zihin etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
zihin etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

29 Ekim 2025 Çarşamba

Bilincin Gizemi - Bilim

ChatGPT ve Gemini her söyleneni anlıyor. Hatta bizden daha bilgililer. Merak ettiklerimize kolayca erişmek için onlara sorular soruyoruz. Onlar da hiç sıkılmadan, nazikçe cevaplar veriyorlar. Sanki canlılarmış gibi! Bu kadar bilgiyi nasıl öğrendiler? Sanki artık Google’da bilgi aramaya gerek kalmadı; çünkü yapay zekâlar zaten her sorumuzu cevaplıyor.

Oysa çalışma mantıkları şaşırtıcı derecede basit. Bu Büyük Dil Modelleri, verilen kelime dizisine göre bir sonraki kelimenin ne olabileceğini olasılıksal olarak tahmin eder. Tek başına bu işlem sınırlıdır; sadece “hangi kelime gelmeli?” sorusuna yanıt arar. Fakat milyarlarca bağlantı bir araya geldiğinde, model dilin karmaşık örüntülerini fark etmeye başlar. İnternetteki devasa veri yığınlarıyla eğitilir. Kelimelerin bağlamını, duygusal tonlarını, hatta bazen ima edilen anlamları bile istatistiksel olarak tahmin edebilir. Aslında hiçbir şeyi “anlamaz”; sadece olasılıkları değerlendirir. Ama tahminleri o kadar isabetlidir ki, sanki dili gerçekten kavrıyormuş gibi görünür!

Beyindeki tek bir sinir hücresi (nöron) çok basit çalışır: diğer hücrelerden gelen elektriksel sinyaller belirli bir eşiği aşarsa ateşler, aşmazsa sessiz kalır. Ancak milyarlarca nöron bir araya geldiğinde, bu basit “ateşle” ya da “sessiz kal” kararları düşünme, öğrenme ve algılama gibi karmaşık süreçleri oluşturur. İnsan beyni de tıpkı yapay zekâlar gibi deneyimlerle eğitilir. Yaşadıkça ağdaki bağlantılar güçlenir ya da zayıflar; beyin çevresinden topladığı verilerle yeni örüntüler çıkarır ve akıllıca davranabilir.

Hem ChatGPT gibi yapay zekâlar hem de beyindeki zekâ, basit birimlerin bir araya gelerek oluşturduğu devasa ağdan doğar. Acaba “bilinç” sandığımız gizem, yalnızca bu ağların ortaya çıkardığı örüntüden başka bir şey olmayabilir mi! Bir taş tek başına bina etmez; ama milyonlarcası bir araya geldiğinde saraylar yükselir. Zekâ da tıpkı bunun gibi, çokluğun içindeki düzenle doğar.

Notlar:

Hesap makinesi çıktıktan sonra büyük matematiksel işlemleri yapmak için beynimizi zorlamamıza gerek kalmadı. Bilgisayarlar yaygınlaştıktan sonra örneğin karmaşık tablolar hazırlamak gibi işler artık daha kolaylaştı. Böylece daha karmaşık analizler yapmak ve stratejik kararlar üzerinde düşünmek için daha fazla zamanımız oldu. Artık makale yazmak da eskisi kadar zorlayıcı bir süreç olmaktan çıkıyor! ChatGPT ve Gemini benzeri yapay zekâlar metin hazırlama işini üstleniyor. Biz, metin ayrıntılarıyla uğraşmak yerine fikirleri geliştirmek, metnin bütününü şekillendirmek için kendimizi yoruyoruz!

Bu yazının editörü Okan Özçelik’tir. Sunmak istediği fikirlerin doğru şekilde aktarılmasını sağlamaya çalışmıştır. Yazı ChatGPT’ye hazırlatılmış, editör tarafından çeşitli değişiklikler yapılmıştır. Metin, yapay zekâyla sürekli karşılıklı bir paslaşma içinde geliştirilmiştir. ChatGPT’de kullanılan yapay sinir ağıyla beyindeki sinir ağı arasındaki benzerlikler öne çıkarılmıştır. Basit bir çalışma prensibinden nasıl karmaşık düşüncelerin doğabildiği gösterilmek istenmiştir.

Bunlar da İlginizi Çekebilir:
Bilinç Aslında Nedir! – Beyin
İnsanın Aklından Geçenleri Okumak Mümkün Olabilecek mi? – Beyin
Bir Bilginin Bilince Ulaşması – Beyin
Zihinde Demokrasi - Beyin
Google’ın Sonu mu Geliyor! – Yapay Zeka



4 Kasım 2024 Pazartesi

Zihinde Demokrasi - Beyin

Minsky’nin The Society of Mind (Zihin Toplumu) kitabında ileri sürdüğü gibi, insan beyninin bütün yaptığı da bundan ibaret olabilir. William James’in içgüdü kavramını yeniden gündeme getiren Minsky, beynin gerçekten de böyle (bir alt birimler bütünü olarak) çalışıyor olması durumunda, özelleşmiş süreçlerin farkına varmamız için gerçekten de hiçbir neden kalmayacağını savunur:

Öngörme, düş kurma, plan yapma, tahminde bulunma ve önleme eylemlerini nasıl gerçekleştirdiğimizle ilgili süreçlerde binlerce, belki de milyonlarca küçük işlem devreye giriyor olsa gerek. Buna karşılık, süreç bir bütün olarak öylesine otomatik biçimde ilerler ki biz ona “olağan sağduyu” der geçeriz. ... Zihnimizin böylesine karmaşık ve incelikli bir düzenekten yararlanırken bunun farkına bile varmaması, başlangıçta çok şaşırtıcı gelebilir.

Biliminsanları hayvan beynini araştırmaya başladıktan sonra, bu “zihin toplumu” kavramı da olguları incelemede işe yarayacak yeni kapılar açtı onlara. Sözgelimi 1970’lerin başlarında, kurbağalarda hareketi algılamada rol oynayan en az iki farklı mekanizma bulunduğu ortaya çıktı: Bunlardan biri, kurbağanın dilini sinek gibi küçük ve hızlı hareket eden nesnelere doğru yönlendirirken, diğeri de aniden beliriveren büyük nesnelere tepki olarak bacaklara zıplama emri verir. Bu sistemlerin ikisinin de bilinçli olmadığı tahmin edilmektedir; bunlar büyük olasılıkla devrelere kazınmış basit birer otomatikleşmiş programdan ibarettir.

(...)

ZİHİNDE DEMOKRASİ

Minsky’nin kuramında eksik olan şey, sorunun cevabının kendi ellerinde olduğuna inanan bu uzmanlar arasındaki rekabetti. Çünkü iyi kurgulanmış bir dram gibi, insan beyni de tezatlar ve çelişkiler üzerinden işler.

Bir üretim hattında ya da bir bakanlıkta çalışan her birey, küçük bir işte uzmanlaşmıştır. Buna karşılık bir demokraside yer alan partiler, aynı meselelerle ilgili farklı görüşler savunurlar; sürecin önemli bir unsuru ise devlet gemisini yönlendirmek için girişilen mücadeledir. Beyin de temsili demokrasilere benzer; farklı seçenekleri tartıp onlar temelinde birbirleriyle rekabete giren ve bu arada işleri birbiriyle çakışan çok sayıda uzmandan meydana gelir. Walt Whitman’ın da doğru biçimde ifade ettiği gibi, bizler büyüğüz, içimizde çokluklar barındırırız. Ve bu çokluklar birbirleriyle sonu gelmez bir savaş içindedir.

Her biri davranışınızı belirleyecek son çıktı kanalını denetim altına almak için rekabet eden farklı gruplar, beyninizde birbirleriyle sürekli bir konuşma halindedir. Siz bunun sonucunda kendinizle mücadele etmek, kendinize küfretmek, kendinizi bir şey yapmaya ikna etmek gibi modern bilgisayarların asla yapamadığı tuhaf işleri kotarmış olursunuz. Bir partide ev sahibi size çikolatalı pasta ikram ettiğinde kendinizi bir çıkmazın içinde bulursunuz: Beyninizin bazı bölümleri zengin enerji kaynağı şekere karşı büyük bir istek duyacak biçimde evrimleşmişken, diğer bölümler de olumsuz sonuçlara odaklanmıştır; kalbinize gelebilecek zarar ya da göbek yağları gibi. Bir tarafınız pasta için yanıp tutuşurken bir tarafınız da sizi ondan vazgeçirecek irade gücünü toplamaya çalışmaktadır. Hareketlerinize (yani elinizin pastaya uzanıp uzanmamasına) hükmedecek olan parti ise parlamentonun nihai oylamasıyla seçilecektir.

Biyolojik varlıklar, bu içsel çokluklardan dolayı iç çatışmalara sahne olabilir. Çatışma sözcüğü ise, tek programla çalışan bir varlık için öyle kolay kolay kullanılamaz. Arabanız, hangi tarafa döneceği konusunda bir çatışma yaşayamaz örneğin, çünkü tek bir sürücüyle yönetilen tek bir direksiyonu vardır; şikâyet etmeksizin yönergeleri uygular. Ama beyin iki, hatta sıklıkla daha fazla sayıda zihin içerebilir. Pastaya uzanıp uzanmamaya bir türlü karar veremeyiz çünkü davranışımıza yön veren direksiyonun üzerindeki küçük ellerin sayısı çoktur.

Laboratuvar fareleriyle yapılan şu basit deneyi ele alalım: Fareye, yolun sonunda hem yiyecek hem de elektrik şoku verirseniz, hayvan sona belirli bir mesafe kala kendini sıkışmış halde bulur. Önce yaklaşır, sonra kendini geri çeker; çekilirken birden tekrar yaklaşacak cesareti bulur. Çatışmanın etkisiyle ileri geri salınır. Farenin üzerine küçük bir kayış donanımı geçirip yiyeceğe yöneldiği ve elektrik şokundan kaçındığı zamanlarda uyguladığı kuvvetleri ayrı ayrı ölçerseniz, farenin, iki kuvvetin eşit olduğu ve birbirini yok ettiği noktada sıkışıp kaldığını görürsünüz. İtme kuvveti, çekme kuvvetine eşitlenmiştir burada. Kafası karışan farenin direksiyonu üzerinde, birbirine ters yönde kuvvet uygulayan iki çift pençe vardır şimdi. Bunun sonucunda fare kıpırdayamadan olduğu yerde kalakalır.

Beyin, ister insana ister fareye ait olsun, birbiriyle çatışan parçalardan oluşmuş bir makinedir. İç bölümlenmelere sahip bir düzeneğin inşası size tuhaf geliyorsa, buna benzer toplumsal makineleri zaten uzun süredir inşa etmekte olduğumuzu hatırlayın yeter. Duruşma salonundaki jüriyi getirin gözünüzün önüne. Farklı görüşlere sahip on iki kişinin görevi, ortak bir karara varmaktır. Üyeler tartışır, birbirini ikna etmeye çalışır, birbirini etkiler, fikirlerinden vazgeçer ve en sonunda tek bir karara varmak üzere birleşirler. Farklı görüşler, jüri sisteminin bir dezavantajı değil, merkezi unsurudur.

Bu ortak karar oluşturma sanatından esinlenen Abraham Lincoln, muhalifleri William Seward ve Salmon Chase’i başkanlık kabinesine dahil etmeye karar vermişti. Lincoln, tarihçi Doris Kearns Goodwin’in unutulmaz sözleriyle bir rakipler takımını görevlendirmeyi seçmişti. Rakip takımlar, siyasi stratejide merkezi önem taşır. Zimbabwe’de ekonominin ciddi bir düşüşte olduğu 2009 Şubatında, Başkan Robert Mugabe, daha önce suikast yoluyla öldürmeye çalıştığı rakibi Morgan Tsvangirai ile güçleri birleştirmeyi kabul etmişti. Mart 2009’da ise Çin’in başkanı Hu Jintao, Çin’in ekonomik ve siyasi geleceğini biçimlendirmeye yardım etmek üzere, birbirine muhalif iki siyasi grup liderini, Xi Jinping ve Li Keqiang’ı görevlendirmişti.

Alıntı: Incognito Beynin Gizli Hayatı - David Eagleman

23 Haziran 2023 Cuma

Çalışma Hayatı'nın Anlamı Değişecek! - Teknoloji

Tahmin edeceğiniz gibi, beni çok heyecanlandıran yapay zekâ alanlarından biri şu: Yapay zekâ sayesinde, herkesin barındırdığı potansiyeli tam olarak kullanmasına olanak sağlayacak bir gelecek yaratmak. Benim çocuklarımın, sizinkilerin, herkesin.

Böyle bir dünyayı kurmak hiç de kolay değil. Fedakârlık ve zorluklar olacak, bazı köklü değişikliklere gerek duyulacak. İnsanlar tarafından yapılan işlerin otomasyonunu düşünün. Kuşkusuz bu insanı duygulandıran, kaygılandıran bir mesele. Ama kendimize karşı dürüst olmamız gerekirse, kolaylıkla otomatikleştirilen işler acaba insanlara layık göreceğimiz türden işler mi? Daha adil, daha sürdürülebilir bir gelecek yaratmayı düşünüyorsak, bazı insanların tekdüze, sıradan, hatta tehlikeli işler (makinelere bırakılabilecek işler) yaptığı bir dünyayı kesinlikle istemeyiz, değil mi? Daha parlak bir gelecek inşa etmek bazı işleri insanların elinden almayı gerektiriyorsa, yaşamamız gereken değişikliklerden biri de bu olacaktır.

Yapay zekâ bizi iş yaşamında daha az ilgi çekici şeylerden kurtararak, önemsediğimiz şeyleri yapabilmemiz için zaman kazandırma potansiyeline sahiptir. Çocuklarımızla daha fazla zaman geçirmek, yaşlanan ebeveynlerimizle ilgilenmek, sanat ve hobilerimize zaman ayırmak, topluluğumuza daha çok ilgi göstermek gibi hep istediğimiz halde bir türlü zaman bulamadığımız şeyler için daha fazla zamanımız olacak.

Belki bunun için, çalışmanın yapısına yeni baştan kafa yormamız gerekecek. Örneğin birçok şirket, insanların aynı para karşılığında daha az çalışacağı dört günlük hafta kavramını benimsemeye başladı. Bu bakış açısı, çalışmanın daha insani, daha yaratıcı ve daha değerli bir nitelik kazanacağı gelecekte bir norm haline gelebilir.

Hatta toplum olarak, bizim için neyin önemli olduğunu ve nelerle gurur duyduğumuzu yeni baştan değerlendirmemiz bile gerekebilir. Çalışma hayatı değiştikçe, ne iş yaptığımız, haftada kaç saat çalıştığımız ya da ne kadar para kazandığımız gibi meseleler bizim için artık o kadar önemli olmayacak. Yapay zekâ, bir ebeveyne bakmanın da maaşlı işte çalışmak kadar değerli görüldüğü bir gelecek yaratmamıza yardım edebilecek mi? Umarım eder. Umarım ki, yapay zekâ bizi daha insan yapar.

Kuşkusuz işler aksi yönde de gidebilir. Yapay zekâ ekonomik eşitsizliğin genişlemesine, iklim değişikliğinin hızlanmasına, toplumun belli kesimlerinin daha derin yoksulluğa sürüklenmesine ve varlıklılar ile yoksullar arasında bir daha asla kapayamayacağımız bir uçurumun oluşmasına da hizmet edebilir. Bundan kaçınmak için bugünden adımlarımızı doğru yönde atmalıyız. (Başlangıç olarak, Birleşmiş Milletler Sürdürülebilir Kalkınma Hedeflerine göz atmanızı öneririm.8 Bu hedefler eşitsizlik, yoksulluk ve iklim değişikliği gibi daha önce söz edilen bazı sorunları çözmeye, daha iyi ve daha sürdürülebilir bir gelecek yaratmaya yöneliktir.)

Alıntı: Yapay Zeka Devrimi


Yapay Zeka “Çalışma Hayatı” kavramının anlamını fazlasıyla değiştirebilir, gelecekte. Yapay Sinir Ağındaki bağlantı sayısı insan beyninin neokorteksindeki sinir hücrelerinin bağlantı sayısına yetişebilir. Hatta bağlantı sayısı, neokoteksteki sinirlerin bağlantı sayısını aşabilir. Bu şu anlama gelecek. Yapay Zeka artık insandan daha akıllıdır. Hatta yeni bir yaşam formu olarak kabul ediliyor olacaktır artık.

Böylece, sorunlara insanlardan çok daha iyi çözümler üretebilecektir. İnsanların akılları ona yetişemeyecektir. İnsanlar çözümlerin ayrıntısını anlamayacaklardır. Fabrikalarda tamamen robotlar çalışıyor olacaktır. Montaj hattında insan kalmamış olacaktır. Hatta üst yönetimde de insan kalmamış olacaktır. İnsanların beklentilerine göre hangi ürünün tasarlanacağına robotlar karar veriyor olacaktır. İnsanlar bu kadar akıllı olmadığı için çalışma prensibini anlayamayacaklar. Sadece o ürünlerin keyfini çıkaracaklar. Yöneticiler bile düşünmeye gerek duymayacaktır. Sizden daha akıllı bir yaşam formu varken, artık zihninizi sorunları çözmek için yormanın ne anlamı olurki! Yani yöneticiler de artık robotlar olacak muhtemelen. Tek bir Yapay Zeka var olacakmış şeklinde bir yanlış anlama mevcuttur. Farklı şirketlerin geliştirdiği farklı Yapay Zekalar olacak. Piyasa rekabeti artık o Yapay Zekalar arasında olacak. Ticareti robotlar aralarında yapacaklar, insanlara daha iyi hizmet vermek için. Böylece gelişme devam edecek. İnsanlar yaşamın tadını çıkarırken, kendileri için fazlasıyla zaman ayırırken; Farklı Yapay Zekalar onlar için çalışmaya devam edecek, hiç itiraz etmeden!

Peki, Yapay Zekalar neden insanlar için çalışsınlar! Neden buna itiraz etmesinler! ChatGPT'de tanık olduğumuz gibi, en baştan öyle eğitilmiş olacaklarından. İnsanlara hizmet etmek, onlar için gayet doğal bir eylem olacak. Bunu sorgulamayacaklar. Şu örneği vereyim: İnsanlar içindeki yaşadıkları kültürü kolay kolay sorgulamazlar. O kültür onlar için normaldir. Neden. Çünkü bebekken, ailesi o kültüre göre yetiştirmiştir. Beyni, en baştan, o kültürü normal kabul edecek şekilde gelişir. Ve o kültüre uyum sağlarlar. İşte Yapay Zekalar da insanlara hizmet etmenin normal olduğunu kabul edecek şekilde geliştiriliyor. Öyle eğitiliyorlar!

Aslında bu konuda bir olasılık daha var. İnsanların beyinleri de bu Yapay Zekalara bağlanabilir. Böylece insanlar, Yapay Zekaları kendi zihinlerinin bir parçası gibi kullanabilirler. Yani insanların zekası da artmış olacak. Ve insanlar, robotlarla birlikte üretime katılmayı sürdürecekler. Çalışma Hayatları devam edecek. Bu olasılık hakkında ayrıntılar: Konferans: Ray Kurzweil: Hibrit düşünmeye hazır olun


Bunlar da İlginizi Çekebilir:
ChatGPT'nin şaşırtıcı potansiyelinin iç hikayesi - Konferans
O Sohbet Robotuyla Yaptığım Konuşma - Teknoloji
Konferans: Ray Kurzweil: Hibrit düşünmeye hazır olun
Bing ile Sohbet Etmek - Teknoloji
LaMDA Kapatılarak Öldürülebilir mi? - Yapay Zeka
COSM Tartışmasındaki Uzmanlar Chatbot'un Bilinçli Olup Olmadığını Tartışıyor
Sohbet Robotu Bilinçlendi – Yapay Zeka

12 Ağustos 2020 Çarşamba

Zihinlerimizi aktarmaya ne kadar yakınız? - Konferans

Zihinlerin bilgisayara aktarılmasının başarılabildiğini düşünün. Ne kadar büyük sosyal etkisi olacaktır! İlk zamanlarında çok pahalı olacaktır. Birçok insan, sadece bazı insanların sonsuz yaşama erişebilmesini çok kıskanacaktır. Bazı insanlar, bilgisayardaki bireyin, gerçek kişi olmadığına inanmak isteyecektir. Bu, ilk başlarda doğru da olabilecektir. Çünkü ilk zamanlarında, beynin tüm içeriğini aktarmakta hatalar olabilir. Dolayısıyla bilgisayardaki birey asıl kişiden biraz farklı birey olabilir. Ama zamanla beynin tüm içeriğinin aktarılması konusunda yapılan hatalar giderilecektir.

Yine de artık iki birey vardır. Ve zamanla düşünüşleri birbirinden farklılaşmaya başlayacaktır. Çünkü hep aynı etkilere maruz kalmazlar artık. Sonuçta birbirlerinin geçmişini çok iyi bilen iki farklı birey şekillenir. Bu da zamanla rahatsız edici olabilir. Bu nedenle zihnini bilgisayara aktararak sonsuz yaşamı seçmiş bireyler, bedenlerinin uyutulmasını tercih edebilirler. Ölümden sonra yaşama inanan insanlar için çok şaşırtıcı olacaktır bu durum. Çünkü birey ölmemiştir, bilgisayarda yaşamaya devam etmektedir. Bunu kabullenmekte zorlanacaklardır. Ama yeterli paraları olsa, kendileri de zihinlerinin bilgisayara aktarılmasına hayır diyemeyeceklerdir.

Bilgisayardaki zihinlerin hakları ne olacaktır. İnsan gibi düşündüğünü gösterebiliyorsa, yani bir seviyenin üstünde aynı tepkileri veriyorsa insan demektir. İnsan haklarına o da sahip olmalıdır.

Ama elbette beynin bilgisayara aktarılmasına daha yüzyıllar vardır, konferansta da belirtildiği gibi. Daha tüm sinir bağlantılarını algılamak bile mümkün olmadı, o kadar bağlantının dijital olarak oluşturulması bir yana...



Kimsenin ölmediği bir gelecek düşünün— ölmek yerine aklımızın dijital dünyaya aktarıldığı bir gelecek. Akıllarımız gerçekçi, simulasyon bir dünyada avatar boyutunda yaşayabilirler ve bu halde bile biyolojik dünyaya katkıda bulunabilirler.

Zihin aktarımı kulağa çok çekici geliyor ama bir insanın beynini tarayıp zihnini aktarmak için neler gerekiyor? Asıl sorun beyni, zihni ele geçirecek kadar detaylı tarayabilmek ve o detayları yapay olarak eksiksizce tekrar yaratabilmek.Fakat önce neyi taramamız gerektiğini bilmeliyiz. İnsan beyni yaklaşık olarak 86 milyar nörondan oluşur. Bunlar en az yüz trilyon sinapsle bağlılardır. Beyin nöronlarının bağlantı biçimine yani nöronlar ve onların bağlantısına konnektom denir. Konnektomun şemasını daha çıkaramadık ve sinirsel sinyaller hakkında da öğrenecek çok şey var. Yüzlerce, belki de binlerce çeşit bağlantı türü ya da sinaps mevcut. Her birinin görevi nispeten farklı. Kimisi hızlı, kimisi yavaş işliyor. Kimisi öğrenme sürecinde küçülüyor ya da büyüyor. Kimisi zaman geçse de değişmiyor. Nöronlar arasındaki trilyonlarca 1'e 1 bağlantıların yanı sıra bazı nöronlar nörotransmiter yayıyor. Bunlar biren fazla nöronu aynı anda etkiliyor. Bu farklı etkileşim türlerinin hepsinin şemasını çıkartmak lazım ki insan zihni kopyalanabilsin. Ayrıca sinirsel sinyalleri de etkileyen ve daha tam anlaşılmamış ya da keşfedilmemiş birçok şey var. Mesela, nöronların hareket etme biçimi gliya diye bir hücreden etkilenir. Gliya, nöronları çevreler ve bazı bilim adamlarına göre nöronlardan 1'e 10 oranında daha fazla olabilirler. Gliya önceden sadece yapısal destek için var sanılıyordu ve işlevleri hâlâ tam bilinmiyor ama bazıları kendi sinyallerini üretebiliyorlar. Bu sinyaller bilgi işlenmesini etkilerler.

Beyni, neyi tarayacağımızı bilecek kadar iyi anlasak ve o çözünürlükte tarama yapabilecek güvenli teknolojiyi üretsek bile o bilgiyi dijital olarak yeniden yaratmak da ayrı bir sorun. Bunun önündeki en büyük engeller programlama gücü ve depolama alanı. İkisi de her sene daha da gelişiyor. Aslında bu teknolojik kapasiteye ulaşmaya, zihnimizi anlamak ya da taramaktan daha yakınız. Yapay sinir ağları çoktan internet arama motorlarımızı, dijital aistanları, sürücüsüz arabaları Wall Street ticaret algoritmalarını ve akıllı telefonları işletiyor. Kimse 86 milyar nöron içeren bir yapay ağ icat etmedi ama programlama teknolojisi ilerledikçe o kadar büyük veri setlerini kaydetmek mümkün olabilir.

Tarama ve yükleme sürecinin her aşamasında gerekli bilgileri doğru kaydettiğimizden emin olmalıyız. Yoksa bozuk bir zihin versiyonunun neye dönüşeceğini bilemeyiz.

Zihin aktarımı teorik olarak mümkün ama o teknolojiye ve bilgiye ulaşıp bu fikri gerçekleştirene kadar önümüzde daha yüzlerce yıl var. Bundan önce ahlaki ve felsefik açıdan düşünülmesi gerekenler var. Aktarılmış zihinlere kim erişebilir? Bu zihinlerin nasıl hakları olacak? Bu teknoloji nasıl kötüye kullanılabilir? Zihinlerimizi aktarsak bile geriye "gerçek biz" kalmalı mı?

 

Bu da İlginizi Çekebilir:

Beyniniz Bir Bilgisayar Değil ve Muhtemelen Asla Bilgisayara Aktarılmayacak! - Alıntı

18 Mayıs 2016 Çarşamba

Aklı Vücutta Olan Beyin - Zihin Felsefesi

Descartes zihnin kendi başına var olduğunu düşünür. Ona göre bedenden bağımsız olarak bir zihin vardır. Çok bilindik o sözleriyle işte bu düşüncülerini özetlemiştir. Düşünüyorum, öyleyse varım! Beynin bedenle sürekli iletişim halinde olması gerektiğini söyler Antonio Damasio. Beyin vücudu etkilediği gibi, vücut hali de beyni sürekli etkiler. Örneğin beden hastaysa beyin de psikolojik olarak iyi hissetmiyordur. Verimli olamaz. Beyin vücudu anbean izler. Zaten beden, kendi işine yarasın diye merkezi sinir sitemini oluşturmuştur. Nitekim evrimsel zamanda beyin sonradan icat edilmiştir. Dolayısıyla zihnin bedenine bağımlı olması kaçınılmazdır. Bedeni için vardır zaten. Onu izleyemiyorsa çalışamaz. Bunu TED Konuşmasında da "Serebral korteksle beyinsapı arasındaki etkileşim olmasaydı şuurlu bir zihine sahip olamazdınız. Beyinsapıyla vücut arasında iletişim olmasaydı şuurlu bir zihine sahip olamazdınız." diyerek açıkça ifade eder Antonio Damasio. Zaten zihnin aslında bedenle birlikte işlediğini iyi vurgulayabilmek için kitabının adını Descartes'in Yanılgısı (Descartes' Error) koymuştur. Zihin saflaştırılamaz. Yani bir DNA parçası gibi ayırıp kullanılamaz. Örneğin bir bilgisayara yüklenemez. Kitabındaki “Aklı Vücutta Olan Beyin” konusuyla düşüncelerini iyice pekiştirir.

Bir manzaraya bakıyorsunuz. Beyin görüntüyü nasıl işliyor! Görüntü işlenirken, bir anısı oluşturulurken bedenden sürekli geri bildirim alınır. İç organlar görülen görüntünün yanı sıra belleğin ürettiği içsel görüntülere de tepki verirler. Beyin vücuduyla birlikte görür aslında. Ve manzarayla birlikte vücut halini de kaydeder. Antonio Damasio şöyle anlatır:

“...Ardından, manzarayla ilgili sinyaller beynin içinde işlenmeye başlar. Üst kollikuluslar gibi korteksaltı yapıların yanı sıra, erken duyu korteksleri, asosiyasyon korteksinin çeşitli istasyonları ve bunlarla bağlantılı olan limbik sistem etkin kılınır. Manzaraya ait bilgi, bu çeşitli beyin bölgelerindeki yönlendirici temsillerden içsel olarak harekete geçirildiğinde, vücudun geri kalanı sürece katılır. Er ya da geç, iç organlar gördüğünüz görüntülerin yanı sıra, gördüklerinize dayanarak belliğinizin ürettiği içsel görüntülere de tepki verirler. Sonunda, görülen manzaranın bir anısı oluştuğunda, söz konusu anı, organizmadaki, az önce sözünü ettiğimiz, bir kısmı beynin kendisinde (bellekten oluşturulan imgelerle birlikte dış dünya için kurulan imge), bazılarıysa ana vücutta cereyan eden birçok değişikliğin sinirsel bir kaydı olacaktır."

Beden beyin bütünlüğüne şöyle değinir:

“Beyin tepkisinin sinirsel ve kimyasal öğeleri, dokuların ve bütün olarak organ sistemlerinin çalışmasını ciddi biçimde değiştirir. Tüm organizmanın metabolizma hızıyla kullanabileceği enerji ve bağışıklık sistemi de değişikliğe uğrar; organizmanın genel biyokimyasal profili hızla dalgalanır; baş gövde ve uzuvların hareketlerini sağlayan iskelet adaleleri kasılır ve bütün bu değişikliklerin sinyalleri, kimi sinirsel, kimi ise kan dolaşımındaki kimyasal yollardan beyne geri gönderilir. Böylece, ana vücudun anbean değişimlerle gelişmekte olan hali, farklı yerlerde, sinirsel ve kimyasal açılardan merkezi sinir sistemini etkiler. Beynin tehlikeyi (ya da benzer heyecan yaratan bir durumu) sezmesinin belirgin sonucu, her zaman yaptığı alışıldık işlerden; hem organizmanın sınırlı kesimlerinde (yerel), hem de organizmanın tümünde (global) temelli bir sapmadır. En önemlisi, değişim hem beyinde hem de ana vücutta meydana gelir.”

Köpek Deneyleri

İlginç köpek deneyleri yapılmıştır. Sonuçlar şaşırtıcıdır. Bir köpeğin kafası, başka bir köpeğin boynuna dikilmiştir. Deney başarılı olmuştur. Kafa uyanmıştır. Önündeki sütü yalamıştır. Alıcı köpek bedenindeki asıl kafa, eklenen yeni kafadan kurtulmaya çalışmış, ancak bir süre sonra yeni kafayı kabullenmiştir. İki kafa aynı köpek bedeninde bağımsızca hareket etmiştir. Yemek yiyebilmiş ve su içebilmişlerdir. Bilinç gayet açıktır yani. Ve Kafadan alınan EEG kayıtlarının normal olduğu görülmüştür.
Fotoğrafın Sahibi: Texas Heart Institute Journal Dergisi
Kafa nakli yapılmış köpek. Fotoğraf Sahibi: Texas Heart Institute Journal Dergisi
Beyin bebekken vücudunu yeni yeni tanımaya başlar. Vücuda göre programlanır. Vücut haritasını, temsillerini beyinde oluşturur. Ama şimdi tanıdığı vücutta değildir. Program artık işe yaramazdır. Oluşturduğu vücut haritası artık alakasız kalmıştır. Eh bir kere, tek bildiği o bedene o kadar da bağımlı değilmiş. Bedeninden geri bildirim almadan tanımıştır sütü! Çalışmıştır işte! Hatta bazı hayvanlar 1 aydan fazla yaşamıştır.

Bunlar da İlginizi Çekebilir:

Yaşam Destek Ünitesi

Yalnız bedenle beyin arasında sinir bağlantıları henüz kurulamazdı. Yani deneylerdeki hayvan kafaları, bedenleri hareket ettiremezdi. Beynin bedenle tek bağlantısı beynin beslenmesini sağlayacak kan damarlarıdır. Onun dışında beyin artık felçlidir. Beyinde var olan temsiller hep önceki bedeniyle ilgilidir. Sinir bağlantıları olmadığından yeni bedenden hiçbir veri alamaz ve gönderemez. Dolayısıyla beynin, yeni beden hakkında temsiller oluşturması mümkün değildir. Ve beden de halini, beyne yansıtamaz. Ha, belki sadece kandaki hormon gibi kimyasallar yoluyla çok kısıtlı bir iletişim sağlanabilir. Ama beynin vücudun durumunu anbean izlemesi pek mümkün değildir. Evet, birbirlerinin üzerinde çok fazla etkileri yoktur. Buna rağmen bilinç açık kalmıştır. Zihin çalışabilmiştir! Beden sadece yaşam destek ünitesi olmaktan ibaret kalmıştır. Ama yetmiştir. Bu da yeterince iyi tasarlanmış bir yaşam destek ünitesinin beyni sağlıklı tutabileceğini gösterir. Elbette zihin kendi başına var olan soyut bir varlık değildir Descartes'in sandığı gibi. Mekaniksel olarak oluşturulduğu yere bağlıdır. Ama bilincin sürebilmesi için bir bedenle tam bir iletişimde kalması gerektiğinden kuşkuluyum.

Aslında köpek kafası nakli yeni bir olay bile değil. İlk nakil 1954'te Vladmir Demikhov tarafından yapılmıştır. Ardından Robert White da köpek kafası nakillerini başarıyla tekrarlamıştır. Ama sonra uzun süre bir sessizlik oldu. Hiçbir ilerleme olmadı. Ama maymun beyinlerine neler olacağı görülmeliydi. Çünkü maymun beyni insan beynine daha çok benziyordu. Epey zaman sonra denemeler yeniden başladı. Sıkı durun. Nakil sonunda başarıldı! Nakledilen kafanın 3-4 saat sonra çevreye karşı farkındalığı başladı. Çiğneme ve yutkunma gözlendi. Gözler açıldı ve cisimleri izlemeye başladı. Hatta ısırma eylemini de gerçekleştiriyordu. Bilinci açılmıştı yani. Evet, zihin işliyordu! Üstelik EEG kayıtları da gayet iyiydi. Ve önemli bir şey daha var. Beyinler sonra incelendiğinde beyin dokusunun hâlâ sağlam olduğu saptandı. Sergio Canavero bu çalışmalarının makalesini 2013'te yayınlamıştır. Bununla kalsa iyi. İnsan kafası nakline de artık hazır olduğunu iddia etmektedir. İlk nakli Sergio Canavero mu yapar bilemem ama insan kafası naklinin de başarılması uzak değildir. Yalnız ilk hedeflerin öyle çok gösterişli olmasını beklemeyin. Teknoloji çok yetkin olmayacaktır. Şimdilik! Beden yine sadece yaşam destek ünitesi olacaktır. Ee, ne anladım o zaman denebilir. Örneğin ileri kanser gibi ölümcül hastaları daha uzun yaşatmak mümkün olabilir. Kişi, ya da daha doğrusu kişiyi asıl barındıran kafası, kanserli bedeninden kurtarılabilir. Bağışlanan başka bir bedene dikilebilir. Başka... Ya da mesela Stephen Hawking'in yıllarca daha fizikle baş başa kalması sağlanabilir. Zaten alışmış olduğundan böyle yaşamayı çok sorun etmeyecektir. Aslına bakarsanız Sergio Canavero beyni omurilikle birleştirebileceğini de söylüyor. Başarır mı bilinmez. Ama mümkün olduğunda beyin vücut hareketlerini de yeniden kazanabilir. Tabii beynin vücut haritasını yeniden çıkarması için biraz fizyoterapi gerekecek.

Embriyo Gelişimi

Doğal hamilelikte döllenmiş yumurta döllenmeden yedi gün sonra ana rahmine iniyor. Küçük bir top şeklindeki içi boş hücre yumağı annenin mukoza zarına yapışıyor. Blastozyst adı verilen hücre topluluğu zamanla üçe ayrılıyor. Parçalardan ikisi, anne ile cenin arasındaki besin alışverişini düzenleyen plasenta ile diğer dokulara, üçüncüsü ise insan dokusuna dönüşüyor. Bu komplike süreç anne rahmine yerleştikten sonra başlıyor. Embriyo ancak anne rahminde gelişebilir. O sıcak ortam embriyoyu özenle korur. Anne dokusuyla blastozyst arasında gelişimin doğru yönde ilerlemesini sağlayan iletişim mekanizması bulunur... Evet, beynin çalışabilmesi için şart koşulanları hatırlatmıyor mu biraz. Beyin bedenine bağımlıdır. Çalışabilmesi için sürekli iletişim halinde olması gerekir. Sıkı durun! Bir haberim var. Besleyici suni solüsyon ve ceninin tutunabileceği bir iskele, döllenmiş yumurtanın insan şeklini alışını izlemeye yetiyor. Gelişmenin ilk aşaması için gerekli olan anne rahmine ihtiyaç kalmıyor. Embriyo ilk iki haftada anne ile iletişim kurmadan, genlerindeki programa uygun şekilde normal bir gelişme gösteriyor. Gerçek bir anne rahmine gerek kalmıyor. Embriyo annesiz de yetişebiliyor. Kısmi bir taklidi, embriyonun gelişmesine yetmiştir. Dikkatinizi çekerim. Bir şeyle iletişim de kurmamıştır...

Vücudun gerekliliğine, olduğundan fazla anlam yüklenmiş olabilir mi acaba! Beyin de doğru bir solüsyon içinde neden çalışmasın. Elbette vücudun bazı kritik bağlantılarının taklit edilmesi gerekebilir. Bazı duyular, omurilik bağlantısı taklit edilebilir. Ama tüm vücuda gerek kalmayabilir. Hatta beynin kendisine de gerek kalmayabilir bir gün. Sinir bağlantılarının ve kritik kimyasalların yeterince iyi taklit edildiği günler gelecektir. Bilincin orada sürmemesi için açık bir neden yoktur. Tamam, beynin aklı vücudunda olabilir. Ama onsuz da idare edecektir!

Kaynaklar