Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Bitkilerimizi Güncellemeye Hazır mısınız! - Bilim

  Telefonlarımızda onlarca uygulama yüklü. Hepsini keyifle kullanıyoruz. İşimizi kolaylaştırıyorlar. O uygulamalar bazen güncelleniyorlar; arka planda yeni kodlar ekleniyor ve bazı kodları değiştiriliyor. Kullanışlılıkları artıyor. İşlerimizi daha da kolaylaştırıyorlar. Bizi mutlu ediyorlar! Artık bitkilerin de güncellenmesi sağlanabiliyor! Bitkilerin genlerinin değiştirilmesinin anlamı budur; oluşma kodları yeniden düzenlenir. Bu yöntemle bitkiler daha verimli daha dayanıklı hale getiriliyor. Hatta daha faydalı ve daha lezzetli olması bile sağlanabiliyor! Telefondaki uygulamaların güncellenmelerinden korkmadığımız gibi bitkilerin genlerinin değiştirilerek güncellenmesinden de çekinmemize gerek yoktur! ☺ Not: Paragraflara parantez içinde ön bilgiler ve açıklamalar iliştirilmiştir. *** Bu son kısım önemlidir; tıpkı eşya bağımlılığımızı azaltmaya yardımcı olduğu gibi, teknoloji kesinlikle diğer tüketim problemlerimizin çözümünde de rol almalıdır. Çünkü gezegendeki birileri çok t...

Sahne: Tesla Havası

Dinesh bir Tesla sipariş etmiştir. Yeşil devrimin parçasıdır artık. :-) Bertram: ...Araba 100 Dolar mıydı yoksa daha mı fazlaydı. :-) Dinesh: Önemli olan para değil. Ben arkadaşım, artık yeşil devrimin parçasıyım. Bertram: Öyle mi! Elektriğin büyük kısmı hâlâ gaz santrali ve kömürlü baca fabrikalarından geliyor. Yani elektriğin nereden geldiğini bilmiyor musun! Dinesh: Hayır. :-) Bertram: Hı hı. :-) Dinesh: Baksana ne kadar parlak. Bu arada elektriğin büyük kısmının kömür ve gaz santrallerinden geldiğini vurguluyor; Kirli santrallerden. Ama nükleer santralleri dahil etmiyor. Temiz enerji kaynaklarından biri olduğu için olabilir mi acaba! :-)

Sahne: Panik Olmak

Şirketteki ekip büyümüştür. Yani Richard'ın sorumluluğu artmıştır. Ve panik olur. :-) Donald: ...Gidip onlara önderlik etmelisin, ilham almak istiyorlar senden. Richard: Ben ilham veremem. Ben bir kodlayıcıyım. Şuraya bak, Yeni İnternet. İşte ilham. Al O'nu kullan. :-) Donald: Richard, bu sadece bir fikir. İnsanlar bir fikri değil, bir lideri takip etmek ister. Yeni bir internet yaratan en son adama bak. Al Gore. Fikirleri harikaydı. Ama narkoleptik bir çifrlik sahibi gibi konuşuyordu. Ve başkanlığı çakma bir kovboya kaptırdı. :-) Şimdi kıyamet pornosu çekiyor... :-) Demek istediğim tutkuyla ilerlemelisin! Kafana koyduğun zaman tanıdığım en karizmatik insana dönüşüyorsun.

Sahne: Uygulamayı Eğitmek

Jian Yang bir yemek sınıflandırıcı geliştirir. Çekilen resimdeki yemeği tanımaktadır. Bu uygulama örneğin bir çevrim içi yemek şirketinin oldukça işine yarayabilir. Şirkettekiler hemen hayallere kapılır. Jian Yang'e övgü düzerler. Zengin olacaklardır artık. :-) Ama daha 2. resimde hayal kırıklığına uğrarlar. Bu sefer hemen Jian Yang'i saçma sapan şeylerle uğraşmakla suçlarlar. :-) Aslında uygulamanın sadece eğitilmesi gereklidir. Yapay sinir ağı temellidir. İnternetten binlerce yemek fotoğrafı yüklenip tanıtılmalıdır. Sonunda her yemeği tanıyabilecek birikime sahip olacaktır. Tıpkı insanın beyninin bir şeyi daha iyi anlayabilmek için alıştırma yapması gibi. Elbette şirkette kimse, bu tekrarlı tekdüze işle uğraşmak istemez. Neyse, sonunda işi Stanford'da öğrencilere yaptırmak isterler. Ama işler bekledikleri gibi gelişmez. :-) Öğrenci: Fikriniz çok basitti. Bir toplantı esnasında odada aklınıza gelmiş gibiydi sanki. Öğrenci2: Coleman Blair'den Garrett...

Sahne: Facebook'u Kurmak

Edvardo Saverin, Mark Zuckerberg'in en iyi arkadaşıydı. Facebook'u birilikte kurmuşlardı. Edvardo Facebook'un tek yatırımcısıydı, en başta. Facebook'un kullanıcı sayısı artmıştır. Edvardo artık reklam almak istemektedir. Edvardo: Siteyi paraya çevirme zamanı geldi dedim. Mark Zuckerberg: Ne demek bu? E: Sitenin bize para kazandırma zamanı geldi diyorum. MZ: Kelime anlamını biliyorum, ben nasıl yapılacağını sordum. E: Reklamla. MZ: Hayır! E: Bir düşünsene 4000 tane üyemiz var. MZ: Bu Facebook basit olduğundan. Meşrubat satışı için açılan popuplara boğarsak bu özelliğini kaybeder. E: Aslında aklımdan geçen tam olarak meşrubat değildi, ama neden olmasın ki, ben de şirketin mali işler müdürü olarak... MZ: Daha ne olduğunu bile bilmiyoruz. Ne olduğunu bilmiyoruz. Ne olabileceğini bilmiyoruz. Ne olacağını bilmiyoruz ki. Sadece iyi fikir. Bu da vazgeçemeğim paha biçilmez birşey! Facebook, Harvard Üniversitesi'nde epey yayılınca, ik...

Sahne: Kara Delikten Kaçılabilir mi!

Kara delikten hiç bir şey kaçamaz. Yaklaşan her şeyi emer, ışık da dahil. Bu yüzden karadırlar. Böyle biliniyordu. Stephen Hawking de böyle düşünüyordu. Teorileri bunun üzerine kuruluydu. Hawking, kara delikten hiç bir şeyin kaçamayacağını kanıtlamaya çalışıyordu. Kara deliğin kütlesi daima artmalıydı. Uğraştıkça başka bir şey fark etti. Hawking kendini haksız çıkardı: Kara delikler de aslında küçülebilir. Bu kara deliğin yavaş yavaş buharlaşacağı anlamına gelir, demek ki sonunda o kadar da kara değil. Stephen Hawking bu keşfini sunmaktadır: Stephen Hawking: Burada bazı parçacıkların bir kara delikten kaçabileceğini tahmin etmemizi mümkün kılıyor. Yani kara delikler aslında hiç de kara değiller. Parlıyorlar, ısı radyasyonuyla! Işı enerjisinin yayılması kara deliklerin kütle kaybetmesine yol açıyor. Ve sonunda olağanüstü bir patlamayla ortadan kayboluyorlar! Profesör Karetnikov: Affedersiniz ... adım... Adım Profesör Karetnikov. Sovyet Bilim Akademisi'nden geliyorum. Bil...

Sohbet: Bilime Meraklı Olmak

Lisesinde bilim kulübünü kurmuş. Kahramanları sporcu, müzikçi değil Kaptan Cousteau gibi insanlarmış. Titanik filmini çekerken defalarca okyanusta Titanik'e inmişti. National Geographic için belgesel yapıyor. Su altı kaşifliği yapıyor. Hatta mühendislerle birlikte tasarladığı Deepsea Challenger denizaltıyla okyanusun en dibine inmeyi başarmış. James Cameron bilime beklenenden daha meraklı görünüyor. James Cameron: Lisemdeki bilim kulübünü ben kurmuştum. Neil deGrasse Tyson: Vay canına. JC: Sınıfımdaki en cüsseli çocuğun matematik ödevlerini yaparak korumam yapana kadar devamlı hırpalanıp dururdum. NdT: Aa, işte bu kadar. JC: Sonrasında, “Şuradaki çocuğu görüyor musun. Bitir onun işini.” NdT: “Bitir işini.” JC: Evet. NdT: Yani inek öğrenciydin. JC: Kesinlikle inektim. Bilim insanları ve astronotlara hayrandım. Terminatör fikrini de lisedeki yaşadıklarından esinlendi belki de. Seni huzursuz edenlerden sakınacak ve senden bir şey beklemeyecek cüsseli bir robot. Güzel fant...

Sebastian Thrun ve Chris Anderson: Kendini programlayan yeni nesil bilgisayarlar

Google'da Sürücüsüz Araç ekibini kuran Sebastian Thrun ile sohbet. “Yakın zamanda Google'nin kazandığı AlphaGo çok iyi bir örnek. Normalde, oyun oynamada, tüm kuralları oturup yazardınız ama AlphaGo konusunda, sistem bir milyon oyunu inceledi ve kendi kurallarını üreterek Go dünya şampiyonunu yendi. Bu heyecan verici bir şey çünkü böylece yazılım mühendisi çok zeki olması gerektiği düşünmüyor ve yükü veriye yüklüyor.” “ST: Yani, çocukları nasıl yetiştirdiğinizi düşünün. İlk 18 yıl, çocuğa her olasılık için bir kural vererek özgür bırakayım da o da bu büyük programla yaşasın demezsiniz. Tökezlerler, düşerler, kalkarlar, yanağa veya popoya şaplak yerler ve olumlu bir deneyim yaşar, okulda iyi notlar alır ve olayları kendileri hallederler. Şimdi bilgisayarlarla da olan bu. Böylece bilgisayar programlama birden çok daha kolay bir hâl aldı. Artık düşünmemiz gerekmiyor. Sadece onlara yığınla veri veriyoruz.” “Ve burada ilginç olan şey, çok uzun zaman önc...