere her belirti, yaşlanmayla başa gelen fena şeyler ile [telomerler arasında] bir kısım nedensellik olduğunu söyler." der. Kısalan telomerler ve belirli hastalıklar arasında da doğrudan bağlantı olduğunu ifade eder. Örneğin kısalmış telomerleriniz varsa yani telomerleriniz uzunluk bakımından dipteki üçte birlik bölümdeyse kalp ve damarlara ilişkin rahatsızlıklara sahip olma riskiniz yüzde 40 daha fazladır. Blackburn; sözlerini, "Kalp hastalığı, şeker hastalığı, kanser ve hatta Alzheimer gibi öldürücü hastalıkların altında yatan neden telomer kısalması gibi duruyor." diye tamamlıyor.

Son zamanlarda bilim insanları Blackburn ve meslektaşları tarafından keşfedilen ve telomerlerin kısalmasını engelleyen bir enzim olan telomerazla deneyler yapıyor. Bu bir bakıma "saati durdurabilir." Deri hücreleri telomeraza daldırıldığında Hayflick sınırının çok ötesinde, sonsuz kez bölünebilirler. O sıralar Geron Şirketi'nde olan ve telomerazla deneyler yapıp laboratuvarda bir deri hücresini "ölümsüzleştirebileceğini," böylece onu sonsuza kadar yaşatabileceğini iddia eden Dr. Michael D. West'le görüşmüştüm. Laboratuvarındaki deri hücreleri, yalnızca elli, altmış değil, yüzlerce kez bölünebiliyordu.
(Not: Gelecekte hücrelerin sürekli bölünmesini sağlayacak bir yöntem keşfedilebilir. Böylece vücut da sürekli yenilenir. Yaşlanma süreci tarihe karışır!)

Ne var ki telomerazın büyük bir dikkatle düzenlenmesi gerektiği vurgulanmalıdır çünkü kanser hücreleri de ölümsüzdür ve bu ölümsüzlüğe erişmek için telomerazlardan yararlanırlar. Aslına bakarsanız kanser hücrelerini normal hücrelerden ayıran şeylerden biri, sonsuza kadar yaşamaları ve sonunda sizi öldürebilecek olan tümörleri oluşturarak sınırsız bir şekilde çoğalmalarıdır. Bu durumda kanser, telomeraz kullanımının istenmeyen bir yan ürünü olabilir.

YAŞLANMANIN GENETİĞİ

Yaşlanmayı yenmek için bir diğer olasılık da gen manipülasyonudur.

Yaşlanmanın büyük oranda genlerimizden etkilenen bir şey olduğu açıkça ortadadır. Kozalarından çıkan kelebekler yalnızca birkaç gün ya da birkaç hafta yaşar. Laboratuvarlarda incelenen fareler genellikle en fazla iki yıl kadar yaşar. Köpekler de insanlardan yedi kat daha hızlı yaşlanarak on yıldan biraz fazla yaşar.

Hayvanlar alemine bakınca, yaşam süreleri hesaplanamayacak kadar uzun olanlarla da karşılaşırız. 2016 yılında araştırmacılar, kutup balinasının 200 yıllık ömrünü aşan Grönland köpekbalığının ortalama ömrünün 272 yıl olduğunu belirterek Science dergisinde onu en uzun yaşayan omurgalı ilan ettiler. Bu köpekbalıklarının yaşlarını, gözlerinde zamanla tek tek, soğan halkası gibi gelişen dokunun katmanlarını inceleyerek bulan araştırmacılar; biri 392, diğeriyse 512 yaşında olabilecek köpekbalıkları bile buldular.

Farklı genetik yapıya sahip değişik türler yaşam sürelerine ilişkin beklenti açısından büyük bir çeşitlilik gösterir. Çalışmalar, tek yumurta ikizlerinin yaşam sürelerinin birbirine çok yakın olduğunu ve rastgele seçilen insanlarda ise bu sürelerin birbirinden çok farklı olduğunu ortaya koymuştur.

Kısacası yaşlanma en azından kısmen bile olsa genlere bağlıysa, işin anahtarı bunu yöneten genleri ayrıştırmaktadır. Buna yönelik farklı yaklaşımlar mevcuttur.

Umut verici bir yaklaşım, gençlerin genlerini incelemek ve daha sonra bu genleri yaşlılarınkilerle karşılaştırmaktır. Bir bilgisayar kullanarak iki grubun karşılaştırılmasıyla yaşlanmanın neden olduğu genetik hasarın çoğunun gerçekleştiği yer hızla yalıtılabilir.

Örneğin bir arabadaki yaşlanma temel olarak oksitlenmenin ve aşınmanın en büyük zararı verdiği motorda gerçekleşir. Bir hücrenin "motorları" da mitokondirilerdir. Şeker burada enerji üretmek için oksitlenir. Mitokondrideki DNA'ya ilişkin yapılan dikkatli bir inceleme, hataların burada yoğunlaştığını gösterir. Umudumuz, günün birinde bilim insanlarının, hücrelerin kendi onarım mekanizmalarını mitokondrideki hataların artışını tersine döndürmekte kullanabilecek olması ve bu sayede hücrelerin yararlı yaşamlarını uzatması yönündedir.

Boston Üniversitesi'nden Thomas Perls, bazı insanların daha uzun süre yaşamaya genetik olarak yatkın olduğu varsayımıyla yüz yaşını aşmış kişilerin genlerini incelemiş ve bu kişileri hastalıklara karşı bir şekilde daha az kırılgan kılan ve genler için yaşlanma sürecini yavaşlattığı görülen 281 gösterge tespit etmiştir.

Yaşlanma mekanizması yavaş yavaş açığa çıkarılıyor ve pek çok bilim insanı bunun gelecek on yıllar içinde yönetilebileceğine ilişkin temkinli bir iyimserlik taşıyor. Görünen o ki araştırmaları, yaşlanmanın DNA'mızdaki ve hücrelerimizdeki hataların toplamından başka bir şey olmadığını ve belki de bir gün bunları yakalayabileceğimizi ya da hatta zararlarını tersine döndürebileceğimizi gösteriyor. (Hatta Harvard'dan bazı bilim insanları araştırmaları konusunda o kadar iyimser ki laboratuvarlarında yapılan ileri yaşlanma çalışmalarından gelir elde etmek için şirketler bile kurdular.)

Sözün özü, genlerimizin ne kadar yaşadığımız konusunda önemli bir payı olduğu inkâr edilemez bir gerçek. Sorun, bu süreçte hangi genlerin işin içinde olduğunu tespit etmekte, çevresel etkenleri elemekte ve bu genleri değiştirmekte ortaya çıkıyor.

TARTIŞMALI YAŞLANMA KURAMLARI

Yaşlanma hakkındaki en eski anlatılardan biri, sanki gençlik vampir efsanelerindeki gibi bir kişiden diğerine aktarılabilir bir şeymiş gibi, genç birinin kanını içerek ya da ruhunu tüketerek sonsuz gençliğe erişilebileceğidir. Örneğin Sukkubus, öpüştüğünde karşısındaki bedenin gençliğini emerek sonsuza kadar genç kalan güzel bir efsanevi yaratıktır.

Modern araştırmalar bu fikrin gerçekçi bir özü olduğunu gösteriyor. 1956'da Cornell Üniversitesi'nden Clive M. McCoy, iki sıçanın kan damarlarını birbirine dikmişti. Bunlardan biri yaşlı ve bitkin, diğeriyse genç ve zindeydi. McCoy, yaşlı sıçanın gittikçe gençleştiğini, genç içinse durumun tam tersi olduğunu fark ettiğinde büyük bir şaşkınlık yaşamıştı.

Harvard Üniversitesi'nden Amy Wagers on yıllar sonra, 2014 yılında bu deneyi yeniden gerçekleştirdi. Şaşkınlık içinde, fareler arasında yine aynı gençleştirme etkisi olduğunu buldu. Bunun üzerine, bu sürecin nedeni gibi görünen GDF11 adında bir proteini ayrıştırdı. Elde ettiği sonuçlar öylesine dikkat çekiciydi ki Science dergisi bunu yılın en büyük on buluşundan biri olarak seçti. Bu çarpıcı iddiadan bu yana başka gruplar bu araştırmayı yinelemeye çalıştı, ne var ki karışık sonuçlar elde etti. Bu nedenle GDF11'in yaşlanmayla mücadelede değerli bir silah olup olmayacağı halen belirsizliğini koruyor.

Alıntı: İnsanlığın Geleceği - Michio Kaku


Gelecekte yaşlanmayla bağlantılı olabilecek genler tespit edilebilir. O genler değiştirilebilir. Böylece insan vücudu sürekli yenilenmeye başlar. İşte insan da bir Genetiği Değiştirilmiş İnsan olmuştur artık! O günler geldiğinde; bebek yapmak isteyen insanların önlerinde iki seçenek olacak: “Doğal olarak yaşlanan bir bebeğe sahip olmak” ya da “Sürekli yenilenen bir vücuda sahip olarak belki de hiç ölmeyecek bir bebeğe sahip olmak” seçeneklerdir. İkinci seçenek için bebek henüz embriyo halindeyken genlerinin değiştirilmesi gerekiyor! GDO (Genetiği Değiştirilmiş Organizma) karşıtı insanlar vardır. Onlar çok tereddüt edeceklerdir. Ama onlar bile bebeklerinden bu hakkı esirgeyemeyeceklerdir!

İnsanlar ölümsüz oldukları zaman Dünya nüfusu artmayacak mı! Genlerin değiştirilmesi pahalı bir işlem olacak, muhtemelen ilk dönemlerinde. Bu yüzden bebeklerin genlerinin değiştirilmesi, az sayıda insanda merak uyandırabilecektir. Dünya’ya kendilerinden bir şeyler bırakmak için bebek yapmak, Yaşlanmayan İnsanların zaten ilgilerini çekmeyecektir. Yani nüfus artışının GD İnsanlar yüzünden olmayacağını öngörebiliriz. Biraz daha uzak gelecekte Dünya göç vermeye başlayabilir! Teknolojik gelişmeler sayesinde başka gezegenler de yaşanılabilir hale getirilebilir. İnsanlar o gezegenlere yayılır. Böylece nüfus artışı artık eskisi kadar büyük bir sorun olmaktan çıkar!

31 Ağustos 2025 Pazar

Ölümsüzlük ve Işınlanmak – Bilim

 

Yıldızlararası bir yolculuk on yıllar ve hatta yüz yıllar sürebilir; bu nedenle kendimizin genetik mühendisliğini yaparak uzayın derinliklerinde uzayan süreler boyunca hayatta kalmak için belki de insanın ömrünü uzatacak değişiklikler yapmamız gerekebilir. Her ne kadar bir gençlik çeşmesi bugün için mümkün görünmese de bilim insanları yaşlanma sürecini yavaşlatacak ve belki de tamamen durduracak umut verici yolları keşfetme aşamasında. Torunlarımız bir tür ölümsüzlüğün keyfini sürebilir. Dahası, bedenlerimizi farklı kütleçekimlerindeki, atmosferik yapılardaki ve ekolojilerdeki uzak gezegenlerde gelişim göstermek üzere genetik olarak düzenlememiz de gerekebilir.

İnsan beynindeki her bir nöronu haritalandıracak olan İnsan Konektom Projesi (Human Connectome Project) sayesinde günün birinde belki de yıldızlararası yolculuğa ilişkin birçok sorunu ortadan kaldırarak konektomlarımızı dev lazer ışınları aracılığıyla uzaya yollayabiliriz. Ben buna lazer ışınlanma (laser porting) adını veriyorum; belki bunun aracılığıyla bilincimiz gökadayı ve hatta evreni ışık hızında keşfetmek üzere özgür kalır ve böylelikle yıldızlararası yolculuğun kimi tehlikelerine ilişkin endişelerimizden kurtuluruz.

Yüz yıl önce yaşamış atalarımız şimdiki bizi büyücülere ya da sihirbazlara benzeteceğini düşünürsek, biz bundan yüz yıl sonraki torunlarımızı nasıl görürüz?

Büyük olasılıkla torunlarımızı Yunan tanrıları gibi görürdük. Merkür gibi yakınlardaki gezegenleri ziyaret etmek için uzayda süzülebilirler. Venüs gibi mükemmel, ölümsüz bedenlere sahip olabilirler. Apollo gibi Güneş’in enerjisine sonsuz erişimleri olabilir. Zeus gibi zihinsel komutlar verebilir ve isteklerini gerçekleştirebilirler. Dahası, genetik mühendislikten yararlanarak Pegasus gibi efsanevi hayvanlar yaratıverirler.

Bir diğer deyişle kaderimizde, bir zamanlar korkulan ve tapılan tanrılar olmak yazılı. Bilim bize evreni kendi suretimizde biçimlendirebileceğimiz araçları sağlayacak. Asıl soru, bu büyük tanrısal güce eşlik edecek bir Soloman bilgeliğine sahip olup olmayacağımızdır.

Alıntı: İnsanlığın Geleceği - Michio Kaku

***

Gelecekte evrende yapılacak yolculuklar yüzyıllar sürecektir. İnsan ömrünün bu yolculuğa yetebilmesi gerekiyor. Bu nedenle insan genlerinin değiştirilmesi kaçınılmaz. Gen mühendisliğiyle yaşlanmak engellenebilir. Belki ölümsüzlük bile sağlanabilir. Ayrıca insanın gittiği gezegene uyum sağlayabilmesi orada yaşamını kolaylaştıracaktır. Dolayısıyla gelecekte farklı kütleçekimlerindeki, atmosferik yapılardaki ve ekolojideki gezegenlerle uyumlu olabilecek şekilde genlerimiz düzenlenmesi gerekecektir.

Yine de bedenlerimizi uzak gezegenlere göndermek gerçekten çok zahmetli olabilir. Yolculuk uzun  sürecektir. Üstelik bedeni dondurmak başarılamazsa sıkıcı bir seyahat olacaktır. Işınlanmak oldukça pratik olurdu. Peki ışınlanma nasıl sağlanabilir. Bizi tanımlayan asıl varlığımız bilincimizdir. Bilincimiz, beynimizdeki sinir bağlantılarımızda gizlidir. İnsan Konektom Projesi (Human Connectome Project) gibi projelerle sinir bağlantılarımızın haritası çıkarılmaya çalışılıyor. Gelecekte sinir bağlantılarımızı eksiksiz haritalandırmak başarılabilir. İşte bu “sinir bağlantıları haritası verisi”, lazer ışınlarıyla başka gezegene gönderilebilir. Ulaştığı gezegende robota yüklenir. Haritası yüklenen kişinin bilinci, o robotta yaşamaya devam eder. Kişiyi tanımlayan bu harita verisi ışık hızıyla gitmiş olacaktır. Yani ışınlamış olur! Ama şu durum da var: O gezegene robotun önceden gönderilmiş olması gerekiyor – ya da o gezegende robotu oluşturacak tohum makinelerin önceden gönderilmiş olması gerekiyor. Bu da yine yüzyıllar sürebilir. Ayrıca şöyle bir detay da var. Kişinin bilinci başka gezegene gider, ama kopya olarak gitmiş olur. Asıl kişi de Dünya’da yaşamaya devam eder. Yani kişi klonlanmış olur. Dünya’da kalan kişi ile gezegene gönderilen kişi iki ayrı yaşam sürmeye başlar.

17 Mart 2025 Pazartesi

Yaşlanmamak Hatta Gençleşmek Mümkün Olabilecek mi - Bilim

Yaşlanmanın tedavisi, The Substance gibi çılgın bir bilimkurgu filminden fırlamış gibi duruyor.

Ancak bilim insanları artık bunu gerçeğe dönüştürmeye yakın olabilir.

Japonya'daki Osaka Üniversitesi'nden araştırmacılar, yaşlanma sürecini tersine çevirebilecek hücresel bir 'ana anahtar' bulduklarını iddia ediyor.

AP2A1 adı verilen bu protein, vücudun biyolojik saatini geri çevirecek ve yaşlanmanın yol açtığı hasarı ortadan kaldıracak gelecekteki tedavilerin anahtarı olabilir.

Vücudumuz yaşlandıkça, bölünmesi ve gerektiği gibi çalışması duran yaşlı veya 'yaşlı' hücrelerin sayısı artar.

Bu 'zombi hücreler' ölmüyor, aksine büyümeye devam ediyor ve yaşa bağlı hastalıklara yol açan iltihaplı kimyasallar salgılıyor.

Ancak araştırmacılar, sadece AP2A1 proteininin miktarını azaltarak yaşlı hücreleri genç ve sağlıklı hücrelere dönüştürebileceklerini keşfettiler.

Teoride bu, bilim insanlarının hücresel düzeyde yaşlanma sürecini tersine çevirerek Alzheimer veya artrit gibi yaşa bağlı hastalıkların nedenini ortadan kaldırabileceği anlamına geliyor.

(Bilim insanları, vücudun doğal yaşlanma sürecini tersine çevirebilecek hücresel bir 'ana anahtar' keşfettiklerini söylüyorlar)

Vücudun yaşlanma süreci inanılmaz derecede karmaşıktır ve yaşlanmamızın tek bir sorumlusu yoktur.

Ancak hücre yaşlanması, yaşlanmanın olumsuz sonuçlarını ortaya çıkarmada önemli rol oynayan bir süreçtir.

Çalışmada yer almayan Brighton Üniversitesi'nden hücre yaşlanması uzmanı Profesör Richard Faragher, "Normal hücreler, kanser önleme mekanizması olarak bölünmeye çağrıldıkları zamanların sayısını izler" diyor.

'Bu nedenle, değişken sayıda bölünmeden sonra bu hücreler yaşlı hale gelir, yani bir daha bölünmemelerini sağlayacak yolları aktive ederler.'

Yaşlanan hücreler ayrıca 'davranış biçimlerini kökten değiştirirler' ve çevre dokuyu parçalayan iltihaplı moleküller ve enzimler üretmeye başlarlar.

Profesör Faragher, 'Bunlar esasen vücut için zehirli hale geliyor' diyor.

Bu süreç hücrede pek çok değişikliğe neden olur ancak en belirginlerinden biri hücrelerin genç bir hücrenin boyutunun altı katına kadar büyümesidir.

Yaşlanan hücreler büyüdükçe, hücre boyunca uzanan ve hücreye ek destek sağlayan kalın, iskele benzeri 'stres lifleri' oluştururlar.

(Bilim kurgu filmi The Substance'dan bir sahneye benzese de araştırmacılar, bu ana anahtarın hücreleri genç bir duruma getirerek yaşlanmayı 'iyileştiren' tedaviler üretmek için kullanılabileceğini söylüyor.)

Osaka Üniversitesi'nden baş yazar Dr. Pirawan Chantachotikul şunları söylüyor: 'Bu yaşlanan hücrelerin nasıl bu kadar büyük boyutlarını koruyabildiklerini hâlâ anlayamıyoruz.

'İlginç bir ipucu da, stres liflerinin yaşlı hücrelerde genç hücrelere göre çok daha kalın olması ve bu liflerdeki proteinlerin bu hücrelerin boyutunu desteklemeye yardımcı olduğunu göstermesidir.'

AP2A1'in stres liflerini koruyan süreçlerde yer alması nedeniyle Dr. Chantachotikul ve meslektaşları bunun hücre yaşlanmasıyla da bir bağlantısı olup olmadığını araştırmaya karar verdiler.

Araştırmacılar, RNA interferansı adı verilen bir işlem kullanarak, fibroblast adı verilen insan deri hücrelerindeki DNA'nın bazı kısımlarını engellemek için özel olarak tasarlanmış genetik materyal parçaları oluşturdular.

Esasında bu süreç, hücrede doğal olarak AP2A1 üretecek sistemlerin çalışmasını durdurdu ve bu da hücrede daha düşük seviyelerin oluşmasına yol açtı.

AP2A1 miktarı azaltıldığında hücreler normal boyutlarına döndü, tekrar bölünmeye başladı ve gençlik belirtileri gösterdi.

Öte yandan araştırmacılar AP2A1 miktarını artırdıklarında hücrelerin daha da büyümeye başladığını ve daha kalın stres lifleri ürettiğini gördüler.

Osaka Üniversitesi'nden çalışmanın kıdemli yazarı Dr. Shinji Deguchi, sonuçları 'çok ilgi çekici' olarak nitelendirdi.

(Araştırmacılar fibroblast adı verilen insan derisindeki hücreleri incelediler. AP2A1 proteininin seviyeleri azaldığında, hücreler eski veya 'yaşlı' durumlarını terk edip tekrar bölünmeye başladılar)
(Araştırmacılar, yaşlı hücrelerin anormal boyutlara ulaşmalarına yardımcı olan daha büyük stres liflerine sahip olduğunu buldular. AP2A1 bu stres liflerinin büyümesine yardımcı olduğundan, hücre yaşlanmasında da önemli bir rol oynar)

'Yaşlı hücrelerde AP2A1'in baskılanması yaşlanmayı tersine çevirdi ve hücre gençleşmesini teşvik etti, genç hücrelerde ise AP2A1'in aşırı ekspresyonu yaşlanmayı ilerletti' dedi. 

Benzer şekilde, araştırmacılar UV ışığı veya ilaç tedavileri kullanılarak yapay olarak yaşlandırılmış hücrelerde, o yaştaki hücreler için beklediklerinden daha yüksek AP2A1 seviyeleri buldular.

Bu sonuçlar vücudun çeşitli bölgelerindeki organların yüzeyini veya organların yüzeyini kaplayan epitel hücrelerinde de tekrarlandı.

Bu, AP2A1'in yaşlanma sürecinin evrensel bir parçası olabileceğini, yaşlanmanın nasıl ve vücudun neresinde meydana geldiğinden bağımsız olarak gösteriyor.

Bu bulgular, AP2A1'i kontrol eden tedavilerin yaşlanmaya karşı bir 'tedavi' olarak kullanılması olasılığını gündeme getiriyor.

Yaşlanan hücreler yaşa bağlı hastalıkların tek nedeni olmasa da, yaşlılığın en kötü etkilerinden bazılarının oluşmasında önemli rol oynarlar.

Profesör Faragher şöyle açıklıyor: 'Yaşlanan hücreler kötü davranıyorlar çünkü bağışıklık sistemine gelip onları yok etmesi için sinyal gönderiyorlar, ancak bağışıklık sisteminiz de hücrelerden oluşuyor ve zamanla onlardan kurtulma yeteneği azalıyor.

'Bu hücrelerin yaptığı kötü şeyler, kırışıklıklardan damar kireçlenmesine kadar yaşlanma olarak algıladığımız sorunlara yol açıyor' - kan damarı duvarlarında kalsiyum birikmesi, kalp hastalığına ve diğer rahatsızlıklara yol açabiliyor.

Ulusal İstatistik Ofisi, 2070 yılında İngiltere'de doğan erkeklerin yaşam beklentisinin ortalama 85 yaşına ulaşacağını, kadınların ise öldüklerinde neredeyse 88 yaşında olacağını tahmin ediyor. Ancak araştırmacılar, bunun bir dizi yeni yaşlanma karşıtı ilaçla daha da uzatılabileceğini umuyor 

Profesör Faragher, yaşlanan hücrelerin vücudumuzdan nasıl atılacağını öğrenmenin, yaşa bağlı pek çok rahatsızlığın nedenini ortadan kaldırarak 'ilerleyen yaşamda sağlığımızı değiştirebileceğini' söylüyor. 

Araştırmacılar, Cellular Signalling dergisinde yayımlanan makalelerinde şöyle yazıyor: 'Yaşlanmanın ilerlemesini ve gençleşmeyi düzenlemedeki önemli rolü göz önüne alındığında, bulgularımız AP2A1'in yeni bir yaşlanma belirteci ve yaşa bağlı hastalıklar için potansiyel bir tedavi hedefi olabileceğini düşündürmektedir.'

Ancak bilim insanları, yaşlanmanın 'tedavisinin' henüz çok uzakta olduğu konusunda uyarıyor.

Profesör Faragher, 'Yaşlanmayı tersine çevirmek risksiz değil çünkü birçok hücre kanser hücrelerine dönüşmekten kaçınmak için yaşlanıyor' diyor.

Benzer şekilde, çalışmada yer almayan University College London'da yaşlanma üzerine araştırmalar yapan bilim insanı Dr. Lazaros Foukas, MailOnline'a şunları söyledi: 'AP2A1'i hedef alan müdahalelerin potansiyel bir terapötik etkisini destekleyen yeterli veri yok.

'Bu, canlı bir yaratık üzerinde yapılan ex vivo bir çalışmadır ve AP2A1'i hedeflemenin organizmanın yaşlanması üzerinde yararlı bir etkisi olduğunu destekleyen hiçbir hayvan modeli verisi yoktur.'

Dr. Foukas ayrıca bu çalışmanın yalnızca hücre yaşlanmasının hücre yapısını veya 'morfolojisini' nasıl etkilediğine baktığını belirtiyor.

Yaşlanmada daha önemli olan faktörün, bu çalışmada incelenmeyen senesansla ilişkili salgı fenotipi (SASP) adı verilen bir süreç olduğunu savunuyor.

Dr. Foukas, 'SASP, hücre senesansını yaşlanma patolojileriyle ilişkilendiren temel özelliktir ve senesan hücreler tarafından salgılanan ve yaşlanmaya bağlı hastalıklarla ilişkili kronik inflamasyona neden olan geniş bir proinflamatuar faktör grubunun salgılanmasını ifade eder' diyor.

Makale: Bilim insanları, insan vücudunda hücre yaşlanmasını tersine çeviren 'ana anahtar' keşfetti


Jopanya’da Osaka Üniversitesi olağanüstü bir şey başarmış görünüyor. Gelecekte yaşanabilecek olası durumları tahmin etmeye çalışalım:

Hücre kültüründeki genler değiştirilerek AP2A1 baskılanıyor. Hücreler gençleşiyor, yeniden bölünmeye başlıyor. Gelecekte hayvan deneyleri başlayacaktır. Örneğin bir fare zigotunun genleri değiştirilebilir. Hücrede AP2A1’in artmasına neden olacak genler kırpılabilir. AP2A1 azalmasını sağlayacak genler eklenebilir. Embriyonun gelişmesi, farenin doğması beklenir. Fare gözlemlenmeye başlanır. Farelerin ömrü 2-3 yılı geçemez. 3-5 yıl geçtiğinde bile, gözlemlenen fare sağlığını korumuşsa, bu iyi haberdir. Ama 8-9 sene sonra da fare sağlığını koruyorsa, bu müthiş bir gelişme olacaktır. Olağan ömür süresi fazlasıyla geçmiştir, ama o hâlâ hayattadır. Bu, teoriyi doğrulayacaktır. Başka hayvanlarla da deneylere geçilecektir. Sonunda insana yakın türlerde de deneyler yapılacaktır. Onlar da olağan ömür süreleri geçtiği halde sağlıklarını korumaya devam edebiliyorlarsa, AP2A1 baskılandığında yaşlanma gerçekten duruyor demektir. Teori doğrulanmış olacaktır. İnsanlar için umutlar belirecektir. Yaşlılıktan kaynaklanan ölüm nedenleri geçmişte kalacak gibi görünmektedir.

Bunlar yakın gelecekte olmayacaktır. Ama biraz daha uzak gelecekte ilginç gelişmeler olmaya başlayacaktır. İnsanların çoğu önce böyle bir tekniğin geliştirilebildiğine inanmak istemeyecekler. İnkar edecekler. Sonra kabullenecekler. Ama acı hissedecekler. Çünkü bu tekniğe ulaşabilenler sadece çok zenginler olacak.

Yetişkin insanlar fırsatı kaçırmış gibi görünüyor. Bireylerin genlerini değiştirmek için her hücreye ulaşmak çok zordur. Ama ulaşılabilen hücreler gençliğini koruyacaktır. Yeni doğacak bebekler ise şanslı olacaktır. Onlar zigotken genleri değiştirilebilir. Böylece en baştan AP2A1 baskılanmış olarak hücreleri çoğalmaya başlar. Etik tartışmaları başlayacaktır: “İnsanların DNA’larını değiştirmeye hakkımız var mı?”, “AP2A1’le ilgili genleri kırparsak beklenilmeyen sonuçları olur mu?” gibi tartışmalar olacaktır. Ama sonuçta yaşlanma durdurulabiliyor hatta ters çevrilebiliyorsa bu görmezden gelinemez. DNA’nın kırpılarak değiştirilmesi çok pahalıdır. Zengin insanlar tereddüt etse de, doğacak bebeklerinin DNA’larının değiştirilmesini kabul edecektir. Diğer insanların, bebeklerinin DNA’larını değiştirmeye paraları zaten yetmeyecektir. Bebekleri “hep genç kalmak” hakkından mahrum kalacaktır. Bu da ilginç kıskançlıkların başlamasına neden olabilir. Olaylar çıkabilir. Daha uzak gelecekte ise AP2A1’in baskılanması ilaçla da sağlanabilir. İlaç çok sayıda hücreye ulaşabiliyorsa, yetişkinler de fırsatı yakalamış olur. Üstelik insanların çoğunun istediği gibi, artık genlerinin değiştirilmesine de gerek kalmaz. O dönemde maliyetler biraz daha azalmış olur. Daha çok insan “hep genç kalmak” hakkına kovuşmuş olur.

Karanlık Çağlar (Orta Çağ), Rönesans (Yeniden Doğuş) Çağı gibi dönemler vardır. Şimdiki dönem Modern Çağ olarak tanımlanmaktadır. 3-4 yüzyıl sonraki insanlar bu döneme bakıp Modern Çağın sonu olarak tanımlayabilirler. Artık yeni bir çağın başlangıcı olduğuna karar verebilirler. Çünkü bugüne kadar imkansız gibi görülen bir durumun üstesinden gelinmiş olacaktır. Hep genç kalmak ve böylece doğal nedenlerle ölmemek başarılmış olacaktır. Bu yepyeni bir Çağın başlangıcı olur. Hukuk, emeklilik, din gibi konular bu durumdan etkilenecektir. Şaşırıcı gelişmelere neden olacaktır.

11 Nisan 2022 Pazartesi

İnsan Dondurmak - Teknoloji

İnsanlar hayatlarını kaybettiklerinde ya gömülürler ya yakılırlar. Aslında bir süredir bir seçenek daha var. Fıravunların ve Antik Mısırlıların bir dileği vardı. Gelecekte vücutlarına geri döneceklerdi. Bu nedenle, öldüklerinde vücutları bozulmasın diye mumyalanıyordu. Onların bu dileği hiç gerçekleşmeyecek. Ama vücudu bozulmadan bekletmek için artık çok daha işe yarar bir teknoloji var. Bazı insanlar hayatını kaybettikten sonra dondurulmayı vasiyet ediyorlar. Dondurulan vücut artık bozulmadan bekleyebilir. Yalnız vakit kaybedilmeden birkaç dakika içinde dondurulması gerekir. Çünkü kişinin hafızasını, kimliğini oluşturan beynindeki sinir bağlantıları, kalp durduktan birkaç dakika sonra bozulmaya başlayacaktır. Peki kalbi durmuş insanı dondurmanın ne anlamı var! O insana günümüz teknolojisiyle yardımcı olunamayabilir. Ama gelecekte, hayatını kaybetmesine neden olan soruna çözüm olabilecek bir teknoloji geliştirilebilir. Kişi çözülür ve tedavi edilir. Hayata kaldığı yerden devam eder. Üstelik dondurulan insanların iyi bir kazanımları daha olacaktır. Artık ölümsüzlüğü sağlayacak bir teknoloji geliştirilene kadar bekleyebilirler. O dönemde çözülüp uyandırılırlar. Nanoilaçla, moleküler onarımla genlerinde gerekli düzeltmeler yapılır, hücreleri yenilenir. Onlar artık bir zaman baskısı olmadan hayatın tadını çıkarabilirler. Yalnız, dondurma ve bekletme hizmeti veren şirketlerin henüz sınırlı sayıda olması, hizmet bedelinin de ucuz olamamasının nedenlerinden biridir.

Deneyler yapılmıştır. Fareler dondurulmuştur. Zamanın geçmesi beklenmiştir. Sonra çözülmeleri denenmiştir. Tekrar hayata dönmeleri başarılmıştır. Hayatlarına kaldıkları yerden devam etmişlerdir. Önemli bir şaşkınlık göstermemişlerdir. Önceden bildikleri nesneleri yine tanımışlardır. Bu, beyindeki sinir bağlantılarının başarıyla korunduğu anlamına gelir. Yalnız, dondurulan hiçbir insanın çözülerek hayata geri döndürmek henüz denenmemiştir. Ama bunun nedeni, bekledikleri teknolojinin henüz geliştirilmemiş olması.

Nature dergisinde yayımlanan araştırmada bilim insanları Güneş'e en yakın yıldız olan Proxima Centauri’nin etrafında yaşanabilir bölgede hareket eden yeni bir gezegen keşfetti. Acaba orada yaşam var mı! Orayı ziyaret etmek imkansız görünüyor. 4 ışık yılı uzakta! Bu kadar yolu almak, en az on yıllar sürecektir. Teknoloji yeterince gelişmiş olsa bile, kimse aracın içinde yıllar geçirmeye katlanamaz. Bir seçenek daha var. Yolcuları Dünya'da dondurmak. Gittikleri gezegende otomatik çözülmesini sağlamak. Yolcular için zaman hiç geçmemiş gibi olacaktır. Hiç sıkılmayacaklardır. Üstelik bu şekilde yolculuktaki yemek sorunu da çözülmüş olur. Yine de biraz yiyecek götürülebilir. Gittikleri gezegende yiyecekleri hazır olmuş olur. Yani ışınlama gibi bir şey hep fantezi olarak kalabilir; daha gerçekçi bir seçenek yolcuların yol boyunca donuk kalmalarını sağlamak olacaktır.

Bir alıntıyla konuyu renklendirelim:


Sonsuzluğa uzanan bir köprü

Daha önce bahsettiğimiz üzere süresiz yaşam süresi birkaç on yıl içerisinde mümkün olacak ancak o zamana dek ne yapacağız? İnsanların önümüzdeki yıllarda ölmeye devam edeceği acı bir gerçek ve günümüzde kendimizi muhafaza etmek adına bildigimiz en iyi yöntem kriyoprezervasyon. Kriyoprezervasyonun A Planı gerçekleşene dek süresiz sağlıklı yaşam sunacak bir “B Planı” olduğunu söyleyebiliriz.

İnsanların dondurularak saklanmasının veya kısaca dondurmanın modern döneminin Amerikalı fizikçi Robert Ettinger'in 1962'de yaşlanma dahil olmak üzere mevcut hastalıkların iyileştrilmesi için çok daha ileri tıp teknolojilerinin ortaya çıkmasını bekleyebilmek adına hastaları dondurmayı (aslında dondurarak saklamayı) düşündüğü The Prospect of Immortality (Ölümsüzlük Beklentisi) kitabını yayınlamasıyla başladı. Bir insanın dondurularak saklanması ölümcül gibi görünse de Ettinger, bugün ölümcül görünen şeylerin gelecekte tersine çevrilebilir olabileceğini iddia ediyordu. Aynı argüman ölümün kendisi için de geçerli; yani klinik ölümün ilk aşamaları gelecekte tersine çevrilebilir. Bu fikirleri birleştiren Ettinger, yakın zamanda ölmüş kişileri dondurmanın hayat kurtarabileceğini öne sürüyor. Ettinger ve dört çalışma arkadaşı bu düşünceleri temel alarak 1976'da Detroit, Michigan'da Cryonics Institute'u kurdular. İlk hasta Ettinger'in 1977'de dondurularak saklanan annesiydi. Vücudu sıvı azotun kaynama ısısında (-196 C) dondurulmuş vaziyette saklanıyor.

Bu sırada Fred ve Linda Chamberlain, 1972'de Kaliforniya'da Alcor Yaşam Uzatımı Vakfı adı altında başka bir dondurma enstitüsü kurdular (1977'ye dek kullanılan ilk ismi Alcor Katı Halde Hipotermi Vakfı'ydı). 1976'daki ilk hastaları nöroprezervasyon ile yalnızca başının dondurularak saklandığı Fred Chamberlain'in babasıydı. Alcor daha sonra 1993'te sismik Kaliforiya'dan uzaklaşarak Scottsdale, Arizona'ya taşındı ve vakfın şimdiki başkanı İngiliz felsefeci ve fütürist Max More, şöyle diyor:

Bunu acil tıbbın bir uzantısı olarak görüyoruz... Biz, yalnızca günümüz tıbbının hastadan vazgeçtiği noktada devreye giriyoruz. Şöyle düşünün: 50 yıl önce sokakta yürürken birinin önünüzde birdenbire düşüp nefes almadığını görseniz ona bakıp öldüğünü söyler ve ondan kurtulurdunuz. Bugün bunu yapmıyoruz; bunun yerine kalp masajı veya başka pek çok şey yapıyoruz. 50 yıl önce öldüğünü düşündüğümüz insanların artık öyle olmadığını biliyoruz. Dondurma da aynı şey, yalnızca daha kötüye gitmeden onları durdurmamız ve gelecekteki daha ileri teknolojilerin sorunu çözmesine izin vermemiz gerekiyor.

Yalnızca başını dondurmaya karar veren birçok hasta var. Bazıları ekonomik nedenlerden bazıları ise insanın kimliği ve hafızasının beyinde depolandığını düşünerek bu nedenle yine farklı teknolojiler kullanılarak yeniden inşa edilebilecek olan vücudun tamamını dondurup saklamaya gerek olmadığına inandığı için bunu yapıyor.

Cyronics Institute yalnızca tüm vücutta kriyoprezervasyon yaparken Alcor hem nöroprezervasyon hem de komple kriyoprezervasyon yapıyor. Cyronics İnstitute'un bugüne dek 150'den fazla dondurularak saklanmış hastası ve binden fazla üyesi, Alcor'un da benzer sayılarda hastası (dörtte üçü kadarı nöro-hasta) ve üyesi oldu. ABD'deki iki ana kriyoprezervasyon merkezine her ay yeni hastalar ve üyeler katılıyor. Ayrıca her iki kurum da kriyoprezervasyon ile birçok dondurulmuş DNA örnegi, doku, evcil hayvan ve diğer hayvanlar saklamakta. Cryonics Institute, bütün vücudun kriyoprezervasyonu için 28.000 dolar ila 35.000 dolar arası ücret alıyor (pahalı BST: Bekletme/ Stabilizasyon/Taşıma masrafları dahil değil). Alcor, nöroprezervasyon için 80.000 dolar, bütün vücudun kriyoprezervasyonu içinse 200.000 dolar alıyor (pahalı BST masrafları dahil).

Hastaların ve üyelerin Sayısı görece az olduğu için Cryonics İnstitute ve Alcor, Moskova'nın dışındaki KrioRus'un kuruldugu 2005'e dek dünyanın iki ana kriyoprezervasyon kurumlarıydı. Bugün bunlar dışında Arjantin, Avustralya, Kanada, Çin, Almanya ve ABD'nin Kaliforniya, Florida ve Oregon eyaletlerinde insanların dondurularak saklanması için tesis kurmayı planlayan veya halihazırda kurulmuş tesisleri olan küçük gruplar mevcut,

Dondurulma nasıl işliyor?

Şimdiye dek dondurularak saklanmış hiç kimse hayata döndürülmedi ancak bunun sebeplerinden biri hastanın kendi döneminde sahip olduğu ölümcül hastalığa neden olan durumların nasıl iyileştirileceğini hâlâ bilmememiz. Fakat üstel artan teknolojik ilerlemeler sayesinde muhtemelen önümüzdeki on yıllarda hastaları hayata döndürebileceğiz. Amerikalı fütürist Ray Kurzweil, 2040'larda dondurularak saklanmış hastaların ilk kez hayata döndürülmeye başlanacağından, bu işlemin öncelikle tekniğin daha iyi teknolojiler kullanılarak uygulandığı en son dondurulan hastalarla başlayıp sonunda ilk dondurulan hastalarla tamamlanacağından bahsediyor.

Bu kavramın kanıtı ise kriyoprezervasyonun daha önce farklı canlı hücreler, dokular ve küçük organizmalarla uygulanmış olması. Minik tardigrade su ayıları, içlerinde bulunan suyun tamamı trehaloz şekeriyle değiştirildiğinde hücre zarında kristalleşme engellendiğinden hayatta kalabilen çokhücreli mikroskobik organizmalar. Dondurulmayı tolere edebilen birçok omurgalı var ve bazı organizmalar kışı katı donma ile hayati fonksiyonlarını durdurarak atlatıyor. Bazı kurbağa, kaplumbağa ve semender türleri donarak hayatta kalabiliyor ve soğuk iklimlerde kıştan sonra tamamen iyileşebiliyor. Kutuplara yakın yerlerde yaşayan bazı bakteri, mantar, bitki, balık, böcek ve amfibiklerde dondurucu ortamlarda hayatta kalabilmek için geliştirilen kriyoprotektanlar var.

Dünyadaki yaşamın Gaia hipotezini öne sürmesiyle tanınan İngiliz biliminsanı James Lovelock belki de hayvanları dondurup hayata döndürmeyi deneyen ilk kişiydi. Lovelock, 1955'te birkaç fareyi 0 C'de dondurmuş ve mikrodalga ısı tedavisi kullanarak başarılı bir biçimde hayata döndürmüştü. Savunma Araştırmaları Projeleri Kurumu DARPA, yakın zamanda geçici ölüm hali araştırmalarına, yani bazı hastalara daha sonra uygun tedavi sunulması için kalp ve beynin “kapatılması” araştırmalarına yatırım yapmaya başladı, bu da insanlarda kriyoprezervasyona doğru bir adım olarak görülüyor.

Günümüzde daha sonra hayata döndürülmek üzere yumurta, sperm ve hatta embriyolar bile dondurularak saklanıyor. Dondurulmuş yumurta ve spermler hayvan üremesi için kullanıldı; hatta insan embriyoları donduruldu ve ardından doğuştan veya başka türden bir sorun olmaksızın geliştirildi. Ayrıca artık kan, göbek bağı, kemik iliği, bitki tohumu ve çeşitli doku örnekleri de dondurulup çözülüyor. Dondurmanın yakın zamandaki en büyük başarılarından biri neredeyse 25 yıldır dondurulmuş halde saklanan bir embriyonun 2017'de doğmasıydı.

Bugün dondurularak saklanan insanların gelecekte ileri teknolojiler sayesinde hayata döndürülebileceğine inanıyoruz. Dondurulmanın güvenilirliğini destekleyen artan miktarda bilimsel araştırma mevcut. Aralarında Aubrey de Grey ve yapay zekânın “babalarından biri” olarak görülen, 2016'daki ölümünden sonra dondurularak saklanan Amerikalı biliminsanı Marvin Minsky'nin de bulunduğu bazı seçkin biliminsanları bir açık mektup yazdılar:

Dondurulma, insanları, özellikle de insan beynini mevcut en iyi teknolojiyle korumayı amaçlayan, bilime dayalı meşru bir çabadır. Gelecekte nanoilaç, moleküler onarım, son derece gelişmiş hesaplamalar; hücre büyümesinin detaylı kontrolü ve doku yenilemesini içeren canlandırma teknolojileri hayal edilebilir. Bu gelişmelere yönelik bir bakış açısıyla, günümüzde elde edilebilecek en iyi koşullar altında gerçekleştirilen dondurmaların, bir kimsenin nihai sağlığına kavuşmasını sağlamak için yeterli nörolojik bilgiyi koruyabilmesi konusunda güvenilir bir olasılık vardır. Dondurulmayı tercih eden insanların hakları önemlidir ve onlara saygı duyulmalıdır.

2015'te Liverpool, Cambridge ve Oxford Üniversitelerinden bir grup biliminsanı, insanlarda kriyoprezervasyon dahil olmak üzere dondurma araştırmaları ile uygulamaların teşvik edilmesi ve desteklenmesi amacıyla Birleşik Krallık'ta bir dondurma araştırmaları ağı kurdu. Bu gelişmeler sayesinde, özellikle artık kavramın kanıtları olduğundan, dünya çapında gittikçe daha çok kişi insanlarda kriyoprezervasyonun mümkün olabileceğini anlamaya başlıyor. 2016'da İspanya, Arjantin ve Meksika'da dondurulmayı destekleyen ve teşvik eden bir dernek olarak Cryonics Topluluğu kuruldu.

Alıntı: Ölümsüz İnsan


23 Mart 2022 Çarşamba

Ölümsüz İnsan - Teknoloji

Hücrelerimiz sınırlı sayıda bölünür. Sonra ölür. Yaşlanmanın en belirgin nedeni budur. Oysa kanser hücreleri sonsuza kadar bölünebilir. Arada fark nedir! Neden kanser hücreleri bölünmeyi sürdürebiliyor, vücut hücreleri yapamıyor. Kromozomların uçlarında telomerler vardır. Hücre bölündükçe bu telomerler kısalır. Telomeri bittikten sonra o hücre artık bölünemez ve ölür. Kanser hücrelerinde bu telomerleri onaran enzimler üretiliyor. Telomeraz enzimi sayesinde Telomerleri kısalmıyor. Hücre bölünmeyi sürdürüyor. Aslında bizim germ hücrelerimiz de sonsuza kadar bölünebilir. Ama vücut öldüğü için, onlar da ölüyor.

İnsanların yaşam koşulları günümüze kadar iyileşti. Böylece ömürleri arttı. Muhtemelen bir kaç on yıl içinde yaşam süresi 140-150'ye çıkarılacak. Daha da arttırılacak. Ve sonra insan ölümsüz olacak. Bunu genetik mühendisliğiyle yapacağız. Elbette bu tanrısal bir ölümsüzlük değil. Örneğin ağır yaralanan bir insan ölebilir. Ama normal koşullarda ölümsüzlüğünü korur. DNA'ya telomerlerin sürekli onarılmasını sağlayacak kodlar eklendiğinde bu yolda çok büyük bir adım atılmış olacak!

İnandırıcı gelmedi mi! Fareler %40 yaş gençleştirildi ve ömrü %40 uzatıldı. Solucanların ömrü on kat arttırılabildi. Deneyler sürüyor. İlk trenin yapılması da alay konusu olmuştu. Başarıldı. İnsanlar için at arabası vardı. Atsız bir araba hayal etmek zordu. Ama otomobiller üretilebildi. Artık bir çok insanın altında atsız araba var. Uçmak alay konusu oluyordu. Kimse inanmıyordu. Havada uçan araç fikri insanlara çok garip geliyordu. Bu da başarıldı. Artık alışılmış bir şey haline geldi. Bunlar gibi yapılamaz sanılan bir çok fikir var, yapılan ve insanların artık alıştığı. Günümüzde genler dijital ortama aktarıldı. Anlaşılmaya çalışılıyor. Gen mühendisliğiyle gerekli kod değişiklikleri yapıldığında bu da mümkün olacaktır.

Bazı şeyler kafa karıştırıyor. Ölümsüzlük mümkün olursa tek bir yan etkisi olacak sanki. Ölüm olmayacak. Doğumlar sürecek. Nüfus artmaya başlayacak! Bu kadar insana üretim nasıl yetecek peki. 18. yüzyılın başında, İngiltere'de, nüfusun artması durumunda üretimin yetmeyeceğini düşünenler çoktu. Artan nüfus aç kalırdı. Oysa nüfus çok arttı. Ama aç kalmadı. Çünkü Sanayi Devrimi oldu. Teknoloji gelişti. Böylece üretim arttı. Bu, o yüzyılın başında insanların beklediği bir şey değildi. Günümüzde de çoğunluğun beklediği bir şey değil İnsanlık 2.0 Devrimi. Ama oldukça yakınız görünüyor. Teknoloji gelişecek üretim artacak.

Tamam da artan insana dünyada yer var mı! Dünyada yaşamaya elverişli olmayan çok geniş bölgeler var. Gelecekte o bölgelerin yerleşim yeri yapılması sağlanabilir. Belki okyanusların üzerine bile yerleşmeye başlayabilir insanlık. Ya da bir kaç on yıl sonra Mars da yerleşim yeri haline getirilebilir. İnsanların bir kısmı oraya taşınır. Sonra başka gezegenlere de taşınılabilir. Ya bu tür teknolojik gelişmeler olmazsa ne olur! Düşündürücü. İnsanlar geleceğe kendinden bir şey bırakmak için çocuk yapıyorlar. Kendisi ölümsüz olduğunda, çocuk yapmak çekiciliğini kaybedebilir. Artık çocuk büyütmekle uğraşmak için bir neden kalmamıştır. Gelişmiş ülkelerde doğum sayısı çok düşmüştür. İnsanlar bilinçlendikçe doğum sayısı azalacaktır.

Ölüm çok normal bir şeydir. Şimdilik öyle. Genetik bir hastalık olarak görülmesine az kaldı görünüyor. Tedavi edilebilecek bir hastalık. Gen mühendisliğiyle ilgili genler düzeltilecek. Normal kabul edilen artık ölümsüzlük olacak!

Ölümsüz İnsan'dan bir alıntıyla makaleyi bitirelim.

İnsan Genom Projesi, 1990 yılında başladı ve 1997 yılına dek tüm genomun yalnızca %1'i dizilenmişti. Bazı “uzmanların” kalan 99'luk kısmı dizileyebilmemiz için yüzyıllara ihtiyacımız olduğunu düşünmesinin sebebi de buydu. Neyse ki katlanarak artan teknolojiler sayesinde proje 2003'te tamamlandı. Amerikalı fütürist Ray Kurzweil'ın de anlattığı üzere dizileme yüzdesi 1997'den sonraki her yıl ortalama ikiye katlandı; 1998'de %2'yken, 1999'da %4, 2000'de %8, 2001'de %16, 2002'de %32, 2003'te %64 ve sonrasındaysa birkaç hafta içerisinde tamamlandı.

Biyoloji ve tıp sürekli dijitalleştiriliyor; bu da gelecek yıllardaki ilerlemelerin katlanarak artmasına olanak sağlayacak. Yapay zekânın giderek daha da yardımcı olması biyoloji ve tıp da dahil olmak üzere tüm alanlarda daha fazla ilerleme için sürekli olumlu geri bildirimler alınmasını sağlayacak. Diğer yandan maya, solucan, sivrisinek ve fare gibi çeşitli hayvan modellerinde yaşamı uzatmak ve yenilemek için yapılan deneyler çoktan başladı bile.

Dünyanın çeşitli yerlerindeki biliminsanları yaşlanmanın nasıl gerçekleştiğini ve onu nasıl geri döndürebileceklerini araştırıyorlar. ABD'den Japonya'ya, Çin'den Hindistan'a, Almanya'dan Rusya'ya... Araştırmacı grupları aynı zamanda İber-Amerika'da da var, İspanya'dan Kolombiya'ya, Meksika'dan Arjantin'e, Portekiz'den Brezilya'ya uzanıyorlar. Örneğin, Madrid'deki CNIO'nun (İspanya Ulusal Kanser Araştırmaları Merkezi) yöneticisi İspanyol Biyolog Maria Blasco'nun ekibindeki bir grup biliminsanı Üçlü fare adı verilen ortalama %40 daha uzun yaşayan türleri oluşturdu. La Jolla, Kaliforniya'daki Salk Biyoloji Çalışmaları Enstitüsü uzman araştırmacılarından İspanyol Juan Carlos Izpisua gibi diğer biliminsanları da tamamen farklı teknolojilerle fareleri %40 oranında gençleştirmeyi başardılar. Bu tür deneyler ilerleme kaydetmeye devam ediyor ve ileriki yıllarda farelerde yaşam uzatma ile gençleştirmeyi ilerletmeye yüksek olasılıkla devam edeceğiz.

Cambridge, Harvard, MIT, Oxford ve Stanford gibi en iyi uluslararası üniversitelerdeki gruplar da dahil olmak üzere dünyanın dört bir yanından pek çok diğer biliminsanı, ABD'deki Methuselah Vakfı tarafından fonlanan Methuselah Fare Ödülü için rekabet ediyor. Ödüllerden biri farelerde yaşamı 180 insan yaşına eşit ölçüde uzatmayı başaran biliminsanlarına verildi bile! ancak asıl hedef Eski Ahit'teki efsanevi Methuselah gibi bin insan yaşına eşit süreye ulaşmak.

Farelerin yaşam süresi görece kısa olduğu (doğal koşullarda bir yıl, laboratuvar koşullarında iki veya üç yıl) ve genomu insan genomuna çok benzer olduğu için (genomumuzun %90'ı kadarını farelerle paylaştığımız tahmin ediliyor) farelerle yapılan deneylerin pek çok avantajı var. Biliminsanları, çeşitli tedavi ve terapilerle deneyler gerçekleştirdi; bunlardan şimdilik sayabileceklerimiz arasında kalori kısıtlaması, telomeraz enjeksiyonları, kök hücre tedavileri, gen tedavileri ve önümüzdeki yıllarda görmeye devam edeceğimiz pek çok farklı keşif bulunuyor. Bu araştırmalar yalnızca fareleri çok sevdiğimiz ve daha genç, daha uzun ömürlü fareler istediğimiz için yapılmıyor. Araştırmacılar alenen söylemeseler de bizi daha uzun ömürlü ve genç canlılar yapmak için buna benzer ilerlemeleri insanlara da uygulayabilmeyi dört gözle bekliyorlar. Diğer pek çok insan gibi biliminsanları da bazen fonlarını kaybetme korkusuyla veya başka bir nedenden ötürü gerçek düşüncelerini dile getiremeyebilirler ancak bu araştırmanın uygulama alanları oldukça açık.

Yaşlandırmayı durdurmak ve geri çevirmek için farklı hayvan modelleriyle çalışan pek çok biliminsanı var. Tanınmış Kuzey Amerikalı biliminsanlarına iki diğer örnek meyvesineği Drosophila melanogaster'in ortalama ömrünü dört kat uzatan Kaliforniya Irvine Üniversitesi'nden Michael Rose ve yuvarlak solucan C. elegans'ın yaşam süresini on kata kadar uzatan Arkansas Tıp Bilimleri Üniversitesi'nden Robert J.S. Reis. Benzer şekilde biliminsanlarının amacı daha uzun ömürlü sinek ve solucanlar elde etmek değil, bu keşifleri ileride insanlara da uygulayabilmek.

Son yıllardaki önemli bilimsel gelişmeler sayesinde insanlarda bilimsel gençleşmeye milyonlarca dolar yatıran büyük ve küçük ölçekli şirketler var. İnsanlar bunun artık gerçek bir ihtimal olduğunu ve zamanla gerçek olmaya daha da yaklaştığını anlamaya başlıyorlar. Bugün artık sorun bunun mümkün olup olmadığı değil, ne zaman mümkün olacağı. Dolayısıyla PayPal ile tanınan Peter Thiel, Amazon'dan Jeff Bezos, Alphabet/Google'dan Sergey Brin ve Larry Page, Facebook'tan Mark Zuckerberg, Oracle'dan Larry Ellison ve onlar gibi daha nice multi milyoner yaşlanmayı tersine çeviren yaşlanma karşıtı biyoteknolojiye yatırım yapıyor. Google 2013 yılında “ölümü çözmek” için Calico'yu (Califormia Life Company) kurdu, Microsoft 2016'da on yıl içerisinde kansere çare bulacağını duyurdu, Mark Zuckerberg ve eşi Priscilla Chan tüm hastalıkları tek jenerasyonda ortadan kaldırmak ve onları önlemek için neredeyse tüm servetlerini bağışlayacaklarını söylediler. Bu örnekleri daha da çoğaltabiliriz ve her gün daha da fazlasını göreceğiz çünkü ilerlemeler durmayacak.

Dünyanın en iyi biliminsanlarından bazıları gençleşme teknolojileri üzerine açıkça çalışıyor. Yaygınca bilinen bir örnek vermek gerekirse hem akademide hem de iş dünyasındaki pek çok pozisyonunun yanı Sıra (çünkü yaşam ve ölümle ilgili bu fikirleri akademiden sektöre taşımak gerekiyor) Harvard Tıp Fakültesi'nde genetik profesörü, Harvard ve MIT'de Sağlık Bilimleri ve Teknolojisi profesörü olan Amerikalı genetikçi, moleküler mühendis ve kimyager George Church'ten bahsedebiliriz. İnsan genom dizilemesinin öncülerinden ve kişisel genom ile sentetik biyolojide çığır açan biri olarak kabul edilen Church, yakın zamanlarda şöyle söylemiştir:

Muhtemelen önümüzdeki bir ya da iki yıl içerisinde ilk köpek deneylerine tanık olacağız. Eğer bu işe yararsa insan deneyleri de bundan iki yıl sonra olacak ve sekiz yıl içerisinde tamamlanacaktır. Birkaç tanesi başlayıp başarıyla tamamlandığında olumlu bir geri dönüş döngüsü başlar.

Gerçek şu ki gençleşmeyi yasaklayan veya ölüme olan ihtiyacı dayatan bilimsel bir ilke bulunmuyor. Biyolojide de, kimyada da, fizikte de yok. Nobel Fizik Ödüllü seçkin Amerikalı fizikçi Richard Feynman, 1964 yılında verdiği “Modern Toplumda Bilimsel Kültürün Rolü” isimli dersinde bunu şöyle açıklamıştır:

Biyoloji bilimlerinin hiçbirinde ölümün gerekliliğine dair bir işaret bulunmaması olağanüstü bir şey. Sürekli hareketlilik yaratmak istiyoruz diyecek olsanız, fizik üzerine çalışırken ya bunun kesinlikle imkânsız olduğunu ya da yasaların hatalı olduğunu görecek kadar yasa keşfettik. Ama biyolojide henüz ölümün kaçınılmazlığını vurgulayan herhangi bir şeye rastlamadık. Bu, bana onun hiç de kaçınılmaz olmadığını ve biyologların bu sorunun, bu korkunç evrensel hastalığın, insan vücudunun geçiciliğinin neden kaynaklandığını keşfetmeleri ve iyileştirmelerinin an meselesi olduğunu düşündürüyor.

Alıntı: Ölümsüz İnsan

Bunlar da İlginizi Çekebilir
Dergi: Ölümsüzlük
Google: Dijital ölümsüzlük 2045’te
Sayısal Beyin Üzerine Hayaller ve Düşünceler - Zihin Felsefesi