Ana içeriğe atla

Kayıtlar

Bitkilerimizi Güncellemeye Hazır mısınız! - Bilim

  Telefonlarımızda onlarca uygulama yüklü. Hepsini keyifle kullanıyoruz. İşimizi kolaylaştırıyorlar. O uygulamalar bazen güncelleniyorlar; arka planda yeni kodlar ekleniyor ve bazı kodları değiştiriliyor. Kullanışlılıkları artıyor. İşlerimizi daha da kolaylaştırıyorlar. Bizi mutlu ediyorlar! Artık bitkilerin de güncellenmesi sağlanabiliyor! Bitkilerin genlerinin değiştirilmesinin anlamı budur; oluşma kodları yeniden düzenlenir. Bu yöntemle bitkiler daha verimli daha dayanıklı hale getiriliyor. Hatta daha faydalı ve daha lezzetli olması bile sağlanabiliyor! Telefondaki uygulamaların güncellenmelerinden korkmadığımız gibi bitkilerin genlerinin değiştirilerek güncellenmesinden de çekinmemize gerek yoktur! ☺ Not: Paragraflara parantez içinde ön bilgiler ve açıklamalar iliştirilmiştir. *** Bu son kısım önemlidir; tıpkı eşya bağımlılığımızı azaltmaya yardımcı olduğu gibi, teknoloji kesinlikle diğer tüketim problemlerimizin çözümünde de rol almalıdır. Çünkü gezegendeki birileri çok t...

Sohbet: Zekilik

 Astrofizikçi  Neil deGrasse Tyson: ...Şempanzelerle DNA'mız %99 aynı. Bunu düşünüyor ve neler söylemeye eğilimliyiz diye soruyorum. O %1 nasıl da fark yaratıyor!... Bizim felsefemiz, sanatımız, Hubble Teleskobumuz var. (Gelişmiş aletler :-) ) Onlar da termit yuvasına sopa sokup termitleri çıkarabilirler. (Eften püften aletler :-) ) Şunu bir hayal edin: Şempanzelerle akraba olan, bizden genetik anlamda %1 farklılığı olan uzaylılar geldi diyelim. Bizim en karmaşık düşüncelerimizin, o uzaylı topluluğu için eften püften meseleler olduğunu düşünün. ... Çünkü, insanları zeki olarak kim tanımlıyor. Biz tanımlıyoruz! (Daha tarafsız birileri değerlendirmedi henüz.:-)  ) Aramızda şempanzelerle olan genetik farkımız kadar fark olan uzaylılar bizi zeki olarak görür müydü peki! Düşünüyorum da...belki Dünya'yı çoktan ziyaret ettiler. Şöyle bir etrafa baktılar, ve yollarına devam ettiler. Çünkü burada zeki bir yaşam formu bulunmadığına emin oldular. :-) Onlara işaret ...

Sahne: Başarma Mecburiyeti

Einstein, Görelilik Teorisini tamamlamaya çalışmaktadır. Beklemediği bir rakip edinmiştir. Hem de kendi alanından bile değil; Bir matematikçi. Albert: Bana yardım etmek isteminize gerçekten çok sevindim. Hubert: Yardım etmek mi? Eee... Eğlenceli olurdu. Ama o fazla uzun sürer. Hayır, bunu kendi başıma çok daha çabuk çözerim. Albert: Kendi başınıza? Hubert: Profesör Einstein, fizik fizikçilere bırakılamayacak kadar karmaşıktır! Max (Planck): Albert keyfini kaçıran nedir? Albert: Önce O tamamlayacak. Max: Kendini şanslı saymalısın. Dünyadaki en büyük matematikçilerden birinin bir fizikçinin davasıyla meşgul olmaya karar vermesi her gün olan bir şey değil. Otur Albert. Lütfen... Albert: Görelelik, bugüne kadar aklıma gelen en büyük fikir. Söyler misiniz; Onu kendi başıma tamamlamak istemem çok mu yanlış! Max: Albert gerçekten akademik övgü için halka açık bir sidik yarışı mı başlatacaksın! Üstelik oğullarımız, benim oğullarım orada ger...

Alıntı: Endüstri Toplumu Kötüdür

Endüstri toplumu doğayı suistimal etti. Gitti fethetti. Sömürdü, Soykırım yaptı. Şimdi emisyon gazlarıyla havayı kirletmeye devam ediyor. Küresel ısınmaya neden oluyor. Ağaçları kesiyor. Ormanları yok ediyor. Hayvanların soylarının tükenmesine neden oluyor. Dünya'yı tüketiyor. Kendi varlığının altını oyuyor. Oysa endüstri öncesi toplumları ne kadar saf ve masum. Zararsızlar. Onlar bulundukları çevreye bağımlı olduklarından ona saygı duyarlar. Etkin çevre koruyucularıdır... Tamam. endüstri halklarının Dünya'ya kibar davranmadığı doğru. Peki hikayenin geri kalanı ne durumda? “Paskalya Adası ve onun yerleşimcileri, Hollandalı kaşif Jakob Roggeveen tarafından 1722'de "keşfedildiğinden" beri ada gizemli bir atmosfere bürünmüştü. Pasifik Okyanusu'nda, Şili'nin 3700 km batısında bulunan ada, dünyanın en yalıtılmış kara parçası olarak Henderson'u bile geçmektedir. 11 m uzunluğunda ve elli beş ton ağırlığındaki yüzlerce heykel, metal ve tekerle...

Dergi: Ölümsüzlük

 “Çalışma, vücudun, bölünme yeteneğini kaybetmiş yaşlı hücrelerden arındırılmasını temel alıyor. İnsan yaşlandıkça, hücrelerde DNA hasarı oluşuyor ve bu hasar, belli bir aşamadan sonra tamir edilemez hale geliyor. Bu aşamada hücreler ya kanserleşiyor, ya kendi kendini yok ediyor veya hücresel senesens (hücresel yaşlanma) adı verilen yarı faal duruma geçiyor.” “ Fakat son çalışma, ilk kez, yaşlı hücrelerin kaldırılmasıyla yaşlanmanın geciktirilmesinden ziyade, doğrudan tersine çevrilmesinin mümkün olabileceğine işaret ediyor. Çalışmada kullanılan peptid molekülü bu hücreleri hedef alıyor. Kimyasal dengeleri bozularak hücreler öldürülüyor. İlacı geliştiren Dr. Peter de Kaizer, BBC'ye "İnsanlar benim deli olduğumu söylediler. İlk üç denemede haklı çıktılar" dedi.” “Örneğin, yeni hücre yaratmak için bölünemeyecek durumda olan yaşlı hücreleri Foxo4-DRI bileşimi enjekte edilerek alınan farelerin daha uzun yaşadığı görüldü. İnsan yaşı olarak 100 yaşında sayılab...

Konferans: Garry Kasparov: Zeki makinelerden korkmayın. Onlarla birlikte çalışın.

Teknolojiden olabildiğince faydalanmak istiyorsak korkularımızla yüzleşmeliyiz ve insanlığımızı ortaya koymak istiyorsak bu korkulara galip gelmeliyiz, diyor Garry Kasparov. Tarihin en büyük satranç ustalarından biri olan Kasparov, 1997 yılında hafızalara kazınan bir satranç maçında IBM süper bilgisayarı Deep Blue'ya yenildi. Zeki makinelerin en büyük hayallerimizi gerçekleştirmemize yardım edeceğine dair gelecekle ilgili görüşlerini bizimle paylaşıyor. “Bu rekabetçi söylem bugün artık her yerde. Makinelere karşı yarıştayız. Kavga hatta savaş bile diyebilirsiniz buna. İşler ortadan kalkıyor. İnsanların yerini makineler alıyor, sanki insan kalmamış gibi. "Terminatör" ve "Matrix" gibi filmlerin artık gerçek olması yeter de artar bile. İnsan beyninin veya bedeninin bir bilgisayarla veya robotla eşit şartlarda kapışacağı çok az alan kaldı. Aslında, keşke bu kadar az olmasaydı.” “Bundan yalnızca 12 yıl sonra, canımı zor kurtardığım bir maçta tek bir bil...

Garry Kasparov'un TED Konferansının Hatırlattıkları

On sekizinci yüzyılın Avrupa'sını kasıp kavuran bir makine vardı. Satranç oynayan bir makine. Gösterilere çıkarılırdı. Rakiplerini zorlardı. İnsanları şaşırtırdı. Bu makine The Turk'tü! Oldukça gizemliydi. Neydi ki bu! İzleyiciler kanıtlayamıyordu. Ama bu ilginç makine göründüğünün aksine kendi kendine oynamıyordu. İçinde gizlenen bir satranç oyuncusunun yardımıyla oynuyordu. İzleyiciler, güzel bir gösteri izlemiş oluyorlardı. Kasparov, Deep Blue'ya gizlice talimat veren bir satranç oyuncusunun varlığından bahsetmişti. Deep Blue The Turk'e benzetilmişti. Game Over: Kasparov and the Machine belgeselinde de konudan bahseder. Aslında 1990'daki teknoloji böyle basit hileyi yapmaya yeterli olurdu. IBM hile yapmaya niyetli olsaydı bunu çok önce de yapabilirdi. 1997'ye kalmazdı. Hatta 1996'da da yenilmezdi Deep Blue. Sahi 1996'daki ilk maçta niçin böyle iddialar dile getirilmemişti. Aslında iyi gidiyorken, insan müdahalesi yüzünden yenilmiş olamaz mıydı, Deep...

Sahne: Mütevazilik

Sahne: Mütevazilik paylaşan: okanozcelik Max: Her Einstein. Max Lauva; Prusya akademisinde Max Planck için çalışıyorum; Tanıştığımıza çok... Patent Ofisi Yöneticisi: Galiba aradığınız kişi O. Saçını taratıp, kendine çeki düzen verdirmeye çalıştım. Ama adam umutsuz vaka. :-) Max: Albert Einstein. Görelilik ilkesinin yazarı... Albert: Görelilik ilkesinin yazarı Galileo; Ben sadece bir revizyon yaptım. Max: Çok mütevazisiniz. Marcel (arkadaşı): Kesinlikle öyle değil. :-) Max: Çoğu bilim insanının ömründe başardığından fazlasını başardınız. Bunu nasıl yaptınız!? Albert: Merakla herhalde... :-) Marcel: Bir de, fark edilmek istiyordu. :-) Albert: Işık kütle taşır! Max: Ama bu imkansız. Albert: Olabilir. Belki de Tanrı bütün bunlara kahkahalarla gülüyordur. :-) Bence bu kuram, enerjisi hayli kararsız olan elementler kullanılarak test edilebilir.