Telefonlarımızda onlarca uygulama yüklü. Hepsini keyifle kullanıyoruz. İşimizi kolaylaştırıyorlar. O uygulamalar bazen güncelleniyorlar; arka planda yeni kodlar ekleniyor ve bazı kodları değiştiriliyor. Kullanışlılıkları artıyor. İşlerimizi daha da kolaylaştırıyorlar. Bizi mutlu ediyorlar! Artık bitkilerin de güncellenmesi sağlanabiliyor! Bitkilerin genlerinin değiştirilmesinin anlamı budur. Bu yöntemle bitkiler daha verimli daha dayanıklı hale getiriliyor. Hatta daha yararlı ve daha lezzetli olması bile sağlanabiliyor! Telefondaki uygulamaların güncellenmelerinden korkmadığımız gibi bitkilerin genlerinin değiştirilerek güncellenmesinden de çekinmemize gerek yoktur!☺
Not: Paragraflara parantez içinde ön bilgiler ve açıklamalar iliştirilmiştir.
***
Bu son kısım
önemlidir; tıpkı eşya bağımlılığımızı azaltmaya yardımcı
olduğu gibi, teknoloji kesinlikle diğer tüketim problemlerimizin
çözümünde de rol almalıdır. Çünkü gezegendeki birileri çok
tüketirken dünyada tek taraflı olarak vatandaşlarını daha az
tüketmeye zorlayabilecek özgür bir ülke yoktur. Her ne kadar
çıkarılacak yasalarla, iş dünyası daha az tüketmeye
cesaretlendirilebilirse de daha az tüketmeyi bireyler için çekici
ve kolay hâle getirmeliyiz.
Bu nedenle, daha sağlıklı
yiyecekler yetiştirmemize ve daha etkili bir şekilde nakletmemize
olanak sağlayan araştırmalara yatırım yapmalıyız. Ve lütfen
şu konuda hata yapmayalım; bu, doğal yapısında olmayan bir
özelliğin bitkiye işlendiği, genetiği değiştirilmiş ürünleri
de kabul etmeyi içerir. Bu özellikler böceklere direnç, kuraklığa
tolerans, A vitamini üretimi veya güneşin daha verimli
kullanılarak CO₂ şekere dönüştürülmesi olabilir. GDO'lu
besinler kesinlikle geleceğimizin beslenmesinde önemli bir yer
tutacak. Daha verimli bitkilerle, sadece ABD'nin orta batısında
yetişen bitkilerle şimdikinden 200 milyon daha fazla insanı
besleyebiliriz.
(Ön Açıklama: Genetiği değiştirilmiş bitkiler doğal değildir.
Bu doğru. Peki doğal bitkiler gerçekten seviliyor mu! Örneğin
yabani mısır doğaldır. Markette gördüğümüz o iştah açıcı
koçanlardan epey farklıdır. Aslında mısırın orijinal hali olan
teosinte, sert kabuklu ve tadı pek de iyi sayılmayan cılız bir
bitkiydi. İnsanlar binlerce yıl önce bu yabani mısırları
tarlalarına ekmeye başladılar. Sonraki yıllarda, içlerinden tadı
biraz daha güzel olanların tohumlarını seçip tekrar ektiler. Bu
döngü nesiller boyu, binlerce yıl devam etti. Her seferinde daha
tatlı, daha yumuşak olanlar elenerek bugünkü mısırlar elde
edildi. Aslında insanlar farkında değillerdi ama tohumları
sürekli eleyerek mısır üzerinde devasa bir genetik seçilim
uygulamış oldular. Mısırın genlerini kendi damak tatlarına göre
yönlendirmiş oldular! Markette gördüğümüz mısırlar
bunlardır. Elbette bu durum sadece mısırla sınırlı değil;
sofranızdaki diğer pek çok bitkinin genleri de benzer şekilde
binlerce yılda değiştirildi. Kısacası, insanlık farkında
olmadan bitkilerin genetiğiyle zaten hep oynuyordu. Günümüz
teknolojisi ise atalarımızın binlerce yılda yapabildiği bu köklü
değişiklikleri, daha bilinçli olarak sadece birkaç günde
yapabilmeyi sağlıyor!)
Bu ürünler
"doğal olmayan" nitelikte oldukları için kötü bir
şöhrete sahiplerdir ancak bu görüşe sahip olan birçok insan,
doğal olduğunu düşündüğümüz gıdaların çoğunun zaten
önemli bir genetik manipülasyona tabi tutulduğunun farkında
değiller. Markette gördüğünüz mısır koçanları, modern
mısırın köken aldığı yabani bitkiye hiç benzemez. 9.000 yıl
boyunca, teosinte olarak bilinen parmak uzunluğundaki çim, bitkinin
genomunda belirgin değişiklik oluşturup daha büyük koçanlar ve
daha dolgun, yumuşak, şekerli tanelere sahip, daha çok sıra elde
etmek için tarımsal olarak toprağa işlendi. Yemeye doyamadığımız
elmalar, vahşi atalarına biraz daha fazla benzerlik gösterir.
Ancak bu atalardan birini bulana aşk olsun, gezegenden neredeyse
silindiler. Diyetlerimiz için büyük bir kayıp değil çünkü
modern elmaların en büyük genetik akrabası olan Malus sylvestris,
neredeyse yenmez durumda.
(Bitkilerin genleri
değiştirilerek daha dayanıklı hale getiriliyor. Bu bitkiler
özellikle küresel ısınmaya karşı daha dirençliler! Doğal olan bitkiler ise küresel ısınma sonucu yok olacaklar.)
2016'da ABD Ulusal
Bilimler Akademisi, genetiği değiştirilmiş ürünlerle ilgili
yayınladığı kapsamlı bir raporda, küresel ısınmanın
geleneksel çiftlik ürünlerini tehdit ettiği bir durumda,
laboratuvarda modifiye edilmiş bitkilerin gezegenin artan insan
popülasyonunu beslemek için hayati önem taşıyabileceğini
belirtti. Ve son yirmi-otuz yıldaki sayısız başka rapor kamuoyu
endişelerini gidermek için yeterli olmadığından, raporun
yazarları, Akademi'nin GDO'lu ürünler ile ilgili, hem insan
tüketimi hem de çevre için güvenli olduğu konusunda görüşünü
bir kez daha teyit ettiler.
Şüpheci olmak yanlış değil
ancak binlerce çalışmanın sonucu olan kanıtlara kulak
tıkayamazsınız. İklim değişikliğinin bir tehdit olduğuna
inanıyorsanız, GDO'ların öyle olduğunu söyleyemezsiniz çünkü
GDO'ların güvenli olduğuna dair kanıtlar, iklim değişikliğinin
meydana geldiğine dair kanıtlardan daha güçlüdür.
(GDO’lar
güvenlidir ve verimlidir. Daha çok insanı doyurabilir!)
Dünya Sağlık
Örgütü, Amerikan Bilimde İlerleme Derneği ve Amerikan Tıp
Derneği de DSÖ'nün belirttiği, "Bu tür gıdaların, genel
nüfus tarafından tüketilmesi sonucunda insan sağlığı üzerinde
hiçbir etki gözlenmemiştir", ibaresini teyit ettiler. Dahası
bu yiyecekler, dünyamızda zaten açlık çeken milyarlarca insanı
ve önümüzdeki yıllarda dünyamıza katılacak ilave milyarlarca
insanı besleme zorluğunun üstesinden gelmek için hayati bir öneme
sahip olabilirler.
(Çok sayıda
fakir insan A vitaminine ulaşamadıkları için ölüyor. Bitkilerin
genleri değiştirilerek daha yararlı olması sağlanabilir. A
vitamini sağlayan GDO’lar artık üretilebiliyor! Adı - Golden Rice -
Altın Pirinç! Rengi de altın gibi sarı.)
Dünyayı şimdi
ve gelecekte beslemek istiyorsak güvenli yeni teknolojileri
benimsememiz gerekiyor. UNICEF'e göre, fakir ailelerin tamamen
güvenli mahsuller aracılığı ile diyetlerine daha fazla A
vitamini almaları durumunda her yıl iki milyona yakın ölüm
önlenebilir. A vitamini takviyeleri gerektiği kadar etkili değil.
2015 ve 2016 arasında, en yüksek çocuk ölüm oranlarına sahip
beş ülkede, A vitamini takviye kapsamı yarıdan fazla
düştü.
Yüzden fazla Nobel Ödülü sahibi tarafından
imzalanan açık bir mektup, hükümetleri genetiği değiştirilmiş
organizmaları onaylamaya davet etti. "Bunu bir 'insanlık suçu'
kabul etmeden önce dünyada kaç fakir insan ölmeli?" diye
yazdılar. Bir milyar insanı daha besleyici gıdalarla
besleyebiliriz. İklim değişikliği nedeniyle başka seçeneğimiz
kalmayabilir.
(Tarlada et yetiştirmeyi hayal edebiliyor musunuz! Bu çok garip
geliyor değil mi. Ama bu başarıldı. Bir bitki mahsul olarak et
verecek şekilde genleri yeniden düzenlenebildi! Bu bitkiler
hayvanlardan çok daha verimli şekilde et sağlayabiliyorlar.
Üstelik bu tasarlanmış bitkiler sayesinde hayvanların da canları
kurtulmuş olacaktır!)
Kesim
hayvanlarından elde ettiğimiz et ürünlerinin muazzam çevresel
maliyetlerini çekmeyecek şekilde küresel protein talebini nasıl
karşılayacağımızı bulmak zorundayız. Bize neredeyse ete yakın
ürünler veren, "kanayan bitki leghemoglobin" %99 daha az
suya ve %93 daha az toprağa ihtiyaç duyuyor ve %90 daha az sera
gazı ile üretiliyor. Gezegenimizi daha fazla bozmadan, lezzetli
proteine olan iştahımızı beslemek istiyorsak son zamanlarda çok
yaygınlaşan bu yenilikleri desteklememiz gerekecek.
(Yeni CRISPR
teknolojisi sayesinde, dışarıdan hiçbir yabancı DNA eklemeden,
bitkinin kendi genleri üzerinde hatasız düzenlemeler
yapılabiliyor. Bu yöntemle bitkileri daha dayanıklı ve verimli
hale getirmek, artık sadece bir kod düzeltmesi kadar kolay bir
işlem!)
Hiç şüphe yok ki
bu yüzyılın en büyük teknolojik gelişmelerden biri, 2012'de
hassas, programlanabilir "genom düzenlemesi"nin keşfi
olmuştur. Diğer birçok buluşta olduğu gibi, düzinelerce parlak
insan öncülüğünü yapsa da İsveç'teki Moleküler Enfeksiyon
Tıbbı Laboratuvarı'nda çalışan Emmanuel Charpentier ve UC
Berkeley'den Jennifer Doudna, RNA tabanlı "GPS" veya
"kılavuz"a sahip bakteriyel Cas9 proteininin bir DNA kesme
enzimi olduğu konusundaki olağanüstü keşifleriyle en büyük
şöhreti hak ettiler. Ertesi yıl, her ikisi de Boston'da bulunan
MIT'ten Feng Zhang ve Harvard'dan George Church, sistemin insan
hücrelerini düzenlemek için kullanılabileceğini kanıtladı.
Onlar da ünlüler kervanına katıldılar ve çok değerli bazı
patentlerin sahibi oldular. Bu keşfin haberi, laboratuvarımda hızla
yayıldı. Gerçek olamayacak kadar iyi görünüyordu ama
gerçekti.
Bu teknoloji, Cas9'un doğal DNA hedefi olan,
"Düzenli Aralıklarla Kümelenmiş Kısa Palindromik Tekrarlar"
anlamına gelen kelimelerin baş harflerinden oluşmuş, konuşma
dilinde CRISPR olarak bilinir. Cas9 ve şimdilerde diğer
bakterilerden elde edilen düzinelerce diğer DNA düzenleme enzimi,
herhangi bir yabancı DNA kullanmaksızın bitki genlerini hatasız
bir şekilde değiştirebilir. Doğal şekilde meydana gelen
değişikliklerin tam olarak aynılarını yaratabilir. CRISPR,
yasaklanmamış bir işlem olan, tohumları radyasyonla bombalamaktan
çok daha "doğaldır".
(Avrupa Birliği
CRISPR yöntemiyle oluşturulan GDO’ları yasakladı. Amaçları
kendi çiftçilerini korumaktı! ABD şirketlerinin patentli bitkilerinin Avrupa’da
yayılmasından korktular; ABD’nin ticari üstünlük sağlamasını
istemiyorlardı. Ama aslında çiftçilerini bu verimli, dayanıklı ve yararlı bitkilerden mahrum etmiş oldular!)
Bu nedenle,
2018'de Avrupa Birliği Adalet Divanı'nın aldığı karar ABD için
çok beklenmedikti. Mahkeme, CRISPR yapımı gıdaların, küçük
ölçekli çiftçiliğin çıkarlarını savunan Fransız tarım
birliği Confédération Paysanne ve diğer sekiz grubun lehine
yasaklanmasına karar verdi.
Bu karar, bilime meydan
okuyor. Avrupa'nın küresel ısınmayla daha iyi başa çıkmasını
sağlamak yolunda, çevresel yükü hafifletebilecek, yoksulların
sağlık düzeylerini iyileştirebilecek sağlıklı yiyecekleri
yasaklıyor. Karar ayrıca, gelişmekte olan ülkeleri, insanlarının
yaşamları ve toprakları üzerinde son derece olumlu etkisi
olabilecek CRISPR ile modifiye edilmiş mahsullerden uzak
tutuyor.
Karar metni, bunun tüketicileri GDO'nun
tehlikelerinden korumaya yönelik bir karar olmadığını açıkça
ortaya koyuyor. Karar, ABD patentli ürünlerin AB'ye girmesini
önlemeye yönelik küresel bir ticaret savaşının parçasıdır.
ABD Tarım Bakanı Sonny Perdue'nun tepkisi, cevabında çok açık
belli oluyordu: "Hükümet politikaları, gereksiz engeller
yaratmadan veya yeni teknolojileri haksız yere damgalamadan bilimsel
yeniliği teşvik etmelidir. Ne yazık ki, bu haftanın AAD kararı
bu anlamda bir gerilemedir. Çünkü dar bir bakış açısıyla,
yeni genom düzenleme yöntemlerinin, Avrupa Birliği'nin genetiği
değiştirilmiş organizmaları yöneten geri kalmış ve
güncelliğini yitirmiş düzenlemelerine uygun olmasını şart
koşmaktadır."
Elbette uluslar geçim kaynakları tehdit
altında olduğunda çiftçilerine destek olmalıdır ancak bunu
yapmanın başka yolları da var. Ticaret kısıtlamalarını haklı
çıkarmak için "tehlikeli bilim" örtüsünü kullanmak,
başta buna en çok ihtiyaç duyanlar olmak üzere gezegendeki herkes
için inciticidir.
Alıntı: Yaşam Döngüsü: Yaşlanmanın Sebepleri ve Nasıl Önlenebileceği Üzerine Devrim Yaratan Bir Teori - David A. Sinclair

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder