Kayıtlar

ufo etiketine sahip yayınlar gösteriliyor

UFO Görenlerle Sohbet - Sahne

Jose: Tamam. Gördünüz mü, büyük müydü? Tanık1: Şey, evet. Onu görenler öyle söylüyor. Ayrıca dediklerine göre yanıp sönen ışıkları varmış! Hemen kaçmışlar. J: Korkmuşlar mı? T1: Evet korkmuşlar. Sık sık dile getirdiler. (Köylü UFO’ya tanık değilmiş gibi konuşuyor.☺Jose sohbetten pek memnun kalmaz.) Jose: Bir tane daha getir. Personel: Bir keçi daha mı? J: Hayır. Bir kadın daha. P: Başka... J: Yani oyuncu getir! (Jose tanık rolünü yapabilecek bir kadın ister.☺) Jose: Merhaba Dolores. Tanık2: Merhaba. J: Lütfen söyler misiniz. Tanımlanamayan Uçan Cisimlerin çıkardığı sesleri ya da gürültüleri duydunuz mu acaba? T2: Evet duydum. Hatta bir keresinde yanından geçerken rüzgar gibi bir şey duydum. Fuuşşhh. Böyle bir şey, aşağı yukarı. J: Rica etsem... Rica etsem, tekrarlayabilir misiniz. Şuanda bazı teknik sorunlarımız var da. T2: Olur. Ee şey... J: Söylediğiniz son cümleyi tekrarlayın. T2: Ee, tamam, evet. Aa dediğim gibi, mağarada, ilk kez mağaralarda duydum... (Jose, kadına tanık rolü yapt...

Piramitlerin Varlığı Uzaylıların Olduğunu Kanıtlar mı!

İsviçreli von Däniken’in varsayımındaki temel iddia, yeryüzündeki birçok uygarlığın arkeolojisinde, folklorunda ve efsanesinde Yerküre-dışı varlıkların Yerküre ile temasta bulunduklarına dair bazı belirtilerin olduğu. Bu, yüzeysel bir iddia olarak, saçma bir varsayım değildir, fakat varsayımın ne derece kabul edilebilir olduğu kanıtın sağlamlığına bağlıdır. Ve ne yazık ki, kanıtların standardı çok zayıf, hatta birçok noktada kanıt diye bir şey yoktu. Size bir örnek vermek üzere (ve size söz veriyorum konuyu anlatırken alay etmeyeceğim) von Däniken’in Mısır piramitlerine ilişkin yaklaşımına değineceğim. “Mısır piramitleri...” diyor von Däniken. “Her biri yirmi ton ağırlığında olan tek tek yerleştirilmiş paralelkenar bloklardan inşa edilmiştir.” Yirmi ton büyük bir ağırlık olduğundan dolayı modern iş makineleri gereklidir ve MÖ 2000-3000 yıllarında bu malzeme muhakkak Yerküre-dışı yapımı olmalıydı. Demek ki Yerküre-dışı varlıklar mevcuttu. Şimdi şunu kabul etmeliyiz ki bu iddia bazı olg...

Uzaylılara Dair Hiçbir İz Bulunamadı - Alıntı

Dünya Dışı Akıllı Yaşam Araştırma Enstitüsü (SETI) 1960'larda kuruldu. Uzaydaki radyo dalgaları büyük bir heyecanla dinlenmeye başlandı. Bir akıllı yaşam izi olabilecek radyo dalgaları keşfedilmeye çalışıldı. Günümüzde itiş teknolojilerinde kullanılabilme olasılığı olan lazer izleri de taranmaya başlandı. SETI kurulalı neredeyse 60 yıl oluyor. Ama hâlâ akıllı yaşam izine rastlanmadı. Elbette araştırma devam etmeli. Ama çok fazla şey beklemenin de hayal kırıklığına neden olacağını akılda tutmak gerekir. Dünya dışı zeka arayışımız o kadar büyük mesafeleri kapsıyor ki, bazen bunu yapmak samanlıkta iğne aramaktan daha beter gibi gelebiliyor. Gökbilimciler, 1960’lı yıllardan beri sıradışı bir şey bulmak için milyarlarca radyo kanalını derinlemesine inceledi. Bu sayede başka bir yaşam biçimi bulabilecekler; belki de gelişmiş bir zeka ile karşılaşabileceklerdi. ... Buna rağmen, insanların veya doğal kuvvetlerin meydana getirdiği parazitlerden kaynaklanmış olabilecek milyon...

Evrendeki Diğer Uygarlıklar Neredeler? - Alıntı

Yine de, mekanik teknolojiden Tekilliğin engin zekâ ve iletişim patlamasına ilerlemek için yalnızca birkaç yüzyıl yeterliyse, SETI'nin varsayımına göre ışık küremizde, teknolojileri bizimkinden düşleyemeyeceğimiz kadar ileride olan milyarlarca (gökadamızda da binlerce ya da milyonlarca) uygarlığın olması gerekir. SETI projesiyle ilgili en azından kimi tartışmalarda, diğer alanlara da yayılmış olan aynı doğrusal düşünme biçimiyle, uygarlıkların bizim teknoloji düzeyimize erişeceği ve o noktadan sonra milyonlarca değilse bile binlerce yılda yavaş yavaş ilerleyeceği varsayımlarını görüyoruz. Ancak radyoyla başlayan ilk kıpırtılardan, salt bir II. tip uygarlığın ötesine geçen güçlere sıçranması yalnızca birkaç yüz yıl sürmektedir. Yani bu durumda, göklerin akıllı yayınlarla ışıl ışıl parlaması gerekirdi. Ama gökyüzü oldukça sakin. Evreni bu kadar sessiz bulmamız çok tuhaf ve ilginç. 1950 yılının yazında Enrico Fermi'nin sormuş olduğu gibi: “Herkes nerede?” Yeterince ileri bir u...

Konferans: Stephen Webb: Dünya dışı canlılar nerede?

Evren inanılmaz ölçüde eski, akıl almaz derecede devasa ve trilyonlarca gezegenle dolu. Peki tüm bu dünya dışı canlılar nerede? Astronom Stephen Webb'in bir açıklaması var: evrende yalnızız. Bu ufkumuzu genişleten konuşmada Webb, bir gezegenin dünya dışı canlılara ev sahipliği yapabilmesi için aşması gereken bariyerleri anlatıyor ve potansiyel kozmik yalnızlığımızın güzelliğini ortaya koyuyor. Webb'e göre ''Evrenin yalnızlığı 'Biz şanlı olan canlılarız' diye bağırıyor.'' “Kendimizi kandırıyor olabiliriz.  Ben bir şey gördüm, ama daha da olası olan şey dünya dışı bir uzay gemisi gördüm veya beynim gözlerimin gördüğü şeyi yanlış yorumladı. O zamandan beri şunu merak ettim: Neden gezinen uçan daireler görmüyoruz? En azından, kozmoz içerisinde neden hiç hayat görmüyoruz? Karmaşık bir konu ve farklı alanlardan pek çok kişiyle 30 yıl boyunca bu konuyu tartıştım. Ortak bir kanı yok.” “Kulağa imkânsız mı geliyor? Belki de öyledir, ...

Sohbet: Zekilik

 Astrofizikçi  Neil deGrasse Tyson: ...Şempanzelerle DNA'mız %99 aynı. Bunu düşünüyor ve neler söylemeye eğilimliyiz diye soruyorum. O %1 nasıl da fark yaratıyor!... Bizim felsefemiz, sanatımız, Hubble Teleskobumuz var. (Gelişmiş aletler :-) ) Onlar da termit yuvasına sopa sokup termitleri çıkarabilirler. (Eften püften aletler :-) ) Şunu bir hayal edin: Şempanzelerle akraba olan, bizden genetik anlamda %1 farklılığı olan uzaylılar geldi diyelim. Bizim en karmaşık düşüncelerimizin, o uzaylı topluluğu için eften püften meseleler olduğunu düşünün. ... Çünkü, insanları zeki olarak kim tanımlıyor. Biz tanımlıyoruz! (Daha tarafsız birileri değerlendirmedi henüz.:-)  ) Aramızda şempanzelerle olan genetik farkımız kadar fark olan uzaylılar bizi zeki olarak görür müydü peki! Düşünüyorum da...belki Dünya'yı çoktan ziyaret ettiler. Şöyle bir etrafa baktılar, ve yollarına devam ettiler. Çünkü burada zeki bir yaşam formu bulunmadığına emin oldular. :-) Onlara işaret ...

Sahne: Uzaylı Otopsisi Televizyonda Yayınlanmıştır!

Ray Santilli “Uzaylı Otopsisi” olarak bilinen ünlü videosunu ilk kez televizyonda yayınlıyordur. Oldukça tedirgindir. Videoda herhangi bir film hatasının fark edileceğinden çekinmektedir. Ama izleyiciler ve TV muhabirleri inanmaya o kadar hazırdırlar ki; gördükleri hataları bile beklenmedik şekilde açıklamışlardır: Örneğin insan beynine benzeyen beyin temin edemediklerinden farklı bir eti beyin olarak kurgulamışlardır. Beyne pek benzememektedir. Muhabir bunun radyasyona uğramış tümörlü bir beyin sanmıştır. :-) Ray Santilli 11 yıl sonra videonun düzmece olduğunu itiraf edinceye dek epey inanan insan olmuştu. Belki gerçeği saklamak için böyle bir sahte itirafa zorlandığını düşünen insanlar da vardır. Sahne: Uzaylı Otopsisi

Sahne: Beklemek

İlk defa başka bir zeki yaşamla bağlantı kurulmuştur. Ancak bağlantı kaybedilir. Canlı Okyanus'la tekrar bağlantı kurulabilecek midir! Doktor Snaut: İnsan mutluyken, hayatın anlamı, sonsuzluk hakkındaki diğer şeylerle nadiren ilgilenir. İnsan bu soruları hayatının sonunda sormalı. Ecelimiz ne zaman, bilmiyoruz, bu yüzden de acele ediyoruz. En mutlu insanlar, bu lanetli sorularla canını hiç sıkmayanlar. Biz hayatı, onu anlamlandırmak için sorguluyoruz. Henüz basit insani doğruları korumak için gizeme ihtiyaç duyuyoruz... Mutluluğun, ölümün...aşkın gizemi. Kris: Peki ya Okyanus'la bağlantı kurarım hayali ihtimaline, türümün bir anlayış ipi sarkıtmaya çalıştığı yere dönme hakkım var mı? Burada, ikimizin de dokunduğu, hala nefesimizi taşıyan... şeyler arasında kalabilir miyim? Ne için? Belki o döner umuduyla mı? Benim hiç umudum yok. Bana kalan tek şey beklemek. Neyi bekliyorum? Bilmiyorum... Yeni bir mucize. Sahne: Solyaris