uzaylı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
uzaylı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Şubat 2025 Cuma

UFO Görenlerle Sohbet - Sahne



Jose: Tamam. Gördünüz mü, büyük müydü?
Tanık1: Şey, evet. Onu görenler öyle söylüyor.
Ayrıca dediklerine göre yanıp sönen ışıkları varmış!
Hemen kaçmışlar.
J: Korkmuşlar mı?
T1: Evet korkmuşlar.
Sık sık dile getirdiler.
(Köylü UFO’ya tanık değilmiş gibi konuşuyor.☺Jose sohbetten pek memnun kalmaz.)

Jose: Bir tane daha getir.
Personel: Bir keçi daha mı?
J: Hayır. Bir kadın daha.
P: Başka...
J: Yani oyuncu getir!
(Jose tanık rolünü yapabilecek bir kadın ister.☺)

Jose: Merhaba Dolores.
Tanık2: Merhaba.
J: Lütfen söyler misiniz. Tanımlanamayan Uçan Cisimlerin çıkardığı sesleri ya da gürültüleri duydunuz mu acaba?
T2: Evet duydum.
Hatta bir keresinde yanından geçerken rüzgar gibi bir şey duydum.
Fuuşşhh. Böyle bir şey, aşağı yukarı.
J: Rica etsem...
Rica etsem, tekrarlayabilir misiniz.
Şuanda bazı teknik sorunlarımız var da.
T2: Olur. Ee şey...
J: Söylediğiniz son cümleyi tekrarlayın.
T2: Ee, tamam, evet. Aa dediğim gibi, mağarada, ilk kez mağaralarda duydum...
(Jose, kadına tanık rolü yaptırmaya çalışır. Ama keçiler video çekimini bozar.)

Jose: Tanımlanamayan Uçan Cismi gördükten sonra mı görme sorunu yaşamaya başladınız?
Tanık3: Hayır, Uçan Cisim görmedim. Hiç sanmıyorum.
J: Görmediniz mi?
T3: Aa, hayır görmedim. Uçan Cisim görmedim.
J: Yapmayın, “gördüm” diyeceksiniz!
T3: Ee, evet gördüm. Ne zamandı hatırlamıyorum.
(Bu köylü de tanık rolü yapabilecek bir umut vermemektedir.☺)

Personel: Başka kimse kalmadı. Hepsi o kadardı.
Jose: İyi, üstünü değiştir.
P: Ben mi?
J: Evet.
P: Peki.
J: Rolünü ezberle.
P: Olur.
J: Rica ediyorum.
(Jose, tanık rolü yapabilecek köylü bulamaz. Son çare olarak, kendi personelinden tanık rolü yapmasını ister.☺)

Jose: Bu çizimleri gördüğünde, onları yapanların çok yüksek medeniyetten geldiklerini düşündün mü?
Personel: Evet, evet. Kesinlikle düşündüm.
Bize göre, onlar her zaman buradaydı.
J: Demek size göre, onlar her zaman burdalardı.
Rica etsem Chango, içeriyi daha iyi görmemiz için kameranın ışığını kapatabilir misin.
Söylediklerine göre, bunlar onların yazıtları olabilirmiş!
Aa, hayır hayır olamaz. Lütfen bunları çeker misin Chango.
Şuna bakın. Görüyor musunuz...
Tıpkı bir maskeye benziyor.
Gözleri, ağzı, bu da dili. İnanılır gibi değil!
Bu çizimler gelse gelse Tanımlanamayan Uçan Cisimlerden filan gelebilir!
Bunu canlı olarak izliyorsunuz.
Sizler için burda günde 24 saat boyunca ter döküyoruz...
(Jose, mağaradaki hiyerogliflere hayret etmektedir. Bu, gizemi artıracaktır. Ama aslında o hiyeroglifleri kendi personeline hazırlatmıştır.☺)

José de Zer 1986'da UFO Tutkusu Dalgasına Öncülük Etti

José de Zer, 1986'da Villa Carlos Paz'da çalışırken, Cordoba'daki Uritorco dağları yakınlarındaki yanmış bir mera hakkında bir magazin haberiyle karşılaştı; bu haber daha sonra kariyerinin en ünlü olaylarından birine konu olacaktı. José için korkunç vakaları ele almak yabancı bir şey olmasa da, başlangıç ​​noktası olarak yanmış meraları kullanarak bir UFO iniş alanı hakkında bir haber uydurduktan sonra yıldızı farklı bir boyuta geçti. Güçlü bir kanıt olmasa bile José, yanmış böcekler, gökyüzündeki garip ışıklar ve mağaralardaki hiyeroglifler gibi ürkütücü bulgular sunarak UFO musallatlarının hareketli görüntülerini üretmeyi başardı. (1)

Yıllar sonra rapordaki bulguların tamamen yanlış olduğu ortaya çıksa bile, 'Nuevediario' için muazzam izlenme sayılarına yol açtı. José bunların çoğunu kurcalamış, böcekleri ve hiyeroglifleri aktif olarak yerleştirmişti ve bunları da kendisi çizmişti. Ayrıca, ışıkların insanların doğru açıyla tuttuğu sigaralar ve el fenerleri olduğu ortaya çıktı. Böylece, uzaylı varlığının büyük bir teyidi olarak başlayan şey, hızla gerçeğin manipüle edilmesine dönüştü. Ancak, o zamanlar sahte haberleri çevreleyen sıcaklık, bugün algılanabileceğinden daha az zehirliydi. Çoğu kişi, José'nin yaptığı paranormal iddiaları hafif eğlenceli bir şey olarak görmezden geldi. (2)

Film, kısmen José de Zer'in 1986'daki gerçek hayat maceralarından ilham alır; Arjantin tarihinin en büyük uzaylı görülme hikayelerinden birini uydurarak adını halk efsanelerine kazımıştır. (3)

(1,2,3) Jose de Zer


Bunlar da İlginizi Çekebilir:
Sahne: Uzaylı Otopsisi Televizyonda Gösterilir :-)

14 Haziran 2024 Cuma

Piramitlerin Varlığı Uzaylıların Olduğunu Kanıtlar mı!

İsviçreli von Däniken’in varsayımındaki temel iddia, yeryüzündeki birçok uygarlığın arkeolojisinde, folklorunda ve efsanesinde Yerküre-dışı varlıkların Yerküre ile temasta bulunduklarına dair bazı belirtilerin olduğu. Bu, yüzeysel bir iddia olarak, saçma bir varsayım değildir, fakat varsayımın ne derece kabul edilebilir olduğu kanıtın sağlamlığına bağlıdır. Ve ne yazık ki, kanıtların standardı çok zayıf, hatta birçok noktada kanıt diye bir şey yoktu. Size bir örnek vermek üzere (ve size söz veriyorum konuyu anlatırken alay etmeyeceğim) von Däniken’in Mısır piramitlerine ilişkin yaklaşımına değineceğim. “Mısır piramitleri...” diyor von Däniken. “Her biri yirmi ton ağırlığında olan tek tek yerleştirilmiş paralelkenar bloklardan inşa edilmiştir.” Yirmi ton büyük bir ağırlık olduğundan dolayı modern iş makineleri gereklidir ve MÖ 2000-3000 yıllarında bu malzeme muhakkak Yerküre-dışı yapımı olmalıydı. Demek ki Yerküre-dışı varlıklar mevcuttu.

Şimdi şunu kabul etmeliyiz ki bu iddia bazı olguları ihmal ediyor. Eğer Mısır arkeolojisi hakkında hiçbir bilgimiz olmasa bile yine de insan kalabalığının yardımıyla kocaman anıtlar inşa edebilmenin yollarını tahmin edebiliriz. (İncil, dev inşaat projelerinden söz eder, örneğin devasa Babil Kulesi gibi.) Daha sonra kanıtın derinine indiğimizde, hatta Herodotos’u bile okuduğumuzda, Mısırlıların piramit inşa etkinliğine atıfta bulunan bu tarihçide tutarlı ve tamamen doğal bir açıklamaya rastlıyoruz. Nitekim Nil boyunca sallarla veya karadan taş yuvarlayabilen çemberlerle ve buna benzer malzeme nakliyle ilgili yazılar var. Ana bloklardan birkaçının üzerinde, “Başardık! İmza: Kaplan takımı on biri...” benzeri yazılara rastlıyoruz. Yıldızlar arasında kolayca uzay yolculuğu yapanlar tarafından dikilmiş piramitler için eziyet ve zahmetten kurtuluş nidalarına pek benzemiyor. Ve biliyoruz ki inşa edilen ilk piramit çökmüş ve ikinci piramidin inşasının yarısına gelindiğinde çöken ilk piramitten alınan dersle ikincinin kenar açıları epey tıraşlanmıştı. İlk piramidin çökmesinden ders almışlardı. Hem sonra, inşaat temelinin dayandığı açıyı gereğinden geniş tutmak gibi bir hataya, uzay yolculukları yapan Yerküre-dışı bir uygarlık düşemezdi.

Von Däniken, Peru’da, Nazca ovalarında, çölde, ancak çok büyük yüksekliklerden görülebilmesi mümkün olan kocaman çizimler olduğunu söylüyor. Ve bunlar, başlı başına olağandışı şekiller değillerdi: hindiler, ejderler ve doğadaki diğer hayvanlarla sebzeler. Fakat von Däniken’in merakı, neden sadece çok yüksekten görülebilecek bir şeyin çizildiği noktasında toplanıyordu; buna dayanarak bu çizimleri çok yüksekten gören varlıklar olduğu sonucunu çıkardıktan sonra başka çizimlere bu yükseklikten “Azıcık daha sol yapın!” gibi talimatlar verdikleri sonucuna da varıyor. Bilirsiniz, Amerikan futbol maçlarında seyircilerden her biri, elinde bir cümlenin tek satırı ya da tek harfi yazılmış bir pankart bulundurur; ve uygun an geldiğinde, her bir seyirci elindeki pankartı kaldırarak takımının başarısı için umut ifade eden cümleler oluşturup bu yazının uzaktan okunmasını sağlar. Ve bu durumların hiçbiri için Yerküre-dışı varlıkların müdahalesi var diye aklımızdan geçmez.

Von Däniken Pasifik’te Easter Adası’nda hepsi de denize bakan, hepsi de bir ya da iki kişi tarafından kaldırılamayacak kadar ağır monoblok taş parçaları dizisi olduğunu belirtiyor; ve hepsi de Jacob Bronowski’nin de değindiği gibi tamamen Mussolini’ye benziyor. Von Däniken yine Yerküre-dışı varlıkların yapım sorununu ortaya atıyor ve bu çıkarsamasını sanayi devriminden önce yaşamış insanların bu monoblok taşları nasıl kesmiş, nakletmiş ve dikmiş olabilecekleri kuşkusuna dayandırıyor. Oysa von Däniken, yıllar önce, Thor Heyerdahl’la birlikte Easter Adası’na gittiklerini ve çok basit aletler kullanan küçük bir grupla perişan durumdaki monoblok taşları bulduklarını, naklettiklerini ve diktiklerini yazmıştı. Ve dikilitaşı dikmek için kullandıkları yöntemi –küçük mıcır ve taş parçalarıyla kürekleyerek sıvadıkları bir dolguyla yükselttiklerini– anlatmıştı.

Von Däniken tarafından öne sürülen daha birçok konu var ki bunların çoğunun benim size burada sunduğum konulara kıyasla olabilirliği çok daha zayıf. Ben onun en gözde iddialarını aktardım. Von Däniken’in esas olarak yaptığı ecdadımızı ucuza satmak olmuştur; binlerce yıl önce, hatta birkaç yüzyıl önce yaşamış insanları, doğru dürüst düşünemeyen, anıtsal boyutta bir şeyler inşa etmek için uzun süreli çalışma birlikteliği gösteremeyen insanlar durumuna düşürmüştür. Oysa birkaç yüzyıl önceki insanlar ya da birkaç bin yıl öncekiler bizden daha az akıllı değillerdi; daha az yetenekli de değillerdi. Bazı açılardan bir arada çalışmaya belki bizden daha da yatkındılar. Doğrusu, iddia saçma olarak nitelenecek değerdedir. Peki, böylesine saçma bir konunun yığınları sürükleyecek bir başarı derecesine ulaşması ne demek oluyor? (Her ne kadar bugün artık eski astronotlar konusunda fazla bir şey duymuyor olsak da.) İlginç bir durum değil mi?

Cevabı, sanıyorum, tamamen bellidir. Von Däniken’in duygulara hitap eden çağrısı akılları çeldi: Yerküre-dışı akıllı varlıkların gelip bizi kendimizden kurtaracağı umuduydu bu. İnsanlık Tarihi’nde eğer birkaç defa müdahalede bulundularsa, muhakkak, şimdi de, 1960’ların ve 70’lerin büyük krizler döneminde ve 55.000 nükleer başlıklı silah imal ettiğimiz şu günlerde Yerküre-dışı varlıkların gelip bizi, kendimize en büyük kötülüğü yapmamızı engellemeleri umuduydu. Bu açıdan son derece tehlikeli bir doktrin sayıyorum; çünkü çözümün dışarıdan geleceğini benimseme olasılığına yatkınlık arttıkça kendi sorunlarımızı kendimizin çözmesi olasılığı o derece zayıflamaktadır.

Alıntı: Tanrı'nın Kapısını Çalan Bilim – Carl Sagan

Mısır Piramitlerini uzaylıların yaptığı iddiasına internette hâlâ yaygın olarak rastlanılmaktadır. İddianın ne kadar gerçekçi olabileceğini bu değerlendirme göstermektedir.


Bunlar da İlginizi Çekebilir:
Sahne: Uzaylı Otopsisi Televizyonda Gösterilir :-)
Belgeselden: UFO Festivali :-)
Uzaylılara Dair Hiçbir İz Bulunamadı - Alıntı


27 Eylül 2019 Cuma

Uzaylılara Dair Hiçbir İz Bulunamadı - Alıntı

Dünya Dışı Akıllı Yaşam Araştırma Enstitüsü (SETI) 1960'larda kuruldu. Uzaydaki radyo dalgaları büyük bir heyecanla dinlenmeye başlandı. Bir akıllı yaşam izi olabilecek radyo dalgaları keşfedilmeye çalışıldı. Günümüzde itiş teknolojilerinde kullanılabilme olasılığı olan lazer izleri de taranmaya başlandı. SETI kurulalı neredeyse 60 yıl oluyor. Ama hâlâ akıllı yaşam izine rastlanmadı. Elbette araştırma devam etmeli. Ama çok fazla şey beklemenin de hayal kırıklığına neden olacağını akılda tutmak gerekir.


Dünya dışı zeka arayışımız o kadar büyük mesafeleri kapsıyor ki, bazen bunu yapmak samanlıkta iğne aramaktan daha beter gibi gelebiliyor.

Gökbilimciler, 1960’lı yıllardan beri sıradışı bir şey bulmak için milyarlarca radyo kanalını derinlemesine inceledi. Bu sayede başka bir yaşam biçimi bulabilecekler; belki de gelişmiş bir zeka ile karşılaşabileceklerdi.
...

Buna rağmen, insanların veya doğal kuvvetlerin meydana getirdiği parazitlerden kaynaklanmış olabilecek milyonlarca muhtemel olayın silinmesinden sonra (örneğin kozmik radyasyon patlamaları); geriye sadece bir avuç aday kalmış. Daha ileri analizler yapan araştırma takımının eli tamamen boş kalmış.

Çalışmanın baş yazarı Danny Price, “Bu veri yayını, Buluş Dinleyişi takımı için muazzam bir kilometre taşı” diyor.

“Yakındaki yıldızlara yönelik milyarlarca frekans kanalında yapılan binlerce saatlik gözlemi köşe bucak inceledik. Dünya ötesinde, yapay sinyallere yönelik hiçbir kanıt bulamadık. Fakat bu durum, orada zeki yaşamın olmadığı anlamına gelmiyor: Belki de henüz doğru yere bakmamışızdır veya sönük sinyalleri tespit edecek kadar derin bakmamışızdır.”
...

Kullandığı son SETI yöntemleri özellikle hassas olan Buluş, ayrıca dar menzil radyo frekansları ve iletişim ya da itiş teknolojisinde kullanılabilecek parlak lazerler gibi çok çeşitli sinyal tipleri içeriyor.
...

Bu analiz, Buluş’un 2017 yılında yayınlanan ve bu kadar hassas ya da geniş kapsamlı olmayan önceki sonuçlarına göre bir ilerleme niteliği taşıyor. Fakat bu önceki tezde gözlenen 692 yıldız, daha detaylı olan bu yeni analize dahil edilmiş olsa da; bunların hiçbirinin, dünya dışı yaşam yönünden dikkate değer adaylar olmadığı gösterilmiş.
...

Takım ayrıca, yakında yer alan bir milyon yıldız üzerinde daha radyo ölçümü yapmayı umuyor. Bunun yanısıra, Galaktik Düzlem ve Galaktik Merkez üzerinde de radyo gözlemleri ile optik gözlemler yapılacak.

Price, The Guardian gazetesine şöyle söylüyor: “Verilerde bir şey bulamadık fakat ben kesinlikle umudumu kaybetmiyorum”

“Halen bakılacak çok daha fazla yıldız ile göz önüne alınacak daha fazla arama yaklaşımı var.”


13 Temmuz 2019 Cumartesi

Evrendeki Diğer Uygarlıklar Neredeler? - Alıntı

Yine de, mekanik teknolojiden Tekilliğin engin zekâ ve iletişim patlamasına ilerlemek için yalnızca birkaç yüzyıl yeterliyse, SETI'nin varsayımına göre ışık küremizde, teknolojileri bizimkinden düşleyemeyeceğimiz kadar ileride olan milyarlarca (gökadamızda da binlerce ya da milyonlarca) uygarlığın olması gerekir. SETI projesiyle ilgili en azından kimi tartışmalarda, diğer alanlara da yayılmış olan aynı doğrusal düşünme biçimiyle, uygarlıkların bizim teknoloji düzeyimize erişeceği ve o noktadan sonra milyonlarca değilse bile binlerce yılda yavaş yavaş ilerleyeceği varsayımlarını görüyoruz. Ancak radyoyla başlayan ilk kıpırtılardan, salt bir II. tip uygarlığın ötesine geçen güçlere sıçranması yalnızca birkaç yüz yıl sürmektedir. Yani bu durumda, göklerin akıllı yayınlarla ışıl ışıl parlaması gerekirdi.

Ama gökyüzü oldukça sakin. Evreni bu kadar sessiz bulmamız çok tuhaf ve ilginç. 1950 yılının yazında Enrico Fermi'nin sormuş olduğu gibi: “Herkes nerede?” Yeterince ileri bir uygarlığın sinyallerini gizli frekanslarda hafif sinyallerle sınırlaması olası değildir. Dünyadışı bütün akıllı yaşam uygarlıkları neden böylesine çekingenler?

Fermi Paradoksu olarak adlandırılana (ki bilindiği gibi, yalnızca çoğu gözlemcinin Drake denklemine uyguladığı iyimser parametreler kabul edildiğinde bir paradokstur) yanıt verme çabaları olmuştur. Ortak yanıtlardan biri, radyo sinyali yeteneğine erişen bir uygarlığın kendini gizleyip, silebileceğidir. Bu açıklama, yalnızca böyle birkaç uygarlıktan söz ediyor olsaydık kabul edilebilir olurdu, ama bu uygarlıklardan milyarlarcasına işaret eden yaygın SETI varsayımlarıyla bu uygarlıkların her birinin kendini yok etmiş olması inandırıcı bir düşünce değildir.

Diğer iddialar da aynı doğrultudadır. Belki de (bu kadar ilkel olduğumuz için) “onlar” bizi rahatsız etmemeye karar vermiş, Sessizce (Uzay Yolu dizisinin hayranlarına tanıdık gelecek bir etik ilke) bizi seyrediyorlar. Bir kez daha, var olması gereken milyarlarca uygarlığın her birinin de aynı kararı verdiğini düşünmek pek inandırıcı değildir. Ya da belki de daha yetenekli iletişim paradigmalarına geçmişlerdir. Elektromanyetik dalgalardan -çok yüksek frekanstakilerden bile— daha yetenekli iletişim yöntemlerinin uygulanabilmesi, ayrıca (önümüzdeki yüzyıl içinde bizim de olacağımız kadar) gelişmiş uygarlıkların bunları keşfedip kapsamlı biçimde yararlanması olasıdır. Ama elektromanyetik dalgaların bu milyonlarca uygarlık arasından birinde bile kesinlikle hiçbir rolünün olmaması, diğer teknolojik süreçlerin bir yan ürünü olarak bile kullanılmaması çok düşük olasılıktır.

Bu arada belirtmem gereken bir konu, elde edilen olumsuz bulguların olumlu sonuçlardan daha değersiz olmadığı, bu nedenle bu yazılanların da yüksek öncelik verilmesi gereken SETI projesinin değerine karşı gelen bir tez olmadığıdır.


Dünya dışı yaşamın bulması umularak Voyager modülleri uzaya gönderildi. İçinde bir de altın plak taşımaktadır. Plağın içinde dünya dışı akıllı yaşam formlarının ya da gelecekteki insanların bulması niyetiyle dünyadaki hayatın ve kültürlerin çeşitliliğini gösteren seçilmiş sesler ve görüntüler bulunuyor. Kendi varlığını hissettirmek için çırpınan insanların aksine, evrendeki tüm uygarlıklar mı saklanmak istiyor! Neden? Korktukları birileri mi var, ileri teknolojilerine rağmen! Ya da, geriden gelen uygarlıklardan kendilerini saklamak neden etik bir davranış olsun. Oysa bir öğretmen gibi, geriden gelen uygarlıkları eğitebilirler. İşte asıl etik davranış bu olurdu! Ya da, en azından geriden gelen uygarlıkları sömürebilirlerdi. Böylece herkes, onların varlığından emin olurdu. Zaten Dünya'da da böyle olmamış mıydı. Avrupalılar Amerika'yı keşfettiğinde kendilerini gizlemek zorunda hissetmemişti. Hatta geriden gelen uygarlık, onları Tanrı sanmıştı.

Carl Sagan'ın aksine, bu konuda Ray Kurzweil haklı görünüyor. Evren, Allen Teleskop Dizisi gibi teleskoplarla izleniyor. Ama hiç radyo dalgasına rastlanmadı. Yani hiç mi sızan radyo dalgası olmaz. Evrende bir uygarlık, teleskoplarla yaşam kanıtı arıyor olsaydı, insanları defalarca keşfetmiş olurdu herhalde. Dünya'dan sızan radyo dalgalarından dolayı, bu çok zor olmayacaktı. Oysa insanların hâlâ radyo dalgasına bile rastlamamış olması düşündürücüdür. Büyük olasılıkla evrende yalnızız. Koca evrende başka tapu yok. Her yer bizim. Tadını çıkarın. :-)



Bu arada konu uzaylılardan açılmışken, bu sahneyi hatırlamak neşelendirecektir. Bazı insanlar UFO'ların dünyayı ziyaret ettiğine inanır. Bu insanlar arasında oldukça popüler olan bir görüntü vardır. Uzaylı Otopsisi Görüntüleri. İşte o görüntülerin hikayesi:

26 Nisan 2019 Cuma

Keşif - Alıntı

Evet ama, yine de ben hiç algılamadan zihnime sızmış, belleğimi incelemiş, en incinir, en duyarlı noktamı bulup çıkarmıştı. Bu yadsınamazdı. Ne kimseden ne ışınımdan yardım görmüş, İstasyon'un zırhlı kabuğunu delip beni bulmuş, avını avlamıştı...

“Kris?” Rheya fısıldıyordu.

Görmeyen gözlerle pencerenin yanında dikilirken karanlığın çöktüğünü algılamamıştım. Yitik güneşin aydınlığında ipince, yüksek bir bulut tavanı donuk bakır renginde parlıyor, yıldızları bulandırıyordu. Deneyden sonra Rheya yok olursa, onun yok olmasını istediğim anlamına gelecekti bu - onu ben öldürmüş olacaktım. Yo, Sartorius'a gitmeyecektim. Onlara yardım etmeye zorlayamazIardı beni. Ama doğruyu da söyleyemezdim, renk vermemek, yalan söylemek zorundaydım. Ve böyle gidecekti bu... Çünkü kafamın içinde hiç bilmedigim düşünceler, farkında olmadığım niyetler, acımasız özlemler olabilirdi, çünkü farkında olmaksızın bir katildim ben. İnsanoğlu başka dünyalar, başka uygarlıklar bulmak için yola düşmüştü ama, karanlık geçitlerde gizli bölmelerden oluşan kendi öz labirentini tanımamış, kendi mühürlediği kapıların ardında neler yattığını bulup çıkaramamıştı. Sahte bir utanç yüzünden mi terk edecektim Rheya'yı oracıkta, yoksa korkağın biri olduğum için mi?

“Kris,” dedi Rheya, bu kez daha usulca.

Şimdi bana iyice sokulmuştu. Duymazlıktan geldim. Kendimi yalıtmak istiyordum o anda. Hiçbir şeyi çözebilmiş değildim, hiçbir karar verememiştim. Kımıldamadan duruyor, karanlık göğe, donuk yıldızlara bakıyordum, Yer'in üstünde parıldayan yıldızların o solgun hayaletlerine. Kafam bomboştu. Dönüşü olmayan bir noktayı geride bırakmış olmanın acımasız, korkunç kesinliği vardı yalnız içimde. Asla ulaşamayacağım bir şeye doğru yol aldığımı kabullenmek istemiyordum. Doyumsuzluk, kendimden tiksinme gücünü bile alıp götürmüştü.

22 Ağustos 2018 Çarşamba

Konferans: Stephen Webb: Dünya dışı canlılar nerede?

Evren inanılmaz ölçüde eski, akıl almaz derecede devasa ve trilyonlarca gezegenle dolu. Peki tüm bu dünya dışı canlılar nerede? Astronom Stephen Webb'in bir açıklaması var: evrende yalnızız. Bu ufkumuzu genişleten konuşmada Webb, bir gezegenin dünya dışı canlılara ev sahipliği yapabilmesi için aşması gereken bariyerleri anlatıyor ve potansiyel kozmik yalnızlığımızın güzelliğini ortaya koyuyor. Webb'e göre ''Evrenin yalnızlığı 'Biz şanlı olan canlılarız' diye bağırıyor.''

“Kendimizi kandırıyor olabiliriz. 
Ben bir şey gördüm, ama
daha da olası olan şey dünya dışı bir uzay
gemisi gördüm veya beynim gözlerimin
gördüğü şeyi yanlış yorumladı. O zamandan beri
şunu merak ettim: Neden gezinen uçan daireler
görmüyoruz? En azından, kozmoz içerisinde
neden hiç hayat görmüyoruz? Karmaşık bir
konu ve farklı alanlardan pek çok kişiyle 30 yıl
boyunca bu konuyu tartıştım. Ortak bir kanı
yok.”

“Kulağa imkânsız mı geliyor? Belki de öyledir,
ama dünya dışı varlıklar, görebileceğimiz bir
faaliyette bulunmazlar mıydı? Mesela güneş
ışığından faydalanmak için bir yıldızın çevresine
bir obje koymak, edinilen bilgiler için ortak bir
kaynak oluşturmak veya tüm evrene ''Biz
buradayız'' diye bağırmak gibi.”

“Teknolojik medeniyetin gelişimi üçüncü engel.
Kimilerine göre gezegenimizi dünya dışı
zekâyla paylaşıyoruz bile. Bir 2011 yılı
çalışması, fillerin sorun çözmede işbirliği
yaptığını gösterdi. Bir 2010 yılı çalışması ise
yetiştirilen bir ahtapotun farklı insanları
tanıdığını gösterdi. 2017 yılı çalışmaları
kuzgunların geleceğe yönelik plan
yapabildiklerini gösterdi - harika, zeki canlılar -
ama Breakthrough Starshot projesine onlar kafa
yormuyor. Bugün ortadan kaybolsak
Breakthrough Starshot'ın uygulanmasına devam
etmezler. Neden etsinler ki? Uzay yolculuğu
evrimin nihai durağı değil. Yaşamın ileri
teknolojiye izin vermeyeceği gezegenler de
olacak.”

“Daha fazla engel hayal edebilirsiniz. Mesela,
basit hücreler milyarlarca yıl önce var olmaya
başladı ama karmaşık hayatın gelişimi için
beklenmedik bir olay dizisi yaşanması gerekti.
Dünya, çok hücreli organizmalar, sofistike
genetik yapılar ve sekse sahip olunca yeni
fırsatlar boy gösterdi: hayvanlar mümkün oldu.
Belki de pek çok gezegenin kaderinde yaşam
basit hücrelerden öteye gidemiyor.”

“Ama Waltham,
Ay birkaç km daha büyük olsa her şeyin farklı
olacağını gösterdi. Dünya'nın dönüş ekseni
korkunç şekilde gelişigüzel olurdu. Hızlı iklim
değişikliği dalgaları yaşanırdı, karmaşık yaşam
için hiç de iyi değil. Ay gerçekten de tam olması
gereken boyutta; büyük, ama çok büyük değil.
''Goldilocks'' gezegeninin çevresinde
''Goldilocks'' uydusu, belki de bir engel.”
(Tutarlı iklimler için uydunun uzaklığı, büyüklüğü bile önemli.
Bu şartları sağlayan gezegenler oldukça azdır.)

Eğer bir galaksi bir trilyon gezegen
barındırıyorsa bunlardan kaç tanesi bizim gibi
düşünce yetisine sahip medeniyet barındırabilir,
Breakthrough Starshot gibi bir proje yapabilir?
Yaşanabilirlik; doğru yıldızın çevresinde doğru
gezegen. Trilyon burada milyara dönüşüyor.
Denge; sonsuzluk için iyi huylu kalan bir iklim.
Milyar burada milyona dönüşüyor. Yaşamın
başlaması. Milyon burada bine dönüşüyor.
Karmaşık yaşamın ortaya çıkışı. Bin bire
dönüştü. Sofistike araç gereç kullanımı
gelişmesi. bin galaksi içinde sadece bir gezegen
var. Evreni anlamak için bilim ve matematik
tekniklerini geliştirmeleri gerek, bu, bir milyon
galakside bir gezegen demek. Yıldızlara
ulaşmak için sosyal canlılar olmaları lazım,
birbirlerinden bilgi alış verişi yapabiliyor
olmaları lazım, karmaşık dilbilgisi kullanmaları
lazım; bir milyar galakside bir gezegen. Ayrıca
felaketten kaçınmaları gerek, sadece bireysel
zararlar değil, gökten gelen zararlardan da.
Proxima Centauri çevresindeki gezegen, geçen
yıl alev aldı. Olasılık şimdi bir trilyonda bir
gezegen, sadece görebildiğimiz evrende.

“Bence yalnızız. Yalnız olduğumuza katılan iş
arkadaşlarım genellikle önlerinde bir engel
görüyorlar: biyolojik terör, küresel ısınma,
savaş. Sessiz bir evren çünkü teknolojinin
kendisi gerçekten ileri bir medeniyetin gelişimi
için ortaya engel koyuyor. Moral bozucu, değil
mi?”

“Ben tam tersini savunuyorum. ''Star Trek'' ve
''Forbidden Planet''i izleyerek büyüdüm ve bir
kere UFO gördüm, o yüzden bu kozmik
yalnızlık fikri beni kesinlikle hüzünlendiriyor.
Ama benim için evrenin sessizliği bağırıyor,
''Biz şanslı olan canlılarız.'' Tüm bu engeller
geride kaldı. Onları aşan tek tür biziz, kendi
kaderine karar verebilen tek tür biziz.
Gezegenimizin ne kadar özel olduğunu takdir
etmeyi öğrenirsek evimize iyi bakmanın
önemini, başkalarını bulmayı ve evrenin
farkında olduğumuz için bile ne kadar şanslı
olduğumuzu, insanoğlu bir süre daha hayatta
kalabilir. Tüm bu harika şeyleri dünya dışı
varlıkların geçmişte yaptığını hayal ettik, bizim
geleceğimiz de bu olabilir.”

27 Aralık 2017 Çarşamba

Sohbet: Zekilik


 Astrofizikçi  Neil deGrasse Tyson:
...Şempanzelerle DNA'mız %99 aynı.
Bunu düşünüyor ve neler söylemeye eğilimliyiz diye soruyorum.
O %1 nasıl da fark yaratıyor!...
Bizim felsefemiz, sanatımız, Hubble Teleskobumuz var. (Gelişmiş aletler :-) )
Onlar da termit yuvasına sopa sokup termitleri çıkarabilirler. (Eften püften aletler :-) )
Şunu bir hayal edin:
Şempanzelerle akraba olan, bizden genetik anlamda %1 farklılığı olan uzaylılar geldi diyelim.
Bizim en karmaşık düşüncelerimizin, o uzaylı topluluğu için eften püften meseleler olduğunu düşünün.
...
Çünkü, insanları zeki olarak kim tanımlıyor.
Biz tanımlıyoruz! (Daha tarafsız birileri değerlendirmedi henüz.:-)  )
Aramızda şempanzelerle olan genetik farkımız kadar fark olan uzaylılar bizi zeki olarak görür müydü peki!
Düşünüyorum da...belki Dünya'yı çoktan ziyaret ettiler.
Şöyle bir etrafa baktılar, ve yollarına devam ettiler.
Çünkü burada zeki bir yaşam formu bulunmadığına emin oldular. :-)

Onlara işaret dili öğretilebiliyor. Laboratuvarda bilgisayara basit komutlar verebiliyorlar, ekrandaki işaretleri kullanarak. Kyoto Üniversitesi'ndeki Primat Araştırma Enstitüsü'nün sürdürdüğü otuz yıllık bir çalışma sonucunda, şempanzelerin 1-9 arasındaki sayıları, ifade ettiği değerle beraber öğrenebildiği belirlendi. Bir bilgisayar ekranına rastgele kutucuklar halinde yansıtılan rakamlar, birkaç saniye sonra kaldırılarak şempanzelerin bu sırayı tekrar seçmeleri istendi. Bu yolla bu canlıların görsel bellek yeteneklerinin bulunduğu görülmüştür. Japonya'da bulunan Ayumu adlı bir şempanzenin, bu testi birçok insandan daha iyi çözdüğü görüldü. Öyle ki, dünya hafıza şampiyonu Ben Pridmore bile bu testteki birçok denemede yanıldı. Yine de şempanzelerin yapabildikleri, bizim için eften püften meseleler. Yüzde bir genetik fark olağanüstü bilişsel üstünlüğe neden olabiliyor. Bir uzaylıyla yapı taşlarımız çok farklı olacaktır. Dolayısıyla zihinsel yeteneklerini tahmin etmek zor. Dünya'ya, buraya gelebilecek uzaylılar bizden epey gelişmiş olacaktır. Çünkü biz, hâlâ gezegenimize bağımlıyız. Bizim yapabildiklerimiz de uzaylı için eften püften mesele olacaktır. Onlar için pek de zeki olmayız. Gayet sıradanız aslında. :-) Muhtemelen bizi ilgiye değer bulmayacaklardır. Geçip gideceklerdir. “Uzaylılar bizi sürekli denetliyor, bizi sık sık ziyaret ediyorlar...” gibi şeyler diyen bazı uzaylı hayran kulüplerinin aksine. :-)

Yoksa...

Geçenlerde Amerika Savunma Bakanlığı UFO görüntüleri paylaşmıştı. Acaba buradalar mı? Gerçekten bizimle ilgileniyorlar mı! İleri Havacılık Tehditlerini Tanımlama isimli program, dönemin Nevada Demokrat senatörü Harry Reid'in girişimi ile başlatıldı 2007'de. Nevada, üst düzey devlet sırlarının saklandığı bir askeri üs olan ve aynı zamanda UFO senaryolarına da konu olan 51. Bölge'nin bulunduğu yerdir. Bu program 2012'de sonlandırıldı. Gerçek şu ki; Görüntülerin gerçekten uzaylı olduğundan emin olunsaydı 51. Bölge eski senatörünün seçmenine söyleyecek epey malzemesi olurdu. Programı 2012'de sonlandırmak pek kolay olmazdı. Böyle resmi kayıtlar çok önemli olurdu çünkü. Takibe devam edilirdi. Ama o görüntüler, kayıtlara tanımlanamayan uçan nesne olarak girdi, uzaylı olarak değil. Ne olduğu tam belli değil. Gayet doğal olaylar olabilir, henüz açıklayamadığımız. Hâlâ bizi ilgiye değer bulan uzaylı görünmüyor etrafta yani. :-)

Meraklısına:
Astrofizikçi Neil deGrasse Tyson'ı seslendiren Selçuk Kıpçak'tır. Terminatör 2: Mahşer Günü'nde T-800'ü seslendirmesiyle hatırlanabilir – DVD değil, Sinema ve TV Dublajında. Vücut geliştirme şampiyonu olan Arnold Schwarzenegger'i seslendirdiği için, bir ara güreşle de ilgilenmiş olan Tyson'u seslendirmek için seçilmiş olması rastlantı olmayabilir. :-)

22 Ağustos 2013 Perşembe

Sahne: Dünya Dışı Yaşamla Bağlantı


Anri Berton:
Bilime ve Snout'a!
Doktor Snaut:
Bilime mi? Bu hilekârlık!
Hiç kimse bu sorunu çözemeyecek,
ne dehalar, ne de aptallar!
Kozmosu fethetmeye hiç tutkumuz yok!
Sadece Yeryüzü'nü kozmosun sınırlarına genişletmek istedik.
Başka bir dünya istediğimiz yok!
Yalnızca içinde kendimizi göreceğimiz bir ayna.
Bağlantı kurmak için çok çalıştık,
ama başarısızlığa mahkum olduk.
Korktuğumuz ve aslında gerek duymadığımız
bir ereğin peşinden koşmakla komik görünüyoruz!

Sahne: Solyaris

21 Ağustos 2013 Çarşamba

Sahne: Uzaylı Otopsisi Televizyonda Yayınlanmıştır!


Ray Santilli “Uzaylı Otopsisi” olarak bilinen ünlü videosunu ilk kez televizyonda yayınlıyordur. Oldukça tedirgindir. Videoda herhangi bir film hatasının fark edileceğinden çekinmektedir. Ama izleyiciler ve TV muhabirleri inanmaya o kadar hazırdırlar ki; gördükleri hataları bile beklenmedik şekilde açıklamışlardır: Örneğin insan beynine benzeyen beyin temin edemediklerinden farklı bir eti beyin olarak kurgulamışlardır. Beyne pek benzememektedir. Muhabir bunun radyasyona uğramış tümörlü bir beyin sanmıştır. :-) Ray Santilli 11 yıl sonra videonun düzmece olduğunu itiraf edinceye dek epey inanan insan olmuştu. Belki gerçeği saklamak için böyle bir sahte itirafa zorlandığını düşünen insanlar da vardır.

Sahne: Uzaylı Otopsisi

Sahne: Uzayda Beklemek


İlk defa başka bir zeki yaşamla bağlantı kurulmuştur. Ancak bağlantı kaybedilir. Canlı Okyanus'la tekrar bağlantı kurulabilecek midir!

Doktor Snaut:
İnsan mutluyken, hayatın anlamı, sonsuzluk hakkındaki diğer şeylerle nadiren ilgilenir.
İnsan bu soruları hayatının sonunda sormalı.
Ecelimiz ne zaman, bilmiyoruz, bu yüzden de acele ediyoruz.
En mutlu insanlar, bu lanetli sorularla canını hiç sıkmayanlar.
Biz hayatı, onu anlamlandırmak için sorguluyoruz.
Henüz basit insani doğruları korumak için gizeme ihtiyaç duyuyoruz...
Mutluluğun, ölümün...aşkın gizemi.

Kris:
Peki ya Okyanus'la bağlantı kurarım hayali ihtimaline,
türümün bir anlayış ipi sarkıtmaya çalıştığı yere dönme hakkım var mı?
Burada, ikimizin de dokunduğu, hala nefesimizi taşıyan...
şeyler arasında kalabilir miyim?
Ne için?
Belki o döner umuduyla mı?
Benim hiç umudum yok.
Bana kalan tek şey beklemek.
Neyi bekliyorum?
Bilmiyorum...
Yeni bir mucize.


Sahne: Solyaris