Kanser etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Kanser etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

26 Şubat 2026 Perşembe

Bağışıklık Sistemimiz Kanseri Avlayabilir mi! – Biyoteknoloji

 

Aşıyla vücuda bir virüsün etkisiz hale getirilmiş hali verilir. Bu sayede bağışıklık sistemimiz o virüsü güvenli bir ortamda tanır. Nasıl bir savunma yapması gerektiğini öğrenir. Bağışıklık hücrelerimiz gelecekte gerçek zararlı virüsle karşılaştığında onu hemen tanır. Ve öğrendiği savunmayı yapar. Virüsü avlar ve öldürür!

Maalesef bağışıklık sistemimiz kanserli hücreleri tanıyamaz. Ama sonunda bu duruma bir çözüm bulundu. Bağışıklık hücrelerine bir gen ekleniyor. Bu işlem Kanser Aşısı etkisi yapıyor! Bağışıklık sistemi artık kanserli hücreleri tanıyabiliyor. Kanser hücrelerini avlayıp öldürüyor!☺

***

Ne tür bir kanserle uğraştığımıza dair daha kesin bir fikrimiz olduğunda, bununla baş edebilmek için yeni ortaya çıkan teknikleri uygulayabiliriz. Hatta bir hastanın spesifik tümörüne karşı özel olarak tasarlanmış bir tedavi tasarlayabiliriz. Böylece, büyüme veya vücudun başka bir yerine atlama şansı gelişmeden önce onu yok edebiliriz. Hastalıkla mücadele için geliştirilen en heyecan verici yeniliklerden biri olan CAR T-hücre terapisinin ardındaki fikir budur.

Bu tedavide doktorlar, hastanın kanından çıkardıkları bağışıklık sistemi hücrelerine bir gen ilave ederek hücrelerin hastanın tümörü üzerindeki proteinlere bağlanmalarını sağlar. Laboratuvarda toplu hâlde üretilen ve daha sonra hastanın vücuduna yeniden zerk edilen CAR T-hücreleri, vücudun öz savunmasını kullanarak kanser hücrelerini avlar ve öldürür.

Daha önce tartıştığımız bir başka immüno-onkolojik yaklaşım olan kontrol noktası blokaj tedavisi, kanserli hücrelerin bağışıklık sistemimiz tarafından tespit edilmekten kaçma yeteneğini ortadan kaldırır. Bu teknikle ilgili erken çalışmaların çoğu, laboratuvarı Harvard Tıp Fakültesi'nin üst katında bulunan Arlene Sharpe tarafından yapıldı. Bu yaklaşımda, kanser hücrelerinin kendilerini normal hücreler gibi gösterme yeteneklerini ortadan kaldırmak, sahte pasaportlarına el koymak ve böylece T-hücrelerinin dost ve düşman arasında ayrım yapmasını kolaylaştırmak için ilaçlar kullanılır. Bu tedavi, eski ABD Başkanı Jimmy Carter'ın doktorları tarafından, radyoterapi ile birlikte beynindeki ve karaciğerindeki melanomla savaşmasına yardım etmek için kullanılan yaklaşımdı. Bu yenilikten önce, başkana konulan teşhis istisnasız ölümle sonlanıyordu.

CAR-T tedavisi ve kontrol noktası blokaj tedavisi en fazla on senelik uygulamalardır. Ve devam etmekte olan yüzlerce başka immüno-onkolojik klinik çalışma var. Şu ana kadar elde edilen sonuçlar, bazı çalışmalarda %80'in üzerinde remisyon oranları ile çok umut vericidir. Kariyerlerinin tamamını kanserle savaşa adamış doktorlar, bunun bekledikleri devrim olduğunu söylüyorlar.

Alıntı: Yaşam Döngüsü: Yaşlanmanın Sebepleri ve Nasıl Önlenebileceği Üzerine Devrim Yaratan Bir Teori - David A. Sinclair


9 Nisan 2024 Salı

İşlenmiş Etler Kansere Neden Olur mu! - Bilim

İşlenmiş etler kanser yapabilir. Dünya Sağlık Örgütü işlenmiş etleri tavsiye etmemektedir. Çünkü günlük 50 gram işlenmiş et tüketmenin kanser riskini %17 arttırdığı verisine ulaşmıştır. İşlenmiş etin zehir olarak düşünülmesinin nedeni budur.

Lezzet iyileştirici gıda katkı maddeleri ete eklenir. Sonra ete ısıl işlem uygulanır. Böylece etteki mikroorganizmaların ölmesi sağlanır. İşlenmiş et budur. Kanser riskini arttırdığının düşünülmesinin nedeni kullanılan gıda katkı maddelerinden birinin sodyum nitrit olmasıdır. Peki et endüstrisi ete neden sodyum nitrit katmaktadır. Taze et bekletildiğinde hemen bozulmaya başlayacaktır. Oysa sodyum nitrit katılarak işlenen et bozulmaz. Etin raf ömrü uzar. Aksi taktirde, tüketiciler kanser olmadan çok önce başka hastalıklara yakalanacaklardır. Sodyum nitrit başta Clostridium cinsine ait patojen bakteriler olmak üzere diğer bazı patojenlerin gelişimini engellemektedir; zira Clostridium öldürücü bir bakteridir! Yani tüketiciyi korumak için sodyum nitrit katılarak et işlenmektedir. Ayrıca ürüne özgü kür lezzetini ve rengini verir.

Çok eskiden beri etlerin bozulmasını önlemek için tuz kullanılırdı. Aslında o da pek sağlıklı sayılmazdı. Böbreğe zarar verebilir. Daha önemlisi tuz da kanser yapabilir. Et endüstrisi standartlar ölçüsünde çok az miktarda sodyum nitrit kullanmaktadır. Şuanda eti korumak için sodyum nitrit kullanmaktan daha iyi bir yöntem görünmüyor. Endüstri etleri korumak için sodyum nitrit kullanmayacak olsa başka ne kullanabilirki! Birileri etleri korumak için sodyum nitrit kullanmaktan daha iyi bir yöntem keşfederse, endüstri buna itiraz etmeyecektir. O birileri alacakları patentler sayesinde zengin olurdu. Çünkü endüstri onların yöntemlerini kullanmaya başlardı. Nitekim endüstri tuz kullanmayı çok azaltmıştı, sodyum nitrit kullanmak keşfedildiğinde. Dünya Sağlık Örgütü günlük tuz tüketimini 5 gramla sınırlamayı tavsiye etmektedir. Örneğin 100 gram sosiste genelde 2 gram ve altında tuz kullanılmaktadır. Yani bir porsiyon sosiste tavsiye edilen miktarın altında tuz girmektedir vücuda...

Ispanakta doğal olarak bolca nitrat vardır. Nitratların bir kısmı insan vücudunda nitrite dönüştürülür. Zaten ıspanak bekledikçe ya da ısıtıldıkça içeriğindeki nitratlar nitrite dönüşecektir. Hatta bu yüzden ıspanak zehirlenmesi diye bir hastalık vardır. Bu garip değil mi! Acaba ıspanak da mı kanserojendir! Aslında kanser riskine etkisi açısından ıspanak yemeğiyle, işlenmiş et arasında pek fark yoktur. Bedende aynı tepkimelere neden olurlar. İşlenmiş et ne kadar tehlikeliyse, ıspanak da o kadar tehlikelidir. Ama ıspanak afiyetle tüketilir.

Sodyum nitrit etteki proteinlerde bulunan aminlerle tepkimeye girebilir. Ortaya kanserojen olan nitrözaminlerin çıkma olasılığı vardır. Aslında tüm fırtına burada kopuyor. Oysa bu sadece bir olasılıktır! “Birçok çalışmanın sonucunu bir araya getirdiğimizde, günde 50 gram işlenmiş et tüketildiği zaman kolon ve rektum kanserinde yüzde 17 artış olduğunu görüyoruz. Bu risk artışı kırmızı ette de neredeyse aynı. 100 gramda 1.17 civarında.” şeklinde açıklama yapıyor Dünya Sağlık Örgütü’ne bağlı Uluslararası Kanser Araştırmaları Merkezi'nde bölüm şefi Dr. Kurt Straif. Kısaca kanser riskine etkisi açısından kırmızı et ile işlenmiş kırmızı et arasında pek fark görünmüyor. DSÖ işlenmiş kırmızı etin kanser riskini arttırdığını açıkladı. Bu doğru. Ama DSÖ kırmızı etin de kanser riskini arttırdığını açıkladı! Yani DSÖ kırmızı eti de tavsiye etmemektedir. Ama insanlar kırmızı etten kolay vazgeçmezler. İşlenmiş etin kanser riskini yüzde 17 arttırdığı verisi korkutucu görünebilir. Bir hesaplama yapalım. Bir insanın kanser olma riskinin %1 olduğunu varsayalım. Bu insan işlenmiş et de tüketmeye başlasın. Kanser riskine %17 eklendiğinde (yani %1'in %17'si eklendiğinde)  kanser riski %1,17'ye çıkıyor. Evet, kanser riski sadece %1,17 oluyor. Artık o kadar korkutucu görünmüyor, değil mi! Günde 10 veya daha az sigara içenlerde akciğer kanser riski 20 kat artıyor. Yani sigara içmek kanser riskini yüzde 2000 arttırır! Bu durumda insanların işlenmiş et endişesi biraz abartılı olabilir mi!

Aslında et endüstrisi sodyum nitritin olası yan etkilerini azaltmak için çeşitli yöntemler deniyor. Et işlemeye askorbat, sodyum eritorbat gibi antioksidanları da dahil ediyor. Örnek olarak E300, E301 verilebilir. Bunlar C vitaminidir. Kanserojen olan nitrözamin oluşumunu önleyeceklerdir. Bu antioksidanların kullanıldığına inanmayanlar güvenilir firmaların ürün içeriklerine bakabilirler! İnsanlar işlenmiş et tüketirken C vitamini de almış olurlar. Bu arada taze ette C vitamini yoktur!

Bazı insanlar için salam, sosis zehirdir. Çünkü onlar işlenmiş ettir. Bu insanlar afiyetle sucuklarını yerler. Sucuklar uzun süre bozulmadan kalabilir. Bu gerçekten harika. Sucuğun raf ömrünün uzun olmasını ve parlak kırmızı rengini korumasını sağlayan şey nedir dersiniz. Bu yine sodyum nitrit kullanılarak sağlanıyor. Sucuğa lezzet iyileştirici gıda katkı maddeleri eklenir ve ısıl işlem uygulanır. O insanlar farkında değildir ama sucuklar da işlenmiş etlerdir!

Laboratuvar ortamında hücrelerin bölünerek çoğalması sağlanabildi. Bir damla kas hücresinin çoğalarak ete dönüşmesi başarıldı! Bildiğimiz ete... Tadı ve protein yapısı gerçek etle aynı! Bu harika bir şey. Elbette bu yeni bir teknoloji. Dolayısıyla bu etin üretimi oldukça pahalı. Ama bu hep böyle kalmayacaktır. Teknoloji gelişim aşamasında. Gelecekte yapay eti üretmek ucuzlayacaktır. Öyle ki hayvan eti üretmekten daha ucuz olacaktır. Dolayısıyla et endüstrisi gelecekte yapay ete yönelmeye başlayacak. Hatta böylece hayvan öldürme zorunluluğu gündemden kalkmış olacaktır! Günümüzde işlenmiş ete bile karşı olan insanlar gelecekte yapay ete alışmakta epey zorlanacaktır!

İlgili Belgeler:
Gıdalarda Nitrat ve Nitrit
BESİNLER İLE NİTROZAMİNLERİN İNHİBİSYONU
DSÖ: Günde 50 gram kırmızı et kanser riskini yüzde 17 arttırıyor
WHO: Salam, sosis gibi işlenmiş etler kanser yapıyor
Sodyum nitrat – Vikipedi
İşlenmiş et - Vikipedi
Et Üretimini Yeniden Keşfetmek – Konferans

Bunlar da İlginizi Çekebilir:
Cep Telefonlarının Sağlığa Etkileri
Mikrodalga Fırınlar Kanser Yapar mı?
Nükleer Santraller



18 Eylül 2023 Pazartesi

Kanser için Sonunda Aşı Geliştirildi - Haber

Çok uzun zamandır çözümsüz bir hastalıktı. Ümit kırıcıydı. Kanser olan insanlar ölümü beklemeye başlarlardı. Bu yüzden en korkutucu hastalık kanserdi. Ama beklenmedik bir çözüm bulundu.

Aşılar, vücutta bağışıklık sistemini uyaran belirli bir organizmanın (antijen) zayıflatılmış veya etkisizleştirilmiş kısımlarını içerir. Bu antijenler, vücutta gerçek bir enfeksiyon yokluğunda bağışıklık sistemini uyararak, gerçek bir enfeksiyon durumunda hastalığa karşı korunmak için antikor üretimini tetikler. Şimdi, bulaşıcı olmayan, bedenin kendi içinde olan mutasyonlu hücrelere karşı bile bağışıklık kazanılmasını sağlıyor. Bağışıklık sistemi artık kanser hücrelerini de tanıyabilecek şekilde eğitilebiliyor. MSK Kanser Merkezi pankreas kanseri cerrahı-bilim adamı Dr. Vinod Balachandran anlatıyor.


Balachandran, "Faz 1 denemesinden elde edilen kanıtlar doğru yolda olduğumuzu gösterdi: Bir mRNA aşısı, T hücrelerinin pankreas kanserlerini yabancı olarak tanımasını tetikleyebilir" diyor. "Ayrıca aşılar bu tür birçok T hücresini uyardı ve iki yıl sonrasına kadar hastalarda bu tür aşıların uyardığı T hücrelerini tespit etmeye devam ettik. Her aşıyı her hastanın tümörüne göre uyarlama stratejimizi destekledi. Hastalarımızdan Barbara Brigham 2021 yılında aşıyı yaptırdı ve durumu gayet iyi.

Burada Dr. Balachandran, bu yeni yaklaşımın en ölümcül kanserlerden birini tedavi etmek için nasıl geliştirildiğini açıklıyor; bu yaklaşım, COVID-19 aşısını oluşturan mRNA aşı teknolojisinin aynısını kullanıyor. Her şey laboratuvarında yaptığı bir keşifle ve COVID-19 salgınının ortasında Genentech ve BioNTech ile küresel bir işbirliğiyle başladı.

Tümör hücreleri bölündüğünde genetik mutasyonların neden olduğu bu neoantijenleri biriktirirler. Pankreas kanseri olan kişilerin çoğunda bu neoantijenler bağışıklık hücreleri tarafından tespit edilmez, dolayısıyla bağışıklık sistemi tümör hücrelerini tehdit olarak algılamaz. Ancak çalışmamızda pankreas kanserinden kurtulanlarda neoantijenlerin farklı olduğunu gördük; dikkatlerden kaçmadılar. Aslında tümörleri T hücrelerine açarak T hücrelerinin onları tanımasını sağladılar.

Daha da çarpıcı olanı, bu neoantijenleri tanıyan T hücrelerinin, pankreas tümörlerinin ameliyatla alınmasından sonra bu nadir hastaların kanında 12 yıla kadar dolaştığını bulduk. T hücreleri neoantijenlerin bir tehdit olarak hafızasına sahipti. Bu, aşıların patojenlere karşı tetiklediği ve bazen insanları onlarca yıl koruyabilen hafızaya benzer.

Oldukça umut verici olduğunu düşündüğümüz yeni bir teknoloji olan mRNA aşılarıyla özellikle ilgilendik. Aşılar, vücudunuzdaki hücrelere bağışıklık tepkisini tetikleyecek bir protein yapmayı öğretmek için bir genetik kod parçası olan mRNA'yı kullanır.

Tesadüfen o sırada BioNTech kurucu ortağı ve CEO'su Uğur Şahin bize makalemizi okuduğunu ve fikirlerimizle ilgilendiğini belirten bir e-posta gönderdi. Kendisi ve ekibi, kişiselleştirilmiş neoantijen bazlı mRNA tedavileri üzerinde Genentech ile birlikte çalışıyordu. 2017 sonlarında BioNTech'in merkezinin bulunduğu Almanya'nın Mainz kentine uçtuk. Tabii ki BioNTech şu anda COVİD-19'a karşı aşı geliştirme çalışmalarıyla ünlü ancak o noktada hâlâ az bilinen bir şirketti. Uğur ve ekibiyle Mainz'da, Genentech'ten Ira Mellman'la da akşam yemeği yedik. Pankreas kanseri için mRNA aşılarının potansiyelini ve geliştirdikleri mRNA platformunun olası kullanımını tartıştık.

Bireye özel kanser aşısı tasarlamak karmaşıktır. Kanserler kendi hücrelerimizden kaynaklandığı için bağışıklık sisteminin kanser hücrelerindeki proteinleri yabancı olarak ayırt etmesi, virüs gibi patojenlerdeki proteinlerden çok daha zordur. Ancak kanser biyolojisi ve genom dizilimi alanındaki önemli ilerlemeler artık farkı ortaya koyabilecek aşıların tasarlanmasını mümkün kılıyor.

Çalışmalarımıza paralel olarak Dr. Şahin ve BioNTech kurucu ortağı Özlem Türeci gibi bilim adamlarının son yıllarda mRNA teknolojisinde yaptığı büyük keşifler, mRNA'nın tıpta kullanılmasının yolunu açtı. Hepimiz potansiyel konusunda iyimser hissettik ve ilerlemeye karar verdik.

Bir hastanın pankreas tümörü cerrahi olarak çıkarıldıktan sonra, en iyi neoantijen proteinlerini (bağışıklık sistemine en yabancı görünen proteinleri) üreten mutasyonları aramak için tümör genetik olarak dizilenir. Aşı, kişinin tümöründe bulunan bu proteinlere özel mRNA ile üretiliyor.

Kanser tedavisi için kişiselleştirilmiş aşılar yapma süreci, her aşının aynı olduğu ve büyük partiler halinde üretilebildiği bulaşıcı bir hastalık için koruyucu aşı yapmaktan daha karmaşıktır. Bireyselleştirilmiş bir terapötik mRNA kanser aşısı, her hastanın tümörüne göre uyarlanmalıdır. Bunu yapabilmek için tümörü çıkarmak ve numuneyi Almanya'daki BioNTech'e göndermek üzere çok karmaşık bir kanser ameliyatı yapmamız gerekti. Tümörün dizisini çıkarıp aşıyı hazırlıyorlar ve aşıyı daha sonra New York'a gönderiyorlar.

Aşı kişinin kan dolaşımına enjekte edilir. Dendritik hücreler adı verilen bağışıklık hücrelerinin neoantijen proteinlerini yapmasına neden olur. Dendritik hücreler ayrıca, T hücreleri de dahil olmak üzere bağışıklık sisteminin geri kalanını, aynı proteinleri eksprese eden tümör hücrelerini tanıması ve onlara saldırması için eğitir. T hücreleri bu proteinleri taşıyan hücreleri yok etmek için yüksek alarma geçtiğinde, kanserin geri dönme şansı daha düşük olabilir.

Önemli Çıkarımlar:

  • Pankreas kanseri olan bazı kişiler tanı konulduktan sonra uzun yıllar hayatta kalıyor.

  • Bu hastalarda bağışıklık sistemi kanserin geri dönmesini engelliyor.

  • Bu konsepte dayanan haberci RNA aşısı, başka bir immünoterapi türüyle birlikte test ediliyor.

  • İlk sonuçlar, aşının bağışıklık sistemi üzerinde istenen etkiyi yarattığını gösteriyor.

Makalenin Tamamı: Yeni mRNA Pankreas Kanseri Aşısı Denemesi Umut Verici Sonuçların Ardından Sonraki Aşamaya Başlıyor

17 Eylül 2018 Pazartesi

Belgeselden: Gen Düzenlemesi ile Kanseri Yenmek, Tasarım Bebekler


Bedendeki bozuk genli hücreler düzeltilebilir. CRISPR gen düzenlemesi sayesinde Akciğer Kanseri ve Lösemi artık ortadan kaldırılabilir. Diğer kanser türleri de bu yöntemle, akyuvarların tanıması sağlanarak ortadan kaldırılabilir. Yaşlılık belirtileri, bozuk genli hücrelerin gün geçtikçe birikmesiyle ortaya çıkıyor. Bu yöntemle bozuk genli hücreler düzeltilerek, sağlıklı bir yaşlılık sağlanabilir.

Tasarım Bebekler - Teknoloji

Eyvah! Modifiye genli bebekler. Genetik düzenlemeyle, tasarlanmış bebekler mümkün oluyor! Genetik ayrımcılık oluşabilir. Genetik olarak zengin ve fakir ayrımı ortaya çıkacak. Bu fakirle zengin arasındaki uçurumu daha da büyütecektir. Yeni bir kast sistemi oluşacak. Zenginler, bebeklerini üstün kılacağını düşündükleri embriyoları satın alacak. Genetik kast sistemi oluşacak!
Yani... Hemen böyle bir histeri oluşuyor.

Bugün tasarlanmış bebeklere izin verileceğini sanmıyorum. Ama çok uzak olmayan gelecekte sıradan bir olay haline gelecektir. Bunun ayrımcılık olacağını varsayalım. Eşler birbirine aşık olur. Belki farkında olunmayabilir. Aslında eşin genlerini seçiyordur. Çünkü çocuğun da benzer özelliklere sahip olma olasılığı vardır. Bebeğin boy uzunluğunu, saç rengini belirleyen genleri seçiyordur. Elbette elinden iş gelen erkeği seçerek, hayat karşısında daha dayanıklı bebeklere sahip olabilir. Zeki olduğunu düşündüğü kişiye aşık olur. Böylece bebeği zeki yapabilecek beyinle ilgili genleri seçmiştir. En azından bebeğin zeki olmaya eğilim olasılığını arttırmıştır. Elde edebileceği adaylar arasında, mümkün olduğunca zengin bir eşi, diğer alternatiflere tercih etmesi daha yüksek olasılıktır. Böylece bebeğe daha iyi bir ortam sağlayabilir. Daha iyi bir eğitim alması için daha iyi imkanların sağlanabileceğini umar. Aşk makenizması, bu anlamda, işe yarayacak insana doğru işler zaten, farkında olunmasa bile. :-) Ayrımcılık vardı zaten. Ama görüldüğü gibi, bu seçimlere, doğal değil diyemiyoruz. :-) Ortalama insan, bebeğin nasıl olacağına göre eş seçer. Amaç iyi genlerdir. Gelecekte ise, o bebeğin genlerini daha bilinçli belirliyor olacaklar, sadece. Asıl amaç değişmeyecektir yani. :-)

“İnsan germ hattı mühendisliğinin engellenemeyeceğini düşünüyorum. İnsan üremesinde gen düzenleme teknolojisinin kullanılmasını kontrol edecek veya düzenleyecek, kökten etkili bir yol yok. Türümüz, özellikle de bu teknolojilere erişimi olanlar, pozitif algılanan özellikleri iyileştirmeden ve hastalık riskini azaltmadan veya yavrularda negatif algılanan özellikleri yok etmeden durmayacak. Soru olur mu olmaz mı sorusundan ziyade; ne zaman olur sorusu. Şu an istenilen özelliklere sahip hücreler preimplantasyon (tüp bebekte, yerleştirme, tutturma öncesi) seçimiyle başarılı bir şekilde ayrılıyor. Bu teknolojilerin etkinliği ve yapılan değişikliklerle doğanlara karşılık, beklenmeyen sonuçlarla doğacak olanların yüzdesi sorulabilir. Kamudaki, teknik becerilerdeki artış ya da hastalıkların yokluğu algısı, genom düzenleme hizmetlerine halkın küresel boyutta ilgisini arttıracaktır. Kesin klinik verilerin yokluğuna rağmen, dünyaya yayılmış kliniklerde, kök hücre terapilerinin pıtrak gibi çoğalmasına bakmak gerekir.” (1)

“Asilomar-tipi bir konferans ya da eşdeğeri sadece daha iyi hissedilmesini sağlayacaktır. İnsan genomu, genotip-fenotip ilişkisi hakkında bildiklerimizi arttırarak ve böylece değişiklikler yapmanın sonuçlarına ulaşarak, daha akıllıca kararlar verebiliriz. Bu süreç gelene kadar, insan genom düzenlemesi rasgele insan deneyleri olarak düşünülmelidir. Kaçınılmazı, türümüzün yararına devam etmemizi sağlayacak bilgi ve bilgeliği toplamak için zaman kazanmak için olabildiği kadar uzun süre boyunca ötelemeliyiz.” (2)

“Açıklamanın provoke edici olmasının tek nedeni, genomlarımızı yaşam sonuçlarını değiştirmeye yönelik bir adım daha atmış görünmesidir. Dikkat çekmeye ve açık halk diyaloğuna devam etmemiz gerekiyor, bu yüzden bu heyecan verici bilimin bizi nereye götürdüğü konusunda hepimiz net. Henüz insan embriyolarını düzenlemeye hazır olduğumuzu düşünmüyorum. Bilimsel topluluğun, bu kodu yeniden yazmaya başlamadan önce tüm genom dizilimini yaşam yazılımımız olarak çok daha eksiksiz bir şekilde anlamaya odaklanması gerektiğini düşünüyorum.” (3)

Böyle anlatıyor J. Craig Venter alıntılarda. Acele edilmeyecektir. Önce iyice öğrenilecektir. Ve gelecekte uygulaması olacaktır. Tasarlanmış bebekler olacak diye CRISPR gen düzenleme yöntemi geliştirilmesin mi! Belki kanser tarihe karışacak. Hatta yaşlılık belirtilerini azaltacak. Tüp bebek yöntemi de ilk geliştirildiği yıllarda kabullenilmekte zorlanılmıştı. Hatta kalp nakli ilk kez başarıldığında bile Tanrıyı oynuyorlar denilmişti. Ama sonra insanlar alıştı. Gen düzenleme yönteminin yasaklandığını varsayalım. Ama başka bir ülke bundan etkilenmeyecektir. Elbette, bir ülkede bu yöntem geliştirilmeye davam eder. Yasaklayan ülke, sadece, 10 yıl sonra, bilimde geri kaldığını fark eder. Üzülür.

Dipnot:
1 - Biliminsanları tartışıyor: CRISPR ve insana genetik müdahalenin etik, toplumsal, yasal boyutları
2 - Biliminsanları tartışıyor: CRISPR ve insana genetik müdahalenin etik, toplumsal, yasal boyutları
3 - Craig Venter: İnsan Embriyolarını Düzenlemeye Henüz Hazır Değiliz