otomasyon etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
otomasyon etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2 Kasım 2023 Perşembe

Üretimde Oluşacak Bolluk – Teknoloji

Robotların gelişiminden korkan insanlar vardır. “Gelecekte isyan çıkarırlar. Yönetimi ele geçirirler.” şeklinde düşünürler. Peki makinelerin yükselişinin insanlığa gerçekten olumsuz etkisi mi olacaktır. Yoksa beklenmedik katkıları mı olacaktır!

Yapay zekâ ve diğer teknolojiler dördüncü sanayi devrimini gerçekleştirirken temiz enerji devrimi de gerçekleşmek üzere. Bu, iklim değişikliği krizine çözüm getirirken, diğer yandan enerji maliyetlerini de ciddi ölçüde düşürecek. Güneş, rüzgâr ve pil teknolojilerinde sağlanan ilerlemelerle 2041 yılına kadar dünyanın enerji altyapısını tekrar inşa edecek duruma geliyoruz.
Enerji maliyetleri düşünce su, hammadde, üretim, bilgi işlem, lojistik ve büyük enerji girdisiyle üretilen her şeyin maliyeti de azalacaktır. Aynı zamanda üretimde arzı sınırlı veya zararlı maddeler (petrol, mineraller ve bazı kimyasallar) yerine doğada bolca bulunan düşük maliyetli yapıtaşları (foton, moleküller, silikon) kullanılacak.”

Halen Peter Diamandis’in “maddesizleşme” olarak adlandırdığı bir dönemde yaşıyoruz: pek çok fiziksel ürünün işini cep telefonları gibi yazılım ve platform ürünleri gördükçe bu fiziksel ürünler demode oluyor, tarihe karışıyor. En yakın örnekler, radyo, fotoğraf makinesi, harita ve bağımsız GPS sistemleri, kayıt cihazları ve ansiklopediler olarak sayılabilir. Maddesizleşme hızı arttıkça eskiden pahalı olan ürünler neredeyse bedava hale gelir.”
(Maddesizleşmeye bir örnek de şudur: Kitapların üretimi gittikçe ucuzlayacaktır. Çünkü kağıt yerine elektronik kitapları tercih edenler yavaş yavaş artacaktır.)

Dördüncü Bölümde “Temassız Aşk” adlı hikâyede sentetik biyolojinin ilaç keşfi ve gen tedavisi (CRISPR) alanındaki gücünden bahsetmiştik ve bunun sağlık hizmetlerinin maliyetini düşüreceğini, tedavi etkinliğini artıracağını ve insanların yaşam süresini uzatacağını ileri sürmüştük.”

Sentetik biyoloji gıda sektöründe devrim yaratabilir. Et, hayvan kaynaklı başlangıç hücreleri kullanılarak laboratuvarda aynı protein ve yağ profilini ve tadı içerecek şekilde üretilebilir. Bu dönüştürücü teknoloji hayvanlara ve gezegene zarar vermeden “gerçek” et üretilmesini sağlayacaktır. Gelecekte gıdalar geçmişte tattıklarımızla sınırlı olmayacak. Moleküler düzeyde çalışan bilim insanları, mevcut gıdaları bire bir taklit eden gıdaları üretirken aynı zamanda tamamen yeni gıda ürünleri de yaratacaklar. Bu yeni formüller veri tabanlarına yüklenerek gıda maddeleri artık yazılım veya emtia haline gelen donanım gibi çok düşük maliyetli olarak büyük miktarlarda üretilebilecektir.
Çoğu sebze ve meyve, aslında gerçek otomasyonla teçhiz edilmiş fabrikalar olan dikey çiftliklerde üretilecek ve ölçek ekonomisine ulaşılması sayesinde maliyetler de düşecektir. Sonunda bu çiftliklerin ana maliyet unsuru elektrik, su ve gübreden ibaret olacaktır. Yukarıda bahsettiğimiz gibi, elektrik ve su neredeyse bedava olacak. Sentetik biyoloji, bitkilerin ihtiyaç duyduğu nitrojenin bakteriler tarafından üretilmesini sağlayabilir ve böylece zehirli kimyasal gübre kullanımına son verilir.
Sentetik biyoloji aynı zamanda lastik, kozmetik, koku, moda, kumaş, plastik ve “yeşil” kimyasallar yaratabilir. Plastikleri eritebilir, çevreyi kirleticilerden temizleyebilir. Sentetik biyoloji pek çok sektörü daha sürdürülebilir hale getirerek dönüştürecek, toplam maliyetleri de ciddi ölçüde azaltacaktır.”

Önceki bölümlerde anlattığımız gibi, robotlarla yapay zekâ çoğu ürünün üretimini, dağıtımını, tasarımını ve pazarlamasını devralacak. Otonom araçlar bizi istediğimiz yere çok ucuza götürecek ve bizler de otomobil almak zorunda kalmayarak tasarruf etmiş olacağız (“Kutsal Sürücü”). Yapay zekâ hizmet robotları ev işlerini en iyi yardımcıdan daha iyi yapacak (“Temassız Aşk”). Yapay zekâ beyaz yakalı ve mavi yakalı bütün rutin iş ve görevleri devralacak (“İş Kurtarıcı”). Yapay zekâ 7/24 sürekli çalışır, şikâyet etmez ve kendisine herhangi bir ücret ödenmez. Yapay zekâ böylece ürün fiyatlarını hammadde ve malzeme maliyetinin biraz üzerine kadar indirebilecektir.”

Robotlar kendi kendilerini üretebilecek, tamir edebilecek, hatta bir ölçüde tasarlayabilecek. 3D baskı makineleri, Star Trek’teki çoğaltıcıya giderek daha çok benzeyecek ve takma diş ve protez gibi özel veya sofistike ürünleri minimum maliyetle üretebilecek.”

Evler ve apartmanlar yapay zekâ tarafından tasarlanacak ve robotlar tarafından prefabrike modüllerin Lego parçaları gibi bir araya getirilmesiyle inşa edilecek, böylece inşaat maliyetleri ciddi ölçüde düşecek. Robo-otobüs, robo-taksi ve robo-mobilet gibi otonom toplu taşıma araçları bizi ihtiyaç duyduğumuz anda gelip alacak ve istediğimiz yere götürecek. Böylece durakta beklememiz gerekmeyecek.”

Eğer bolluk konusunda şüpheciyseniz, bunun günümüzde bile ekonominin bazı kısımlarında gerçekleştiğini görebilirsiniz. Bugün ayda yaklaşık yirmi dolar ödeyerek her an istediğimiz cihazdan istediğimiz kadar müzik dinleyebiliyor, film seyredebiliyoruz. Zengin bir elektronik ve sesli kitap koleksiyonundan düşük bir maliyetle yararlanabiliyoruz. Haberleri bedava okuyabiliyor ve seyredebiliyoruz. Hisse senedi alım satım komisyonu neredeyse sıfır. Bir zamanlar yapay olarak kıt ve pahalı hale getirilen değerli bilgilere çevrimiçi olarak erişebiliyoruz.”

“Peki, gıda ve ev gibi “gerçek” şeyler için ne diyebiliriz? 2020 yılında ABD’de 218 milyar dolar değerinde gıda maddesi çöpe atıldı. Oysa ABD’de açlığı önlemenin maliyeti yılda 25 milyar dolar olarak hesaplanmıştı. ABD’de evsizlerin sayısının beş katı kadar oturulmayan boş ev var. Bu bakımdan ABD’de 2021 yılı itibariyle gıda ve barınma açısından bolluğa teorik olarak erişmiş durumdayız. Bu kazanımları ve dengesizliği beş yüz yıl önceki insanlara anlatmaya çalıştığınızı düşünün. William Gibson’un dediği gibi, “Gelecek geldi bile; yalnız henüz pek eşit dağıtılmış değil”.”

Bolluk konusunda Star Trek muhteşem bir vizyon ortaya koyar. Manu Saadia, Trekonomics adlı kitabında Star Trek ekonomi modelini tarif ediyor. Bu model en iyi Kaptan Picard’ın, “İnsanlar artık bir şeyleri biriktirme takıntısından kurtuldular. Açlığı, yokluğu ve mal mülke duyulan ihtiyacı ortadan kaldırdık” sözünde özetlenir. Star Trek: The Next Generation filmi ise yirmi dördüncü yüzyılda geçer. Burada çoğaltıcı sayesinde her şey üretilebiliyor ve çalışmaya ve ticarete gerek kalmıyor. Bu ihtiyaçlar ortadan kalktığı için para ve işgücü de gereksiz hale geliyor. Çalışma tercihe bağlı ve gönüllü oluyor; insanlar Maslow hiyerarşisinin basamaklarında yükseldikçe ve kendi potansiyellerine erişmek için yaşadıkça sosyal statü ve saygınlık yeni para birimi haline geliyor. Yeni dünyalar keşfederek ve bilgi birikimine katkıda bulunarak potansiyellerini gerçekleştiren Enterprise mürettebatı bu insanlardandır.
Bence Trekonomics kitabında bahsedilen ekonomik düzene benzer bir yapı çok uzun vadede gerçekleşebilir. Bunun için yeni bir toplumsal sözleşme ve iş, para, gaye, şirketlerin ve kurumların rolü gibi kavramların yeniden tanımlanması gerekecektir. Bu yeni sistem, Adam Smith’in teorisinde belirtilen dengeyi tutturacak şekilde tasarlanmalıdır: Eğer insanlar kendi çıkarlarının peşinde koşarlarsa erdemli bir döngü kurulacak ve herkes daha iyi duruma gelecektir.
Star Trek, erişilmesi üç yüz yıl süren muhteşem bir hedefi ortaya koyuyor ama buraya nasıl ulaşıldığını anlatmıyor. “Bolluk Hayali” adlı hikâye ise böyle bir evrim için makul bir yol çiziyor ve merkezine de para kavramını oturtuyor.”

Yuval Noah Harari, Yirmi Birinci Yüzyıl için 21 Ders adlı kitabında şöyle diyor: “İnsan toplumu binlerce yıldan beri birbirimize anlattığımız ‘hikâyeler’ üzerine kuruludur. Bizler pek çok yabancıyla işbirliği yapabilen tek memeli türüz çünkü sadece biz kurgu hikâyeler yaratabilir, bunu etrafa yayabilir ve milyonlarca kişinin bunlara inanmasını sağlayabiliriz.” Profesör Harari devam ediyor: “Para, insanlar tarafından keşfedilip anlatılan en başarılı hikâyedir çünkü bu herkesin inandığı tek hikâyedir.” Para, insan toplumunun M.Ö. 5000 yılından beri önemli bir unsurudur. Her şey bedava hale geldiği için para ortadan kalkarsa, toplumun pek çok temel dayanağı onunla birlikte çökecektir.
Para değer koruyucu, hesap birimi ve alışveriş aracıdır. Bundan daha da önemlisi, yüzyıllardan beri bize güvenliğimiz ve bekamız için para biriktirmenin gerekli olduğu öğretildi. Para, bize saygınlık kadar kibir ve gösteriş getiren bir statü sembolü haline geldi. Para kazanma arzumuz genellikle tatmin edilemez ve açgözlülüğe dönüşür ama aynı zamanda bize bir gaye duygusu verir. Diğer bir deyişle, para Maslow hiyerarşisinin kritik bir unsurudur ve binlerce yıldır anlatılan hikâye sonucunda duygusal etkisi de içimize derinlemesine işlemiştir. Para bir gecede ortadan kaldırılacak bir şey değildir; adım adım ilerleyen çok uzun vadeli bir planlama gereklidir.”

Bolluk durumuna doğru giden dünyamızda herkesin “gereksizler sınıfı”na katılacağını söyleyemeyeceğimiz gibi herkesin potansiyeline erişmeye çalışacağını da iddia edemeyiz. Ekonomik modeller kıtlık ve para kavramlarının ötesine geçtikçe insanların sevgi, aidiyet, itibar ve potansiyeline ulaşma gibi ihtiyaçlarını karşılayacak şekilde yeniden yaratılmalıdır. Abraham Maslow şöyle demişti: “Kişinin tek başarısızlığı, potansiyeline ulaşamamasıdır.” Gelecekteki ekonomik modelimizin kapsayıcı ve ilham verici olmasını ve böylece mümkün olduğunca çok sayıda insanı Maslow hiyerarşisinde üst basamaklara taşımasını umuyoruz.”

“Birincisi, bolluğa ulaşmak finansal düzenin toptan yenilenmesini gerektiriyor. Ülkelerin merkez bankaları ve borsaları gibi tüm finansal kurumlarının yeniden yaratılması veya değiştirilmesi gerekir. Kıtlığın ortadan kalkması, fiyatların düşmesine, piyasaların çökmesine neden olarak deflasyonist bir ortam yaratır. Yirmi birinci yüzyılda yaşadığımız iki büyük finansal krizin de ortaya koyduğu gibi finansal sistemimiz oldukça kırılgan. Felaket getiren bir finansal krizi önlemek için fiyatların düşmesinin yaratacağı deflasyonu idare etmek, bedava mal ve hizmetleri dağıtmak ve mevcut ekonomik modelden farklı bir modele geçmek gibi yapılması gerekenlerin boyutu ve derinliği muazzamdır.
İkinci sistemik problem şirketlerin kıtlığın bittiğini kabul etmemeleridir. Geçmişte üretim maliyetleri düştüğünde dev şirketler hemen ürün fiyatlarını düşürmezler ve yapay bir kıtlık yaratarak kârlarını artırmaya çalışırlardı. Bu, yüzyıllardan beri böyle süregelmiştir. Zengin elmas yataklarının keşfi fiyatları düşürmedi; tersine De Beers tekeli her yıl sınırlı miktarda üretim yaparak yapay bir kıtlık yarattı ve elmasın aşkı temsil ettiği fikriyle beyinlerimizi yıkadı. Moda sektörü eski tasarımların demode, hatta utanç verici olduğuna inanmamızı ister ki biz de giyebileceğimizden çok daha fazla kıyafet satın alalım. Moda şirketleri ellerinde kalan stokları da yok ederler. Sıradan bir Amerikalı 2017 yılında altmış sekiz parça kıyafet satın almış ve aynı yıl Burberry de 40 milyon dolarlık malını yok etmiş. Microsoft’un Windows programının aynı sürüm içindeki kopyaları üretmesinin maliyeti sıfır olduğu halde bu işletim sisteminin farklı edisyonları 139 dolarla 309 dolar arasında satılıyor. 139 dolarlık versiyon ile 309 dolarlık versiyon arasında pek fark yok ama bu şekilde 309 dolarlık ürün için yapay kıtlık yaratılıyor.”
(De Beers, 20. yüzyılın başlarından itibaren elmas ticaretinde hakimiyet kurmuş bir şirkettir. Ancak, son yıllarda sentetik elmasların üretimi ve satışı arttıkça, De Beers'in elmas pazarındaki hakimiyeti azalmıştır. Laboratuvarda üretilen elmasın yüksek kalite ve düşük maliyetiyle yarışamayan De Beers, elmas fiyatlarını %40'ın üzerinde düşürmek zorunda kalmıştır.)
(Windows Home, ev kullanıcıları veya oyun tutkunları için tasarlanmıştır ve 109 Dolar’dır. Diğer yandan, Windows Pro for Workstations sürümü, daha hızlı ve daha güçlü bir işletim sistemi gerektiren işletmeler veya kuruluşlar için tasarlanmıştır ve 309 Dolar’dır. Bu sürüm, daha hızlı dosya paylaşımı, daha büyük bellek kapasitesi ve daha yüksek işlemci sayısı gibi özellikler sunar.)

“Son olarak, bolluk durumuna geçiş, başarılı bir toplumsal revizyonu gerektiriyor. Bu kitapta bahsedilen tüm değişiklikler daha önce yaşanmamış düzeyde yıkıma neden olacak: yapay zekâ yüzünden işini kaybeden işçilerin mutsuzluğu, bolluk çağına geçişi yönetmeye çalışan hükümetlerin durumu, varlıklarının eridiğine şahit olan zenginlerin hali ve mallar artık kıt olmadığı halde fiyatları düşürmeye yanaşmayan şirketler. Eğer bu sarsıntılar sosyal rahatsızlık ve karmaşa, sınıflar arası kutuplaşma ve hatta devrimlere neden olursa, gelecek için tahmin yapmak iyice güçleşir.”

Bu durumda pes mi etmeliyiz?
Ben kesinlikle hayır diyorum! Bolluk çağına erişme fırsatı insanlığı ciddi bir sınava sokuyor: Sihirli gibi görünen teknolojilerin birleşmesiyle hemen her şeyi neredeyse bedavaya üretebileceksek, o zaman paramızı harcayacak bir şey olmayacağına göre servet biriktirmekte ısrarcı olmanın anlamı ne? Herkes için yeterli kaynaklar mevcut olduğu halde fakirliği niçin görmezden geliyoruz? Bu soruların cevapları açık. İnsanın açgözlülüğüne değil, insanın ihtiyaçlarına hizmet eden bir ekonomik model geliştirmeliyiz. Çok büyük zorluklar ve şanssızlıklar söz konusu ama aynı zamanda benzeri görülmemiş ödüller de var. İnsanlığın gelişim potansiyeli hiç bu kadar yüksek olmamıştı ama başarısızlığın bedeli de hiç bu kadar ağır olmamıştı.”
(Gelecekte çok daha fazla ürünü robotlar ve 3 boyutlu yazıcılar üretecektir. Dolayısıyla ürünlerin fiyatları ucuzlayacaktır. Fakirler daha fazla ürüne erişebilecektir. Daha kaliteli bir hayat süreceklerdir. Temel ihtiyaçları karşılamak sorun olmayacaktır. Ama gelecekte yeni pahalı ürünler piyasaya çıkmaya devam edecektir. Mesela uzaya çıkma hizmetleri verilmeye başlanabilir. Mars'ta oteller kurulmaya başlanabilir. Zenginler uzaya turistik gezi yapmak isteyebilir. Geçmişte nasıl Amerika'ya yerleşen insanlar olduysa, gelecekte Mars'a yerleşmeye başlayan insanlar olabilir. Orada teknoloji sayesinde yaşanabilir konforlu ortamlar kurulmaya başlanabilir. Orta sınıfın oraları görmek gibi hayalleri olmayacaktır. Ama zenginlerin ellerindeki parayla oraları da görme imkanları olacaktır. Yani para biriktirmek anlamını kaybetmeyecektir.)

Alıntılar: Yapay Zeka 2041 - Geleceğimiz İçin On Vizyon / Kai-Fu Lee

16 Ekim 2023 Pazartesi

Otonom Araçlar - Teknoloji

(Yazıda geçen “Seviye 5” nitelemesi, insan müdahalesi gerekmeden tamamen kendi kendine giden otonom araçları tanımlamaktadır.)

Seviye 5’in önündeki en büyük engel, yapay zekânın çeşitli senaryolarda “gerçek sürücülük” örnekleri üzerinden muazzam bir veri birikimiyle eğitilmesi ihtiyacıdır. Buna karşılık, bu türden senaryoların sayısı ve bunlardaki değişkenlik çok yüksektir. Günümüzde, yollarda her yönde her türlü hava şartında hareket eden tüm cisimlerle ilgili bütün olasılıkları toparlamanın fizibl bir yolu yoktur.
Bu tür “uzun kuyruk” senaryolarını ele almanın bazı yöntemleri vardır. Yolda yavaş hareket eden yaşlılar, köpek yürütücüleri, yola fırlayan çocuklar gibi hayal edilebilecek her şeyi sanal olarak verilere ekleyerek artan ölçüde karmaşıklaşan verileri sentezleyebiliriz. Ayrıca temel sürücülük kurallarını programlayabiliriz. Örneğin, dörtlü kavşakla ilgili kuralları programlayarak yapay zekânın bunları yol verilerinden öğrenme ihtiyacını ortadan kaldırabiliriz. Bununla birlikte bu türden kurallar kesin çözüm değildir çünkü sentezlenen veriler gerçek veriler kadar iyi olamaz ve kurallar da birbirleriyle çelişebilir.
Seviye 5 ile ilgili en büyük zorluk, sürücülük tamamen yapay zekâya emanet edildiğinde, herhangi bir hatanın maliyetinin çok yüksek olabilmesidir. Amazon’un yapay zekâsı doğru ürünü tavsiye etmediğinde bu o kadar önemli sonuç doğurmaz. Ama eğer otonom araç bir hata yaparsa, bu insan hayatına mal olabilir.
Bu zorluklar nedeniyle çoğu uzman Seviye 5’e ulaşılmasının yirmi yıldan daha uzun süre alacağını düşünüyor. Ama bu gelişim sürecini şu varsayımı sorgulayarak hızlandırabiliriz: Seviye 5 şehirleri ve yolları olduğu gibi kabul etmek zorunda. Bunun yerine eğer biz yollara sensörler ve kablosuz iletişim araçları yerleştirerek “artırılmış yollar ve şehirler” kurarsak ve böylece yoldan otonom araca doğrudan tehlike uyarısı veya aracın şeritten çıktığı gibi sinyaller giderse, nasıl olur? Yeni kurulan şehirleri tasarlarken şehir merkezini iki katlı yapsak (bir kat otomobiller, diğer kat yayalar için) ve böylece araçların yayalara çarpmasını önlesek? Şehirlerin ulaşım altyapısını, yayaların otonom araçların kullandığı yollara girmesini önleyici şekilde yeniden inşa etsek, Seviye 5 araçların emniyetini ciddi ölçüde artırmış oluruz ve böylece daha erken kullanıma girmelerini sağlayabiliriz.”

“Yapay zekâ tarafından kullanılan Seviye 5 otonom araçlar insan sürücülere kıyasla daha güvenli olsa da doğal afet veya terörist faaliyetler gibi GPS’in kullanılmasını imkânsız hale getiren ve yapay zekânın kafasını karıştırabilen sorunların yaşanması hâlâ mümkündür. Bu senaryolarda en iyi çözüm, bağımsız kokpitlerde çalışan uzman insan sürücülerin araca uzaktan bağlanarak idareyi devralmasıdır. Otonom aracın çok sayıdaki kamerasından alınan görüntüleri artırılmış gerçeklik (AR) ile kokpitteki panoramik ekranlara yansıtabiliriz. Yedek sürücünün hareketleri (direksiyonu döndürmek gibi) kaydedilir ve otonom araca gönderilir.”

Çoğu araç kendi kendine park etme ve Tesla’nın akıllı çağırma özelliği gibi Seviye 1-3 özelliklere sahip olarak satılmaktadır. Bundan sonraki aşama nispeten kolay tahmin edilebilir ortamlarda otonom araçların kullanılması olacaktır; örneğin, şehir otoyollarında kamyonların kullanılması veya havaalanıyla yakındaki oteller arası gibi yarı-sabit güzergâhlarda çalışan servis otobüsleri gibi. Bütün bu uygulamalar daha fazla veri toplayacak, yapay zekâ algoritmalarını iyileştirecek, “sürprizleri” azaltacak ve Seviye 5’in yavaş yavaş gelmesi için sağlam temeller inşa edecektir.”

“Seviye 5 otonom araçlar yollara çıktığında ulaşımda bir devrim yaşanacak: gerektiğinde çağırabileceğiniz ve sizi gitmek istediğiniz yere çok daha düşük maliyetle, daha rahat ve güvenli bir şekilde götürebilecek araçlar.
Örneğin, ajandanız bir saat içinde şirket dışında bir toplantıya gitmeniz gerektiğini gösteriyorsa, Uber veya Lyft gibi bir otonom araç çağırma servisi yola çıkmaya hazır olduğunuz anda aracınızın sizi almaya hazır olmasını sağlayabilir. Uber’in yapay zekâ algoritmaları, otonom araç filosunu buna kısa süre içinde ihtiyaç duyacak insanların bulunduğu yere yakın konumda tutabilir (örneğin, bitmek üzere olan bir konser için). Araçların rotaları, kullanıcıların bekleme zamanlarını ve Uber otonom araçların boş kaldığı toplam süreyi en aza indirecek şekilde optimize edilebilir ve aynı zamanda aracın pilinin de dolu tutulması sağlanır. İnsan sürücünün aradan çıkmasıyla tam otomatik ve yapay zekâ tarafından yönetilen filo daha verimli kullanılacaktır çünkü insanlara bağlı belirsizlikler bertaraf edilmiş olacaktır.
“Paylaşılan yolculuklar”ın otonom hale gelmesiyle maliyetleri de azalacaktır çünkü mevcut durumda yol ücretinin yüzde 75’i sürücüye gitmektedir. Maliyetlerdeki bu düşüş ulaşım ücretlerini ciddi ölçüde düşürecek, hatta insanları kendi otomobillerini satmaya bile teşvik edebilecektir.”

Bu satırları okurken emniyet konusunu düşündüğünüzü tahmin ediyorum. Deneyimli bir insan sürücü, on bin saatlik sürüş tecrübesine sahip olabilir ama otonom araç trilyon saatlik deneyime sahip olacaktır çünkü o her bir araçtan öğrenir ve hiç unutmaz! Dolayısıyla, uzun vadede otonom aracın çok daha güvenilir olmasını bekleyebiliriz.
Peki ama otonom araçlar kısa vadede nasıl bir performans gösterecek? Hükümetler otonom araçların yaygınlaşmasına ancak “bunların insanlardan daha güvenli olması” durumunda izin verecektir. Trafik kazalarında bugün her yıl 1,35 milyon insan ölüyor. O yüzden yapay zekâ teknolojileri en az insan sürücüler kadar güvenli olduklarını kanıtladıkları takdirde piyasaya sürülebilir.”

(Otonom araçlar zamanla daha güvenli olacaktır. Ama trafikte her zaman en iyi kararı verebileceği merak konusudur. Her türlü yolda iyi karar verebilmek için Yapay Genel Zekanın gerekip gerekmediği kuşkuludur. Eğer YGZ gerekiyorsa, otonom araçların geliştirilmesi uzun bir zaman alacaktır. Diyelim yolun bir kısmı yıkılmış olsun veya yeniden yapılıyor olsun. Yolun kenarlarının nereleri olduğunu, yolun nerelerinde bozukluklar olduğunu, yolun neresinden gitmenin daha uygun olduğunu anlamak için Yapay Genel Zekadan daha alt bir seviyedeki yapay zeka yetersiz kalabilir. Gerçi insanlar da bu tür şeylerle karşılaştığında her zaman en doğru kararı veremiyorlar.)

Ortalama bir Amerikalı haftada sekiz buçuk saat otomobil kullanır. Geleceğin otonom araçlar dünyasında bu sekiz buçuk saat kazanılmış olacaktır. Otonom araçların iç düzenleri çalışmaya, iletişime, oyuna ve hatta uyumaya daha uygun hale getirilecektir. Araçlarda genellikle bir veya iki kişi yolculuk ettiği için internet veya mobil uygulamalarla çağrılan otonom araçlar da daha küçük boyutlu araçlar olarak tasarlanabilir. Yine de tek kişilik bir araçta bile, yatan koltuk, yiyecek ve içecekler için buzdolabı ve büyük bir ekrana sahip olunabilir.”

“Otomasyon oranları yükseldikçe, otomobiller birbirleriyle anında, doğru bir şekilde ve kolayca iletişim kuracaktır. Örneğin, lastiği patlamış bir araç civarındaki diğer araçları yaklaşmamaları konusunda uyarabilir. Ayrıca, aracın biri diğerini geçerken hareket rotasını bildirebilir ve böylece bu iki araç birbirlerine çok yaklaşsalar bile çarpışmazlar. Veya çok acelesi olan yolcunun bulunduğu araç, diğerlerinden yavaşlamasını rica edip bir ödeme karşılığında kendisine geçiş üstünlüğü vermelerini talep edebilir. Bu tür iyileştirmeler yapay zekâ sürücülerin ağır bastığı bir altyapı oluşturarak bunun zamanla insan sürücüler için güvensiz veya yasak hale gelmesine bile neden olabilir. İnsanların araç kullanımı, bir süre sonra “alkol ve madde etkisi altında araç kullanımı”na benzer şekilde değerlendirilerek otoyol ve şehir merkezlerinden başlamak üzere halka açık yollarda yasaklanabilir. Bu durumda otomobil kullanmayı sevenler, günümüzde binicilik sporunu hobi olarak sürdürenler gibi, eğlence veya spor için ayrılan özel alanlarda bu zevklerini yaşayabilirler.”

Otonom araçlar, elektrikli otomobiller ve internet/mobil uygulamalardan araç çağırma uygulamaları birlikte olgunlaştıkça, otomobil satın alanların sayısı giderek azalacak, ailelerin aylık masrafları düşecek, otomobiller tarafından işgal edilen otoparklar daha faydalı kullanımlar için yeniden düzenlenecek ve internetten çağrılan otonom araçlar haftanın her günü ve günün her saati bulunabileceği için bireysel araçların sayısı önemli ölçüde azalacaktır. Bütün bu değişim unsurları bir araya geldiğinde trafik yoğunluğu, fosil yakıt tüketimi ve hava kirliliği de azalacaktır.”

Günümüzde 3,8 milyon kişiden fazla Amerikalı kamyon veya taksi şoförlüğüyle hayatını kazanıyor. Daha da fazla sayıda insan yarı zamanlı Uber/Lyft, kuryelik, taşımacılık ve depoculuk gibi işler yapıyor. Bu işlerin çoğu zamanla yapay zekâ tarafından yapılır hale gelecek. Diğer geleneksel mesleklerin yeniden düzenlenmesi de sarsıntılara yol açacak. Otomobillerin teknik servisi mekanik tamirattan daha çok elektronik ve yazılım uzmanlığı gerektirecek. Benzin istasyonları, otomobil galerileri ve otoparklarla buralarda çalışanların sayısı da ciddi ölçüde azalacak. Atlı arabadan otomobillere geçişte çoğu insanın hayatının temelden değişmesi gibi otonom araçlara geçiş sürecinde de hayatın kuralları yeniden yazılacaktır.”

SEVİYE 5’E ULAŞILMASINI ENGELLEYEBİLECEK TEKNOLOJİ DIŞI KONULAR

“Otonom araçların bazı çok ağır etik kararlar vermesini gerektirecek şartlar oluşabilir. Bunların arasında en iyi bilinen etik ikileme “tramvay problemi” adı verilir: harekete geçip A kişisini öldürmek mi yoksa harekete geçmeyip B ve C kişilerinin ölümüne sebep olmak mı? Eğer cevabın çok açık olduğunu düşünüyorsanız bile, A kişisinin bir çocuk olduğunu düşünün bir de? Ya da A kişisi sizin çocuğunuz ise? Ya da araç sizin ise ve A kişisi sizin çocuğunuz ise?
Günümüzde insan sürücüler ölümlü kazaya sebep olduklarında davranışlarının ne kadar yerinde olduğunu inceleyip sonuçlara karar veren bir yasal yargı süreci izlenir. Peki eğer yapay zekâ ölümlü kazaya sebep olursa, nasıl bir yol izlenecek? Yapay zekâ kendi karar verme sürecini insanların anlayabileceği ve ahlaki olarak hak verebileceği bir şekilde açıklayabilir mi? Yapay zekâ veriler üzerinden eğitildiği ve yapay zekânın cevapları insanların anlaması için ciddi ölçüde basitleştirilmesi gereken karmaşık matematiksel denklemlerden oluştuğu için “açıklanabilir yapay zekâ”ya ulaşmak zordur. Bazı yapay zekâ kararları insanlara çok aptalca gelebilir (çünkü yapay zekânın sağduyusu yoktur). Aynı şekilde insanların aldığı bazı kararlar da yapay zekâya aptalca gelebilir (insanlar içkili veya yorgun olabilir).”

“Şimdi de en temel soruya gelelim: Bir makinenin insan hayatına zarar verebilecek kararlar vermesine izin vermeli miyiz? Eğer buna hayır cevabı verirsek, otonom araçlarla ilgili hayallere de son vermemiz gerekir.”

“Diğer bir husus da eğer otonom aracın karıştığı bir kazada insanlar ölürse, bunun hesabını vermekten kim sorumlu olacak? Otomobilin üreticisi mi? Yapay zekâ algoritmasının sağlayıcısı mı? Algoritmayı yazan mühendis mi? Yedek insan sürücü mü? Bununla ilgili kesin bir cevap henüz verilemedi ama yetkililerin yakında bir karar vermesi gerekiyor çünkü tarihten biliyoruz ki ancak sorumluluk sınırları belli olduğunda bunun etrafında bir ekosistem kurulabilir (Örneğin, kredi kartıyla yapılan işlemlerde yaşanabilecek dolandırıcılıktan kredi kartı şirketleri sorumludur; banka, mağaza veya kredi kartı sahibi değil. Bu sorumluluk tanımı, kredi kartı şirketlerinin karşı taraftan komisyon almasını ve bu gelirle dolandırıcılığı önleyici sistemler kurmasını sağladı ve böylece kredi kartı ekosistemi gelişti.)
Diyelim ki yazılım şirketi mesul tutuldu ve söz konusu ölümlü kazaya sebebiyet veren yazılımı Waymo üretmişti. Ölen kişinin ailesi Waymo şirketinin ana ortağı Alphabet’e ne kadarlık dava açabilir? Alphabet’in nakit mevcudu 100 milyar doların üzerinde. Bu ambu­lans peşinde koşan avukatların ölesiye yarışlarına yol açabilir! İnsanları güvenilir olmayan yazılımdan koruyan kanunlara ihtiyacımız var ama aynı zamanda yüksek cezaların teknolojik gelişimi engellemesini de istemeyiz.”

Alıntı: Yapay Zeka 2041 – Geleceğimiz İçin On Vizyon


16 Nisan 2023 Pazar

Atlar Günümüzde İşsiz Kaldı, Peki İnsanların Durumu Ne Olacak

Ülke ekonomilerini bir pasta olarak düşünürsek, dünya genelindeki teknolojik gelişmeler istisnasız tüm pastaların çok daha büyümesini sağlamıştır. Bu da artan gelirin, ekonominin bir alanında işsiz kalan çalışanlara yönelik talebin başka alanlarda artmasına ve başka işler bulmalarına olanak tanımıştır.

Gelecekte de hiç kuşkusuz, ekonomik pasta büyümeye, gelirler her zamankinden fazla gelmeye, ürünlere yönelik talep artmaya devam edecek. Ancak bu durumun, geçmişte olduğu gibi insanların emeklerine yönelik talebi artıracağından emin olamayız.
...

...1948’den günümüze İngiliz imalat sektörünü ele alalım. İngiliz ekonomi pastasının bu kısmı da 20’nci yüzyılın ikinci yarısında büyümüştür. Bu durum ilk aşamada daha fazla kişiye istihdam yaratsa da 1970’lerin sonlarından itibaren istihdam düşmeye başlamıştır. Günümüzde sektör 1948’e oranla yüzde 150 daha fazla üretim yaptığı halde, bu üretim için yüzde 60 daha az çalışana ihtiyaç duyuyor. Burada da imalat sektörü ürünleri harcamaları arttığı halde, yeni teknolojilerin yaygınlaşmasıyla birlikte bunları üretecek insanlara yönelik talep azalmıştır.
...

Gelecekte insanların muhtemelen farklı istek ve ihtiyaçları olacağı, hatta günümüzde hayal bile edemediğimiz şeyleri talep edecekleri doğrudur. (Steve Jobs’un ifadesiyle “tüketiciler biz onlara gösterene dek ne istediklerini bilmez”.) Ancak bu durumun insan emeğine yönelik talebi artırması şart değildir.
...

Ekonomik yaşamın en yeni kısımlarına baktığımızda bu durumun ortaya çıkmakta olduğu kaygısına kapılabiliriz. 1964’te ABD’nin en değerli şirketi 758.611 çalışanı bulunan AT&T’ydi. 2018’e gelindiğinde sadece 132.000 çalışanı olan Apple, 2019’da ise tahtı Apple’dan devralan 131.000 çalışana sahip Microsoft en değerli şirket olmuştu. (1960’larda bu şirketlerin ikisi de yoktu.)
...

Önde gelen iki iktisatçı, Daron Acemoğlu ve Pascual Restrepo’ya göre, değişen pasta etkisinin bu versiyonu Wassily Leontief’in çalışma hayatının geleceğine yönelik karamsarlığına verilebilecek en etkili yanıttır. Hatırlarsanız, Leontief “atların başına gelenin insanların da başına geleceğini” iddia ediyordu: Traktörler ve arabaların atları işsiz bırakması gibi, yeni teknolojiler de insanları işsiz bırakacaktı.

Acemoğlu ve Restrepo insanlarla atlar arasında, Leontief’in bugüne dek neden yanıldığını açıklayan önemli bir fark olduğunu savunur. İkili, teknolojik gelişimin üretim biçimlerini dönüştürmesinin “yeni ve daha karmaşık” görevlere yönelik talebi artırdığını söyler. İnsanlar, atların aksine, bu tür faaliyetlere uygundur. Bu nedenle de Leontief’in atlarla insanları aynı kefeye koyması doğru değildir. Ekonomi değiştikçe, işinden olan insanlar iş değiştirebilir ve bu işlerin gerektirdiği karmaşık görevleri yerine getirebilir. Tam aksine, sadece arabaları çekebilen ve yük taşıyabilen atlar ise işsiz kaldıklarında ekonominin başka alanlarında çalışamaz.

İnsanların ekonomide yeni ortaya çıkabilecek görevleri yerine getirebilecek donanıma sahip olduğu varsayımı şu an için doğru olabilir. Ancak, geleceğe baktığımızda, bunun her zaman böyle olacağını kesin bir şekilde söyleyemeyiz. Teknolojik gelişim üretim şekillerini değiştirerek yapılması gereken yeni görevler ortaya çıkarabilir; ancak neden bu görevleri yerine getirmeye en uygun olanların insanlar olduğunu varsayıyoruz? Görev gaspı sürdükçe yeni ve karmaşık görevlerin giderek daha fazlasını makinelere bırakmak daha mantıklı hale gelmez mi?

Acemoğlu ve Restrepo bu soruya şaşırtıcı bir cevap verir. İkili, insanların makineler yüzünden işsiz kalması sonucunda işgücünün ucuzlayacağını söyler: İş arayanların sayısının artması maaşları aşağı çeker. Bu da şirketleri, azalan işgücünün maliyetinden yararlanmak üzere, insanların yerine getireceği görevler icat etmeye teşvik eder. İşte bu yüzden yeni görevleri yerine getirmeye en uygun adaylar insanlardır: Çünkü bu görevler insanlar düşünülerek yaratılır. Ustalıklı bir düşünce. Ancak doğru olması durumunda ortaya yeni bir bilmece çıkar: Bu mekanizmanın neden atlara bir faydası olmadı? İşsiz kalan atların maliyeti de ucuzlayacaktı. Neden makinelerden çok atlara uygun görevler yaratılmadı? Ucuz atlar neden işsiz kaldı?
...

Şu an için, insanların becerilerinin makinelere kıyasla çok etkileyici düzeyde olması nedeniyle, insanlardan yararlanmanın yeni yollarını bulacağımızı düşünmek cazip geliyor. Ancak makinelerin becerileri arttıkça, tıpkı günümüzdeki atlar gibi, gelecekteki insanlar ekonomik faaliyetlerin pek çok alanında makinelere kıyasla güçsüz hale gelmeye başlayacak. Bu nedenle yeni görevlerin giderek daha çoğu makineler tarafından yerine getirilecek. Böylece, değişen pasta etkisi bize değil, makinelere destek olacak.

Alıntılar: Çalışılmayan Bir Dünya


Bunlar da İlginizi Çekebilir:
Yapay Zeka İnsanları İşsiz Bırakacak mı – Teknoloji
Aklı Vücutta Olan Beyin - Zihin Felsefesi