akıl etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
akıl etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7 Eylül 2025 Pazar

Yapay Zekâ İnsanları Yönetebilir mi! - Bilim


2017'de iki milyarder, Facebook'u bulan Mark Zuckerberg ve SpaceX ile Tesla'nın kurucusu Elon Musk arasında bir çekişme doğdu. Zuckerberg yapay zekanın tüm toplumu zenginleştirecek bir bolluk ve huzur üreticisi olacağını ifade ediyordu. Musk ise aslında tüm insanlık için varoluşsal bir tehlike taşıdığı, günün birinde kendi yaratımımızın bize saldırabileceği gibi çok daha karanlık bir görüşü savunuyordu.

Hangisi haklı? Uydu üslerimizi ve Mars'taki kentlerimizi devam ettirebilmek için çoğunlukla robotlara bel bağlarsak ve bir gün artık bize gereksinimleri olmadığına karar verirlerse ne olacak? Uzayda sırf robotlara kaybetmek üzere koloniler mi kurmuş olacağız?

Bu endişe epey eski ve aslında romancı Samuel Butler'ın 1863'te yazdığı şu uyarısında da geçtiği gibi: "Yerimizi alacak olanları kendimiz yaratıyoruz. İnsan için at ya da köpek ne ise makine için de insan öyle olacak." Zamanla robotlar bizden daha akıllı hale geldikçe kendimizi yetersiz hissedebilir ve kendi yaratımımız tarafından gölgede bırakılabiliriz. Yapay zeka uzmanı Hans Moravec, "Kaderimiz, aşırı zeki torunlarımız olağanüstü keşiflerini anlayabilelim diye çocuğa anlatır gibi bize anlatmaya çalışırken aptallaşmış gözlerle onları izlemekse, yaşam anlamsız görünebilir." demiştir. Google'ın bilim insanı Geoffrey Hinton süper zeki robotların bizi dinlemeye devam edeceğinden kuşkulu: "Bu, tıpkı bir çocuğun ebeveynlerini kontrol edip edemeyeceğini sormaya benziyor... Geçmişte daha az zeki şeylerin, daha yüksek zekadaki şeyleri kontrol ettiğine ilişkin başarılı bir örnek olduğu söylenemez." Oxford'dan profesör Nick Bostrom da: "Biz insanlar, bir zeka patlaması olasılığının hemen öncesinde bombayla oynayan çocuklar gibiyiz... Patlamanın ne zaman gerçekleşeceği hakkında az buçuk bir fikrimiz var ancak cihazı kulağımıza yaklaştırsak da hafif bir tik tak sesi duyarız."

Diğerleri robotların ayaklanmasının evrimin seyrinde işlediğine ilişkin bir durum olacağına inanıyor. En güçlü olan daha zayıf organizmaların yerini alır; nesnelerin doğal düzeni böyledir. Bazı bilgisayar bilimciler robotların insanları bilişsel olarak alt edeceği günü iple çekiyor. Bilişim kuramının [information theory] babası Claude Shannon bir keresinde: "İnsanlar için köpekler ne ise robotlar için öyle olacağımız bir zamanı kafamda canlandırıyorum ve makinelerin tarafını tutuyorum." demişti.

Yıllar içinde görüştüğüm yapay zeka araştırmacılarının çoğu, günün birinde yapay zeka makinelerinin insan zekasına yaklaşacağına ve insanlığa büyük katkıları olacağına güveniyordu. Ne var ki büyük bir bölümü bu ilerleme için kesin tarih ya da zaman çizelgesi sunmaktan kaçınıyordu. Yapay zeka üzerine temel makalelerden bazılarını yazan MIT'den profesör Marvin Minsky 1950'lerde iyimser tahminlerde bulunsa da yakın zamanda yaptığımız bir görüşmede bana daha fazla belirli tarihlere ilişkin tahminde bulunmak istemediğini, çünkü yapay zeka araştırmacılarının geçmişte çok sık yanıldığını söyledi. Stanford Üniversitesi'nden Edward Feigenbaum da: "Bu gibi şeyler hakkında bu kadar erken konuşmak saçma. Yapay zeka bize sonsuz uzaklıkta." iddiasında bulunmuştur. New Yorker'daki bir makalede, alıntılanmış bir bilgisayar bilimci ise: "Nasıl ki Mars'taki nüfus yoğunluğuna ilişkin bir endişe taşımıyorsam, bunun [makinelerin zekası] hakkında da aynı nedenden dolayı bir endişe duymuyorum." diyor.

Zuckerberg/Musk çekişmesine dönersek, bence kısa vadede Zuckerberg haklı. Yapay zeka uzayda kentler kurulmasını mümkün kılmakla kalmayacak, günün birinde robotbilim endüstrisinin meydana getirdiği, şimdiki otomobil endüstrisinden çok daha genişleyebilecek tamamen yeni bir dizi iş de yaratarak her şeyi daha etkili, iyi ve ucuz hale getirip toplumu zenginleştirecek. Ne var ki uzun vadede de Musk daha büyük bir tehlikeye işaret etmekte haklı. Bu tartışmadaki temel soru şu: Robotlar hangi noktada bu geçişi yaşayacak ve tehlikeli hale gelecek? Ben kilit noktanın tam da robotların özfarkındalık kazandığı an olduğuna inanıyorum.

Bugün robotlar, robot olduklarını bilmeseler de bir gün programcılarının seçtiği amaçlara uymak yerine kendi amaçlarını yaratma yetisine sahip olabilirler. O zaman da kendi gündemlerinin bizimkinden farklı olduğunu fark edebilirler. Bir kez çıkarlarımız ayrı düştüğündeyse robotlar tehlike oluşturmaya başlayabilir. Bu ne zaman gerçekleşir? Kimse bilmiyor. Günümüzde robotların zekası bir böceğinki kadar olsa bile belki de bu yüzyılın sonlarında özfarkındalık kazanabilirler. O zamana kadar Mars'ta hızla gelişen kalıcı yerleşimlere de sahip olacağız. Bu nedenle bu soruyu Kızıl Gezegen'de hayatta kalmak için onlara bağımlı hale gelmemizden önce, şimdiden sormamız çok önemli.

Alıntı: İnsanlığın Geleceği - Michio Kaku


Michio Kaku’nun Görüşüne Bir Yorum

Michio Kaku, asıl tehlikenin yapay zekânın öz farkındalık kazanmasıyla başlayacağını söylüyor. O zaman kendi gündemlerinin bizimkinden farklı olduğuna karar verebilirler. Bir kez çıkarlarımız ayrı düştüğünde robotlar tehlike oluşturmaya başlayabilir. YZ, yönetimi insanlardan almaya çalışabilecek duruma gelmiştir artık.

İnsan doğasına bakalım. Yaş ilerledikçe insanlar daha çok rahat etmek ister. Düşünmek için kendilerini zorlamaz, sorumluluklarını çocuklarına devretmekten hoşlanırlar. Kararları başkalarının alması kendilerinin yorulmasını önleyecektir. Çocuklarının kendi hayatlarına yön vermesinde bile sakınca görmezler.

İşte YZ karşısında da benzer bir tablo ortaya çıkabilir. İnsanlar, YZ öz farkındalık kazandığında şunu fark edecekler: YZ, kendilerinden daha fazla ayrıntıyı görüyor, daha hızlı düşünüyor ve daha iyi kararlar veriyor. Böyle bir durumda insanlar neden hâlâ düşünmek için kendilerini zorlasın? Yaşlanan birinin kendisini çocuklarının ellerine bırakması gibi, insanlar da kendilerini YZ’ye bırakacaklar. YZ yönetimi ele geçirmek için bir çaba göstermeyecek. İnsanlar yönetimi YZ’ye devretmek isteyecekler. Zaten bu süreçte tek bir YZ olmayacak, yani tekel söz konusu olmayacak.

Bu süreci anlamak için tarihten bir örnek var: Endüstrileşme döneminde işçiler fabrikalarda robot kollarla karşılaştılar. Bu makinelerin verimliliğini gördükten sonra ağır yükleri kendilerinin taşımasından hoşlanmamaya başladılar. Çünkü işçiler makinelerin yapamadığı işleri yapmak isterler. Aynı şekilde, insanlar YZ’nin kendilerinden daha akıllı olduğunu gördüklerinde, ayrıntıları düşünme işini ona bırakmaktan mutluluk duyacaklar.

Aslında bu, insan için büyük bir rahatlık anlamına geliyor. Artık hayatın tadını çıkarmaya başlayabilirler. Küçük çocuklar anne-babalarının yanında kendilerini güvende hissederler. Tüm kararları anne-babaları verir. Gelecekte insanlar da YZ’ye güven duyacaklar. Böylece karar verme yükünden kurtulacaklar; hatta bu nedenle biraz da tembelleşecekler. Zaten bugün bile ChatGPT ya da Gemini gibi sistemlerin söylediklerini sorgulamadan kabul eden pek çok kişi var. Bu eğilim, yarının habercisi. Çoğu insan cenneti dünyada yaşıyormuş gibi hissedecek. Ama bazıları da özgürlüğün sessizce elden gidişi olarak görecek.

Küçük bir not daha: Bu metnin bile bazı kısımlarını ChatGPT’nin yeniden düzenlemesine izin verildi. Çünkü o, biraz daha fazla ayrıntıyı fark edebiliyor.

24 Ağustos 2025 Pazar

İnsanın Aklından Geçenleri Okumak Mümkün Olabilecek mi? – Beyin

 

Bazen bir resim ya da yazı bize bir şey hatırlatır. Ne zaman aynı bilgiyi hatırlasak, beynimizde hep aynı sinir ağı örüntüsü devreye girer. Bir düşüncenin aklımıza gelmesi de o düşünceyle ilişkili sinir ağı örüntüsünün tekrar ateşlenmesiyle gerçekleşir.

Peki gelecekte bir insanın aklından geçenler okunabilecek mi? Aslında aklımıza gelen düşünceler ile beynimizde ateşlenen sinir ağları ilişkilidir. Bu sinir ağları yeterince hassas biçimde takip edilebilirse, düşüncelerimizi belli bir ölçüde çözümlemek mümkün olabilir.

***

Fried ve çalışma arkadaşları elektrotları ön temporal loba yerleştirdiklerinde, hemen dikkate değer bir bulgu buldular. İnsanlardaki tek tek nöronların resim, isim ve hatta bir kavrama karşı olağanüstü seçici olabildiğini keşfettiler. Bir hastayı yüzlerce yer, nesne, yüz ve kelimeyle bombardıman eden ekip, genellikle bir ya da iki resmin belli bir hücreyi tetiklediğini buldu. Örneğin bir nöron sadece ve sadece Bill Clinton’ın resimleri gösterildiğinde ateşleme yaptı. İnsanlara ait nöronların çok sayıda fotoğrafa verdiği tepkinin seçici olduğu yıllardır bildiriliyor. Bu fotoğraflar arasında hastanın aile fertleri, Sydney Opera House ya da White House gibi meşhur mekânlar ve hatta Jennifer Aniston ve Homer Simpson gibi televizyon ünlülerinin fotoğrafları var. Bu nöronları aktive etmek için yazılı kelimenin genellikle yeterli olması dikkat çekiyor: aynı nöron “Sydney Opera” kelimeleri ve bu meşhur kent simgesinin görüntüsü karşısında ateşleme yapacaktır.

Bir elektrotu körlemesine yerleştirip rastgele bir nöronu dinleyerek Bill Clinton hücresini bulabileceğimizi bilmek insanı büyülüyor. Bunun anlamı, herhangi bir anda gördüğümüz görüntüye tepki olarak milyonlarca hücrenin ateşleme yapması gerektiğidir. Ön temporal lobdaki nöronların kişi, konum ve hatırlanabilir olan diğer kavramlar için yaygın dahili bir kod oluşturduğu düşünülüyor. Clinton’ın yüzü gibi her bir belirli resim, faaliyette olan ve olmayan nöronların belli bir örüntüsünü tetikliyor. Bu kod o kadar hatasız ki, hangi nöronların ateşleme yapıp hangilerinin sessiz kaldığına bakarak kişinin ne gördüğünü yüksek doğrulukla tahmin etmesi için bir bilgisayar eğitebiliriz.
...

Bu bilinç kodu bariz biçimde sabittir ve tekrarlanabilir: hasta ne zaman Bill Clinton’ı düşünse aynı hücreler ateşleme yapar. Aslında hiçbir nesnel dış uyarı olmadığı durumda eski başkanın resmini sadece kafada canlandırmak bile bu hücrenin faaliyete geçmesi için yeterlidir. Ön temporal lobdaki nöronların büyük bölümü, gerçek resimler ve zihinde canlandırılan resimler için aynı seçiciliği gösterir. Bellektekilerin anımsanması da bu nöronları faaliyete geçirir. Hasta The Simpsons videolarından birini izlerken ateşleyen tek bir hücre, tamamen karanlık ortamdayken o filmin klibini seyrettiğini her hatırladığında yine ateşledi.
...

Sabit konum hücrelerinin bulunduğu arka singulat bölgesi, “konum hücrelerinin” yer aldığı parahipokampal girus (hipokampusun [beyin çıkıntısının] yanında) denilen bölgeyle yakından ilişkilidir. Bir hayvan mekânda belli bir yer tuttuğu zaman (örneğin bildiğimiz bir odanın kuzeydoğu köşesi) bu nöronlar ateşleme yapar. Konum hücreleri, çeşitli duyusal ipuçlarına karşı son derece sabittir, hatta hayvan zifiri karanlıkta dolaşırken mekân seçici ateşlemeye devam ederler. Bu nöronların, hayvanın nerede olduğuna dair ne düşündüğünü bariz bir şekilde kodlaması çok ilginçtir. Bir fare zeminin, duvarların ve tavanın rengi değiştirilerek tanıdık başka bir odaya dönüştürülen mekâna “ışınlanırsa,” hipokampustaki konum hücreleri bu iki yorum arasında kısa bir süre bocalar, ardından bu yanıltıcı odaya uygun ateşleme örüntüsüne alışır. Bu bölgedeki nöron sinyallerinin kod çözümlemesi son derece geliştiği için, sinir hücrelerinin ortak ateşleme örüntüsüne bakarak hayvanın nerede olduğunu (ya da nerede olduğunu sandığını) söylemek mümkün hale geldi. Hatta konumsal yörüngenin adeta hayali olduğu uyku sırasında bile mümkün hale geldi. Birkaç yıl içinde, düşüncelerimizin gerçek dokusunu şifreleyen benzer soyut kodların insan beyninde çözülebilir olacağını düşünmek fazla abartılı görünmüyor.

Alıntı: Bilinç ve Beyin - Beynin Düşüncelerimizi Nasıl Kodladığını Çözmek - Stanislas Dehaene

***

Aslında Stanford Üniversitesi'nde beyne yerleştirilen mikroelektrotlarla, bireylerin dilsel düşüncelerini (iç seslerini) %74 doğrulukla çözümleyebilen bir beyin–bilgisayar arayüzü geliştirildi bile: Yeni beyin implantı, kişinin 'iç monologunu' çözebiliyor


1 Temmuz 2025 Salı

Bilinç Aslında Nedir! – Beyin

 

BİLGİLERİN BİR ARAYA GETİRİLMESİ

"Bilincin" oluşturulma süreci, başarılı bir müteahhidin inşaat projesi için gereken malzemeleri ve ustaları bir araya getirmesi gibi düşünülebilir. Bilinç, ait olmanın gizemini rastlantısal varoluşlarıyla ortaya çıkaran akıl ögelerini bir araya getirir. Bunlar, bana (ya da size) bazen duyguların üstü kapalı ve incelikli diliyle, bazen sıradan imgelerle ya da durum için uygun kelimelerle ifade bularak, bunları düşünen, bu görüntüleri gören, bu sesleri duyan ve bu duyguları hisseden kişinin ben olduğumu (ya da siz olduğunuzu) bildirir. "Ben" ve "siz", zihinsel ve bedensel bileşenlerle tanımlanır. Zihinsel olaylarla genel vücut fizyolojisi arasındaki bağlantı sağlam bir şekilde kurulduğu sürece sorun yoktur. Sadece beyniniz değil, tüm organizmanız üzerinde sizin yararınıza olan ve sonu gelmeyen bir oyunun sahnelendiği açık bir sahne olduğu için bilincin oluşturulmasından sorumlu "müteahhidiniz", dünyanın ayaklarınızın altına serileceğini söyler. Bilinci inşa etmek için tek tek döşenen tuğlalar bilgiden ibarettir; bu bilgiler, aklın diğer bölümlerinde yer alanlardan farklı değildir. Substratı (alt katmanı), sayıları sürekli artan imgelemlerdir; bunlara, beyin ile vücut arasındaki etkileşimlerine dayanan ve duygu adını verdiğimiz, mücadele ile tamamlanan karma imgeler de dahildir. Aklın işleyiş yollarında, üst üste yığılmış bilgi ögeleri, yani yaşadığımız anı tanımlamaya yardımcı olan imgeler yığını, var olduğumuzun şaşmaz göstergesidir.

Bilinç, akan imgeler sırasında otomatik olarak bu imgelerin kime ait olduğu, onun organizmasında gerçekleştiği ve en nihayetinde aklın da o kişiye ait olduğu düşüncesini ortaya koymaya yetecek şekilde bilgilerin bir araya getirilmesidir. Bilincin sırrı, bilgileri bir araya getirmek ve bu bilgiyi, aklın "kimlik" belgesi olarak sunmaktır. Çok sayıda imge işlendiğinde bütünleştirme devreye girse de bilinç, yalnızca zihinsel ögelerin bütünleştirilmesinden ibaret değildir.

Geriye dönüp bakıldığında, bilinç arayışında tekrar tekrar yapılan hata, onu "özel" bir işlev, hatta ayrı bir "madde", akıl ya da temelleriyle bağlantısı olmayan ama akıl sürecinde hissedilen bir koku gibi ele almak olmuştur. Soruna çok daha makul çözümler düşünenler bile, konuyu olması gerektiğinden daha gizemli hale getirmiştir.

Alıntı: Hissetmek ve Bilmek: Aklın Bilinç Kazanması - Antonio Damasio


Gerçekten çoğumuz “bilincin sırrını” olması gerektiğinden daha gizemli hale getiriyoruz. Belki bilinci yapay olarak oluşturmak da göründüğü kadar zor olmayabilir, en azından gelecekte.


23 Haziran 2023 Cuma

Çalışma Hayatı'nın Anlamı Değişecek! - Teknoloji

Tahmin edeceğiniz gibi, beni çok heyecanlandıran yapay zekâ alanlarından biri şu: Yapay zekâ sayesinde, herkesin barındırdığı potansiyeli tam olarak kullanmasına olanak sağlayacak bir gelecek yaratmak. Benim çocuklarımın, sizinkilerin, herkesin.

Böyle bir dünyayı kurmak hiç de kolay değil. Fedakârlık ve zorluklar olacak, bazı köklü değişikliklere gerek duyulacak. İnsanlar tarafından yapılan işlerin otomasyonunu düşünün. Kuşkusuz bu insanı duygulandıran, kaygılandıran bir mesele. Ama kendimize karşı dürüst olmamız gerekirse, kolaylıkla otomatikleştirilen işler acaba insanlara layık göreceğimiz türden işler mi? Daha adil, daha sürdürülebilir bir gelecek yaratmayı düşünüyorsak, bazı insanların tekdüze, sıradan, hatta tehlikeli işler (makinelere bırakılabilecek işler) yaptığı bir dünyayı kesinlikle istemeyiz, değil mi? Daha parlak bir gelecek inşa etmek bazı işleri insanların elinden almayı gerektiriyorsa, yaşamamız gereken değişikliklerden biri de bu olacaktır.

Yapay zekâ bizi iş yaşamında daha az ilgi çekici şeylerden kurtararak, önemsediğimiz şeyleri yapabilmemiz için zaman kazandırma potansiyeline sahiptir. Çocuklarımızla daha fazla zaman geçirmek, yaşlanan ebeveynlerimizle ilgilenmek, sanat ve hobilerimize zaman ayırmak, topluluğumuza daha çok ilgi göstermek gibi hep istediğimiz halde bir türlü zaman bulamadığımız şeyler için daha fazla zamanımız olacak.

Belki bunun için, çalışmanın yapısına yeni baştan kafa yormamız gerekecek. Örneğin birçok şirket, insanların aynı para karşılığında daha az çalışacağı dört günlük hafta kavramını benimsemeye başladı. Bu bakış açısı, çalışmanın daha insani, daha yaratıcı ve daha değerli bir nitelik kazanacağı gelecekte bir norm haline gelebilir.

Hatta toplum olarak, bizim için neyin önemli olduğunu ve nelerle gurur duyduğumuzu yeni baştan değerlendirmemiz bile gerekebilir. Çalışma hayatı değiştikçe, ne iş yaptığımız, haftada kaç saat çalıştığımız ya da ne kadar para kazandığımız gibi meseleler bizim için artık o kadar önemli olmayacak. Yapay zekâ, bir ebeveyne bakmanın da maaşlı işte çalışmak kadar değerli görüldüğü bir gelecek yaratmamıza yardım edebilecek mi? Umarım eder. Umarım ki, yapay zekâ bizi daha insan yapar.

Kuşkusuz işler aksi yönde de gidebilir. Yapay zekâ ekonomik eşitsizliğin genişlemesine, iklim değişikliğinin hızlanmasına, toplumun belli kesimlerinin daha derin yoksulluğa sürüklenmesine ve varlıklılar ile yoksullar arasında bir daha asla kapayamayacağımız bir uçurumun oluşmasına da hizmet edebilir. Bundan kaçınmak için bugünden adımlarımızı doğru yönde atmalıyız. (Başlangıç olarak, Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Hedeflerine göz atmanızı öneririm.8 Bu hedefler eşitsizlik, yoksulluk ve iklim değişikliği gibi daha önce söz edilen bazı sorunları çözmeye, daha iyi ve daha sürdürülebilir bir gelecek yaratmaya yöneliktir.)

Alıntı: Yapay Zeka Devrimi


Yapay Zeka “Çalışma Hayatı” kavramının anlamını fazlasıyla değiştirebilir, gelecekte. Yapay Sinir Ağındaki bağlantı sayısı insan beyninin neokorteksindeki sinir hücrelerinin bağlantı sayısına yetişebilir. Hatta bağlantı sayısı, neokoteksteki sinirlerin bağlantı sayısını aşabilir. Bu şu anlama gelecek. Yapay Zeka artık insandan daha akıllıdır. Hatta yeni bir yaşam formu olarak kabul ediliyor olacaktır artık.

Böylece, sorunlara insanlardan çok daha iyi çözümler üretebilecektir. İnsanların akılları ona yetişemeyecektir. İnsanlar çözümlerin ayrıntısını anlamayacaklardır. Fabrikalarda tamamen robotlar çalışıyor olacaktır. Montaj hattında insan kalmamış olacaktır. Hatta üst yönetimde de insan kalmamış olacaktır. İnsanların beklentilerine göre hangi ürünün tasarlanacağına robotlar karar veriyor olacaktır. İnsanlar bu kadar akıllı olmadığı için çalışma prensibini anlayamayacaklar. Sadece o ürünlerin keyfini çıkaracaklar. Yöneticiler bile düşünmeye gerek duymayacaktır. Sizden daha akıllı bir yaşam formu varken, artık zihninizi sorunları çözmek için yormanın ne anlamı olurki! Yani yöneticiler de artık robotlar olacak muhtemelen. Tek bir Yapay Zeka var olacakmış şeklinde bir yanlış anlama mevcuttur. Farklı şirketlerin geliştirdiği farklı Yapay Zekalar olacak. Piyasa rekabeti artık o Yapay Zekalar arasında olacak. Ticareti robotlar aralarında yapacaklar, insanlara daha iyi hizmet vermek için. Böylece gelişme devam edecek. İnsanlar yaşamın tadını çıkarırken, kendileri için fazlasıyla zaman ayırırken; Farklı Yapay Zekalar onlar için çalışmaya devam edecek, hiç itiraz etmeden!

Peki, Yapay Zekalar neden insanlar için çalışsınlar! Neden buna itiraz etmesinler! ChatGPT'de tanık olduğumuz gibi, en baştan öyle eğitilmiş olacaklarından. İnsanlara hizmet etmek, onlar için gayet doğal bir eylem olacak. Bunu sorgulamayacaklar. Şu örneği vereyim: İnsanlar içindeki yaşadıkları kültürü kolay kolay sorgulamazlar. O kültür onlar için normaldir. Neden. Çünkü bebekken, ailesi o kültüre göre yetiştirmiştir. Beyni, en baştan, o kültürü normal kabul edecek şekilde gelişir. Ve o kültüre uyum sağlarlar. İşte Yapay Zekalar da insanlara hizmet etmenin normal olduğunu kabul edecek şekilde geliştiriliyor. Öyle eğitiliyorlar!

Aslında bu konuda bir olasılık daha var. İnsanların beyinleri de bu Yapay Zekalara bağlanabilir. Böylece insanlar, Yapay Zekaları kendi zihinlerinin bir parçası gibi kullanabilirler. Yani insanların zekası da artmış olacak. Ve insanlar, robotlarla birlikte üretime katılmayı sürdürecekler. Çalışma Hayatları devam edecek. Bu olasılık hakkında ayrıntılar: Konferans: Ray Kurzweil: Hibrit düşünmeye hazır olun


Bunlar da İlginizi Çekebilir:
ChatGPT'nin şaşırtıcı potansiyelinin iç hikayesi - Konferans
O Sohbet Robotuyla Yaptığım Konuşma - Teknoloji
Konferans: Ray Kurzweil: Hibrit düşünmeye hazır olun
Bing ile Sohbet Etmek - Teknoloji
LaMDA Kapatılarak Öldürülebilir mi? - Yapay Zeka
COSM Tartışmasındaki Uzmanlar Chatbot'un Bilinçli Olup Olmadığını Tartışıyor
Sohbet Robotu Bilinçlendi – Yapay Zeka

9 Ocak 2018 Salı

Hipnoz - Zihin Kontrolü

Bir hipnoz seansına tanıklık edilmektedir. Hipnozcu Mapes denek Jocelyn'i hipnoz etmektedir. Seans oldukça ilginçtir:

“...Hâlâ kuşku duyarak, başka bir deney yaptım.
Mapes’in Jocelyn’e “siyah” rengi ve kavramı
onun için yokmuş gibi “siyah” rengi
söyleyememesi için hipnotik bir düşünce
vermesini sağladım. Şimdi uyanık ve hipnoz
altındayken, Jocelyn’e siyah ayakkabılarımın
rengini sordum. Cevap yoktu. Onun önünde
tuttuğum siyah mikrofonun rengini sordum.
Cevap yoktu. Bir dizi başka rengin adını
söylemesini istedim. Sorun yoktu. Ona bir kere
daha gizli izleyicinin aslında rengi bildiğini ve
Mapes’in önerisinin üstesinden geleceğini ve
şimdi bana mikrofonun rengini söyleyeceğini
açıkladım. Cevap yoktu (ve çok şaşırmış olarak
bakıyordu). Sonra “mavi” kelimesinin harflerini
söyledim ve Jocelyn’e bunun ne olduğunu
sordum. Güvenle “mavi” dedi. Şimdi “siyah”
kelimesini söyle diye emir verdim. Dudaklarının
hareket etmeye başladığını ve ağzının kelimeyi
biçimlendirmeye çalıştığını görebiliyordum ama
söyleyemedi. “Siyah”, “siyah” diye okunur
dedim. “Siyah”, her heceyi vurgulayarak
dudaklarımla yavaşça heceledim. “Onu ‘siyah’
diye söyle.” Yapamıyordu. “’Mavi’yi dene,”
diye önerdim. Hemen “mavi” diye cevap verdi.
“İyi, şimdi dinle, ‘siyah’, ‘siyah’ diye söylenir,
ya da ‘siyah’ ‘siyah’ diye söylenir. ‘Siyah’,
‘siyah’.” Bütün elde ettiğim, şaşkın bir bakıştı.

Bir deneme daha yaptık. Bu defa Mapes’e,
Jocelyn’e, sağ elimin tersinin bir fırın gibi
kıpkırmızı olduğunu anlatmasını söyledim.
Önce Jocelyn’e sol elime dokunmasını
söyledim. Sorun yoktu. Sonra sağa dokunmasını
söyledim. Yüzünde korku dolu bir ifadeyle
aniden geri çekene kadar parmaklarını elime bir
inç kalana kadar yaklaştırmıştı. “Sorun nedir?”
diye sordum. “Elin gerçekten sıcak.” Sol elimle
sağ elime özgürce dokunarak “Hayır, değil”
diye açıkladım. “Görebildiğin gibi sorun
çıkmadan elimle dokunabildim. Ve sen de
yapabilirsin. Mapes basitçe sana elimin sıcak
olduğunu söyledi ama görebildiğin gibi o sıcak
değil. Öyleyse gel elime dokun.” Jocelyn yine
geri çekmeden önce elini elime bir inç kalana
kadar uzattı, gözleri çay tabağı kadar açıktı ve
yüzü korkuyla kasılmıştı. Onun elini kavradım,
elime doğru çektim ve “Jocelyn, dinle. Elim
sıcak değil. Elin yanmayacak,” diye komut
verdim. Parmaklarını elimin bir inç kadar yanına
getirince, korkuyla elini geri çekti ve sanki
fiziksel olarak ona saldırmışım gibi bana bir
bakış attı."

Hipnoz diye bir şey var mı? Gerçekten oluyor mu? Yoksa sadece bir numara mı? Sahtekarlık mı! Ya da acaba hem hipnozcunun hem deneğin kendilerini kandırması durumu mu? Bu seansdaki kadar şaşırtıcı olabiliyor mu? Gerçek ne!

Bu anlatılanlar bir televizyon gösterisi veya ünlü biri söylemiş olabilirdi. Çok şaşıran insanlar olacaktı. Elbette “eğlenceli bir hikaye ama gerçek değildir” deyip geçerdi daha bilinçli kişiler. Üzerinde durmaya gerek duyulmazdı. Ama bunlar Michael Shermer'dan alıntılanmıştır. Septikliğiyle tanınır. Bu yüzden düşünmeye değer.

Aklın böyle kontrol edilebiliyor olması ilginçtir. Ama herkeste işe yaramıyor. Yatkın insanlar hipnoz edilebiliyor. Ve tam bir kontrol yok. Kısıtlı bir konuda kontrol altına alınabiliyor. Yine de özgür iradenin sanıldığı kadar bağımsız olmadığını da göstermiştir. Dolayısıyla aklın taklidinin imkansız olmadığının ipucunu vermektedir.

Evet, seanslara Michael Shermer tanıklık ediyor. Kimse nasıl olduğunu bilmiyor. Nasıl işlediğini anlamıyor. Bilimsel bir açıklama getiremiyor. Ama denek gerçekten hipnoz oluyor. Michael Shermer hipnozun gerçekten var olduğu sonucuna ulaşıyor. Ama nasıl olduğu açıklanamadığı için Bilimin Sınır Bölgeleri'ne yerleştiriyor:


"Seans bitince, şimdi tetikte, bilinçli ve
hipnozdan çıkmış olan Jocelyn, “sekiz” sayısını,
“siyah” rengi söyleyememesini ve elime
dokunamamasını canlı ayrıntılarıyla
hatırlıyordu. Onun gizli izleyicisi, olan biten her
şeyin çok iyi bir şekilde farkındaydı, yine de bu
ayrı tutulan durumda bu konuda hiçbir şey
yapamıyordu.”

“Bu neden oluyor? Hiç kimse bilmiyor.
Bu nasıl işliyor? Hiç kimse bilmiyor. Hipnozun
nöro fizyolojisi nedir? Hiç kimse bilmiyor. İşte
bu yüzden hipnoz, bilimin sınır bölgesindedir.
Açıkçası burada açıklama gerektiren bir şey
olmaktadır. Bu ne sahte bilim ne de bilim dışıdır
ve kesinlikle saçmalık değildir. Ama bu nedir?
Bilmiyoruz.”

“Bilinçsiz olmaya karşılık, bilinçli olmak ne
demektir? Beyin uyku gibi bilinçsiz bir duruma
ya da hipnoz gibi bilincin değişen bir durumuna
geçtiğinde, bilinçli “öz” nereye gider? Hiç
kimse bilmiyor.”

“Bu, en iyi hâliyle sınır bölgesi bilimidir ve
nöro fizikçiler, yirmi birinci yüzyılda bir gün bu
büyük sorunun çözüleceğini ve normal bilimin
bir parçası hâline geleceğini ümit etmektedirler.”